Siyasi Kuklacılığın Gölgesinde Yapay Zeka

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🎭♟️🕹️ Kukla Rejimi 🎭♟️🕹️

(İngilizcesi ve Almancası)

Siyaset, sahne arkasında çok elin aynı anda ipleri tuttuğu bir zanaat olarak hep vardı; yapay zekâ bu sahneye çıktığında vaat, zekâsından yararlanarak daha iyi kararlar almak, daha adil ve kapsayıcı kurumlar kurmaktı. Oysa pratikte, zekânın kendisinden ziyade kuklaların yeni bir türü parladı: dijital ağızlar, sentetik yüzler, sahte sözcüler. Kuklacılık zaten siyasetin yapısal diline gömülüydü; yapay zekâ bunu yalnızca hızlandırdı, ölçeklendirdi ve estetize etti. Bugün, zekâdan ziyade kuklanın konuştuğu anlara bakınca, demokrasi teknolojisinin nasıl kolayca temsil teknolojisine indirgendiği görülebiliyor.

Kapanan kapılara karşı ilk büyük kırılma, erişimi engellenmiş, görüntü vermesi yasaklanmış ya da fiziksel olarak sahneye çıkamayan liderlerin sesi olarak yapay zekânın devreye alınmasıyla yaşandı. Pakistan’da tutuklu bulunan eski başbakan Imran Khan, miting meydanlarına bizzat gidemediğinde, mesajlarını sentetik bir sesle kitlelere ulaştırdı; olay, hem zamanlaması hem yöntemiyle ülke siyasetinde eşine az rastlanır bir ilk olarak doğrulandı (🔗). Türkiye’de Ekrem İmamoğlu, tutukluluk koşullarında Maltepe meydanına ilettiği mesajı yapay zekâ ile kendi sesiymiş gibi duyurarak siyasi varlığını sahnede tuttu; aynı yaklaşım Cumhuriyet Bayramı videosunda da tekrarlandı ve bu tercihin etik, estetik ve meşruiyet sınırları üzerine hararetli bir tartışma açıldı (🔗). Bu iki örnek, “sözü dolaşıma sokma” ihtiyacının, yapay zekâyı bir anlatım cihazına, bir tür kamusal megafona dönüştürdüğü eşiği temsil ediyor. Burada zekânın üretkenliği, içerik üretmekten çok, erişim yasaklarını aşan bir iletim tekniği olarak konumlanıyor.

Sahneye bir de aday-avatarlar çıktı. Birleşik Krallık’ta ‘AI Steve’ adıyla tanıtılan ara yüz, kampanya sürecinde seçmenle sürekli etkileşim vaadini taşıdı; insan aday resmî listede yer aldı, fakat görünürlük katmanında konuşan, metin üreten ve diyalog kuran “yapay” yüzdü (🔗). Wyoming’in Cheyenne kentinde belediye başkanlığına talip olan bir başka aday, özelleştirilmiş bir yapay zekâ botunun yönetişime eşlik edeceğini savundu; sandık, iddia edilen “yaklaşımı” değil, ona yapıştırılan gösteriyi tarttı ve sonuç ağır bir yenilgi oldu (🔗, 🔗). Danimarka’da ‘The Synthetic Party’ çatısı altında ‘Leader Lars’ adlı dil modeli, temsilde dışarıda kalmışların fikirlerini sentezleme iddiasıyla sergilendi; niyet, demokrasinin unutulmuş arka sıralarını konuşur kılmaktı, ama yöntem yine bir temsil avatarının sahne aldığı deneysel bir performansa dönüştü (🔗). Güney Kore’de başkanlık yarışında ‘AI Yoon’ kurgusu, genç seçmene hitap etmek amacıyla adayın dijital ikizini siyasal mizansenin merkezine yerleştirdi ve kampanya, “içerik” ile “kişilik sergileme” arasındaki çizgiyi bilinçli biçimde bulanıklaştırdı (🔗).

Kuklacılığın gölgesi yalnızca kampanyada değil, bizzat devlet içinde de beliriyor. Arnavutluk’ta “Diella” isimli yapay zekâ figürünün bir “sanal bakan” olarak takdimi, yolsuzlukla mücadeleyi otomasyonla güçlendirme vaadiyle meclis kürsüsüne taşındı; hukukî statü ve hesap verebilirlik soruları bu gösterinin hemen ardına eklendi (🔗, 🔗, 🔗). Ukrayna Dışişleri Bakanlığı’nın “Victoria Shi” adlı yapay sözcüsü, insan ekiplerin yazdığı metinleri dijital bir yüz ve sesle kamuya okuyan resmî bir arayüz olarak duyuruldu; kurum, içeriğin üretiminde insanın belirleyici olduğunu vurgulasa da konuşan yine bir avatar oldu (🔗, 🔗, 🔗). Bu örneklerde zekâdan beklenen “kurumsal aklı keskinleştirme” işlevi, önce görsel-işitsel bir temsil katmanına yükleniyor; kamu aklı, temsilin teatral niteliğini tüketirken esas soru—veri temelli iyileştirme, sürece dâhil edici analiz, şeffaf muhakeme—perde arkasında kalıyor.

Öte yandan, propaganda ekosistemleri yapay zekânın kukla üretme gücünü en ham haliyle sahipleniyor. IŞİD bağlantılı içeriklerde “haber bülteni” formatında, kasklı ve üniformalı yapay spikerlerin düzenli aralıklarla video yayımladığı yeni bir dönem açıldı; düşük maliyetle çoğaltılabilen bu maskeler, hareketin medya operasyonlarını hızlandırırken, hakikat ile dekor arasındaki sınırı bilinçli biçimde çözüyor (🔗). Bu eğilim, yalnızca radikal yapılara özgü değil; Hindistan gibi mega-demokrasilerde seçim dönemlerinde derin sahte videoların akışı, siyasal iletişimi bir sis perdesine çeviriyor ve seçmenin gördüğü ile olan arasında kararsız bir boşluk yaratıyor (🔗, 🔗). Kuklalar burada yalnızca konuşmuyor; kitle psikolojisinin yankı odalarında yankıyı da çoğaltıyor.

Bu tablo, yapay zekânın siyasetteki yerini iki ayrı eksende sıkıştırıyor. Birincisi, temsil ekseni: avatarlar, sözcüler, dijital ikizler, sentetik sesler. İkincisi, erişim ekseni: yasaklı, tecritte ya da uzakta olanın mesajını dolaşıma sokan iletim cihazları. İki eksenin kesiştiği yerde zekâdan beklenen “muhakeme” gölgede kalıyor; siyasal pratik ise aynen eski zamanlardaki gibi gösteriye dönüyor. Zekâ, karar alma süreçlerini daha sistematik, kanıta dayalı ve hesap verebilir kılacak yerde, çoğu kez bir yüz, bir ses, bir “varlık yanılsaması” üretmekle meşgul ediliyor. Bir avuç parlak örnek, bu gölgeyi dağıtabilecek bir yönü ima etse bile—örneğin kamu ihalelerinde şeffaflık vaat eden otomasyon söylemleri ya da vatandaş geri bildirimini sistematik toplayan altyapılar—aynı örnekler yine temsil aygıtının // gösteri basamağında tıkanabiliyor (🔗, 🔗).

Bunun temel nedeni, siyasal alanın zaten tarihsel olarak kuklacılık üzerine kurulmuş olması. Parti disiplininden medya zamanlamasına, danışman endüstrisinden slogan ekonomisine kadar her şey, görünür yüz ile görünmeyen akıl arasındaki gerilimi üretmeye programlıdır. Yapay zekâ, bu gerilimi çözmek yerine çoğu dosyada onun en yetenekli sahne amirine dönüşüyor. Seçmenle “7/24 diyalog” iddiası taşıyan kampanya avatarlarında, aslında temsilin mütemadiyen tazelendiği ama karar kalitesine dair ölçülebilir bir sıçramanın nadiren kayda geçtiği görülüyor (🔗, 🔗). Tecrit altında “konuşma” teknikleri, otoriter pratikleri by-pass eden yaratıcı/kritik müdahaleler üretiyor; ama aynı anda, aynı araçlar dezenformasyon laboratuvarlarında da çoğaltılabiliyor ve bu sefer temsili değil, bizzat gerçekliği taklit ediyor (🔗, 🔗, 🔗).

Eğer gerçekten zekâdan faydalanmak isteniyorsa, sahnedeki kuklayı değiştirmek yetmez. Işıkları kısaltan sis makinelerine değil, perde arkasındaki veriye, sürece ve ispat yüküne odaklanmak gerekir. Yapay zekânın siyasete sahici katkısı; bütçe, ihale, hizmet, çevre, güvenlik ve sosyal politika gibi alanlarda, kamuya açık verinin denetlenebilir algoritmalarla işlenmesi, gerekçeli kararın standartlaşması, muhatapların eşit söz hakkıyla süreçlere dâhil edilmesiyle ölçülebilir. Aksi halde, zekânın bütün ihtişamı, bir dijital yüzün dudak hareketlerine sığdırılır ve siyaset, eski zamanların el yapımı kuklalarıyla aynı oyunu, bu kez yüksek çözünürlükte tekrarlar. Zekânın hakkını vermek, temsil katmanını iyileştirmekten çok, kararın içini şeffaflaştırmaktan geçer; aksi takdirde, yapay zekâ yalnızca daha parlak bir kukla olur ve gölge yerinden kıpırdamaz.

3 Yorum

Filed under Suni muhaberat