Cıvıtma Mecburiyeti: Kontr-argo

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🎭♟️🕹️ Kukla Rejimi 🎭♟️🕹️

Bu metin, kontr-argoyu “yanlış Türkçe” diye açıklayan kolaycılığı reddedip onu çevrim içi yazışmada ilişkiyi yöneten bir yazışma paketi olarak tanımlar: anlam üretmekten çok ton, rol ve mesafe ayarı üretir; bu yüzden tartışmayı ikna hattından çıkarıp “katılma–yakınlık–üstünlük–geri çekilme–kesme” gibi hamlelerin hızla seçildiği bir kontrol paneline çevirir. Paket, belagatla çatışmak yerine ona “halk rolü” ekleyerek ağır sözü ucuzlatır; girişte cıvıtmayı zorunlu bir turnikeye dönüştürüp aidiyeti önkoşul yapar; sevgi diliyle yakınlığı kanıtlamak yerine yakınlığın imtiyazlarını talep eder; anaçlık ve bebeklik taklitlerini birleştirerek tekilliği küçültür ve mesafeyi ayıp alanına iter; sinik dindar şerit, şive ve “kaza gibi” görünen yazım sapmalarıyla faili flu yapıp sorumluluğu dağıtır; cıvıtmanın “tersi sanılma” avantajıyla hakareti kamufle eder; eksiltme ve şişirmeyle yatırım dozunu oynar; sonunda da kestirmeler, yüz-mimik ve sahne tepkileriyle diyalektiği bloke edip gerekçe yerine ritmi dolaşıma sokar. Bu çerçeve, YersizŞeyler’deki “menü/damak zevki” hattıyla (🔗) “samimiyet = senbiz” hattını (🔗) ve “takılıyorum yaa” sigortasının öfke-alay ekonomisini (🔗) birleştirerek, nihai durakta “adresleme çöker, ritim hüküm sürer” tarifine bağlar (🔗). (YERSİZ ŞEYLER)

Giriş: Kontr-argo ‘yanlış Türkçe’ değil; menüyle konuşma

Kontr-argo, çevrim içi yazışmada “cümle kurma” işini geri plana itip “seçenek işaretleme” işini öne çıkaran bir paket gibi çalışır. Burada mesele, bir ifadenin doğru yazılıp yazılmadığı değil, o ifadenin hangi ilişki hareketini yaptığıdır. Aynı iki satırın içinde hem kısaltma hem bilerek bozuk yazım hem konuşma dili hem sahte rahatlık hem de “şaka” sigortası yan yana durabilir ve bu yan yanalık, bir düzensizlik değil, çoğu zaman düzenli bir tasarruf üretir. Mesaj, anlamı taşımaktan çok ton taşır; ton da hızla bir role dönüşür. Bu yüzden “ne dedi” sorusu geri çekilir, “ne yaptı” sorusu öne geçer.

YersizŞeyler’de “menü” ve “damak zevki” üzerinden kurulan hat, bu paketin neden ısrarla döndüğünü açıklamak için kullanışlıdır: dürtülerin ağzını cebren doldurmak doyum üretmez; doyumu üreten şey “gıda” değil “damak zevki”dir; analitik deneyimde olan da çoğu zaman menü istemenin ötesine geçmez; ağızdan çıkan gene ağıza geri döner. Kontr-argo da benzer biçimde “doyurmayan ama döndüren” bir çevrim kurar; metin, açıklama olmaktan ziyade haz/hoşnutluk dağıtan bir seçim ekranına dönüşür. “tabikide” gibi bir onay kırıntısı, “gene” gibi bir alışkanlık bağlacı, “iştee” gibi bir gündeliklik eklemi, tek başına bir argüman değildir ama birlikte, konuşmanın “argüman kurma” ihtiyacını azaltan bir zevk düzeni kurar. Böylece konuşma, içerikten çok paketle ilerler; paket de tekrar edilebilir olduğu için konuşmayı yeniden üretir. Bu bakışın dayandığı metin, YersizŞeyler’deki menü yazısında açık biçimde kuruludur: (🔗). (YERSİZ ŞEYLER)

Kontr-argonun “paket” olması, örneklerin rastgele bir kelime yığını olduğu anlamına gelmez; tam tersine, örnekler çoğunlukla aynı tür hamleleri tekrarlar. Mesela bir mesajın başında “story” ya da “story manyağısınız” gibi platform ritüelleri, içerikten önce sahne kurar; “layklamak” ve “copy-paste” gibi eylem adları, konuşmayı fikir değil hareket üzerinden düzenler; “asdfdsfsad”, “wtf”, “omg” gibi gürültü tokenları açıklama yerine refleks koyar; “eheh”, “ehehe”, “ahaha”, “hahahh” gibi gülüşler geri çekilme yolu açar; “:v”, “:c”, “:DDddd” gibi yüzler, cümlenin yerine mimik koyar. Bu unsurlar tek tek “anlam” üretmek zorunda değildir; anlam üretmek zorunda olmayan bir düzenin içinde, asıl işlevleri ilişkiyi yönetmektir. Buradan itibaren görülecek şey şudur: paket, konuşmayı ikna etme hattından çıkarıp “katılma–yakınlık–mesafe–üstünlük–rahatlık” ayarlarına sokar; menü mantığı da bu ayarların hızlıca seçilip işletilmesini sağlar. (YERSİZ ŞEYLER)

0- Halk rolü: belagatla zıtlaşmamak, onun kabuğuna aşağıdan ek yapmak

Kontr-argo, duygu dışavurumlu doğrucu belagatla çatışarak değil, onu sarmalayarak çalışır; belagatın “ağırlık” iddiasını iptal etmez, o ağırlığın altına bir “halk rolü” yerleştirir. Bu rol, cümlenin üstüne bir gündeliklik örtüsü çekip söyleyeni kişisel sorumluluktan bir miktar geri alır; çünkü konuşan artık tekil bir “ben” gibi değil, “bizim oralarda böyle” tonunun taşıyıcısı gibi görünür. Böylece sertlik daha kolay taşınır, emir daha kolay geçer, yargı daha rahat söylenir; itiraz geldiğinde tartışma içerikten değil üsluptan yürümeye zorlanır.

Bu sarmalamanın ilk katmanı, “akıl yürütme varmış” hissi veren bağlayıcı ve tampon parçalarla kurulur. “ammavelakin” bir cümleyi neredeyse otomatik olarak “gerekçeli” gösterir; “anca” karşıtlığı hazırlar; “felan” ve “fln” ayrıntıyı değersizleştirip hız kazandırır; “gene” alışkanlık tonu verir; “iştee” konuşmayı gevşetir; “tabikide” tartışmayı daha baştan bitirebilen bir kendiliğindenlik iddiası taşır; “ayol” hem sitem hem şakalaşma titreşimi üretir; “amanin” ve özellikle “amaninbov” bir anda “nida sahnesi” açar; “warmış”, “war”, “wardı” gibi kasıtlı bozmalar, anlatıyı bir “halk ağzı” gibi göstermeye yarar. Aynı işin daha ince varyantları “hakkat”, “hicte bile”, “hiçte bile”, “hiçtebile” gibi sabitlemelerle de görülebilir; burada doğrulama ya da karşı çıkma, tartışmaya girmekten çok “tını koymak” olarak çalışır. Bu katman, tek başına “halk rolü” değildir; halk rolü, bu katmanın üstüne yerleştirilen konuşma taklidi motorlarıyla görünür olur.

İkinci katmanda şive ve konuşma taklidi devreye girer ve mesajın içine “sokak içi” bir akış yerleştirir. “gari”, “ula”, “ola” cümlenin başına geldiğinde, içerik aynı kalsa bile konuşan kişi role bürünmüş olur; “gız” hitabı, muhatabı tartışma öznesi olmaktan çıkarıp bir sahnenin karakteri yapar; “ellam” ve “haçan” gibi yerel tonlar, cümleyi açıklama değil tavır olarak taşır. “norüyon” ya da “nörüyon” gibi yazımlar, sesin yazıya geçirilmesi iddiasıyla “doğallık” üretir; “napıyon”, “napıon”, “napıoon” varyantları aynı doğallığı tekrarlar. Fiil çekimleri “dio”, “dioruz”, “diosam”, “diyoooo” çizgisine kaydığında cümlenin mantığı değil, cümlenin “ağızdan çıkıyor” efekti öne geçer; “bakıyo”, “konusuyor”, “seviyore”, “sıkılıo”, “etmior”, “oluom”, “yazıom”, “yazıorum”, “düşünüorum”, “düşünüoruz”, “korkuorum” gibi örnekler, anlatıyı bilinçli biçimde “ek–kip erozyonu”na sokar. “öle”, “böle”, “ööle”, “diil”, “söle”, “güsel”, “efet” gibi yaygın bozmalar, yazının “özen” iddiasını eriterek sorumluluğu da eritmeye yarar; “valla” ve “walla” bu eritmeyi yemin tadında bir rahatlığa bağlar. Mesajın sonuna “beaaa”, “yafff”, “yaaa”, “yaaw”, “yawwwwww”, “yooo” gibi uzatmalar eklendiğinde, içerik aynı kalsa da cümle “ses gösterisi”ne dönüşür; itirazın hedefi içerikten çok bu ses gösterisine çarpar. Böylece belagatın düz çizgisi kırılmaz; belagatın üstüne, “halk rolü” diye iş gören bir konuşma kabuğu eklenir.

Bu rolün kilit tarafı, konuşanı tekil bir fail olarak görünmezleştirirken “biz”i görünürleştirmesidir. YersizŞeyler’de samimiyet üzerine kurulan hat, “Sen!” diye hitap eden sözün çoğu zaman bir “biz” adına konuştuğunu ve tekilliği bu “biz”in normuna göre hizaya çektiğini anlatır; yani konuşma, sadece bilgi alışverişi değil, tekili çoğul adına azarlama ve düzenleme mekanizması hâline gelebilir. Kontr-argodaki halk rolü, bu mekanizmaya düşük maliyetli bir üslup sağlar; “ben dedim” demeden “bizde böyle” dedirtecek bir dil kurar. Bu hattın dayandığı metin: (🔗). (YERSİZ ŞEYLER)

1- Cıvıtma mecburiyeti: giriş turnikesi, yanaşma–telkin–sondaj kapıları

Kontr-argonun asıl disiplin gücü, konuşmaya bir “ton turnikesi” koymasıdır. Turnike, içerikten önce üslup ister. Bu üslup verilmezse konuşma başlamadan biter; verildiğinde ise bir borç doğar: katılma borcu, cevap borcu, onay borcu, “bizdenlik” borcu. Bu yüzden cıvıtma, rastgele bir şakalaşma değil, konuşmanın kapısını açan zorunlu bir ritüel gibi çalışır. Ritüel, önce muhatabı içeri alır, sonra muhatabı içeride tutacak kanalları açar; yanaşma, telkin ve sondaj bu kanalların adıdır.

Turnikenin en görünür yüzü, grup aidiyetini doğrudan işaretleyen hitap ve lakap ailesidir. “kanka” düz hitap gibi görünür ama konuşmanın zeminini “eşitlik/rahatlık” iddiasıyla kurar; “kanks” daha da hızlı bir içerdenlik hissi üretir; “kankito”, “kankaşk” yakınlığı oyuncaklaştırarak “ciddiyet” ihtimalini azaltır. Bu oyun, varyant üreterek kendini genişletir; “kenks” bir tür ters yüz etme gibi çalışır; “kankiş”, “kankit”, “kankitom”, “kankittin” sesle oynayarak aynı aidiyeti tekrarlar; “kanklüpto”, “kankut”, “kankeyta”, “kankeyto”, “kankilop” gibi türetmeler, konuşmayı bir anda “içeride olma” testine çevirir: bu dili tanımıyorsa dışarıdadır. Aynı mekanizma “panpa” ve “pampa” ile “mahalle rahatlığı” üzerinden kurulur; “pampik”, “pampişko”, “pampirella” gibi uzatmalar, cıvıtmayı büyüterek turnikeyi güçlendirir. “orti” ve “ortaks” ortaklık iddiasını “şaka” zeminine taşır; “ortaaaaam” uzatması, ortaklığı bir performansa çevirir. Hiyerarşi iddiası bile şaka kılığında devreye sokulabilir; “reis” ve “kral” hem övgü gibi görünür hem de küçük bir üstünlük sahnesi kurar; “üstat”, “hacıabi”, “hafız” daha “otorite”li bir tını taşır ama yine de cıvıtmanın içinde kaldığı sürece tartışılmadan geçebilir. “bilader”, “gardiş”, “kardi”, “kardo” kardeşlik kılığıyla samimiyet zorunluluğu üretir; “cano”, “çiko”, “moris”, “morti”, “kuzi”, “kunku” gibi tipikleşmiş lakaplar muhatabı tekil kişi olmaktan çıkarıp “grup içi tip”e indirger. Bu indirgeyici taraf, cıvıtmanın “aidiyet önkoşulu” olmasını açıklar: içerik konuşulacaksa bile önce kişi, rol olarak içeri sokulur.

Bu turnike çoğu zaman selam–yoklama kalıplarıyla hızlanır. “slm” girişte “ben buradayım” demenin en kısa hâlidir; “nbr” “ne konuşuluyor”dan çok “bağ var mı” diye yoklar; “mrhb”, “grş”, “bye”, “bb” gibi parçalar, konuşmayı içerik yerine trafik olarak işletir. Burada “hız” masum bir hız değildir; hız, ilişkiyi kurmak için minimum emekle maksimum bağ talep etmenin aracıdır. Kontr-argonun cıvıtma mecburiyeti tam da bu noktada devreye girer: emek azalırken beklenti artar, çünkü turnikeden geçen herkes “biz dili” içinde karşılık bekler.

Turnike yalnızca hitapla çalışmaz; platform ritüelleri ve hazır jestler, konuşmayı daha baştan bir sahneye çevirir. “story” bir içerik değil bir çağrı hâline gelir; “story manyağısınız” içerik eleştirisi gibi görünür ama aslında platform içinde bir rol dağıtımıdır. “layklamak” fikirle değil onay hareketiyle ilgilenir; “copy-paste” emeği değil jesti öne çıkarır. “asdfdsfsad” açıklamayı iptal eden bir gürültüdür; “wtf” ve “omg” yorumun yerini refleksle doldurur. Bu refleksler, cıvıtmanın kapısını açar çünkü cıvıtma, “gerekçe”yi gereksiz kılar; muhatabı içeride tutmak için anlam yerine tepki üretir. Tepki üretilince sondaj kolaylaşır: “bilioğmusun”, “tanırmısın”, “nasil bisi”, “ayip değilmi” gibi sorular, soru sormayı masum gösterir ama çoğu zaman sınır yoklamaya dönüşür; “merak ediom”, “bakem”, “bakıcaz”, “dicem”, “sorcam”, “soruosun” gibi ifadeler, konuşmanın yönünü belirleme hakkını cıvıtma üzerinden meşrulaştırır. Cıvıtmanın yaptığı iş, bu belirleme hakkını “sert” göstermeden çalıştırmaktır.

Bu noktada YersizŞeyler’in “Takılıyorum yaa” hattı doğrudan devreye girer: “takılıyorum yaa” kapsamında söylenen sözleri ciddiye almak zorunludur; çünkü bu formül, söyleneni geri almak için değil, söyleneni söyleyebilmek için kurulan bir sigorta gibi işleyebilir. Cıvıtma mecburiyeti, tam da bu sigortayı gündelikleştirir. Konuşma bir anda “takılıyom” diyerek yumuşatılır; araya “eheh”, “ehehe”, “ahaha” gibi gülüşler girer; sonra aynı kanal, telkini ve hatta yoklamayı taşıyabilecek kadar genişlemiş olur. Bu hattın dayandığı metin: (🔗). (YERSİZ ŞEYLER)

Cıvıtma mecburiyetinin en sert çıktısı şudur: konuşmanın başında ton turnikesinden geçilince, içerik tartışması daha başlamadan “ilişki yönetimi” başlamış olur. Aidiyet dili, yakınlık talebi, platform jestleri ve gülüş sigortası birlikte çalıştığında, yanaşma kapısı açılır; kapı açılınca telkinin yolu da açılır; telkin yürüyünce sondaj normalleşir. Bu zinciri taşıyan şey, tek tek kelimelerin anlamı değil, kelimelerin birlikte kurduğu “biz içi” sahnedir. (YERSİZ ŞEYLER)

2- Sevgi taklidi: sevgi değil talep; yakınlık değil borç

Kontr-argonun sevgi dili, çoğu zaman bir duygu beyanı gibi değil, ilişkiyi tek hamlede “yakınlık rejimine” sokan bir talep gibi çalışır. Burada “sevgi” denilen şey, muhataba bir hediye bırakmak yerine muhatabı bir borç ilişkisine sokar; borcun adı da “samimiyet”tir. Samimiyet, sadece yumuşaklık ya da sıcaklık değildir; tekilliğin, “biz” adına konuşan bir ses tarafından hizaya çekilmesi ve bu hizaya çekilmenin sıradanlaştırılmasıdır. YersizŞeyler’in “Sen!” diye hitap eden sesin çoğu zaman bir “biz” adına konuştuğunu ve her hitabette bir miktar ders verme hatta azarlama tortusu bulunduğunu açtığı hat, kontr-argonun sevgi taklidinin neden “yumuşatma”dan ibaret olmadığını gösterir: yakınlık, bir kere kuruldu mu itiraz “fikir” değil “terbiye” meselesine çevrilebilir. (🔗). (YERSİZ ŞEYLER)

Bu yüzden “aşko”, “aşko kuşko”, “aşkito” gibi hitaplar, yalnızca sevimlilik üretmez; konuşmanın okuma rejimini baştan belirler. “kuşko”, “kuşkolouk” ve “kuşum”, “kuşuum”, “kuşummm” varyantları aynı işi yapar; cümle ne derse desin, muhatabı “tatlılık içinde konuşmak zorunda” bırakır. “canısı”, “canımmmmm”, “cnm”, “cnmcım”, “canm”, “canımsın” ve “canlarııııımmmm” diye uzayan çizgi, içerikten bağımsız bir yakınlık mühürü vurur; “hayatm” benzer biçimde muhatabı tartışmanın karşı tarafı olmaktan çıkarıp “hayatın parçası” rolüne iter. “melekcim” gibi bir kelime, sıradan bir eleştiriyi bile ahlaki bir ayıba bağlayabilecek yumuşak bir kalkan üretir; “kıymetlimisss” bir adım daha ileri gidip muhatabı “değer”e çevirir, itirazın bedelini yükseltir. Şeker ve tatlı metaforları ise sevgi taklidini evcilleştirerek norm hâline getirir; “ballımsu”, “şekerşey”, “şekerparem”, “tattlım”, “tatlış”, “sevgipıtırcığı”, “balim”, “kaymağım”, “fıstıklı lokumummm”, “ballıbörek”, “haşhaşlı çörek”, “sütlü çörek”, “tatlı rüyalar”, “tatlı bayağannnnn” gibi sözler, “yakınlık”ı bir duygu olmaktan çok bir servis biçimi gibi dolaşıma sokar. Bu servis biçimi devreye girdiğinde, konuşmanın içeriğine karşı çıkmak “tatlılığı bozmak” gibi algılanabilir; böylece itiraz, içerikten koparılıp üslup suçuna dönüştürülür.

Sevgi taklidi yalnızca hitapla kalmaz; temas taklidiyle mesafeyi daha da düşürür. “mcks” bir imza gibi çalışır; “öpt”, “öptüm”, “öpüldünüz”, “öpüyoruumm”, “opuyorummmmmm” gibi biçimler, fiziksel temas yokken teması yazıya sokar. Selam ritüelleri bu teması zamana yayar; “günaydınn”, “günaydıın”, “gunaydinnn” ve öte tarafta “gutnayt”, “goodmorning baby”, “gudafturnon” gibi parçalar, gündelik akışı “tatlı selam”a bağlayıp süreklilik kurar. Süreklilik kuruldu mu, artık konuşma bir mesele çözmek için değil, ilişkinin ritmini sürdürmek için yapılır. Sevgi taklidinin “kalpazan” oluşu tam burada belirginleşir: sevgi, sevginin varlığını göstermeden sevginin haklarını talep eder; yakınlığı kanıtlamadan yakınlığın imtiyazlarını yürürlüğe sokar. YersizŞeyler’in menü ve “damak zevki” hattı, bu dolaşımı “doyurmak” yerine “tat döngüsü” olarak düşünmeye izin verir; ağızdan çıkanın gene ağıza dönmesi gibi, sevgi tokenları da içerik üretmeden sürekli yeni bir yakınlık talebi üretir. (🔗). (YERSİZ ŞEYLER)

Sevgi taklidinin pratik sonucu: itirazın dilini içerikten çıkarıp “ayıp” alanına sürmek

Kontr-argodaki sevgi mühürleri, tartışmayı daha başlamadan “ayıp/soğukluk” tehdidi altına sokar. “ponçik”, “pofuduk”, “pofidik”, “minnoş”, “tontiş” gibi nesneleştirici sevimlilikler, muhatabı bir tartışma öznesi olarak değil “sevimli şey” olarak sabitler; “minnakımmmm”, “serçe hanımcigummmm” gibi uzatılmış şirinlikler aynı sabitlemeyi şova çevirir. Bu sabitleme, eleştiriyi taşınmaz kılar; çünkü eleştiri geldiğinde “bu şirinliğe böyle mi denir” diye bir ters yüz etme kapısı açılır. Tam da bu noktada samimiyet, “biz adına” işleyen bir hizalama aygıtına dönüşür: sevgi dili, içerik konuşmayı değil, içerik konuşmayı “terbiyesizleştirmeyi” organize eder. (YERSİZ ŞEYLER)

3- Mesafeyi imha: anaçlık + bebeklik + lakap; tekilliği söken kombin

Kontr-argonun en sert hamlesi, iki uç rolün aynı metinde birbirine dolanmasıyla çıkar: anaçlık taklidi ve bebeklik taklidi. Anaçlık taklidi, konuşana düzenleme ve terbiye verme hakkı sağlar; bebeklik taklidi ise muhatabı ciddiye alınamaz hâle getirir. Bu ikisi bir araya geldiğinde, muhatap hem yönetilir hem küçültülür; mesafe kalmadığı için itiraz “sertlik” diye damgalanır, mesafe talep etmek bile “soğukluk” gibi okunur. YersizŞeyler’in “Üstbiz/Supernos” hattında açtığı baskı fikri, bu mesafe imhasının niye yalnızca kişisel bir şakalaşma olmadığına dair arka planı verir: bir yankı, bir “biz” sesi, tekilin üstüne çöker ve tekili hizaya çağırır; yakınlık, çoğu zaman bu hizaya çağırmanın taşıma bandıdır. (🔗). (YERSİZ ŞEYLER)

Anaçlık taklidi, akrabalık ve şefkat etiketleriyle başlar. “can bacım” ve “güzel bacım” gibi sözler, eşit iki kişi arasında konuşuluyormuş gibi görünse de konuşmayı bir anda “ayıp/terbiye” alanına taşır; “teyze balı” gibi bir hitap, şefkati yaş ve otoriteyle birleştirir. “abiş” ve “abloş” gibi yakın akrabalık kırıntıları, muhatabı bir yetişkin özne olarak değil, “yakından sorumlu olunan biri” olarak çerçeveler. Bu çerçevede “temkinli olcam” gibi bir cümle, öğüt olmaktan çok kontrol ilanı gibi duyulabilir; “nazar değer” denildiğinde, başarı ya da görünürlük bile “sakınma” ve “dizginleme” gerekçesine bağlanabilir. Törensel cümleler mesafeyi daha da düşürür; “gözünüz aydın” ve “güle güle büyüsün”, gündelik bir konuşmayı toplu bir şefkat sahnesine çevirir, bu sahnede itirazın dili yer bulamaz.

Bebeklik taklidi, ses taklidi ve infantilizasyonla yürür. “bebiș”, “bebișko”, “bebeğim”, “bebeksu”, “bebekamin”, “nonoş” gibi kelimeler doğrudan bebek rolü kurar; “oğluş”, “oğluşum”, “yavruş” gibi hitaplar yetişkin muhatabı çocuklaştıran bir üst ton taşır. Ses taklidinin repertuarı geniştir: “bıdı bıdı” boş konuşmayı bebekleştirir; “çocuuun” diye uzatılan hitap, muhatabı sahnede bir çocuk karaktere çeker; “heeee”, “bahh”, “delii” gibi ünlemler, tepkiyi karikatüre çevirir. Bebek sesine yaklaşan biçimler daha doğrudan çalışır; “gukgukum”, “guducanım”, “gudum” gibi sözler, anlamı geri plana iter; “boolum” ve “booolum” gibi şişirmeler, sitemi “şirin sitem”e dönüştürür. Burada mesele “sevimlilik” değil, tekilliğin kırılmasıdır; muhatap, argüman kurabilen bir özne olmaktan çıkar, role sabitlenir.

Lakaplar ve çağırma biçimleri bu sabitlemeyi kalıcılaştırır. “kizz” ve “kizkiz” gibi çağrılar, muhatabı bir kimliğe değil bir role çağırır; “hanımlarr” ya da “kızlarr” gibi çoğullaştırmalar, kişiyi tekil muhatap olmaktan çıkarıp “grup içi tip”e dönüştürür. “babuş”, “babito”, “baboli”, “babbaaa” gibi aile içi hitaplar da benzer bir iş görür; konuşma, ilişkiyi “ev içi sahne” gibi kurar ve ev içi sahnede sınır talep etmek kabalaşmış sayılabilir.

Mesafe imhasının en görünür yüzü, fiziksel temas dilinin yazıya taşınmasıdır. “tulumunu sevsinler” ifadesi, muhatabın bedenini konuşmanın merkezine koyar; “totosunu yerim”, “göbüş”, “göbiş” gibi sözler şefkat kılığında bedensel bir sahiplenme kurar; “seni yerim yeer” ve “yerimseniben” gibi ifadeler, yakınlığı neredeyse yutma metaforuna kadar götürür. “ponçik ellerim” ve “ponçik ellerini severim” gibi cümleler, muhatabın parçasını sevme üzerinden bütünü yönetilebilir kılar. Bu temas dili “masum şefkat” diye okunabildiği için, asıl işlevi daha rahat çalışır: mesafe talebini ayıp saymak, itirazı soğukluk saymak, muhatabı “çocuk” ya da “evin içinden biri” rolünde tutmak. Böylece diyalektik, yani gerekçelerin karşılaşması değil, rollerin çarpışması kalır. (YERSİZ ŞEYLER)

4- Sinik dindar söylem + şive taklidi + typo taklidi: sahicilik değil sorumluluk dağıtımı

Kontr-argonun “samimiyet efekti” çoğu zaman üç motorun üst üste bindirilmesiyle hızlanır: sinik dindar söylem, şive taklidi ve typo taklidi. Bu üçü bir araya geldiğinde ortaya “doğal konuşuyorum” görüntüsü çıkar; ama bu görüntünün pratik sonucu çoğunlukla sahicilik değil, sorumluluğun dağıtılmasıdır. Dindar söylem, cümleyi daha yüksek bir otoriteye havale ederek niyeti yumuşatır; şive taklidi, sözü “ağız alışkanlığı”na bağlayarak faili flu yapar; typo taklidi, kasıtla kazayı birbirine karıştırıp hesabı zorlaştırır. Bu üçlü, sert bir hamleyi bile “ben yapmadım, oldu” hissi içinde taşıyabilir.

Dindar protokol işaretleri, cümlenin üstüne bir meşruiyet şeridi çeker. “a.s.” ve “s.a.v” gibi kısaltmalar, basit bir selamı bile ritüel işarete dönüştürür. “inş.”, “işalla”, “işallahh”, “işşalla”, “insallahh”, “insaAllah”, “inşALLAH” gibi çeşitlenmeler, sonucu iradeden çıkarıp kadere bağlar; bu bağlama, konuşanın sorumluluğunu gevşetebilir çünkü sonuç artık “nasip”tir. Onay ve hayranlık, ahlaki bir çerçeveye bağlanır: “aminnn”, “amiiin”, “aminn aminn” kolektif bir kabul üretir; “maşallh” ve “subhanaAllah” hayranlığı “nazar/ayıp” alanına iter; “eywallah” teşekkürden çok “tamamdır” diye kapanışa dönüşür; “tobe” tartışmayı ahlaki frenle kesebilir. “nazar değer” bu hattın günlük işlevini görünür kılar: başarı bile bir kontrol gerekçesine çevrilir; “fazla görünür olma, fazla konuşma, fazla iddia etme” mesajı şirin ve manevi bir paketle taşınır.

Şive taklidi, bu manevi şeridi “halk rolü”yle birleştirip daha taşınabilir kılar. “gari”, “ula”, “ola”, “gız”, “ellam”, “haçan”, “norüyon/nörüyon” gibi parçalar, konuşmayı “bizim ağız” diye sunar. Fiil çekimlerini kaydıran “dio”, “dioruz”, “diosam”, “diyoooo” çizgisi, cümleyi düşünce değil ses gibi dolaştırır. Günlük bozmalar “öle”, “böle”, “ööle”, “diil”, “söle”, “güsel”, “efet”, “valla”, “walla”, “heralde” gibi biçimlerle genişler; “anammm” ve “yolll” gibi ünlemler, duyguyu “sahici” gösterir ama aynı zamanda cümleyi gerekçeden koparıp tepkiye bağlar. “beaaa” ve “yafff” gibi nidalar, itirazın hedefini içerikten alıp tınıya taşır; tınıya itiraz etmek ise kolayca “abartma” diye damgalanabilir.

Typo taklidi bu zeminde en keskin işi görür çünkü kasıt ile kazanın sınırını bulandırır. “degil” ve “deyil” birlikte dolaştığında, yanlış “doğallık” gibi sunulabilir; “die” hız efekti verir; “anlasılan” ve “aşagıya” gibi örnekler, özenin yokluğunu bir tavra çevirir. “malesef”, “herzaman”, “hatılamak”, “hepisni”, “tartşmk” gibi kalıp yanlışlar, “alışkanlık” kılığına girer; bitişiklikler “ikisinede”, “ayrıcada”, “yokmu”, “yazıki” gibi biçimlerle “umursamazlık” üretir. Özne kısaltmaları “bn”, “bnm”, “bne”, “bnc(e)/bnce” gibi biçimlerle bile taşınır; öznenin kırpılması, sorumluluğun kırpılması gibi işleyebilir. “omrumde” ve “ordan” gibi kaymalar, yazıyı “düşünülmemiş” gösterir; “yptım” ve “yptigimdan” gibi kısaltmalar, eylemi küçültür; “dünyaın”, “dolayıı”, “zatenn” gibi bozmalar, cümleyi “tuhaf ama samimi” göstermeye yarar. Klavyeyi bir jest olarak kullanan “yha”, “ya$atir”, “$uraya” türü biçimler, hatayı bir performansa çevirir. “klavye sürçmesi” ifadesi bu performansı isimlendirir; “selma” ve “sapık” gibi sürçme örnekleri, hatayı komediye çevirip etkisizleştirme kapısı açar. Böylece cümlenin sertliği ya da talepkârlığı, “yanlış yazdım” ya da “klavye kaydı” tüneline sokulabilir.

Bu üç motorun birlikte ürettiği şey “samimiyet” diye satılan bir kapatmadır: konuşmanın çatlağı büyütmesi değil, çatlağı örtmesi beklenir. YersizŞeyler’in “Takılıyorum yaa” metninde, bu kapsamda söylenen sözleri ciddiye almanın zorunlu olduğu vurgulanır; çünkü “takılıyorum” çoğu zaman sözü geri almak için değil, sözü söyleyebilmek için kurulan bir sigortadır. (🔗). (YERSİZ ŞEYLER) Dindar şerit, şive rahatlığı ve typo kazası üst üste bindiğinde, bu sigorta daha da güçlenir; niyet bulanıklaşır, fail geri çekilir, muhatap ise “samimiyeti bozma” tehdidiyle hizaya çağrılabilir. (YERSİZ ŞEYLER)

5- Kamuflaj: cıvıtma ‘tersi sanıldığı’ için hakareti taşır

Kontr-argonun kamuflaj gücü, küfürlü argonun “karşıtı” gibi algılanmasından gelir; bu algı, ağır sözün görünürlüğünü düşürür. Sert çekirdek, doğrudan saldırı halinde atılmaz; önce paketlenir, sonra taşınır, en son “yanlış anlaşıldı” kanalı açık bırakılır. “Takılıyorum yaa” formülü bu işin omurgasıdır: söz söylenir, sözün üstüne bir “oyun” perdesi çekilir, ardından muhatabın tepki vermesi “ciddiye aldın” diye suçlanabilir. Böylece fail geri çekilirken etkisi sahada kalır. Bu mekanizmanın nasıl bir “anonim kalabalık” fetişiyle beslendiğini açan metin, kamuflajın sadece bireysel bir şaka değil, zincirleme bir takılma ekonomisi olduğunu gösterir; takılan, takılmayı devreder, öfke ve alay “muhabbet” kılığında dolaşır (🔗). (YERSİZ ŞEYLER)

Bu yüzden “sikko”, “bokko”, “bokoyom” gibi sözler yalnızca hakaret değildir; hakaretin “şirinleştirilmiş” versiyonudur ve şirinleştirme, hakareti iptal etmez, hakareti taşınabilir kılar. Aynı çizgide “çükko”, “çükkafa”, “çük kafalı”, “koca kafalı”, “kabak kafalı”, “wartabelasının” gibi doğrudan aşağılamalar, kontr-argo paketinde çoğu zaman tek başına durmaz; yanında mutlaka bir geri çekilme imkânı dolaşır. Bu geri çekilme imkânı, “eheh”, “ehehe”, “ahaha”, “hahahh”, “muaha” gibi gülüşlerle veya “:v”, “:c”, “:DDddd” gibi yüzlerle açılır; yüz, cümlenin niyetini bulandırır, gülüş de cümlenin sorumluluğunu gevşetir. Hakaret fiil formuna kaydığında “domalan”, “zıkkımlanın”, “zıcın” gibi itme-komut çekirdeği devreye girer; ama bu çekirdeğin üstünde yine aynı yastıklama bulunur: “oy”, “oyy”, “oyyyyşş” gibi sesler, “ooohhh” ve “pihuuuuuuuuu” gibi nidalar, sertliği bir “tepki gösterisi” gibi göstermeye yarar. Küfür de ses-gürültüye çevrilerek görünürlüğü azaltılabilir; “mana goduum” ve “nat inaf mana” buna tipik örnektir, “aq” ise kısaltma yoluyla aynı işi yapar: söylenen şey ağır kalır, görünen şey hafifler.

Kamuflajın ikinci katmanı, cümlenin yerine sahne tepkisi koyan etiket ve sticker repertuarıdır. “kaydirigubbakcemile5”, “boshayallersmile”, “ohaoldumsmile”, “olumunekankayizsmile”, “bayanssulusmile”, “bilmiyorumkismile”, “alsanaalsanasmile”, “guclubacismile”, “aklinialirimsmile”, “delikafadulden”, “sempatiksalakcinni” gibi isimler, sözün içeriğini tartışmaya açmak yerine “reaksiyon” dolaştırır. Aynı şekilde “:lepi:”, “:asigim:”, “:roflol:”, “:Saruboceq:”, “:dilcikar:”, “:olmaz:”, “:mymeka:” gibi işaretler, cümleyi bir yüz ve jest setine çevirir. Burada kritik nokta şudur: kamuflaj, şiddeti saklamak için değil, şiddeti “tartışılabilir içerik” olmaktan çıkarıp “muhabbetin parçası” haline getirmek için kullanılır; böylece itiraz, içeriğe değil “tonu bozmak” suçuna yönlendirilir. (YERSİZ ŞEYLER)

6- Umursamazlık ve coşku üretimi: eksiltmeyle yatırım düşürmek, şişirmeyle sahne kurmak

Kontr-argonun tipografik motoru iki uç arasında gider gelir: eksiltme, yatırım yapmama sinyali üretir; şişirme, ses ve duygu sahnesi kurar. Eksiltme, “hız” bahanesiyle bir ilişki tavrı koyar: “buna bu kadar emek.” Bu yüzden “slm”, “asl”, “pls”, “ltf”, “tsk”, “ok”, “oki”, “ewt”, “uln” gibi parçalar yalnızca pratik kısaltma değildir; konuşmayı iskelete indirerek muhatabı da iskelete indirir. Aynı çizgide “kib”, “k.i.b”, “opt”, “by”, “bye”, “sie”, “aeo”, “a.e.o” gibi kapanışlar, ilişkiyi açıklamayla değil trafikle yönetir. Durum bildirimleri bile eksiltilir: “iiyim”, “ıı”, “hmm”, “tm”, “ayn”, “aynn”, “bb”, “hg”, “f2f”, “dgko”, “grş” gibi kırpılmış biçimler, cümlenin omurgasını değil yalnızca düğmelerini bırakır; “msj”, “msg”, “dr”, “drs”, “gb”, “nbr”, “hyr”, “zmn”, “snr grşrz” gibi parçalar, konuşmayı içerik yerine koordinasyona çevirir. Özne bile küçülür: “bn”, “bnm”, “bne”, “bnc(e)/bnce” gibi biçimler, anlatımın sorumluluk taşıyan tarafını kısaltır; kısalan yerde “ben”in ağırlığı da azalır.

Şişirme ise tam tersine, görünüşte “çok yatırım” yapar; ama bu yatırım çoğu zaman argümana değil sahneye gider. “amaaa” ve “amaaan” ile dramatik bekletme kurulur; “cooook” ve “çoookkk” ile nicelik şişirilir; “afferinnn”, “bravooooooo”, “alkisalkisalkis” ile onay bir performansa dönüşür. Duygu taklidi ses üzerinden taşınır: “ooohhh”, “pihuuuuuuuuu”, “yooo”, “yaaa”, “yaaw”, “yawwwwww”, “oy”, “oyy”, “oyyyyşş” gibi uzatmalar cümlenin içine “işitsel” bir gölge yerleştirir. Şaşkınlık “inanmayınn” ve “inanmıyortummmm” ile büyütülür; hareket “geliyorr” ile acele gibi gösterilir; gündelik ritim “günaydınn”, “günaydıın”, “gunaydinnn” ile törene bağlanır. Sevgi şişirme de aynı motorla yürür: “canımmmmm” ve “canimmmmm” yalnızca hitap değildir, bir “yakınlık ses şovu”dur; “canlarııııımmmm” kalabalık sevgiyle bireysel mesafeyi eritmeye yarar; ağlama bile şişirilir: “ağlıjaammm”.

Eksiltme ile şişirme aynı pakette yan yana geldiğinde, ortaya çelişki değil kontrol paneli çıkar. Bir satırda “slm” gibi yatırım düşürülür, sonraki satırda “canımmmmm” gibi duygu sahnesi açılır; böylece hem “umursamazım” pozu hem “çok hissediyorum” pozu aynı anda işletilebilir. Bu ikili oyun, konuşmanın içeriğini tartışmaya açmak yerine ilişki ayarlarını yönetir; “sözü” değil “etkiyi” optimize eder. (YERSİZ ŞEYLER)

7- Diyalektik blokaj: kelimeler bozuldukça adres çöker, ritim efendi olur; imaj dolaşır

Kontr-argonun son işlevi, tartışma kanalını kilitleyip imaj kanalını açmaktır. Kilitleme, çoğu zaman gerekçeye hiç girmeden yapılır; konuşma “neden” sorusuna yaklaşırken bir kestirme hüküm devreye girer. “yorum yokko” bunun en çıplak biçimidir; “yokko”, “yoktr”, “bilmemko”, “alakam”, “boșwer” gibi parçalar, muhatabı gerekçeye davet etmek yerine konuşmayı keser. Belirsizlik üreten biçimler de aynı işe yarar: “olabilite”, “olamsı”, “olmuyo” gibi sözler, karar gibi görünür ama gerekçeyi askıda bırakır. Gürültü tokenlarıyla anlamın yer değiştirmesi burada hızlanır: “nodon”, “ono”, “omo” gibi parçalar, cümlenin taşıyacağı yükü boşaltır; “bende”, “bencede”, “bencağıza” gibi sözler ise gerekçesiz mutabakat üretir. Sorumluluk karşıya atılmak istendiğinde “değerlendirinn” devreye girebilir; “ben demeyeyim, sen bak” tavrı, diyalektiği karşı tarafa yıkar. Bu kestirmeler, konuşmayı “düşünce alışverişi” olmaktan çıkarıp “poz alışverişi”ne çevirir.

Bu blokajın nasıl bir yapısal bozulma olduğuna dair en net çerçeve, YersizŞeyler’deki “Kukla Rejimi” metninde verilir: konuşmanın kime ait olduğuna dair adres duygusu bozulur ve ritim efendiye döner; farklı sahalarda aynı bozulmanın ortak işareti, “adresleme çöker, ritim hüküm sürer” cümlesidir (🔗). (YERSİZ ŞEYLER) Kontr-argodaki diyalektik blokaj da bu tarifle iyi örtüşür: kim konuşuyor, kime konuşuyor sorusu bulanıklaşınca içerik tartışması değil tempo yönetimi kalır. Tempo yönetiminin araçları, hazır replik ve hazır mimiktir.

Hazır mimik, emoji ve sticker alanında kendini gösterir. “:v”, “:c”, “:DDddd” cümleye yüz takar; yüz takılınca cümlenin niyeti tartışılabilir olmaktan çıkar, okunma biçimi dayatılmış olur. Sticker adları “kaydirigubbakcemile5”, “boshayallersmile”, “ohaoldumsmile”, “olumunekankayizsmile”, “bayanssulusmile”, “bilmiyorumkismile”, “alsanaalsanasmile”, “guclubacismile”, “aklinialirimsmile”, “delikafadulden”, “sempatiksalakcinni” gibi kalıplarla bir “hazır sahne tepkisi” deposu kurar. Aynı depo “:lepi:”, “:asigim:”, “:roflol:”, “:Saruboceq:”, “:dilcikar:”, “:olmaz:”, “:mymeka:” gibi işaretlerle genişler. Burada dil, gerekçe kurmak için değil, tepki seçmek için kullanılır; menü mantığı en çıplak hâline gelir: seçenek var, tartışma yok.

İmaj dolaşımını hızlandıran bir başka hat, platform ve jest kelimeleridir. “story” ve “story manyağısınız” konuşmayı doğrudan platform ritüeline taşır; “copy-paste” emeği değil hareketi öne çıkarır; “layklamak” onayı içerikten bağımsız bir düğmeye bağlar. Gürültü tokenları “asdfdsfsad”, “wtf”, “omg” açıklamayı kesip refleksi yerleştirir; absürt etiketler “amerikanyum”, “frei”, “chilek” konuşmaya anlam değil efekt sokar. Bu efektler arttıkça, karşılık verme zorunluluğu da “gerekçe verme” olmaktan çıkar, “ayn” ya da “aynn” gibi onay kırıntılarına, “hmm” gibi belirsizliklere, “eheh” ve “ehehe” gibi geri çekilme gülüşlerine döner. Sonuçta diyalektik, yani karşılıklı gerekçe üretimi bloke olur; geriye ritim, mimik, şablon ve sahne kalır. (YERSİZ ŞEYLER)

Kapanış: Kontr-argo bir ‘kontrol paneli’

Kontr-argo, tek tek kelimelerin bozulması değildir; muhataplığın, yani “kim kime ne söylüyor ve bunun hesabı kimde” sorusunun bozulmasıdır. Yüzeyde “yanlış yazım”, “şaka dil”i, “tatlı hitap”, “halk ağzı” gibi görünen parçalar aslında aynı panelin düğmeleridir: bir düğme mesafeyi düşürür, bir düğme sorumluluğu dağıtır, bir düğme hiyerarşiyi şakaya çevirir, bir düğme de tartışmayı daha başlamadan keser. Bu panel çalıştıkça konuşmanın hedefi ikna olmak olmaktan çıkar; konuşmanın hedefi, karşılıklı gerekçe üretmek değil, ilişki ayarlarını tutturmaktır. Bu yüzden kontr-argo, “ne dedi”yi değil “ne yaptırdı”yı merkeze alır; menü mantığı burada tam anlamıyla işletilir, ağızdan çıkan gene ağıza döner, doyuran şey “gıda” değil “damak zevki” olur. (🔗). (YERSİZ ŞEYLER)

Bu panelin tipik çalışması, bir konuşmayı baştan sona “paket” halinde yürütür. Girişte “kanka”, “kanks”, “panpa”, “ortaaaaam” gibi turnike kelimeleriyle içeridenlik kurulur; bu içeridenlik, muhatabı daha ilk satırda “grubun dili”ne borçlandırır. Ardından belagat kabuğu devreye sokulur; “ammavelakin” ile ciddiyet taklidi yapılır, “anca” ile karşıtlık kurulmuş gibi yapılır, “gene” ve “iştee” ile gündeliklik verilir, “tabikide” ile hüküm verilir, “ayol” ile sitemi hafifletmiş gibi olunur, “amaninbov” ile nida eklenir. Bu kabuğun altına aynı anda sevgi mührü basılır; “aşko”, “aşko kuşko”, “canımmmmm”, “cnm”, “ballımsu”, “tatlış”, “ponçik”, “minnoş” gibi sözlerle itirazın dili “ayıp/soğukluk” alanına çekilir. Sonra dindar şerit ve şive rahatlığı biner; “inş.”, “işallahh”, “inşALLAH”, “aminnn”, “maşallh”, “subhanaAllah”, “nasip”, “tobe” gibi parçalar cümleyi daha yüksek bir otoriteye havale ederken “gari”, “ula”, “gız”, “norüyon”, “napıyon”, “dio”, “diyoooo”, “öle”, “diil”, “güsel”, “valla” ile söz “benim değil, ağız alışkanlığı” gibi dolaştırılır. Aynı anda typo taklidiyle fail iyice geriye alınır; “degil/deyil”, “die”, “anlasılan”, “aşagıya”, “malesef”, “herzaman”, “hatılamak”, “hepisni”, “tartşmk”, “yokmu”, “yazıki”, “bn/bnm/bne/bnce”, “yptım”, “yptigimdan” gibi biçimler kasıt ile kazayı birbirine karıştırır; “klavye sürçmesi” denildiğinde, “selma” ya da “sapık” gibi sürçme örnekleri bile hatayı bir performansa çevirip sorumluluğu sulandırabilir. Bu bütün, “takılıyorum yaa” sigortasıyla kapanır; söylenen şey hem söylenmiş olur hem de “şaka yaptık” tüneli açık tutulur. (🔗). (YERSİZ ŞEYLER)

Bu paketin sert tarafı, samimiyetin bir “yumuşaklık” değil bir hizalama aygıtı olarak işlemesidir. “Sen” diye konuşan ses, çoğu zaman tekil bir benin samimiyeti değildir; bir “biz” adına konuşur ve tekil “biz”den laf işitir; böylece içerik tartışması, hızla terbiye tartışmasına dönüşebilir. (🔗). (YERSİZ ŞEYLER) Kontr-argonun sevgi dili ve lakap rejimi, bu hizalamayı düşük maliyetle işletir: “kuzum”, “kuzuyuuu”, “can bacım”, “güzel bacım”, “teyze balı”, “minicik”, “yuva”, “yuvasına” gibi anaçlık etiketleriyle terbiye alanı açılır; aynı metinde “bebiș”, “bebeğim”, “bebekamin”, “nonoş”, “gukgukum”, “guducanım”, “gudum”, “boolum”, “booolum” gibi bebeklik taklitleriyle muhatap küçültülür; “tulumunu sevsinler”, “totosunu yerim”, “göbüş”, “göbiş”, “seni yerim yeer”, “yerimseniben”, “ponçik ellerim”, “ponçik ellerini severim” gibi temas diliyle mesafe fiilen sıfırlanır. Bu sıfırlama, karşı çıkmayı “sertlik” diye damgalamayı kolaylaştırır; mesafe talebi bile “ayıp” gibi okunabilir.

Panelin bir başka düğmesi kamuflajdır; kontr-argo, küfürlü argonun tersi sanıldığı için hakaret çekirdeğini daha rahat taşır. “sikko”, “bokko”, “çükko”, “çükkafa”, “çük kafalı”, “koca kafalı”, “kabak kafalı”, “wartabelasının” gibi doğrudan aşağılamalar, “eheh”, “ehehe”, “ahaha”, “hahahh”, “muaha” gülüşleriyle ve “:v”, “:c”, “:DDddd” yüzleriyle yastıklanır; “aq”, “mana goduum”, “nat inaf mana” gibi küfür kırpımları ses-gürültüye çevrilir; “domalan”, “zıkkımlanın”, “zıcın” gibi itme fiilleri bile “şaka” tüneli açık tutularak dolaştırılabilir. Burada kritik nokta, gülüşün sertliği azaltması değil, sertliği taşınabilir kılmasıdır; sözün etkisi kalır, hesabı kaçabilecek bir kanal bırakılır. “Takılıyorum yaa” uyarısının değeri tam burada ortaya çıkar: bu kapsamda söylenen sözleri ciddiye almak zorunludur, çünkü sigorta çoğu zaman sözü iptal etmek için değil sözü söylemek için kurulur. (YERSİZ ŞEYLER)

Tipografi düğmesi de aynı panelin parçasıdır; eksiltme ile şişirme birlikte çalışır ve konuşmanın “yatırım” dozunu yönetir. “slm”, “asl”, “pls”, “ltf”, “tsk”, “ok”, “oki”, “ewt”, “uln”, “kib”, “k.i.b”, “opt”, “by”, “bye”, “hmm”, “tm”, “ayn”, “aynn”, “msj”, “msg”, “dr”, “drs”, “nbr”, “snr grşrz” gibi parçalar cümleyi iskelete indirger; bu iskelet, “buna bu kadar” tavrını normalleştirir. Aynı metinde “amaaa”, “amaaan”, “cooook”, “çoookkk”, “afferinnn”, “bravooooooo”, “alkisalkisalkis”, “ooohhh”, “pihuuuuuuuuu”, “yooo”, “yaaa”, “yaaw”, “yawwwwww”, “oyyyyşş”, “günaydınn”, “günaydıın”, “gunaydinnn”, “canımmmmm”, “canimmmmm”, “canlarııııımmmm”, “ağlıjaammm” gibi şişirmeler ses ve duygu sahnesi kurar. Eksiltme, emek azaltır; şişirme, emek varmış gibi gösterir; ikisi bir araya gelince içerik değil etki yönetilir.

Son düğme, diyalektik blokajdır; kelimeler bozuldukça gerekçe hattı kapanır, imaj hattı açılır. “yorum yokko” en çıplak kesme hamlesidir; “yokko”, “yoktr”, “bilmemko”, “alakam”, “boșwer” gibi kestirmeler gerekçeyi başlamadan bitirir; “olabilite”, “olamsı”, “olmuyo” gibi muğlak hükümler netliği erteler; “nodon”, “ono”, “omo” gibi gürültü parçaları anlamın yerini alır; “bende”, “bencede”, “bencağıza” gerekçesiz mutabakat üretir; “değerlendirinn” sorumluluğu karşı tarafa iter. Bu blokaj, platform ve etiketlerle hızlanır; “story”, “story manyağısınız”, “copy-paste”, “layklamak”, “asdfdsfsad”, “wtf”, “omg”, “amerikanyum”, “frei”, “chilek” gibi tokenlar içerikten çok sahne tepkisi dolaştırır; “kaydirigubbakcemile5”, “boshayallersmile”, “ohaoldumsmile”, “olumunekankayizsmile”, “bayanssulusmile”, “bilmiyorumkismile”, “alsanaalsanasmile”, “guclubacismile”, “aklinialirimsmile”, “delikafadulden”, “sempatiksalakcinni” gibi sticker adları ve “:lepi:”, “:asigim:”, “:roflol:”, “:Saruboceq:”, “:dilcikar:”, “:olmaz:”, “:mymeka:” gibi işaretler, cümlenin yerini hazır mimiklere bırakır. Bu noktada “kim konuşuyor, kime konuşuyor” adresi gerçekten bozulur; ritim efendi olur. YersizŞeyler’in “Kukla Rejimi” metninin “adresleme çöker, ritim hüküm sürer” diye tarif ettiği bozulma, kontr-argonun son durağını netleştirir: gerekçe yerine jest, muhakeme yerine tempo, diyalektik yerine sahne. (🔗). (YERSİZ ŞEYLER)

Sonuçta kontr-argo, “dil bozulması” gibi dar bir açıklamaya sığmaz; bu, konuşmanın çatlağını açmak yerine çatlağı kapatmayı öğreten bir paket olarak işler. Samimiyet, bu pakette çoğu zaman çatlağı örtmek için devreye sokulan bir emir hâline gelir; çatlak açılınca “mıymıy et” diye bastıran bir düzenek gibi çalışabilir. (🔗). (YERSİZ ŞEYLER) Bu yüzden kontr-argo, konuşmayı daha “yakın” yapmaktan çok daha “yönetilebilir” yapar; yönetilebilirlik de çoğu zaman içerik pahasına, muhataplık pahasına, adres pahasına sağlanır. (YERSİZ ŞEYLER)

1 Yorum

Filed under Suni muhaberat

One response to “Cıvıtma Mecburiyeti: Kontr-argo”

  1. Geri bildirim: Kukla Rejimi 🎭♟️🕹️ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER