Hınçlı Figürün Bir Taksonomisi

Hınçlı karı varyantlarının taksonomisi

Bu analizde kaynak metninin derinlemesine incelediği kompleks bir psikososyolojik arketipin yani hınçlı figürün taksonomisini çıkaracağız. Amacımız bu figürün yapısal bileşenlerini ve işleyiş mekanizmalarını deşifre etmek. Analizimizin tam kalbindeki tanım bu. Hınçlı figür ya da metnin kendi terminolojisiyle hınçlı karı eksikliği simgesel bir kayıp olarak işlemek yerine onu dışarıya yöneltilmiş kesintisiz bir hak talebine, sonu gelmeyen bir mazbata başvurusuna dönüştüren öznenin karikatürize bir tipolojisidir. Temel mekanizma budur. İçsel bir yoksunluğun dışsal bir talepkarlığa dönüşümü. İncelememizin yol haritası 6 bölümden oluşuyor. Psikanalitik kökenlerden başlayarak figürün üç ana varyantını ve bu varyantlar içindeki ikişer alt tipi yani toplam 6 arketipi analiz edeceğiz. Ardından hepsini birleştiren çekirdek patolojiyi tanımlayacak ve kolektif bir rejim olarak nasıl işlediğini ortaya koyarak sonuca ulaşacağız. Başlangıç noktası figürün psikanalitik kökenleri yani simgesel bir eksiklik deneyiminin nasıl kemikleşmiş bir hınca evrildiği sorunsalı. Metin bu dönüşümün başlangıç noktasını Penisneid kavramıyla çerçeveliyor. Kavramın kendisi kritik. Penisneid burada biyolojik bir referanstan ziyade simgesel bir yoksunluğu ifade eder. Yani bende olmayan ama ötekinde olan şeklinde kodlanmış bir fallik ayrıcalık ve güç haritasına duyulan haset. Kaynağa göre bu eksiklik deneyimi simgesel düzlemde işlenip kabullenilmediğinde hınca metastaz yapıyor ve böylece hınçlı karı figürü sahneye çıkar. İçsel, işlenmemiş ve kabullenilmemiş eksikliği telafi etmek için sürekli olarak dış dünyadan bir onay, bir geçerlilik belgesi, metnin deyişiyle bir mazbata arayışına giren özne. Bu bir telafi mekanizmasının patolojikleşmesidir.

İlk varyant tenezzülcü figür. Bu tipin temel operasyonu içsel eksiklik hissini bir üstünlük performansı aracılığıyla tersine çevirmektir. Mazbata talebi bir lütuf bir tenezzül kılığına bürünür. Tenezzülcü varyant kendi içinde iki alt tipe ayrılır. Bu ayrımın ekseni mazbatanın talep edildiği alandır. Biri görsel alan yani bakış ekonomisi. Diğeri işitsel alan yani ses ve söylem ekonomisi. İlk tip nazarcı. Stratejisi bakış ekonomisini yönetmektir. Kendi imgesini, değerini başkalarının bakışıyla ölçen bir sermaye olarak dolaşıma sokar. Ancak temel çelişkisi şudur. Varlığını borçlu olduğu bu bakış rejimine olan bağımlılığını asla ikrar etmez. Aksine ben zaten değerliydim. Sizin bakışınız sadece bunu tescil etti. Pozisyonunda ısrar eder. İkinci tip sedacı aynı yapıyı söylem alanında kurar. Sermayesi, sesi, konuşması ve anlatısıdır. Hedefi kendi söylemini diğer tüm söylemleri geçersiz kılan bir üst anlatı olarak dayatmaktır. En belirgin ikrar edememe biçimi ise beslendiği teorik ve düşünsel kaynakları gizlemesi, ödünç aldığı kavramları kendi orijinal sezgileri olarak sunmasıdır.

İkinci ana varyanta geçiyoruz. Tahammülcü figür. Buradaki temel stratejik eksen zamandır. Ancak bu pasif bir bekleyiş değil, aktif bir borçlandırma siyasetidir. Bekleme eylemi bir sabır ya da erdem olarak değil, karşı tarafın hanesine yazılan ve faiziyle tahsil edilecek bir alacak olarak yapılandırılır. Zaman hıncın birikim aracı haline gelir. Bu varyantta iki alt tip üzerinden işler. Belagatçı hıncını entelektüel söylemin yüksek stilin arkasına gizler. Lagalugacı ise daha yüzeyde popüler söylemlerin ve rastlantısal olayların yorumlanması üzerinden hıncını meşrulaştırır. Belagatçı tipin özünü bu cümle yakalar. Kendi yetersizlik korkusunu, rakibinin kavramlarını yetersiz ilan ederek bertaraf etmeye çalışır. Bu sahte bir entelektüel derinlik iddiası üzerinden kurulan bir savunma mekanizmasıdır ve hıncın teorik bir kılıfa bürünmüş halidir. Lagalugacı ise kolektif linç dinamiklerinde kritik bir iş görür. Kendi hıncını objektif bir gözlemci ya da kaderin tecellisini yorumlayan biri gibi sunarak gizler. Başkalarının başına gelen felaketleri hak edilmiş bir son olarak çerçeveler ve bu yolla kendi saldırgan niyetini normalleştirir. Sorumluluğu ortadan kaldırır.

Üçüncü ve son varyant tevessülcü. Bu figürün ayırt edici özelliği alenen kınadığı ve hor gördüğü yöntemlere gizlice başvurmasıdır. Bu en yüksek düzeyde bir iki yüzlülük ve entrika içerir. Bu varyantın iki operasyonel modu vardır. Şantajcı, ahlaki ve ideolojik üstünlük iddiasıyla doğrudan baskı kurar. Manipülatör ise daha dolaylı yolları, duygusal ve bilişsel labirentleri kullanarak hedefini kontrol altına alır. Şantajcı kendi hıncını evrensel bir ahlak veya politik doğruculuk adına yapılan bir müdahale olarak meşrulaştırır. Üstbenin pozisyonunu gaspederek muhaliflerini ahlaki etiketlerle yaftalar ve susturur. Hedef seçtiği kişi aslında kendi içsel eksikliğinin yansıtıldığı ve imha edilmeye çalışıldığı bir projeksiyon ekranıdır. Manipülatörün temel mantığı bu cümlede kristalize olur. Kasıtlı olarak muğlak bırakılmış hatta kendisinin bile tanımlayamadığı arzularının karşılanmasını talep eder. Bu karşı tarafı kaçınılmaz olarak başarısızlığa mahkum eden bir düzenektir. Böylece manipülatör daimi bir mağduriyet ve tatminsizlik pozisyonunu sürdürme hakkını elde eder.

Şimdi bu altı farklı tipin tamamını birbirine bağlayan ortak paydaya, sistemin çekirdek patolojisine geliyoruz. Tüm bu varyantların ve tiplerin temelinde simgesel ikrar özürlülüğü yatar. Bu öznenin kendisini besleyen, var eden kaynaklara, bu bir ilişki, bir fikir, bir topluluk olabilir, olan borcunu simgesel düzlemde yani dilde ifade etme yetisinden yoksun olmasıdır. Alıcı pozisyonunu reddedip kendisini daima yaratan kaynak konumuna yerleştirme ısrarıdır. Bu patolojinin yarattığı yıkıcı döngü şu adımlarla işler. Önce bir kaynaktan beslenme. Ardından bu kaynağa olan borcu simgesel olarak ikrar etmeyi reddetme. Bunun yerine kaynağın üzerinde bir üstünlük pozisyonu talep etme. Bu pozisyon sorgulandığında hıncın devreye girmesi ve son olarak bağımlılığı itiraf etmektense beslendiği kaynağı yok etme veya ondan kopma kararı. Son bölümde bu bireysel patolojinin nasıl kolektif bir mekanizmaya dönüştüğünü ve daha geniş ölçekli sonuçlarını ele alacağız. Bu tablo taksonominin bütününü bir arada görmemizi sağlıyor. Her tipin farklı bir alanda estetik, söylemsel, teorik VB faaliyet gösterdiğini ancak hepsinin temel stratejisinin ve ikrar edememe biçiminin aynı patolojik çekirdekten beslendiğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Temelde yatan itki borçlu olunan kaynağı reddetmektir ve nihai sonuç budur. Kaynak metin bu tiplerin bir araya geldiğinde bireysel patolojilerin toplamından daha fazlasını oluşturduğunu iddia eder. Bir kolektif infaz rejimi. Bu rejimde roller paylaşılır. Bazıları saldırıyı başlatır, bazıları meşrulaştırır, bazıları da tamamlar. Ve tüm bu süreçte her bir fail kendini mağdur olarak sunar. Bu bir sosyal imha mekanizmasının anatomi dersidir. Analizi metnin sorduğu bu temel soruyla bitiriyoruz. Eğer bu figür en nihayetinde kendi iç mahkemesinde zaten mahkum ise neden bu içsel hükmü duymamak için dışarıda sürekli yeni davalar açar, yeni sanıklar arar? Bu hıncın kendini sürdürme mantığı ve daima bir dış düşmanı olan ihtiyacı üzerine temel bir sorudur.

2 Yorum

Filed under Suni muhaberat