🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
🌊➰🧭 AKIŞ 🌊➰🧭
(öncesi: Bir Paradigma Eşiği)
Ben Işık Barış Fidaner, 1994-1998 arası Bornova Anadolu Lisesi’nde (BAL) okudum, geniş bahçeli bir okuldu, çoğu öğrenci Almancacıydı ama ben İngilizceciydim. BAL’ın İzmir Bornova’daki köklü, çok dilli yapısı bu yıllarda da belirgindi; okulun tarihçesi ve konumu açık kaynaklarda görülebilir (🔗). (tr.wikipedia.org)
İlkokul 1-2-3’ü TED Ankara Koleji’nde, ailem taşındıktan sonra 4-5’i İzmir Türk Koleji’nde (İTK) okudum. Dershaneler ve test kitaplarıyla Anadolu Liselerine Giriş Sınavı’na hazırlanırken annem-babam benimle şöyle bir konuşma yapmıştı: “İlkokul boyunca seni biz okuttuk, ama artık bizde para bitiyor, bundan sonra okuyacağın okulları bileğinin hakkıyla kazanman gerekiyor, yoksa düz (kötü) okullarda okumak zorunda kalacaksın.” Bu aktarım o dönemin Türkiye’sinde ortaöğretime geçişte merkezi sınavların baskın düzenini tam karşılar; TED Ankara Koleji’nin tarihsel profili (🔗) ve İTK’nın 1950’de Bahattin Tatış tarafından kurulmuş köklü yapısı (🔗) ile birlikte, 1990’larda LGS/OKS evrelerinin yerleştirme sürecindeki rolü bu bağlamı netleştirir (🔗). (Wikipedia)
TED’in bilgisayar dersinde BASIC öğrettikleri için yıllar sonra iş görüşmemde “İlk Hello World’ümü İlkokul 3’te yazdım” diyebildim, aynı derste MS-DOS oyunları oynayabiliyorduk, hatta hem sınıf hem bilgisayar öğretmeni Neslihan Ertem (Leisure Suit) Larry’nin nasıl oynandığını bile bize öğretmişti, velilerden çekinerek de olsa. Sonraki yıllarda PC! dergisinde yayınlanan “Barış ve Bilgisayar” yazılarında babamın bahsettiği kartondan bilgisayar maketini yaparak ilgimi dışavurmam üzerine aynı yıl Amiga 500 oyun bilgisayarı bana alındı. Amiga 500’ün 1987 çıkışlı, milyonlarca kullanıcıya ulaşmış bir ev bilgisayarı olarak 3.5″ disket ekosistemini yerleştirmesi, ilkokul çağındaki bu pratiğin teknik altyapısını oluşturdu (🔗). Leisure Suit Larry serisinin 1987’de başlayan ve yetişkin mizahıyla tanınan bir grafik macera klasiği oluşu da o ders ortamındaki “çekingen ama meraklı” tartışmalara zemin hazırlıyordu (🔗). (Wikipedia)
Yine İlkokul 3’te Amiga sonrasında şöyle bir olay oldu: Yılbaşında öğretmen çocukları eşleştiriyordu ve çocuklar birbirine hediye alıyorlardı ama ben eşleştirildiğim kızla anlaşma yaptım, ben ona oyuncak bebek alacaktım, o da bana Amiga için tek disketlik Atomic Robokid oyununu alacaktı. Tabi benim için oyunların alındığı korsan satıcıyı kimse bilmediği için yılbaşında kalem-silgi hediyesi geldi. Buna çok ağladığımı gören dedem “hakkını savunacaksın” diye beni doldurmuş ve bu iletişim aksaklığını (!) öğretmenime söylemişim, sonunda öğretmen annem-babamla konuşup bana Robokid oyununu bizzat kendisi almıştı. Şu da ilginç bir not olsun: İTK’da okula reklam olması için bizi “akıllı bıdık” kontenjanından radyoya çıkarıp “televizyonda şiddet zararlıdır” söyleşisi yaptırmışlardı, o günlerde kare şeklinde bloknotlar alıp bir origami kitabından yapılışını ezberlediğim origami zambaklardan yapıyordum sürekli. Bu hatıradaki “tek disketlik” vurgusunun dönem karşılığı nettir; ‘Atomic Robo-Kid’in Amiga dâhil çeşitli platformlara port edilmiş olması 90’lar tek disk pratikleriyle uyumludur (🔗). Origami zambağın (lily) klasik model olarak kare kâğıttan katlanışı ise kaynaklarda ayrı başlıkla izlenebilir (🔗). (Wikipedia)
BAL’ı kazandığımda babamın IBM notebook’unda Wolfenstein 3D oynuyordum ve “batch file” yazabilecek kadar bilgim vardı. Televizyondan görülüp taklit edilen “çevre yapıp popüler olmak”ın aksine birkaç bilgisayar arkadaşıyla hayatımı yürüttüm. İki Quickshot joystickle evde Amiga oynadığımız arkadaşımla “Acenda No: 1” karalamaya başladım. Kendi bilgisayarı olan diğer arkadaşımla bilgisayar dergilerinin disket hediye etmesini taklit ederek “batch file” yardımıyla kurulup o zamanki Windows 3.1’den bakılabilen “Tatlıdisk No: 1” diye etiketlerine logolar çizip içine küçük programlar kopyaladığımız floppy disket alışverişine başladık. Üç kişi olunca ortaklaşa oyun listesi hazırlayıp amatör korsancılığa başladık: gereken boş disketlerin parasını verenlere “batch file” ile kurulabilecek şekilde “oyun çekiyorduk”. Birkaç oyun arkadaşı daha bulunca “Cyber Software” adı altında “Şeytan Üçgeni” diye 2.5 boyutlu bir labirent oyunu kodladım, ilkel de olsa müziği-hikayesi-grafiği herşeyi vardı, “iman gücü” denen kürelerle “iman duvarı” denen engellerden geçiliyordu. Bu dönemin teknik arka planı açıktır: Wolfenstein 3D’nin 1992’de DOS için shareware olarak yaygınlaşması (🔗 · 🔗), Windows 3.1’in 06.04.1992 tarihli sürümüyle evlerde “Program Yöneticisi” üzerinden yazılım gezintisinin standartlaşması (🔗), DOS/Windows’ta .BAT uzantılı betiklerin otomatik kurulum/çalıştırma için kullanılması (🔗), QuickShot joysticklerin 1982 tarihli patentiyle ev bilgisayarı dünyasında yaygın aksesuar oluşu (🔗). IBM tarafında, 1992’de tanıtılan ThinkPad hattı iş dizüstülerinde taşınabilirlik ve TrackPoint gibi yeniliklerle dönemin sembolüdür; ailede “IBM notebook” vurgusu bu bağlamla uyumludur (🔗). (Wikipedia)
Bilgisayara paralel bir de müzik konusu var: BAL’ı kazandığımda İTK’nın bandosunda trampet çalıyordum (oradaki sınıf öğretmenimiz Sevgi Ercan’dı). Annem babam sınav hediyesi gibi beni bir müzik kursuna gönderdi. Pop şarkılarını ezbere bilmek, klasik müzik parçalarının hep aklımda kalması ve “kulağımın çok iyi olması” nedeniyle “gitar çocuğa büyük gelir” düşüncesiyle bir yıl piyano eğitimine gittim, fakat yıl sonunda velilere konser yaptırdıkları ve ben de panikleyip Minüet’i basit olduğu halde yanlış çaldığım için piyanodan uzaklaştım. Sonra annemin aldığı Admira Juanita ile bu kez klasik gitar dersleri aldım, ne piyanoda ne de gitarda virtüözitem yoktu ama şarkıları kolayca “kulaktan çıkarabiliyordum” veya iyi ezgiler bulabiliyordum. BAL’dayken bunlar şahsi seviyede kaldı, İFL’deki Ağrı grubuna hazırlık oldu. Admira Juanita’nın öğrenci düzeyi bir klasik gitar olarak tipik teknik özellikleri üretici ve satıcı sayfalarında aynen görülebilir; 650 mm ölçek ve çam (Oregon pine) kapak gibi bilgiler standarttır (🔗 · 🔗). (admira)
Fakat BAL’ın asıl damgası Orta 3’te bir din hocasının sınıf öğretmeni olmasıydı. Annem bu öğretmenden “Barış’ın pek konuşmadığını, sosyal olmadığını” duyunca babamla birlikte özel bir yılbaşı kutlaması önermiş, okul idaresinin de onayıyla annem-babam pastalar getirmiş ve velilerin de katıldığı bir etkinlikte öğrenciler olarak sırayla şarkı-fıkra-diyalog-monolog gibi çeşitli teatral gösteriler yapmışız. Bu etkinliğin gazıyla sınıf öğretmeni paralel projeler başlattı: 3-D sınıfına özel bir Andaç hazırlanıp bastırılması [*] [*], Atatürk orotoryosu ekibiyle birçok prova yapılması, ve tiyatro ekibiyle “Vatan Kurtaran Şaban” oyununun sahneye konması. Andaç’ta bizzat rol aldım, bütün yazıları toplayıp dizdik ve hazırlayıp bastırdık. Orotoryo gerçekleşmeden provalarda kaldı. Tiyatro ekibinde de birkaç rol üstlendim: “Sosyal düzenin gelişimi bağnaz öğelerin kısıtlanmasından çok tanımlar üzerinde uyuşuma varılamayışın saptanamamasındandır” diyen entel yeğen oldum (Şaban: “Tamam anladım, sen aydınsın”), bir de gardiyandan-dönme-prodüktör oldum: “Filim işinde para var dediler. Eh memleket kültüründe bizim de tuzumuz bulunsun dedik. (“Acıklı filimleri mi tercih ediyorsunuz, yoksa gülünçleri mi?”) Acıklıdan şaşma kardeşim. Halk ne kadar ağlarsa filimcinin yüzü o kadar güler.” Bu tiyatroyu geniş bir amatör ekiple birkaç farklı salonda oynadık. Bilgisayar oyunlarıyla alakalı karalamaların ağır bastığı Acenda No: 2-3’ün rengi bu faaliyetlerle birlikte bir miktar değişmeye başladı. Okullardaki Atatürk oratoryolarının sürekliliği güncel örneklerle de izlenebilir (🔗). Haldun Taner’in ‘Vatan Kurtaran Şaban’ı ise Devekuşu Kabare’nin ilk oyunu olarak 1967’de sahnelenmiş ve Türkiye’de kabare tiyatrosunu yaygınlaştıran bir başyapıt olarak anılır (🔗 · 🔗 · 🔗). (YouTube)
Türkiye şartlarında devletin yürüttüğü “düz lise”lerin terk edilmiş havası karşısında parayı verenin düdüğü çaldığı özel okulların başka şımarıkça problemleri vardı ve hala var. Benim Batı Dershanesi’yle girdiğim sınav maratonunda önce BAL’ı kazanmak, sonra İFL’yi kazanmak, sonra da Boğaziçi Bilgisayar’ı kazanmak “seçkin devlet okullarında” ideal bir eğitim sağladı. BAL’daki bilgisayar işlerim İFL’deki olimpiyat-proje çalışmalarına, müzik kurslarım da sonraki Ağrı müzik grubuna hazırlık oldu. Bu çizgi, 1990’larda Türkiye’de merkezi sınavlar ve seçici devlet okullarının belirlediği eğitim ekosistemiyle uyumludur; BAL ve İFL gibi kurumlar ile sınav evrelerine ilişkin genel tarihçe bunu destekler (🔗 · 🔗). (tr.wikipedia.org)
Yukarıdaki dönemdeki ev ve okul ortamının “teknolojiye açık ama kendi kendine yetme odaklı” niteliğini açıklayan veriler nesneldir: 1) DOS/Windows’ta .BAT dosyalarıyla kurulum ve otomasyonun temel tanımı (🔗), 2) Windows 3.1’in 06.04.1992 çıkışı (🔗), 3) Wolfenstein 3D’nin 1992 tarihli, Apogee dağıtımlı shareware modeli (🔗 · 🔗), 4) QuickShot joysticklerin 1982 patentli, yaygın ergonomik tasarım olarak yeri (🔗), 5) IBM ThinkPad’in 1992’de ortaya koyduğu iş dizüstü standardı (🔗), 6) Amiga 500’ün 1987 çıkışı ve 3.5″ disket temelli ev bilgisayarı kültürü (🔗). (Wikipedia)
Bu dönemde yaptığım bir şey de o zamanlarda Türkçeye çevrilerek popüler olan ve benim de çok sevdiğim Macera Tüneli (Choose Your Own Adventure) kitaplarını taklit ederek anne-babamın yardımıyla “Paskalya Adasının Esrarı”nı yazıp belediyenin öykü yarışmasına göndermekti, kullanılan interaktif kurgu yönteminin “tarihte örneği görüldüğü” gibi saçma bir sebeple diskalifiye ettiler. Fakat daha sonra “Sınıfımızda” şiiriyle Bilim Kitabevi’nin şiir yarışmasında birinci olmuştum. Bir de “Biz Verimliyiz” kompozisyonuyla Milli Prodüktivite Merkezi‘nden alınan mansiyon ödülü vardı. Macera Tüneli dizisi Türkiye’de, ABD’de 1979’da başlayan Choose Your Own Adventure serisinin Türkçeye uyarlanmış sürümü olarak 1980’lerin sonundan itibaren ve 1990’ların ilk yarısında yaygınlaştı; bu kitaplarda okur ikinci tekil şahıs olarak muhatap alınır, “Eğer mağaraya girmeyi seçiyorsan 12. sayfaya git, yoksa 18. sayfaya git” gibi dallanıp budaklanan karar noktaları bulunurdu (🔗 · 🔗 · 🔗). Bu tür kitaplar, öyküyü doğrusal olmayan, dallanan bir ağa dönüştürür. Benim “Paskalya Adasının Esrarı” dediğim metin bu yapıyı taklit ediyordu. Diskalifiye gerekçesinin “tarihte örneği görülmüş yöntem kullanmak” şeklinde olması, jüri mantığının interaktif kurguya hazırlıksız olduğunu ve bu yöntemi özgünlük dışı saydığını gösteriyor. Yani edebiyat yarışması doğrusal bir öykü bekliyordu, ben ise seçenekli bir yapı göndermiştim. Bu durum, doksanların başında belediye ölçekli yarışmaların çocuk katılımcıdan beklediği formata işaret ediyor: Daha geleneksel, olay akışı tek kanallı bir öykü. Buna rağmen, klasik çizgiye daha uygun türlerde (şiir ve düz kompozisyon) ödül kazanmış olmam, yazma faaliyetinin aile tarafından yalnız bilgisayara değil, dile ve ifade biçimlerine de sistematik olarak teşvik edildiğini gösterir. Choose Your Own Adventure tipi dallanır kitapların Türkiye’de “Macera Tüneli” adıyla popülerleştiğine dair kayıtlar, Türkçeleştirilmiş baskı listeleri üzerinden hâlâ görülebilir (🔗), dolayısıyla bu aktarım tarihî arka planla uyumludur. (ekşi sözlük)
İstemlemede kullanılan notlar:
Ben Işık Barış Fidaner, 1994-1998 arası Bornova Anadolu Lisesi’nde (BAL) okudum, geniş bahçeli bir okuldu, çoğu öğrenci Almancacıydı ama ben İngilizceciydim.
İlkokul 1-2-3’ü TED Ankara Koleji’nde, ailem taşındıktan sonra 4-5’i İzmir Türk Koleji’nde (İTK) okudum. Dershaneler ve test kitaplarıyla Anadolu Liselerine Giriş Sınavı’na hazırlanırken annem-babam benimle şöyle bir konuşma yapmıştı: “İlkokul boyunca seni biz okuttuk, ama artık bizde para bitiyor, bundan sonra okuyacağın okulları bileğinin hakkıyla kazanman gerekiyor, yoksa düz (kötü) okullarda okumak zorunda kalacaksın.”
TED’in bilgisayar dersinde BASIC öğrettikleri için yıllar sonra iş görüşmemde “İlk Hello World’ümü İlkokul 3’te yazdım” diyebildim, aynı derste MS-DOS oyunları oynayabiliyorduk, hatta hem sınıf hem bilgisayar öğretmeni Neslihan Ertem (Leisure Suit) Larry’nin nasıl oynandığını bile bize öğretmişti, velilerden çekinerek de olsa. Sonraki yıllarda PC! dergisinde yayınlanan “Barış ve Bilgisayar” yazılarında babamın bahsettiği kartondan bilgisayar maketini yaparak ilgimi dışavurmam üzerine aynı yıl Amiga 500 oyun bilgisayarı bana alındı.
Yine İlkokul 3’te Amiga sonrasında şöyle bir olay oldu: Yılbaşında öğretmen çocukları eşleştiriyordu ve çocuklar birbirine hediye alıyorlardı ama ben eşleştirildiğim kızla anlaşma yaptım, ben ona oyuncak bebek alacaktım, o da bana Amiga için tek disketlik Atomic Robokid oyununu alacaktı. Tabi benim için oyunların alındığı korsan satıcıyı kimse bilmediği için yılbaşında kalem-silgi hediyesi geldi. Buna çok ağladığımı gören dedem “hakkını savunacaksın” diye beni doldurmuş ve bu iletişim aksaklığını (!) öğretmenime söylemişim, sonunda öğretmen annem-babamla konuşup bana Robokid oyununu bizzat kendisi almıştı. Şu da ilginç bir not olsun: İTK’da okula reklam olması için bizi “akıllı bıdık” kontenjanından radyoya çıkarıp “televizyonda şiddet zararlıdır” söyleşisi yaptırmışlardı, o günlerde kare şeklinde bloknotlar alıp bir origami kitabından yapılışını ezberlediğim origami zambaklardan yapıyordum sürekli.
BAL’ı kazandığımda babamın IBM notebook’unda Wolfenstein 3D oynuyordum ve “batch file” yazabilecek kadar bilgim vardı. Televizyondan görülüp taklit edilen “çevre yapıp popüler olmak”ın aksine birkaç bilgisayar arkadaşıyla hayatımı yürüttüm. İki Quickshot joystickle evde Amiga oynadığımız arkadaşımla “Acenda No: 1” karalamaya başladım. Kendi bilgisayarı olan diğer arkadaşımla bilgisayar dergilerinin disket hediye etmesini taklit ederek “batch file” yardımıyla kurulup o zamanki Windows 3.1’den bakılabilen “Tatlıdisk No: 1” diye etiketlerine logolar çizip içine küçük programlar kopyaladığımız floppy disket alışverişine başladık. Üç kişi olunca ortaklaşa oyun listesi hazırlayıp amatör korsancılığa başladık: gereken boş disketlerin parasını verenlere “batch file” ile kurulabilecek şekilde “oyun çekiyorduk”. Birkaç oyun arkadaşı daha bulunca “Cyber Software” adı altında “Şeytan Üçgeni” diye 2.5 boyutlu bir labirent oyunu kodladım, ilkel de olsa müziği-hikayesi-grafiği herşeyi vardı, “iman gücü” denen kürelerle “iman duvarı” denen engellerden geçiliyordu.
Bilgisayara paralel bir de müzik konusu var: BAL’ı kazandığımda İTK’nın bandosunda trampet çalıyordum (oradaki sınıf öğretmenimiz Sevgi Ercan’dı). Annem babam sınav hediyesi gibi beni bir müzik kursuna gönderdi. Pop şarkılarını ezbere bilmek, klasik müzik parçalarının hep aklımda kalması ve “kulağımın çok iyi olması” nedeniyle “gitar çocuğa büyük gelir” düşüncesiyle bir yıl piyano eğitimine gittim, fakat yıl sonunda velilere konser yaptırdıkları ve ben de panikleyip Minüet’i basit olduğu halde yanlış çaldığım için piyanodan uzaklaştım. Sonra annemin aldığı Admira Juanita ile bu kez klasik gitar dersleri aldım, ne piyanoda ne de gitarda virtüözitem yoktu ama şarkıları kolayca “kulaktan çıkarabiliyordum” veya iyi ezgiler bulabiliyordum. BAL’dayken bunlar şahsi seviyede kaldı, İFL’deki Ağrı grubuna hazırlık oldu.
Fakat BAL’ın asıl damgası Orta 3’te bir din hocasının sınıf öğretmeni olmasıydı. Annem bu öğretmenden “Barış’ın pek konuşmadığını, sosyal olmadığını” duyunca babamla birlikte özel bir yılbaşı kutlaması önermiş, okul idaresinin de onayıyla annem-babam pastalar getirmiş ve velilerin de katıldığı bir etkinlikte öğrenciler olarak sırayla şarkı-fıkra-diyalog-monolog gibi çeşitli teatral gösteriler yapmışız. Bu etkinliğin gazıyla sınıf öğretmeni paralel projeler başlattı: 3-D sınıfına özel bir Andaç hazırlanıp bastırılması, Atatürk orotoryosu ekibiyle birçok prova yapılması, ve tiyatro ekibiyle “Vatan Kurtaran Şaban” oyununun sahneye konması. Andaç’ta bizzat rol aldım, bütün yazıları toplayıp dizdik ve hazırlayıp bastırdık. Orotoryo gerçekleşmeden provalarda kaldı. Tiyatro ekibinde de birkaç rol üstlendim: “Sosyal düzenin gelişimi bağnaz öğelerin kısıtlanmasından çok tanımlar üzerinde uyuşuma varılamayışın saptanamamasındandır” diyen entel yeğen oldum (Şaban: “Tamam anladım, sen aydınsın”), bir de gardiyandan-dönme-prodüktör oldum: “Filim işinde para var dediler. Eh memleket kültüründe bizim de tuzumuz bulunsun dedik. (“Acıklı filimleri mi tercih ediyorsunuz, yoksa gülünçleri mi?”) Acıklıdan şaşma kardeşim. Halk ne kadar ağlarsa filimcinin yüzü o kadar güler.” Bu tiyatroyu geniş bir amatör ekiple birkaç farklı salonda oynadık. Bilgisayar oyunlarıyla alakalı karalamaların ağır bastığı Acenda No: 2-3’ün rengi bu faaliyetlerle birlikte bir miktar değişmeye başladı.
Türkiye şartlarında devletin yürüttüğü “düz lise”lerin terk edilmiş havası karşısında parayı verenin düdüğü çaldığı özel okulların başka şımarıkça problemleri vardı ve hala var. Benim Batı Dershanesi’yle girdiğim sınav maratonunda önce BAL’ı kazanmak, sonra İFL’yi kazanmak, sonra da Boğaziçi Bilgisayar’ı kazanmak “seçkin devlet okullarında” ideal bir eğitim sağladı. BAL’daki bilgisayar işlerim İFL’deki olimpiyat-proje çalışmalarına, müzik kurslarım da sonraki Ağrı müzik grubuna hazırlık oldu.
Bu dönemde yaptığım bir şey de o zamanlarda Türkçeye çevrilerek popüler olan ve benim de çok sevdiğim Macera Tüneli (Choose Your Own Adventure) kitaplarını taklit ederek anne-babamın yardımıyla “Paskalya Adasının Esrarı”nı yazıp belediyenin öykü yarışmasına göndermekti, kullanılan interaktif kurgu yönteminin “tarihte örneği görüldüğü” gibi saçma bir sebeple diskalifiye ettiler. Fakat daha sonra “Sınıfımızda” şiiriyle Bilim Kitabevi’nin şiir yarışmasında birinci olmuştum. Bir de “Verimlilik” kompozisyonuyla Milli Prodüktivite Merkezi’nden alınan mansiyon ödülü vardı.































Geri bildirim: Bir Paradigma Eşiği | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: AKIŞ 🌊➰🧭 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Amiga Oyunları Seçkisi 85-89 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Amiga Oyunları Seçkisi 90-94 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Amiga Oyunları Seçkisi 95-99 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER