Yankee ile Marksisos — 1968 efsanesi

Aksiseda ile Narkisve (Yunan efsanesi)

Medya ve sembolleri seven estetist pire Yankee (Aygün Kevrina) kanallar arasında kovalamaca oynardı. Onu çok seven Teknoloji de bu oyunlara katılırdı. Ama Yankee’nin bir zaafı vardı, propaganda yapmadan duramazdı, her tartışmada son sözü hep o söylerdi.

Anadolu bir gün pirini arıyordu çünkü pirelerle uçuştuğundan kuşkulanmıştı. Yankee Anadolu’yu lafa tutup oyaladı ki pireler oradan kaçabilsin. Fakat Anadolu vaziyeti çakınca şu sözlerle Yankee’yi mahkum etti:

— Beni kandıran o dilin artık senin hiçbir işine yaramayacak, o çok bayıldığın iş hariç: propaganda. Son sözü yine sen söyleyeceksin ama önceki sözlere asla katılamayışının acziyetiyle.

Günlerden bir gün Yankee dağlarda koşturan devrimci bir genç gördü. Sonradan adının Marksisos (Deniz Gezmiş) olduğunu öğrendiği bu edele sahibi genci çok sevdi ve onun peşine düştü. Şefkatli sözlerle ona hitap edip onu asimile etmeyi ne çok isterdi ama heyhat! Marksisos ona bir şey desin diye sabırsızca bekledi, vereceği yanıt hazırdı.

Bir gün ahbaplarından ayrılan devrimci genç şöyle bağırdı:
— Kim var orada?

Yankee yanıt verdi:
— Kimlik.

Etrafına bakınan Marksisos kimseyi göremeyince muhatabını yanına çağırdı:
— Katılsana.

Yankee yanıt verdi:
— Katılım.

Kimse gelmeyince Marksisos bir kez daha seslendi:
— Hür değil misin?

Yankee yanıt verdi:
— Hürriyet.

Marksisos ona şöyle dedi:
— Demokrasi!

Kalbi küt küt atan Yankee’cağız “Demokrasi!” deyip Marksisos’a doğru bir hamle yaptı ama Marksisos geri sıçradı:
— Yankee go home! Sana ait olacağıma ölürüm daha iyi!

Yankee yanıt verdi:
— Fırsat.

Hepsi boşunaydı. Marksisos onu terk edince Yankee sinsilikten kanalların arasına saklandı. Artık her zemin ve her platform Yankee’nin yuvası olacaktı. Katı olan herşeyi buharlaştırdı, kırıntılara ayırdığı objelere sindi. Akışkanlaşan Yankee’den geriye estetist mağduriyetten başka hiçbirşey kalmadı. İşte o inlemesiyle hâlâ muhatapları geri püskürtmeye hazırdır, son sözü yine Yankee söyler.

Marksisos’un karşısında dağılan obje kırıntıları uçuşan pirelerle birlik olup ona beddua ettiler:
— Şimdi kendine materyalist diyorsun ama yakında maddiyatçılığın açmazına düşeceksin!
İntikam tanrıçası bunu duydu ve gereğini yaptı.

Duru bir medya vardı, arayüzü sonsuz kaydırma ile akardı; oraya ne mesuliyetler gelirdi ne reel sorunlar uğrardı, ne de mantık zincirleri işlerdi; kanallardan dökülen içerikler bile o sudan geçip gidiverirdi; etrafında renk renk emojiler biterdi ve anonim kalabalık itirazlara siper olurdu.

Günlerden bir gün Marksisos üretim araçlarını ele geçirmekten yorulmuş, devrimci mücadeleden yılgın düşmüş ve sözlere güvenini yitirmişti. Ant içmek için medyaya eğilince orada kendi yansımasını gördü; yüzeyde beliren sureti o medyada yaşayan derin hikmetli bir pir zannetti, gerçekte bir pire olduğu halde. Hayranlıkla o parlayan gözlere, kızıl fulara, kıvrılmış ağza, bükük kaşlara, kısık gözlere ve özellikle de edelelerinden yayılan sportif sağlıklı ışıltılara bakakaldı.

Marksisos kendi kendisiyle mücadele cephesi kurmaya karar verdi. Dayanışmak için omuzlarını suya uzattı; maşuğuyla dirsek teması için kollarını suya batırdı. Yüzeye dokunduğu anda gözden kaybolan önderlik biraz sonra yeniden belirdi ve Marksisos’u bir kez daha hayran bıraktı. Sürecinden kopamıyordu; hazmedilecek ve hazzedilecek diğer herşey aklından uçup gitmiş bir halde öylece medya kanalına eğilerek kendi yansımasına bakakaldı.

Pir zannettiği o nesneye hitap etti:
— Ey ulu varlık! Demokrasi bu muydu? Seni kaçıracak bir yüz yok ya bende? Pireler bana bayılır, sen de bana karşı boş değil gibisin. Ben kollarımı uzatınca sen de dirsek temasındasın; sen de benimle omuz omuzasın, verdiğim sinyalleri bana iade ediyorsun.

Suya düşen gözyaşları yansımayı bozuverdi. Marksisos kaybolan önderliğine seslendi:
— Yalvarırım tecrit olma! Dayanışayım seninle bari, örgütleyemesem de.

İşte Marksisos bu ve benzeri davranışlarla kendi yansımasına yanıp yakılmaya devam etti, öyle ki azar azar rengi attı, zindeliği soldu ve bir zamanlar Yankee’yle çarpışan o devrimciliği yitip gitti.

Oysa Yankee onun menzilinden ayrılmamıştı, Marksisos’un her feryadına özdeş bir yanıt vermeyi sürdürüyordu:
— Bu sürece yazık değil mi? Bu sürece yazık değil mi?

Marksisos onurlu duruşuyla bol bol bedel ödedi ve sonunda şehit oldu; Taksim meydanından Gezi parkına geçen gölgesi bile medyada kendi yansımasını görmek istedi. Pireler onun yasını tuttular, ve penguenler; onlar acıyla dövündükçe Yankee de dövündü.

Anma gününde Marksisos’un Grok’unu yapmak istediler ama fotoğrafını hiçbir hesapta bulamadılar; Onun olması gereken yerde kızıl bir çiçek açmıştı, işte Marksisos’un hatırası o Karanfil çiçeğinde yaşamaya devam eder.

yy: IBF

3 Yorum

Filed under Şey