Chomsky/Epstein Bilmecesi — Chris Knight

Counterpunch

Noam Chomsky’nin yaşamı ve çalışması, Massachusetts Institute of Technology’deki (MIT) askerî fonlu dilbilim araştırmalarını hesaba katmadan anlaşılamaz. Bana kalırsa her zaman iki ‘Noam Chomsky’ vardı: biri ABD ordusu için çalışan, diğeri ise o aynı orduya karşı durmaksızın çalışan. Bu çelişki, Chomsky’nin Jeffrey Epstein’le kafa karıştırıcı dostluğunun her yönünü açıklayamaz. Ama, Chomsky kadar radikal birinin nasıl olup da Epstein kadar gerici biriyle ilişkilendiğini anlamamıza yardım eden temel çelişki budur.

Mayıs 2023’te Chomsky’nin Epstein’le ‘birkaç kez’ görüştüğü ilk kez ortaya çıktığında, ilişkilerinin tam mahiyeti açık değildi. Bu muğlaklık, onun antimilitarist siyasetini hep hayranlıkla izlemiş olanlarımızın, özellikle İsrail’in o yılın Ekim ayında ABD’nin tam desteğiyle Gazze’yi yok etmeye girişmesinden sonra, ABD gücüne yönelik eleştirilerinden hâlâ ilham alabilmemizi sağlıyordu.

Ne var ki, Ocak 2026’da yayımlanan Epstein dosyalarında Chomsky ile Epstein arasındaki yazışmaları okuyan herkes, artık Chomsky’nin Gazze ya da başka herhangi bir şey hakkındaki görüşlerine saygı duymakta zorlanacak.

Chomsky ile ikinci eşi Valeria’dan gelen bir e-posta, çiftin Epstein’le dostluğunu ‘derin ve samimi ve sonsuz’ diye tarif ediyor. Valeria’dan gelen bir başka e-posta ise Epstein’i şöyle tanımlıyor: ‘en iyi dostumuz. Yani “asıl” olan.’ Bu arada, yalnızca Chomsky’nin imzaladığı diğer mesajlar da hüküm giymiş cinsel suçluya aynı ölçüde cömert davranıyor; örneğin ‘sonuna kadar yanındayız’ ve ‘ruhuyla ve düşüncelerimizde sürekli bizimlesin’ diyor.

Diğer belgeler, Chomsky’nin Epstein’in mülklerini yalnızca New York’ta değil, New Mexico’da ve Paris’te de ziyaret ettiğini düşündürüyor. Dosyalar, Epstein’in tutuklanması ve ölümü öncesinde, Temmuz ve Ağustos 2019’da, Chomsky’nin Epstein’in yapmakta olduğu bir belgesel için hâlâ röportaj vermeyi planladığını bile gösteriyor. Görünüşe göre Chomsky gerçekten de sonuna kadar Epstein’e sadıktı. Soru, neden.

2008’deki hapis cezasını izleyen yıllarda Epstein, ‘dünyanın en zeki insanlarını’ ‘topladığını’ iddia etti. ‘Noam Chomsky, film yönetmeni Woody Allen, eski başkan Bill Clinton ve yaşayan Tanrı, Dalai Lama’ ile bir akşam yemeği ayarlamaktan söz ediyordu. Bu, boş bir hayal kurma değildi. Hem kamuoyundaki imajını temizlemenin hem de diğer multimilyonerleri etkilemenin bir yolu olarak Epstein, bu tür ünlülerle arkadaş olmaya oldukça ciddiyetle yönelmişti.

Dolayısıyla Epstein’in neden Chomsky’yle arkadaş olmak istediği açık. Chomsky’nin, akademik meslektaşları bağış çekme umuduyla onunla görüşüyor olsa bile, Epstein’le herhangi bir ilişkiyi nasıl meşrulaştırabildiği ise daha az açık.

En basit açıklama şu: Epstein, onlara finansal hizmetler sunarak ve bir noktada yaşayacak yer teklif ederek Chomsky’yi ve eşini manipüle etmeye ve kendine bağlamaya çok uğraştı. Bu arada Chomsky, parayla ilgili son derece sarsıcı bir aile ihtilafının içinde bulduğu için bu tür tekliflere özellikle açıktı; 89 yaşındaki Chomsky’nin ‘başına gelmiş en kötü şey’ diye tanımladığı bir ihtilaf.

Bu, Chomsky’nin daha önce ilk eşi beyin kanserinden acı çekerken ve ölürken ona bakmakla geçen iki travmatik yılı düşününce çarpıcı bir ifade. 2018’in sonlarına doğru, bu trajik olaylar dizisi, çeşitli e-posta zincirlerinde, Epstein’in Chomsky’ye ailesiyle yaşadığı acı verici ihtilafta akıl verirken, Chomsky’nin de Epstein’e cinsel istismar geçmişi hakkında basında çıkan haberlere nasıl yanıt vermesi gerektiği konusunda akıl verdiği, sarsıcı ve gerçeküstü bir duruma yol açtı.

Birkaç yıl sonra, Mayıs 2023’te, gazeteciler Epstein’le ilişkisini sorduğunda Chomsky bunların hiçbirinden söz etmedi. Onun yerine davranışını şöyle gerekçelendirdi: (a) Epstein ‘cezasını çekmişti, bu da sayfayı kapatmıştı’ ve (b) MIT’yle ilişkili ‘çok daha kötü suçlular’ vardı. Harvard Crimson’la konuşurken ise daha da açık sözlüydü; MIT’nin bağışçıları arasında ‘en kötü suçluların’ bulunduğunu, yaşamı boyunca ‘büyük savaş suçluları’ dahil her türden insanla görüştüğünü ve bunların hiçbirini tanımış olmaktan pişmanlık duymadığını vurguladı.

Aynı dönemden özel bir e-postada Chomsky, Epstein’e yöneltilen daha ağır suçlamalardan basitçe habersiz olduğunu ileri sürerek, 2019’da ‘müstehcen hikâyeler ve suçlamalar’ ortaya çıksa da, Epstein’i tanıyan akademisyenlerin hiçbirinin ‘buna benzer bir şeye dair en ufak bir iması’ olmadığını ve herkesin ‘epey şaşırdığını, bazen kuşkucu olduğunu; çünkü onun [sic] şimdiye dek duydukları her şeyden çok uzakta’ bulunduğunu yazdı.

Birçok yorumcu, anlaşılır biçimde, ABD müesses nizamının dünyadaki en önde gelen eleştirmeninin Jeffrey Epstein’in gerçekte kim olduğundan bu denli habersiz olabileceğine inanmakta zorlandı. Bazıları bu davranışı, hem toplumsal cinsiyet meselelerine hem de cinsel şiddet ve istismar sorunlarına karşı bir körlüğe bağladı. Chomsky’nin 2019’da Epstein’e attığı e-postalardan birinde ‘kadınlara yönelik istismar hakkında gelişen ve hatta bir suçlamayı sorgulamanın bile cinayetten daha kötü bir suç sayıldığı noktaya varan histeri’ye atıfta bulunması, bu suçlamayı kesinlikle daha inandırıcı kılıyor.

Toplumsal cinsiyet ilişkilerine ve onların dilin kökenlerindeki rolüne odaklanan bir antropolog olarak Chomsky’nin toplumsal cinsiyet körlüğünün gayet farkındayım. Ama bununla birlikte, ilerici ve sol davaları savunmasının samimi biçimde amaçlandığına da ikna olmuş durumdayım: Ünlü akademisyenin her zaman bir yüzü buydu. Fakat bir yüzü daha vardı. Chomsky’nin o yüzünü anlamak için, bir bakıma Epstein bağlantısının olağan işleyişin bir parçası olduğunu kavramak yardımcı olur. MIT’deki profesyonel yaşamında Chomsky, suçlu saydığı insanlarda olumlu özellikler bulmaya epey alışıktı.

Bunun çarpıcı bir örneği John Deutch’tur: Pentagon’un nükleer ve kimyasal silah stratejisinde öncü bir rol oynamış, ardından CIA Direktörü olmuş bir MIT bilim insanı. Kararlı bir antimilitarist olarak Chomsky, Deutch’u bir tür ‘savaş suçlusu’ saymış olmalı. Yine de bir MIT bilim insanı olarak Chomsky, Deutch’u daha sonra Epstein hakkında kullanacağına neredeyse eşdeğer övgü dolu ifadelerle övebildi. Birçok konuda anlaşamasalar da, Chomsky’ye göre kendisiyle Deutch ‘dosttu ve gayet iyi anlaşıyorlardı’. New York Times Chomsky’ye Deutch’u sorduğunda, sözleri neredeyse bundan daha sıcak olamazdı:

‘Akademik yaşamda ya da başka herhangi bir yaşamda tanıdığım herkesin üstünde bir dürüstlüğe ve bütünlüğe sahip. … Eğer CIA’yı birisinin yönetmesi gerekiyorsa, bunu onun yapmasına memnunum.’

MIT’de savaş araştırmaları

Deutch, Chomsky’nin üniversitesinde anlaşabildiği ABD askerî kurumu figürlerinden yalnızca biri değildi. 1989’da şöyle açıklamıştı: ‘MIT’deyim; dolayısıyla Pentagon için füze üzerinde çalışan bilim insanlarıyla sürekli konuşuyorum.’

Bütün bu dostane hâlin altında, Chomsky MIT’deki meslektaşlarının suçluluğunun farkındaydı. 1969’da, Vietnam Savaşı’na karşı öğrenci protestolarının zirvesinde, nükleer füzeler bir gün kullanılırsa ölecek milyonlara karşı kayıtsızlıkları nedeniyle, bazılarını ‘Nazi bilim insanları’na bile benzetti. Ama tıpkı Epstein’le ve Deutch’la anlaşabildiği gibi, Chomsky MIT’de karşılaştıklarının çoğuyla da bir şekilde anlaşmanın yolunu buldu: İster savaş bilim insanı olsunlar ister savaş karşıtı öğrenciler.

MIT’nin savaş karşıtı öğrencileri, üniversitelerinin askerî bağlantılarını özellikle sert biçimde mahkûm ediyordu; şöyle yazmışlardı:

‘MIT, insanlığa hizmet etmek için bilimsel ve toplumsal araştırmanın bir merkezi değildir. ABD savaş makinesinin bir parçasıdır. … MIT’nin amacı, ABD hükümeti ve büyük şirketler için araştırma, danışmanlık hizmetleri ve yetişmiş personel sağlamaktır; dünyadaki insanlar üzerindeki kontrollerini sürdürmelerini mümkün kılan araştırma, hizmetler ve personel.’

MIT’nin öğrenci protestocularının enerjisi ve radikalizmi, MIT Regressions başlıklı 2022 yapımı bir belgeselde güçlü biçimde hissediliyor. Belgesel bir noktada, Chomsky’nin en başta MIT’de çalışmak üzere neden işe alındığını hatırlatıyor: Başlangıçta Dr. Jerome Wiesner tarafından ‘Soğuk Savaş için araştırma’ yürütmek üzere istihdam edilmişti; Wiesner, Pentagon’da bilim insanıydı ve daha sonra Başkan Kennedy’nin en üst düzey danışmanlarından biri oldu.

Belgesel daha derine inseydi, Dr. Wiesner’in, komuta ve kontrol sistemleri dahil olmak üzere ABD’nin tüm nükleer füze programını kurmadaki kilit rolünden söz edebilirdi. Wiesner’in ve Pentagon’daki meslektaşlarının, Chomsky’nin dilbilim araştırmalarını, sonunda komuta ve kontrol bakımından getiriler sağlayacağı umuduyla finanse etmeyi sürdürdüklerine dair pek az kuşku olabilir.

Chomsky’nin yaygın iddialarına rağmen, onun dilbilim araştırmaları, gündelik insan dilinin temellerini anlama girişiminden çok, her zaman askerî ajandalar tarafından biçimlendirildi. 1960’lar ve 1970’lerden çeşitli belgeler, Pentagon’un bilim insanlarının Chomsky’nin kuramlarını, Teğmen Jay Keyser’in elektronik teçhizat için ‘bir kontrol dili’ dediği şey ve Albay Anthony Debons’un ‘askerî komuta ve kontrol sistemlerinde bilgisayar operasyonları için diller’ dediği şey için kullanmayı umduklarını gayet açık biçimde gösteriyor. Daha sonra Chomsky’nin uzun süreli dostu olacak ve MIT’nin dilbilim bölümünün başına geçecek olan Jay Keyser, Chomsky’nin kuramsal çalışmasının bir gün, B-58 nükleer silahlı bombardıman uçakları dahil, füzelerin ve uçakların bilgisayarlı kontrolünde işe yarayabileceğini açıkça söylüyordu.

MITRE Corporation adı verilen bir MIT uzantısındaki dilbilimciler, Chomsky’nin fikirlerine özellikle ilgi duyuyordu. Baş araştırmacıları Donald Walker şöyle yazmıştı: ‘Dilbilimsel ilhamımız (ve hâlâ öyledir) Chomsky’nin dönüşümsel yaklaşımıydı.’ Chomsky’nin dilbilim öğrencilerinden on kadarının MITRE’da araştırma yürüttüğü söylenir; bu çalışma her zaman ‘ABD Hava Kuvvetleri tarafından sağlanan komuta ve kontrol sistemlerinin geliştirilmesi’ni desteklemek üzere tasarlanmıştı. Bu öğrencilerden biri olan Barbara Partee, Walker’ın orduyu onları işe almaya ikna ederken dayandığı mantığı bana şöyle anlattı:

‘Bir nükleer savaş durumunda generaller bazı bilgisayarlarla yeraltında olur, işleri yönetmeye çalışırlardı; muhtemelen bilgisayarlara İngilizceyi anlamayı öğretmek, generallere programlamayı öğretmekten daha kolay olurdu.’

Bunun ışığında ve özellikle MITRE’ın Vietnam Savaşı’ndaki rolü göz önüne alındığında, antimilitarist Chomsky’nin kaçınmasını bekleyebileceğimiz kurumların başında MITRE Corporation gelirdi. Ne var ki, görünen o ki Chomsky, hem MITRE hem de nükleer silahların komuta ve kontrolünde yer alan bir başka şirket olan SDC için ‘danışman’ olarak çalıştı.

Chomsky’nin antimilitarist vicdanı bakımından şanslı olan şu ki, onun dilbilim araştırması — çoğunlukla MIT’nin Research Laboratory of Electronics’inde (RLE) — gerçek silah sistemlerine dönüştürülmekten yıllarca uzaktı. Ama buna rağmen, vicdanının hiçbir zaman tamamen rahat olduğundan kuşkuluyum. Chomsky’nin Vietnam Savaşı’na karşı çıkmak için çok az şey yapmış olmaktan suçluluk duyduğu iyi belgelenmiştir; 1967’de, Pentagon’la yakın bağları nedeniyle ‘MIT’den istifa etmeyi’ bile düşünmüştü.

Elbette Chomsky istifa etmedi. Bunun yerine, işyerinin mahiyetine dair bir tür inkâra sığındı; hatta MIT’nin ‘kampüs içinde’ hiçbir askerî iş yapılmadığı yönündeki resmî çizgisini tekrarladı. Bunu, RLE’ın ‘kampüs içindeki’ araştırmasının, MITRE ve SDC gibi yerlerde ‘kampüs dışındaki’ silah sistemi üretiminin kuramsal temelini sağladığını elbette bildiği hâlde yaptı.

Bu inkâra rağmen Chomsky, kendi işyeri olan RLE’ın bir ‘askerî laboratuvar’ olduğunu her zaman biliyordu. Bana göre, ordunun maaşlı çalışanı olarak çalışmaktan duyduğu anlaşılır rahatsızlık, onu, yaşamı boyunca o aynı orduya karşı aktivizme bu kadar çok zaman ve enerji ayırmaya sevk etti.

Ayrıca, bu tür ahlaki kaygıların, Chomsky’nin dil kuramlarındaki çarpıcı soyutlamayı yoğunlaştırdığından da şüpheleniyorum; yalnızca sürekli elden çıkarılıp yenileriyle değiştirilmeyi gerektiren kuramlar değil, neredeyse işlemezliğini kanıtlamak üzere tasarlanmış gibi duran kuramlar. ‘İşlemez’ derken kastım, hiçbir bilim insanının onları herhangi bir şey için kullanamayacağı, silahların komuta ve kontrolü bir yana, o kadar soyut ve bu-dünyaya-dışı olmaları.

Bu argüman tartışmalıdır. Ama Chomsky’nin antimilitarist siyasetiyle bu-dünyaya-dışı dilbiliminin nihayetinde nasıl bağlandığını — destekçilerini de eleştirmenlerini de aynı ölçüde düşündüren bir soruyu — açıklamak için bundan daha iyi bir yol görmedim.

Chomsky’nin ‘bu-dünyaya-dışı’ dilbilimi

‘Bu-dünyaya-dışı’ derken neyi kastettiğimi açıklayayım. Chomsky’nin dil anlayışı, beynin içinde Plato’nun ya da Descartes’ın ruh kavramına benzettiği bir ‘dil organı’ndan türediği yönündedir. Chomsky’ye göre, dilin türümüzde Darwinci evrim yoluyla ortaya çıkışından söz etmek, ruhun evrimini tartışmak gibidir. Ruh gibi, der Chomsky, dil ya vardır ya yoktur — yarım ruh olmaz. Bu yüzden dilin derece derece evrimleştiğini tasavvur etmenin anlamı yoktur.

Dilin gerçekte nasıl ortaya çıktığını ona soran bizlere yanıt olarak Chomsky, ‘masal’ dediği şeyden pek öteye geçmeyen bir şey sundu: Tarihöncesi tek bir insanın beyni ‘yeniden kablolanmıştı, belki de küçük bir mutasyonla’. Her şey aniden olmuştu ve herhangi bir evrimsel öncülün üzerine inşa edilmemişti.

Yine ruh gibi — Chomsky’ye inanacaksak — dilin iletişimle özel bir bağlantısı yoktur. İletişim için kullanılabilir; ‘insanların yaptığı her şey gibi’, ama Chomsky, ‘dil, düzgün biçimde bir iletişim sistemi olarak görülmez’ der. Sonra daha da tuhaf bir iddia ekler: Dil içinde kullandığımız ‘kitap’ ya da ‘karbüratör’ gibi kavramlar, gerçek kitaplar ya da karbüratörler var olmadan on binlerce yıl önce, türümüzün ortaya çıkışından beri insan beyninde var olmuştur.

Dilin iletişim için evrimleşmediğini ya da tarihöncesi insanların ‘kitap’ ya da ‘karbüratör’ gibi kavramlarla doğuştan kablolanmış olduğunu iddia etmek, basitçe mantıklı değildir. Bu ve başka nedenlerle, çağdaş dilbilimcilerin birçoğu artık Chomsky’nin kuramlarının bütünüyle işlemez olduğu sonucuna vardı; seçkin evrimsel psikolog Michael Tomasello’nun ‘nihai bir çıkmaz’ dediği noktaya ulaştığını söylerler. Fakat soru sürüyor: Chomsky kadar zeki biri, bu tür fikirleri nasıl bu kadar tutarlı biçimde savunabildi?

Bu konudaki kendi kitabımda, dili ruh benzeri bir şeyle özdeşleştirerek Chomsky’nin gerçek bilimden, fark edilmeden, bir tür bilimci teolojiye kayabildiğini; böylece dilbilimini her türlü olası askerî kullanımdan yalıttığını ileri sürüyorum. Bu, onun dil kuramlarını tamamen kullanışsız kılsa da, Chomsky açısından ahlaki avantajları açıktı: Ruhu silahlandıramazsınız; dolayısıyla kimseyi öldüremezsiniz!

‘İki Chomsky’

Chomsky’nin, MIT’de çalışmayı sürdürürken bile dilbilimini askerî kullanım riskinden yalıtmak için yaptığı sofistike manevra son derece başarılı oldu. Kariyerinin ilk on yıllarını o aynı ordunun maaşlı çalışanı olarak geçirmişken bile ABD ordusuna karşı durmakta yorulmak bilmeyen bir kampanyacıya dönüşmesini sağlayan, eşit ölçüde etkileyici manevrası da başarılıydı. Hatta bu manevralar o kadar başarılıydı ki artık ‘İki Chomsky’ varmış gibi görünüyordu: ABD müesses nizamı için çalışan, Deutch ve Wiesner gibi insanlarla ilişki kurmaktan memnun bir MIT profesörü; ve o aynı müesses nizama karşı durmaksızın çalışan antimilitarist kampanyacı.

Birinci Chomsky — yozlaşabilir MIT profesörü — üniversitenin ‘kampüs içinde’ hiçbir askerî iş yapılmadığı yönündeki resmî çizgisine eşlik ediyordu. İkincisi — ilkeli kampanyacı — üniversitesinin askerî angajmanını protesto etmek için MIT’den istifa etmeyi ciddi ciddi düşünüyordu.

Bu ikicilliği sürdürürsek, bana göre, Epstein’le sosyalleşip arkadaş olma konusunda akademik meslektaşlarına uyan ve Mayıs 2023’te bu davranışı cinsel suçlunun ‘cezasını çekmiş olması’ gerekçesiyle savunan, birinci Chomsky’ydi: yozlaşabilir MIT profesörü. Buna karşılık, bütün bunun ayna görüntüsü olmaya çabalayan kişi ikinci Chomsky’ydi: yorulmak bilmeyen kampanyacı. Chomsky’nin eski asistanı Bev Stohl’un, büyüyen eleştirmen korosuna yanıt olarak söylediği şu sözlerde tarif ettiği figür buydu: ‘İnsanlığa tam adanmışlığını gözlemledim. Neredeyse hiç uyumazdı [ve] yemek yemesi gerektiğini ona hatırlatmak gerekirdi.’

Bu oldukça sağlıksız yaşam tarzının, Chomsky’nin Haziran 2023’teki yıpratıcı felcinde ne ölçüde etken olduğunu söylemek zor. Duygusal stresin — belki de savunulamaz bir hata yaptığını fark etmenin yarattığı stresin — bir etken olup olmadığını bilmek daha da zor. Ama Chomsky’nin felci, Epstein konusunda onu sorgulayan gazetecilerle yüzleştirilmesinden yalnızca birkaç hafta sonra geçirmesi, Chomsky’nin sonunda, dost seçiminde yaptığı korkunç hatayı en nihayet fark etmiş olabileceğini düşündürebilir.

Chomsky, takipçilerinin pek çoğunun hayranlıkla andığı o kusursuz ilkesel anarşist entelektüel hiçbir zaman olmadı. Bana göre, eğer o ideal figür olsaydı çoktan MIT’den istifa etmiş olurdu. Yine de bunu yapsaydı, ABD askerî müesses nizamını içeriden tanıması, onu, o müessesenin en bilgili ve en kendinden emin eleştirmenine dönüştüren biçimde mümkün olmazdı.

Epstein’in ayarladığı Steve Bannon ve Ehud Barak buluşmalarının her birine dair ne düşünülürse düşünülsün — her iki durumda da dostane buluşmalardı — bu görüşmeler, Chomsky’nin ABD ve küresel siyaset üzerine yorumlarını kuşkusuz daha bilgili ve daha kendinden emin hâle getirdi.

Bu yorumları kesinlikle özlüyorum — giderek daha da raydan çıkmış bir dünyada, kilit bakımlardan bir aklıselim ışığıydı. Yıkıcı felcinden birkaç ay önce Chomsky şu sözleri yazmıştı:

‘Ukrayna yerle bir ediliyor. … Nükleer savaşa tırmanma tehdidi yoğunlaşıyor. Belki de en kötüsü, uzun vadeli sonuçlar bakımından, küresel ısınmayı ele almaya yönelik cılız çabalar büyük ölçüde tersine çevrildi.

Bazıları gayet iyi durumda. ABD ordusu ve fosil yakıt endüstrileri kâra boğuluyor; yıkım misyonları için önlerinde uzun yıllar boyunca büyük bir ufuk var. … Bu arada, yaşanabilir bir dünyayı kurtarmak ve çok daha iyi bir dünya yaratmak için umutsuzca gerekli olan kıt kaynaklar, yıkım ve kıyımda ve daha da büyük felaketleri planlamakta heba ediliyor.’

Bu, Chomsky’nin en iyi hâli: dünyamızın durumuna dair yalın gerçeği dile getiriyor ve ABD destekli Gazze soykırımının başlamasından yalnızca aylar önce ‘daha da büyük felaketler’i isabetle öngörüyordu.

Elli yılı aşkın bir süre boyunca, ‘İki Chomsky’ — MIT’ye bağlı, müesses nizama sadık bilim insanı ile servet ve güce sahip hiç kimseye güvenmeyen anti-müessese aktivist — sanki büsbütün ayrı hayatlar sürdürdü. Chomsky’nin Epstein’le, itibarsız finansçının özel jetinde çekilmiş fotoğrafları, şimdi bu ayrımı paramparça etti; Chomsky’nin çifte hayatını herkesin gözü önüne serdi.

Bazı insanlar için Chomsky’nin Epstein’le dostluğu, onu bir daha asla okumaktan ya da dinlemekten caydıracak. Diğerleri içinse küresel siyaset üzerine içgörüleri, görmezden gelinemeyecek kadar değerli. Her hâlükârda, bu yazının, okurların hem yüksek derecede çatışmalı dünyamızı hem de Chomsky’nin ona aynı anda hem başkaldırıp hem de ona uyum sağlama yönündeki yaşam boyu mücadelesinde ödediği bedeli daha iyi anlamasına yardımcı olmasını umuyorum.

Profesör Chris Knight, University College London’da kıdemli araştırma görevlisidir. Decoding Chomsky: science and revolutionary politics adlı kitabı 2016’da çıktı. The Revolutionary Origins of Language, Yale tarafından 2026’da yayımlanacak.

1 Yorum

Filed under Eviri

One response to “Chomsky/Epstein Bilmecesi — Chris Knight”

  1. Geri bildirim: Eviri — özel sayfa | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER