(playlist)
🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
👻🪸🐈⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈⬛
1. Boş binanın önünde başlayan soru
Bir kelime bazen önce sokakta belirir, sonra haberde görünür, sonra herkesin ağzında aynı huzursuz soruya dönüşür. “Sote” böyle bir kelime. Gündelik dilde kulağa küçük, hatta hafif gelir: sote yer, sote mekân, sote bi köşe. Fakat gençlerin kafe yerine boş binalara, boş evlere, inşaatlara, merdiven altlarına, okul arkalarına, sahil diplerine, parkların karanlık taraflarına gitmeye başlamasıyla beraber bu kelime sıradan bir argo olmaktan çıkar. Sote artık yalnızca “gizli saklı yer” anlamına gelmez; parasızlığın, özel alan yokluğunun, gençlik mekânı yoksunluğunun ve güvenlik riskinin aynı anda toplandığı bir sosyal faaliyet biçimine dönüşür.
Isparta’da 16 yaşındaki lise öğrencisi Feyza Keskin’in sabah saatlerinden itibaren kayıp aranırken akşam saatlerinde boş bir binanın önünde hareketsiz halde bulunduğu ve yapılan incelemede hayatını kaybettiğinin belirlendiği haberleri bu yüzden geniş bir toplumsal sarsıntı yarattı. Haberde kesin ölüm nedeninin otopsiyle netleşeceği aktarılıyordu; olayın kendisi henüz ayrı bir adli süreç konusuydu. Fakat sosyal medyadaki tepki yalnızca tek bir ölüm haberine yönelmedi. Bir öğretmenin, öğrencilerinin paraları olmadığı için kafelere gidemediğini, marketten bir şeyler alıp boş binalara ve boş evlere girerek zaman geçirdiğini aktarmasıyla beraber, haber başka bir yaraya bağlandı: gençlerin güvenli, ucuz, açık, onurlu ve denetlenebilir sosyalleşme alanlarından dışarı itilmesi. Feyza Keskin haberinin boş bina önünde düğümlenmesi, bu yüzden kelimenin bütün karanlık çağrışımlarını bir anda görünür hale getirdi (🔗).
Bu noktada boş bina yalnızca fiziksel bir yapı olarak kalmaz. Kafe masasının, öğrenci evinin, gençlik merkezinin, okul sonrası güvenli alanın, ucuz sosyalleşme imkânının yerini alan bir ara mekâna dönüşür. Kapısı kırık bir inşaat, kilidi zorlanan bir apartman, terk edilmiş bir dükkân, karanlık bir merdiven boşluğu, kullanılmayan bir daire ya da metruk bir bina, gençler için “takılmalık yer” gibi kullanılmaya başladığında orada yalnızca gençlik hatası ya da münferit risk aranamaz. Orada daha geniş bir zincir çalışır: kafe pahalılaşır, bar pahalılaşır, ulaşım pahalılaşır, ev kiraları yükselir, aile evleri kalabalıklaşır, yurtlar denetimli kalır, gençlerin özel alanı daralır, kamusal alanda oturmak bile bir harcama koşuluna bağlanır. Sonra market poşeti devreye girer. Bir içecek, bir atıştırmalık, bir paket sigara, bir telefon hoparlörü, birkaç arkadaş ve “kimsenin karışmayacağı” bir yer arayışı.
Bu zincirin sokak argosundaki en güçlü adı sote’dir. Sote, görünür piyasadan çekilmiş mekândır. Bir genç kafeye oturduğunda müşteri olur; sahilde, parkta ya da boş binada marketten aldığı şeyle oturduğunda mekânı kendi eliyle kurar. Bu kuruluş bazen masum bir muhabbet alanı açar, bazen erken yaşta sigara ve alkol çevresine dönüşür, bazen flört ve mahremiyet arayışına bağlanır, bazen de tanığın azaldığı, yardımın geciktiği, failin güç kazandığı bir kuytuya dönüşür.
Bu yüzden “boş bina” ifadesi bu tartışmada basit bir dekor değildir. Boş bina, piyasa dışına düşmüş gençliğin ucuz kafesi haline geldiğinde mekân artık yalnızca mekân değildir; sınıf, görünürlük, güvenlik, mahremiyet, utanç ve ölüm aynı boşlukta birleşir.
Piyasa kavramı burada arka planı verir. Türkiye’de ve Avrupa’daki göçmen Türk gençliği üzerine yazılan “piyasa gehen / kekomaxxing” analizinde piyasa; kafe, cadde, AVM, Bahnhof, shisha-bar, araba, kıyafet, story, bakış ve puanlanma üzerinden kurulan bir görünürlük sahnesi olarak ele alınmıştı (🔗). Sote, o sahnenin ters kutbudur. Piyasaya çıkan genç görünür olur. Soteye giden genç görünürlükten çekilir. Piyasada beden, kıyafet, arkadaş grubu, telefon, araba, hesap ödeme gücü ve sosyal medya profili dolaşıma girer. Sotede ise market poşeti, sigara, ucuz içecek, kuytu yer bilgisi, grup içi güven, risk sezgisi ve “buraya kimse gelmez” cümlesi dolaşıma girer.
Bu iki hareket birbirinin uzağında durmaz. Aynı genç aynı akşam önce piyasaya çıkar, sonra soteye çekilir. Önce caddede kimlerin olduğuna bakılır, sonra kalabalıktan uzaklaşılır. Önce görünür sahne yoklanır, sonra daha ucuz, daha rahat, daha saklı bir yer aranır. Piyasa pahalılaştıkça sote büyür. Sote büyüdükçe zula önem kazanır. Zula önem kazandıkça ekonomik hayat “zulamaxxing” denen yeni bir stratejiye yaklaşır: insanın parasını, yiyeceğini, sigarasını, içkisini, enerjisini, zamanını ve sosyal görünürlüğünü küçük saklı rezervlere bölerek ayakta kalması.
2. Aranan argo: sote mi, soteciler mi?
Sosyal medyada “bu grupların bir adı varmış” cümlesi dolaşıma girdiğinde ilk soru şuydu: Boş binalara, boş evlere, inşaatlara girip takılan gençler kendilerine ne diyor? Haber dili “metruk bina”, “boş yapı”, “inşaat halinde bina”, “boş daire” gibi kelimeler kullanır. Öğrenci dili ise daha kısa, daha pratik, daha yerel ve daha bedensel çalışır. “Sote” burada en güçlü aday olarak belirir.
“Sote” Türkçe argo kullanımda gözden uzak, kuytu, kimsenin kolay kolay görmeyeceği, rahatsız etmeyeceği, iş çevirmeye veya rahat takılmaya uygun yer anlamına gelir. Sote yer, sote mekân, sote bi köşe, sote bulmak, soteye gitmek, soteye çekilmek gibi kalıplar bu yüzden gündelik gençlik diline çok rahat oturur. Kelimenin eski veya daha “doğru” formu olarak tartışılan “sota” ise pusu, saklanma ve bekleme anlamına daha yakın durur. “Sotaya yatmak” kalıbı bir yere sinip beklemeyi, pusu kurmayı, görünmeden durmayı anlatır. Oyun salonu ve Counter-Strike dili içinde “soteci” veya “sote yapmak” kalıplarının yaşaması da kelimenin gençlik, saklanma, köşe tutma ve görünmeden avantaj alma çevresinde güçlendiğini gösterir.
Buradaki ayrım önemlidir. “Soteciler” kelimesi, boş binalara girip takılan gençlerin sabit ve genel adı olarak kesinleşmiş görünmez. Fakat “sote” ailesi, tarif edilen faaliyeti en iyi taşıyan argo alandır. Bir grup genç marketten içecek alıp kafeye oturmak yerine boş binaya giriyorsa, bunu “sote bulduk”, “sote mekân var”, “soteye geçelim” gibi cümlelerle adlandırması gayet doğal bir argo akışına oturur. “Soteciler” de bu akışın kişi adına dönüşmüş halidir: soteye gidenler, sote bulanlar, sote mekânı bilenler, sote yerde takılanlar.
Bu alanda yan kelimeler de vardır. “Mekân yapmak” bir yeri resmî amacı dışında takılma yerine çevirmeyi anlatır. Bir apartman önü, okul arkası, boş sınıf, metruk yapı, sahil bankı veya kapalı otopark köşesi gençlerin gözünde “mekân” haline gelebilir. “Mesken tutmak” daha eski ve daha yerleşik bir ifadeyle aynı şeyi söyler: bir yeri sürekli kullanmak, oraya çökmek, orayı kendi alanı gibi görmek. “Boş evci”, “boş binacı”, “izbeci”, “kuytucu”, “köşe tayfası”, “sote tayfa” gibi türetmeler de dil bakımından mümkün durur; fakat en güçlü çekirdek yine sote ve zula çevresinde kurulur.
Sote’nin gücü, yalnızca yer tarif etmesinden gelmez. Kelime aynı anda bir ruh halini, bir ekonomik sıkışmayı ve bir pratik zekâyı taşır. “Kafe pahalı” diyen genç doğrudan eve kapanmaz. “Dışarı çıkmak istiyorum ama para harcamak istemiyorum” dediğinde sote arar. “Evde aile var, yurtta denetim var, kafede hesap var” dediğinde sote arar. “Biraz rahat konuşalım, sigara içelim, içecek alalım, kimse karışmasın” dediğinde sote arar. Bu yüzden sote, parasızlığın mekân üretme biçimidir.
Zula ise aynı evrenin nesne tarafıdır. Sote gidilen saklı yer ise, zula saklanan şeydir. Sigara zulası, para zulası, içki zulası, çakmak zulası, yiyecek zulası, acil durum parası, son dal, yedek paket gibi kalıplar bu ekonomi içinde anlam kazanır. Zula açıkta durmayan kaynaktır. Harcanmaya, istenmeye, paylaşılmaya, bitmeye, görülmeye karşı saklanan küçük rezervdir. Sote ve zula birleştiğinde gençlik ekonomisinin iki temel hareketi ortaya çıkar: mekân masrafından kaçmak ve kaynağı saklamak.
Bu yüzden “boş binalara giren gençlerin adı ne?” sorusu yalnızca bir etiket arayışı gibi görülmemeli. Asıl mesele şu dilsel alandır: sote, zula, kuytu, izbe, metruk, boş ev, boş bina, okul arkası, bina arkası, içki sotesi, sigara zulası, pusu, sotaya yatmak, mekân yapmak. Bu kelimeler birlikte, gençliğin görünür tüketim sahnesinden çekilerek kendine ucuz ve saklı bir alan kurduğu daha geniş bir toplumsal haritayı verir.
3. Sote’nin tanımı: görünmez sosyal faaliyet
Sote en kısa haliyle gözden uzak sosyal faaliyettir. Bir yerin sote olması için tamamen terk edilmiş olması gerekmez. Bazen kalabalık bir caddenin arka sokağı, bir okulun bahçe duvarı, parkın ışık almayan köşesi, sahilin daha tenha kısmı, apartman arası, kapalı otoparkın dip noktası, AVM’nin kullanılmayan merdiveni, kampüsün az bilinen bankı, otobüs durağının arkası, mezarlık çevresi, inşaat girişi veya boş daire soteleşebilir. Sote, mekânın tamamı değil, mekânın görünmeyen kıvrımıdır.
Bu kelimenin temelinde görünmezlik vardır. Gözden uzak, kuytu, tenha, arka, dip, kör nokta, kimsenin görmediği yer, kimsenin rahatsız etmeyeceği yer gibi ifadeler hep aynı çekirdeği döndürür. Görünürlük sahnesinde insan izlenir, değerlendirilir, puanlanır, çağrılır, ayıplanır, denetlenir, hesaba dahil edilir. Sote bu bakıştan çekilme hareketidir. Gençler soteye gittiklerinde yalnızca bir yer değiştirme yapmaz; kendilerini aile bakışından, öğretmen bakışından, mahalle bakışından, işletmeci bakışından, güvenlik görevlisi bakışından, kamera bakışından ve çoğu zaman sınıfsal kıyas bakışından geri çeker.
İkinci halka parasızlıktır. Sote çoğu zaman para harcamadan ya da en az para harcayarak sosyalleşme tekniğidir. Kafeye oturmak, çay-kahve almak, yemek yemek, bara girmek, nargileciye oturmak, AVM’de tüketici olarak var olmak, ulaşım parası vermek, hesap paylaşmak ve grup içinde mahcup olmadan harcama yapmak belli bir ekonomik eşiğe bağlıdır. Bu eşik yükseldikçe market, tekel, büfe, indirim marketi, sokak satıcısı, Späti, kiosk, Büdchen gibi ara kaynaklar önem kazanır. Ankara’nın “içki sotesi” dili bu açıdan çok açıktır: tekel fiyatına alınan içki, kimsenin rahatsız etmeyeceği açık hava yerinde tüketilir. Yani barın masası, garsonu, müziği, tuvaleti, ısıtması ve güvenliği yerine duvar dibi, park, ağaç altı, bina arkası ve market poşeti geçer.
Üçüncü halka özel alan krizidir. Gençlerin kendi odası, kendi evi, kendi öğrenci evi, kendi arabası, rahatça kullanabileceği bir salonu, kimsenin girip çıkmadığı bir özel alanı varsa sote daha çok tercih olur. Bu imkânlar daraldığında sote mecburiyete yaklaşır. Aile evi kalabalıksa, yurt denetimliyse, ev kiraları yüksekse, arkadaş evi uzaksa, otel erişimi pahalıysa, genç çiftler ve arkadaş grupları kuytu yer aramaya başlar. “Boş ev sorunu” denen argo-sosyolojik ifade tam burada ortaya çıkar. Mesele yalnızca romantik ya da cinsel mahremiyet değildir; rahat konuşma, ağlama, dertleşme, sigara içme, telefonla konuşma, arkadaşla sır paylaşma, aileden bağımsız birkaç saat geçirme imkânı da aynı krizin içindedir.
Dördüncü halka denetimden kaçmadır. Sote rahatlık vaat eder çünkü orada “kimse karışmaz” hissi vardır. Bu his bazen özgürleştirici, bazen de tehlikeli çalışır. Okulun arkasında sigara içen çocuk, apartman arasında içki içen genç, sahilde market poşetiyle oturan grup, kapalı otoparkta arabayı sote bir konuma çeken çift, boş binaya giren arkadaşlar aynı cümleyi paylaşır: burada daha rahatız. Fakat rahatlık çoğu zaman tanık, ışık, güvenlik, yardım ve sorumluluk kaybıyla birlikte gelir.
Beşinci halka riskin büyümesidir. Sote, görünürlükten çekildiği anda korunmadan da çekilebilir. Kalabalıkta ayıp, bakış ve tüketim baskısı vardır; kuytuda tanıksızlık, gecikmiş yardım ve fail avantajı vardır. Bu yüzden sote çift karakterlidir. Bir yüzü gençlerin nefes alma, para harcamadan oturma, kendi alanını kurma, görünürlük baskısından çıkma ihtiyacına bakar. Diğer yüzü boş bina, pusu, taciz, gasp, ifşa, çökme, yangın, köpek, madde piyasası, polis baskını, kavga ve ölüm riskine açılır.
Piyasa ile sote arasındaki fark burada belirginleşir. Piyasa gençten görünür olmasını ister. Sote gençten görünmez olmasını ister. Piyasa para harcatarak sosyal varlık kazandırır. Sote para harcatmadan sosyal alan açar. Piyasa vitrindir; sote arka taraftır. Piyasa kalabalık içinde değerlenmedir; sote kalabalıktan kaçıp grup içine kapanmadır. Piyasa dış bakışa oynar; sote içerideki küçük gruba oynar. Piyasa kıyafet, araba, story, masa, hesap ve aura ister. Sote yer bilgisi, kuytu bilgisi, risk bilgisi, güvenilecek arkadaş ve market poşeti ister.
Bu yüzden sote, piyasanın basit karşıtı gibi durduğu halde onunla aynı sistemin içinde çalışır. Piyasa pahalılaştıkça sote büyür. Görünürlük sahnesi daha fazla para istediğinde, görünmezlik alanı daha cazip hale gelir. Kafe masasına oturamayan genç, park bankını, sahil taşını, bina arkasını, boş sınıfı, inşaatı, kapalı otoparkı, metruk yapıyı, boş daireyi gözden geçirmeye başlar. “Nerede oturalım?” sorusu yavaş yavaş “neresi sote?” sorusuna döner.
4. Sote, sota, zula: argo haritası
Sote etrafındaki kelimeler tek başına küçük bir sözlük oluşturur. Bu sözlükte yer bildiren kelimeler, eylem bildiren kelimeler, kişi adları, saklama kelimeleri, pusu kelimeleri ve ekonomik idare kelimeleri iç içe geçer. Sote, bu alanın mekân çekirdeğidir. Zula, nesne çekirdeğidir. Sota ve pusu, bekleme ve saldırı tarafını açar. Kuytu, tenha, izbe, metruk ve in gibi kelimeler ise mekânın dokusunu kalınlaştırır.
Sote, gidilen gizli yerdir. Sote yer, sote mekân, sote bi yer, sote köşe, sote konum, sote otopark gibi kullanımlarda kelime bir yerin görünürlükten uzak, rahat, az bilinen, fazla karışılmayan tarafını anlatır. “Sote bulmak” aktif bir şehir bilgisidir. Bir genç gruba “çok kral sote mekân buldum” dediğinde yalnızca adres vermez; gruba para harcamadan, fazla görünmeden, bir süre rahat edebileceği bir alan kazandırır. Bu yüzden sote bilgisi de bir tür sosyal sermayedir. Piyasa için hangi kafenin dolu olduğu, hangi caddenin iş yaptığı, kimin nerede göründüğü önemlidir. Sote için nerede kamera olmadığı, nerede güvenlik az olduğu, nerede polis uğramadığı, nerede aile/mahalle bakışına takılmadan oturulacağı önemlidir.
Sota ve sotaya yatmak kelimenin pusu tarafını açar. Sotaya yatmak, bir yerde görünmeden beklemek, saklanmak, pusu kurmak anlamına gelir. Oyun dili bu anlamı çok iyi taşır. Counter-Strike ve benzeri oyunlarda bir köşeye sinip bekleyen kişiye “soteci”, “pusucu”, “camper” denir. Bu oyun dili sokağın mekân mantığıyla birleştiğinde “soteye çekmek” daha sert bir anlama kavuşur. Birini kalabalıktan ayırıp kuytuya almak, yalnızca konuşmak için yapılabilir; kavga, tehdit, baskı ve saldırı için de yapılabilir. Sote’nin en gerilimli yanı burada ortaya çıkar: aynı kelime hem muhabbet hem pusu taşıyabilir.
Zula, sote ailesinin en önemli özel kelimesidir. Sote gidilen gizli yer ise zula saklanan gizli şeydir. Zula bir gizli bölme, saklı stok, kenara atılmış kaynak, görünmeyen cep, zor gün rezervidir. Sigara zulası, para zulası, yiyecek zulası, içki zulası, çakmak zulası, bozukluk zulası, acil durum parası gibi kalıplar bu yüzden çok güçlüdür. Zula açıkta durursa bitecek olan şeyi korur. Açık sigara istenir, açık para harcanır, ortak dolaptaki yiyecek tükenir, çantadaki son çikolata paylaşılır, görünen çakmak kaybolur. Zula görünmezlik sayesinde dayanır.
Zulalamak ise saklamaktır. Bir şeyi çantanın iç cebine, kitabın arasına, çekmecenin arkasına, dolabın üstüne, arabanın koltuk altına, paspasın altına, telefon kılıfının içine, mont cebine, ortak evde kimsenin bakmadığı rafa koymak zulalamaktır. Bu eylem yalnızca gizleme hilesi değildir; ekonomik baskı altında küçük bir güvenlik alanı kurmaktır. Zula patladığında saklanan kaynak ortaya çıkar, tükenir ya da başkaları tarafından bulunur. “Zula yapanın anası ağlamaz” gibi sokak cümleleri, zulanın gündelik hayatı çevirme gücünü doğrudan anlatır.
Kuytu ve kuytu köşe, sote’nin daha yalın Türkçesidir. “Uygun kuytu” ifadesi, görünmeden yapılacak her iş için kullanılabilir. İçki içmek, sigara içmek, konuşmak, ağlamak, öpüşmek, telefonla özel konuşmak, bir şeyi saklamak, birini beklemek, kalabalıktan uzaklaşmak için kuytu aranır. Tenha, ıssız ve gözden uzak kelimeleri de aynı alanda argolaşır. “Kimsenin görmediği yer”, “en gözden uzak nokta”, “kuş uçmaz kervan geçmez” gibi ifadeler, sote’nin görünmezlik arzusunu büyütür.
İzbe, metruk, harabe, virane, in ve mağara gibi kelimeler sote’nin yapı tarafını koyulaştırır. İzbe mekân bakımsız, karanlık, düşük statülü, havasız, bazen tehlikeli yerdir. Metruk yapı terk edilmiş binadır. İn gibi yer, karanlık ve basık mekândır. Harabe ve virane, işlevini kaybetmiş yapıdır. Bu kelimeler gençlik hafızasında atari salonu, bodrum bar, eski internet kafe, tütün kokan kapalı mekân, okul arkası, kömürlük, kapalı otopark, boş daire, inşaat ve metruk bina ile birleşir. Sote açık hava bankı kadar masum başlayabilir; izbe ve metruk tarafına kaydığında risk katlanır.
Arka, dip, köşe ve duvar dibi kelimeleri sote’nin mikro-mimarisini verir. Sote çoğu zaman bir yerin adı değil, o yerin arka kısmıdır. Okul arkası, bina arkası, arka bahçe, arka giriş, duvar dibi, merdiven başı, kör köşe, kapıdan uzak konum, lambası bozuk otopark köşesi gibi ifadeler bu yüzden önemlidir. Kafe bile kendi içinde soteleşebilir; kalabalık kısmı piyasa, arka bahçesi daha sote olabilir. Parkın görünen çimi piyasa, ağaçların arkası sote olabilir. Sahilin yürüyüş yolu piyasa, taşların dibi sote olabilir.
Bu sözlüğün faaliyet tarafında içki sotesi, sigara sotesi, sotede içmek, tenhada bira, arabada bira, parkta takılmak, sahilde içmek, tekelden almak, market yapıp oturmak, tekellenmek, mekân yapmak, mekâna çevirmek, çökmek, konuşlanmak, tünemek ve ortam kurmak vardır. Bunların hepsi bir yerin resmî işlevinden koparılıp gençlik sosyalliğine açılmasını anlatır. Boş sınıf derslik olmaktan çıkar, muhabbet yerine döner. Apartman önü geçiş alanı olmaktan çıkar, sigara köşesi olur. Sahil bankı belediye mobilyası olmaktan çıkar, akşamın ucuz kafesi olur. Boş bina yapı olmaktan çıkar, sote mekân olur.
Avrupa’daki karşılıklar aynı işlevi başka kelimelerle kurar. Almanya’da chillen, chillen-millen, abhängen, Kiez’de takılmak, Späti önü, Hinterhof, Parkplatz, Bahnhof çevresi, arabada chillen gibi kalıplar Türkiye’deki sote işlevine yaklaşır. Hollanda’da hangen, plein, buurt, park, auto; Viyana’da park, Bahnhof, Gemeindebau çevresi, Spar/Billa’dan alınan içki; Brüksel’de station, quartier, parc, coin ve mahalle barı aynı alana girer. Türkçe “sote gehen” biçimi piyasa gehen kadar güçlü bir iz bırakmaz; sote kelimesi Avrupa’da daha çok işlev olarak taşınır. Türkiye’de tekelden alıp sote duvara geçilir; Berlin’de Späti’den alıp Kiez, park veya Hinterhof’a geçilir; Köln’de Kiosk/Büdchen çevresi, Viyana’da market birası ve park, Rotterdam’da plein ve auto aynı hareketi taşır.
5. Sote’nin faaliyet türleri
Sote tek bir davranış değildir. Aynı kelime içki içmeyi, sigara içmeyi, flört etmeyi, mahremiyet aramayı, arkadaşlarla muhabbet etmeyi, yalnız kalmayı, pusu kurmayı ve boş binayı mekâna çevirmeyi kapsayabilir. Bu yüzden sote’yi tek bir ahlaki kategoriyle okumak zayıf kalır. Sote, faaliyet türlerine ayrıldığında hem gençlerin ihtiyacı hem de riskin büyüdüğü noktalar daha açık görünür.
İçki sotesi en görünür türlerden biridir. Formül basittir: tekel ya da marketten alınan içki, poşet, bardak ya da şişe, park, duvar dibi, sahil, bina arkası, ağaç altı, apartman çevresi, arkadaş grubu. Barın ya da pub’ın masrafı yerine tekel fiyatı geçer. Garson, müzik, tuvalet, ışık, güvenlik, hesap ve mekân düzeni devreden çıkar. Ankara’daki içki sotesi dili bu yüzden çok öğreticidir. “Tekel fiyatına alıp kimsenin rahatsız etmeyeceği açık hava mekânında içmek” sote ekonomisinin kısa tarifidir. Burada mesele yalnızca alkol değildir; mekânın ücretli formundan kaçıp açık alanda kendi düşük maliyetli düzenini kurmaktır.
İçki sotesinin sakıncaları da bu düzenin içinde doğar. Sarhoşluk açık alana taşındığında kavga büyüyebilir, telefon ve çanta korunaksız kalabilir, grup içi sınırlar bulanıklaşabilir, tuvalet ve çöp sorunu çıkabilir, mahalleliyle gerilim yaşanabilir, güvenlik ya da polis teması aniden gelebilir, gece dönüşü zorlaşabilir. İçki sotesi ekonomik açıdan anlaşılır bir çözümdür; güvenlik, sağlık ve çevre açısından kırılgan bir alandır.
Sigara sotesi daha erken yaşlara iner. Okul arkası, bina arkası, bahçe duvarı, yangın merdiveni, tuvalete yakın koridor, apartman boşluğu, kantin arkası gibi noktalar gençler için sigara sotesine dönüşebilir. Burada sigara yalnızca nikotin tüketimi değil, büyümüş gibi görünme, gruba girme, okul denetiminden kaçma, sır paylaşma ve “yakalanmadan yapma” deneyimidir. Sote yer, çocuğa hem saklanma hem de akran grubu içinde küçük bir statü verir. Fakat bu statü çoğu zaman erken bağımlılık, disiplin, aileden saklama, büyük öğrencilerin küçükleri çekmesi ve daha riskli davranışlara geçişle birleşir.
Flört ve mahremiyet sotesi daha karmaşık bir alandır. Gençlerin ev, oda, öğrenci evi, araba, güvenli kamusal alan ve ucuz özel mekân erişimi kısıtlandığında park, araba, merdiven altı, apartman asansörü, boş ev, metruk bina bahçesi, sahil kayalığı, mezarlık çevresi ve kampüs köşesi mahremiyet alanına dönüşebilir. “Boş ev sorunu” denen şey tam burada belirir. Türkiye’de gençlik mahremiyeti çoğu zaman ya aile evinin içinde görünmez olmaya ya da kamusal alanın kuytusunda yakalanma riskine sıkışır. Sote burada bir mahremiyet çözümü gibi görünür; aynı anda ifşa, gizli kayıt, şantaj, taciz, dış müdahale ve polis/güvenlik baskısı riski taşır.
Muhabbet sotesi en gündelik türdür. Bir grup genç dışarı çıkmak ister, kafeye oturmak pahalı gelir, herkesin cebinde sınırlı para vardır, bir marketten içecek ve atıştırmalık alınır, sahile, parka, kampüs köşesine, apartman önüne, boş sınıfa ya da banklara geçilir. Burada sote, gençlerin sosyal hayatı tamamen bırakmadan masrafı azaltma yöntemidir. Dertleşme, müzik dinleme, telefondan video izleme, sigara içme, içecek paylaşma, birbirine haber verme, kısa süreli kaçış bu alanın gündelik içeriğidir. Risk seviyesi mekânın niteliğine göre değişir. Sahil bankı ile boş bina aynı risk alanına sahip değildir; fakat ikisi de kafe masrafından kaçan aynı ekonomik mantığın içine girebilir.
Duygusal sote daha sessizdir. Bir insan üzgünken, sıkılmışken, yorulmuşken, kalabalığın bakışından bunalmışken kendine sote bir yer arayabilir. Manzaralı bank, tepe, kıyı, sessiz sokak, kampüs içindeki az bilinen yer, parkın sakin köşesi bu tür sote’ye girer. Burada sote bir tehlike kelimesi değil, görünürlük yorgunluğundan çıkma kelimesidir. Herkesin birbirini izlediği, puanladığı, kıyasladığı, story’ye dönüştürdüğü bir gençlik dünyasında sote aynı zamanda kendini geri alma alanıdır.
Pusu ve şiddet sotesi kelimenin karanlık ucudur. “Soteye çekmek” burada birini kalabalıktan ayırmak, görünürlükten koparmak, tanık ve müdahale ihtimalini azaltmak anlamına gelir. Kavga, tehdit, hesap sorma, gasp, taciz, sıkıştırma ve saldırı bu hatta çalışır. “Sotaya yatmak” bekleme, sinme ve pusu anlamıyla bu alanın fiilidir. Sote’nin bu yüzü, onun yalnızca gençlerin rahatça takıldığı bir alan olarak romantize edilmesine engel olur. Kuytu yer bazen özgürlük verir; bazen failin avantaj alanına dönüşür.
Boş bina ve metruk sote en sert türdür. Kafe yok, para yok, ev yok, güvenli kamusal alan yok, gençlik merkezi yok, oturacak ucuz yer yok, aile evinde rahat alan yok, yurt denetimli; geriye kilidi kırık boş bina, inşaat, kullanılmayan daire, metruk yapı, apartman boşluğu kalır. Bu türde sosyal faaliyet ve fiziksel risk aynı yerde birleşir. Çökme, düşme, açık asansör boşluğu, kırık cam, elektrik, yangın, başıboş köpek, madde kullanan kişiler, saldırgan gruplar, telefon çekmemesi, yardımın gecikmesi, bedenin bulunmasının zorlaşması gibi riskler mekânın kendisinden doğar. Boş bina sotesi bu yüzden sote ailesinin en ağır formudur.
Bu faaliyetlerin hepsinde ortak olan şey yer bilgisidir. Piyasa bilgisi “hangi kafe dolu, kim nerede, hangi cadde iş yapıyor, nerede görünülür?” sorusuna yanıt verir. Sote bilgisi “neresi boş, nerede kimse görmez, nerede güvenlik az, nerede kamera zayıf, nerede rahat içilir, nerede konuşulur, nerede oturulur?” sorusuna yanıt verir. Bu bilgi bazen gençleri masraftan kurtarır; bazen onları görünmez risk alanına sokar.
6. Karanlık arşiv: sote’nin pusu ve metruk yapı yüzü
Sote kelimesinin gündelik hafifliği, bazı olaylarda bir anda ağırlaşır. Çünkü sote yalnızca gençlerin ucuz takılma alanı değildir; bazen suçun hazırlandığı, birinin sıkıştırıldığı, bedenin saklandığı, yardımın geciktiği, failin avantaj kazandığı yer haline gelir. Bu karanlık arşivde iki ayrı katman vardır. Birincisi, “sote” kelimesinin doğrudan geçtiği anlatılar. İkincisi, kelime geçmese de sote mantığıyla çalışan boş bina, metruk yapı, tenha alan ve inşaat olayları.
Hrant Dink cinayeti dosyasında sote kelimesi, cinayetin işlendiği yerden çok cinayete hazırlığın görünmez alanını düşündürür. Ogün Samast ve Yasin Hayal hattında silahın hazırlanması, verilmesi, taşınması ve cinayet öncesi temaslar, sote’nin suç lojistiğiyle kesişebileceği en çarpıcı örneklerden biridir. Bianet’in 2009 tarihli duruşma haberinde, Yasin Hayal’in cinayetten birkaç gün önce silahı Ogün Samast’ın beline koyduğunu itiraf ettiği aktarılır (🔗). 2024’teki yargılama haberlerinde de Samast’ın Yasin Hayal’i suçladığı, baskı ve tehdit iddialarını dile getirdiği aktarılmıştır (🔗). Burada sote, suçun sahnesi olmaktan çok, suçun görünmezce hazırlandığı yer fikrine bağlanır. Silahın görülmeden verilmesi, birinin kalabalıktan uzaklaştırılması, konuşmanın arka odada yapılması, el değiştirmenin gözden kaçırılması; bunların hepsi sote mantığının sertleşmiş biçimleridir.
Sidar Uygurlar olayı, sote’nin pusu ve sıkıştırma tarafını daha doğrudan gösterir. Şanlıurfa Siverek’te yol verme tartışması sonrası Sidar Uygurlar’ın öldürülmesiyle ilgili haberlerde failin yakalanması ve ceza süreci aktarılmıştır (🔗). Aile anlatılarında geçen “sote bir yerde önünü kesme” ifadesi, kelimenin gündelik “rahat yer” anlamından çıkıp doğrudan fail avantajına bağlandığı bir eşiği gösterir. Trafikte başlayan görünür gerilim, kuytu karşılaşmaya döner. Akıştan koparma, gözden uzaklaştırma ve müdahale ihtimalini azaltma aynı hareket içinde birleşir.
Doğukan Köksal olayı, boş bina sotesinin en ağır imgesidir. Beyoğlu’nda 18 yaşındaki lise öğrencisi Doğukan Köksal’ın metruk bir binada sandalyeye bağlanmış ve yakılmış halde bulunduğu haberleştirilmiştir (🔗). Bu olayda metruk yapı yalnızca arka plan değildir. Şiddetin saklandığı, yardımın geciktiği, bedenin bulunmasının zorlaştığı, failin görünürlükten kaçtığı alan olarak çalışır. “Boş bina” burada gençlerin ucuz takılma yerinin karanlık ihtimalini bütün çıplaklığıyla gösterir. Bina boş olduğu için sosyal faaliyet alanı gibi görülebilir; aynı boşluk, şiddet ve ölüm için de kullanılabilir.
Feyza Keskin olayı bu arşive kesin bir cinayet başlığı olarak değil, güncel eşik olarak girer. Haberde lise öğrencisi Feyza Keskin’in Isparta’da kayıp olarak aranırken boş bir bina önünde bulunduğu ve hayatını kaybettiğinin belirlendiği aktarılır; kesin ölüm nedeninin otopsiyle netleşeceği belirtilir (🔗). Sosyal medyada aynı anda “öğrenciler paraları olmadığı için boş binalara girip takılıyor” cümlesinin dolaşıma girmesi, olayı tekil haber olmaktan çıkarıp mekân rejimi meselesine bağladı. Boş bina artık yalnızca olay yeri değil, gençliğin içine itildiği ucuz ve riskli alanın adı haline geldi.
Bu arşivin başka halkaları da aynı örüntüyü taşır. Bazı olaylarda boş dairede cansız beden bulunur. Bazılarında kullanılmayan fabrika, inşaat, metruk bina, yıkık yapı, ormanlık alandaki boş yapı, deprem sonrası terk edilmiş alan devreye girer. Haber dili bu yerleri “metruk”, “boş bina”, “boş daire”, “inşaat halinde yapı”, “kullanılmayan fabrika” diye adlandırır. Argo dilde aynı alan “izbe”, “in gibi”, “harabe”, “sote yer”, “kuytu”, “kimsenin olmadığı yer” diye yaşar.
Bu olaylar aynı şemayı tekrar tekrar gösterir. Bir kişi görünür akıştan kopar. Kimi zaman gençtir, kimi zaman savunmasızdır, kimi zaman kayıptır, kimi zaman fail tarafından takip edilir, kimi zaman grup içi bir gerilimin içine düşer. Sonra boş, kuytu, metruk ya da yarı-denetimli bir yere geçilir. O yerde tanık azalır, kamera azalır, yardım azalır, fail avantajı artar. Şiddet gerçekleştiğinde beden yine o alanda bulunur.
Sote’nin karanlık tarafı bu yüzden ahlaki panikle açıklanamaz. Mesele gençlerin dışarıda takılması değildir. Mesele, güvenli alanların pahalılaşması ve gençliğin kuytuya itilmesidir. Kafe pahalılaştığında, ev erişilemez olduğunda, okul sonrası güvenli sosyal alan olmadığında, sote büyür. Sote büyüdüğünde yalnızca muhabbet alanı büyümez; pusu, taciz, gasp, ifşa, madde, yangın, çökme, şiddet ve ölüm ihtimali de aynı haritada büyür.
7. Türkiye’de sote’nin şehir atlası
Türkiye’de sote her şehirde aynı biçimde işlemez. İstanbul’da sahil, park, metruk yapı ve apartman arası; Ankara’da içki sotesi ve duvar dibi; İzmir’de Dar Sokak, Kordon çimleri ve alternatif gençlik; Anadolu üniversite şehirlerinde öğrenci evi, kampüs, yurt çevresi ve ucuz kafe; sahil kasabalarında “getir içkini” mantığı öne çıkar. Her yerde ortak zemin aynıdır: mekân maliyeti, özel alan krizi ve gençlerin sosyal hayatı sürdürme çabası.
İstanbul’da sote iki ayrı damardan akar. Birincisi açık alan sotesidir. Kadıköy, Moda, Beşiktaş, sahil hatları, parklar, korular, iskele çevreleri, ara sokaklar ve banklar gençler için kafe dışı sosyalleşme alanına dönüşür. Marketten alınan içecek, sahilde oturma, kalabalığın biraz dışına çıkma, yürüyüş yolundan taşların dibine geçme, parkın daha sakin tarafını seçme bu damara girer. Bu sote türü şehrin pahalı kafe/bar ekonomisine karşı açık alanın kullanılmasıdır.
İkinci damar daha serttir. Metruk bina, apartman boşluğu, merdiven altı, boş daire, kapalı otopark, okul arkası, bina arkası, inşaat girişi, karanlık sokak ve terk edilmiş yapı bu damara girer. Burada sote yalnızca para tasarrufu alanı olmaktan çıkar, mahremiyet ve denetimden kaçış alanına dönüşür. İstanbul’un kira krizi, aile evlerinin kalabalıklığı, gençlerin kendi odasına sahip olma güçlüğü, dışarıda oturmanın tüketim şartına bağlanması ve sahil/park erişiminin sınıfsal karşılaşmalarla dolu olması, sote’yi hem yaygın hem de kırılgan hale getirir.
Ankara’da sote’nin en klasik biçimi içki sotesidir. Çankaya, Sakarya, Bestekâr, parklar, apartman arkaları, duvar dipleri ve arka girişler bu dilin içinde yer alır. Ankara’da bar, pub ve meyhane kültürü güçlüdür; fakat öğrenci ve genç bütçesi bu mekânların hesabını sürekli taşıyamaz. Bu durumda tekel fiyatı, açık hava ve “kimsenin rahatsız etmeyeceği” yer birleşir. İçki sotesi Ankara’da neredeyse ayrı bir şehir bilgisi haline gelir. Hangi parkta oturulur, hangi duvar dibi görünmez, hangi apartman arkası güvenli sayılır, nerede güvenlik gelir, nerede kamera vardır, nerede polis uğrar; bunlar gençlik hafızasında dolaşır.
İzmir’de sote daha yumuşak ve açık alanla daha iç içe çalışır. Alsancak, Kıbrıs Şehitleri, Gül Sokak, Kordon ve Bornova/Küçükpark görünür piyasa alanlarıdır; Dar Sokak, Kordon çimleri, Can Yücel Sokak çevresi, yan sokaklar ve sahilin daha sakin tarafları sote’ye yaklaşır. Dar Sokak’ın “bar parasına yetişemeyen ya da tercih etmeyen” gençlerin sağlam sote yerlerinden biri olarak anlatılması, İzmir sote’sinin ekonomik ve kültürel mantığını çok iyi verir. Burada yalnızca yoksunluk değil, alternatif takılma tarzı da vardır. Salaşlık, rock-metal kültürü, açık alan, marketten alınan içki, sevgiliyle oturma, arkadaş kollama, kavga ihtimali ve sahil rahatlığı aynı evrende birleşir.
Anadolu üniversite şehirlerinde sote daha çok öğrenci ekonomisinin içinden çıkar. Eskişehir, Konya, Kayseri gibi şehirlerde kampüs çevresi, yurt önü, öğrenci evi, park, küçük kafe, ucuz lokanta, spotçu ekonomisi, çay parası, KYK, kart limiti, ev arkadaşlığı ve kiralar belirleyicidir. Öğrenci şehirlerinde bir bardak çay, bir tost, bir paket makarna, ikinci el eşya, spotçudan alınan koltuk, ortak alınan sigara, arkadaş evinde oturma, kampüs bankı gibi ayrıntılar sosyal hayatı taşır. Sote burada çoğu zaman boş bina kadar sert bir yerden başlamaz; “kafeye para vermeyelim, kampüste oturalım”, “yurda girmeden parkta biraz duralım”, “ev müsaitse orada toplanalım” gibi küçük tasarruflarla başlar. Fakat özel alan krizi derinleştiğinde boş ev, araba, bina arkası ve metruk alan arayışı devreye girebilir.
Sahil kasabalarında sote, turistik fiyatlara karşı yerel ucuzluk taktiği olarak çalışır. Sahil, koy, iskele, çim, yazlık çevresi, arabayla gidilen tenha yer, marketten alınan içki ve “getir içkini, meze ye” mantığı bu alanı oluşturur. Turistik mekânlar pahalılaştıkça sahil taşları, çim alanlar, iskele dipleri ve koylar gençlerin düşük maliyetli sosyalleşme alanına dönüşür. Burada sote bazen çok görünür bir açık alan içinde bile kurulabilir; kişi işletme müşterisi değil, kendi poşetiyle gelen yerli kullanıcıdır.
Bu şehir atlasında sote’nin temel karakteri değişmez. İstanbul’da sahil ve metruk yapı arasında, Ankara’da içki sotesinde, İzmir’de Dar Sokak ve Kordon çimlerinde, Anadolu şehirlerinde kampüs ve öğrenci evi çevresinde, sahil kasabalarında koy ve iskelelerde aynı mekanizma çalışır. Gençlik sosyal hayatını sürdürmek ister. Piyasa bunun için para ister. Sote bu masrafı düşürür. Fakat masraf düştükçe güvenlik, tanıklık, hijyen, ışık, tuvalet, ulaşım, mahremiyet ve korunma gibi unsurlar da azalabilir.
Türkiye’de sote bu yüzden yalnızca bir argo kelime değildir. Şehirlerin gençlere hangi alanları bıraktığını gösteren bir ölçüdür. Gençler kafede müşteri, AVM’de tüketici, sokakta şüpheli, parkta gürültü, evde çocuk, okulda öğrenci, yurtta dosya numarası olarak görüldüğünde sote büyür. Sote büyüdüğünde gençlik kendi mekânını kaçak biçimde kurar. Bu kaçak mekân bazen hayatı idare eder, bazen hayatı riske atar.
8. Avrupa’da sote kelimesinden çok sote işlevi taşınır
Avrupa’daki göçmen Türk gençliği için piyasa, çoğu zaman şehir merkezine, Bahnhof çevresine, shisha-bar’a, dönerci hattına, Türk kahvesi/nargile mekânına, otoparka, düğün salonuna, Türk marketine, okul çıkışına ve meslek okulu çevresine açılan görünürlük sahnesidir. Piyasa gehen ya da piyasa yapmak, Türkiye’deki caddeye çıkma, kafede görünme, sahilde tur atma, arabayla dolaşma ve bakış toplama pratiğinin Almanya, Hollanda, Avusturya ve Belçika şehirlerindeki hibrit halidir. Genç yalnızca dışarı çıkmaz; kimlerle geldiğini, ne giydiğini, hangi arabayla göründüğünü, hangi kafede oturduğunu, hangi hikâyeyi attığını, hangi çevreyle selamlaştığını da dolaşıma sokar. Bu görünürlük hattının arka yüzünde ise sote durur. Avrupa’da kelime her yerde Türkçedeki kadar açık duyulmaz; fakat işlev çok belirgindir. Sote, burada çoğu zaman chillen, abhängen, chillen-millen, hängen, hangen, Kiez’de takılmak, Späti önü, Kiosk önü, Büdchen önü, Hinterhof, Parkplatz, Bahnhof arkası, parkta oturmak, arabada chillen, plein, buurt, quartier, parc, coin gibi yerel ve hibrit kalıplara dağılır.
Piyasa kelimesi Avrupa’ya Türkçe kökünü koruyarak taşınabildi; çünkü görünürlük eylemi şehir diliyle kolay birleşir. Piyasa gehen denebilir, piyasa machen denebilir, piyasaya çıkmak ile Innenstadt’a inmek aynı akşamın iki dili haline gelebilir. Sote ise daha mekânsal, daha kuytu, daha yerel bir kelimedir. O yüzden Avrupa’da kelime olarak her zaman öne çıkmaz; işlev olarak neredeyse her merkezde görünür. Türkiye’de tekelden alınan içecekle parkın arka tarafına geçmek neyse, Berlin’de Späti’den alınan birayla Kiez köşesine, parka ya da Hinterhof’a çekilmek odur. Ankara’da içki sotesi neyse, Köln’de Kiosk/Büdchen önü ve Grüngürtel hattı odur. İzmir’de Kordon çimleri ve Dar Sokak nasıl bar ekonomisinin düşük maliyetli alternatifi oluyorsa, Viyana’da Spar/Billa birasıyla MuseumsQuartier ya da parkta oturmak aynı mantığa bağlanır. İstanbul’da sahil bankı ve bina arkası nasıl kafe ücretinden kaçışsa, Amsterdam’da Lidl/Aldi, plein, park, kanal kenarı ve auto aynı düşük maliyetli sosyalleşme dilini taşır.
Berlin bu haritanın en yoğun merkezidir. Kreuzberg, Neukölln, Wedding, Kotti, Görli, U-Bahn ve S-Bahn çevresi, Späti önü, parklar, Hinterhof’lar ve Kiez köşeleri aynı anda hem piyasa hem sote üretir. Kiez, göçmen gençlik için mahalle kimliği, görünürlük, dayanışma, rap estetiği, sokak bilgisi ve sınıfsal sıkışmanın birleştiği alandır. Bir yanda shisha-bar, dönerci, kafe, araba ve Bahnhof çevresiyle görünür piyasa vardır; diğer yanda Späti’den alınan içecek, parkta oturma, Hinterhof’da konuşma, arabada chillen, Kotti çevresinde bekleme ve Görli gibi alanlarda denetimden kaçan, düşük maliyetli, yarı-gizli sosyalleşme vardır. Yersiz Şeyler’de piyasa gehen hattında anlatılan Avrupa’daki Türk gençlik görünürlüğü, Berlin’de tam bu çift katmanla çalışır: dışarıda görünmek ve sonra görünürlükten çekilerek yine sosyal kalmak (🔗).
Berlin’deki Späti, Türkiye’deki tekelin Avrupa karşılığı gibi davranır. Späti yalnızca içecek alınan yer değildir; düşük maliyetli sosyal hayatın dağıtım noktasıdır. İçeri girilir, içecek alınır, kapı önünde durulur, banka oturulur, parka geçilir, bir sonraki Späti’ye yürünür, Kiez içinde küçük bir rota kurulur. Barın kapısı, kulübün giriş ücreti, içerideki içki fiyatı, ulaşım masrafı ve kıyafet baskısı yerine Späti fiyatı, yürünebilir mesafe ve açık alan geçer. “Chillen-millen” gibi gevşek argo kalıplar bu yüzden yalnızca rahatlama anlamı taşımaz; grup halinde düşük maliyetli, plansız, mahalle içi, yarı görünür sosyalleşmeyi anlatır. Burada sote kelimesi duyulmasa bile sote işlevi yaşar: harcamadan takılmak, çok görünmeden var olmak, mekân satın almadan mekân kurmak.
NRW hattında Köln, Duisburg, Düsseldorf, Essen ve Dortmund aynı mantığın başka biçimlerini üretir. Köln’de Kiosk ya da Büdchen önü, Grüngürtel, Bahnhof çevresi, parklar ve otoparklar gençlerin düşük maliyetli sosyalleşme alanına dönüşür. Duisburg ve Essen gibi şehirlerde Bahnhof, semt köşesi, shisha sonrası dışarıda bekleme, arabada oturma, Parkplatz’da zaman geçirme, Kiosk’tan alınan içecekle grup halinde durma daha belirgin hale gelir. Türkiye’de “tekelden alıp parka geçelim” cümlesi nasıl sote ekonomisini kuruyorsa, NRW’de “Büdchen’den alıp dışarıda takılalım” aynı işlevi taşır. Restoran ve bar fiyatı yükseldikçe Kiosk önü yalnızca alışveriş noktası olmaktan çıkar; semt içi ucuz üçüncü mekâna dönüşür.
Münih’te sote daha bastırılmış, daha düzenli ve daha pahalı şehir dokusunun açık alanlarında çalışır. Berlin’deki Kiez ve Späti kültürü kadar gevşek bir sokak estetiği yerine Isar kenarı, park, predrink, supermarket beer, araba, sessiz köşe ve açık alan öne çıkar. Münih’in yüksek maliyetli şehir düzeni, sote işlevini daha seçilmiş ve daha hesaplı hale getirir. Kulübe ya da bara girmeden önce marketten alınan içkiyle dışarıda oyalanmak, Isar kenarında oturmak, parkta chill yapmak, ulaşımı son tren ya da son metroya göre ayarlamak, şehirdeki pahalı görünürlük sahnesinin altına düşük maliyetli bir çizgi çeker.
Viyana’da Favoriten, Ottakring, Bahnhof çevresi, Gemeindebau blokları, parklar, MuseumsQuartier ve market birası hattı önem kazanır. Spar ya da Billa’dan alınan içkiyle parkta oturmak, MQ çevresinde yaz gecesi dışarıda takılmak, kulüp masrafını market içkisiyle düşürmek, kebapçı ya da büfe çevresinde beklemek, Bahnhof çevresinde buluşmak, gençlik için sote işlevi görür. Burada açık alanda oturma kültürü, market fiyatı ve şehir içi ulaşım ağı birleşir. Kulüp/bar maliyeti ağırlaştıkça dışarıda predrink ve parkta chill daha merkezi hale gelir.
Amsterdam, Rotterdam ve Den Haag hattında Türkçe sote kelimesi daha çok işlevini Hollandaca ve straattaal çevresine bırakır. Hangen, chillen, plein, buurt, auto, park, kanal kenarı, lowkey bar, dive bar, supermarket beer, Lidl/Aldi gibi kelimeler bu alana girer. Amsterdam’da kanal kenarı, park, ucuz market, küçük oda, hostel ve kütüphane gibi ücretsiz oturma alanları; Rotterdam’da plein, park, lowkey bar ve auto; Den Haag’da mahalle meydanı, park ve semt çevresi aynı ekonomik soruya yanıt verir: şehir pahalıysa, genç nerede para harcamadan sosyal kalacak? Hollanda hattında sote, kimi zaman “lowkey spot” olarak, kimi zaman “buurt’ta hangen” olarak, kimi zaman “auto’da chillen” olarak yaşar.
Brüksel’de Schaerbeek, Saint-Josse, Molenbeek, station çevresi, park, mahalle barı, köşe, quartier, parc ve coin kelimeleri öne çıkar. Burada Türk gençlik sosyalliği Mağrip, Fransızca, Hollandaca ve mahalle diliyle karışır. Merkez pahalıysa mahalle içi daha düşük maliyetli alanlar önem kazanır. Station çevresi, park ve köşe hem bekleme hem sosyalleşme hem de risk alanıdır. Bir yanda yerel bar ve ucuz yemek hattı vardır; diğer yanda yankesicilik, taciz, gece güvenliği ve polis teması gibi riskler yoğunlaşır.
Avrupa’daki sote işlevi bütün bu merkezlerde aynı ekonomik zemine bağlanır. Gençler çoğu zaman aile evinde kalır, oda küçüktür, shared flat pahalıdır, öğrenci konutu sınırlıdır, kulüp pahalıdır, bar içkisi pahalıdır, restoran bütçeyi aşar, ulaşım bile planlanması gereken giderdir. Bu durumda Späti, Kiosk, Spar, Billa, Lidl, Aldi, dönerci, büfe, market ve mahalle bakkalı sosyal hayatın alt ekonomisini kurar. Piyasa görünürlük üretirken, sote görünürlükten çekilmiş devamlılık üretir. Piyasa “şehir merkezine çıkalım” der. Sote “bir şey alıp parkta oturalım” der. Piyasa “nerede görünelim?” diye sorar. Sote “nerede rahat ederiz?” diye sorar.
Bu yüzden Avrupa’da sote kelimesinin bizzat taşındığı yerlerden çok, sote işlevinin taşındığı merkezler konuşulmalıdır. Berlin’de Späti ve Hinterhof, NRW’de Kiosk/Büdchen ve Parkplatz, Münih’te Isar ve predrink, Viyana’da Spar/Billa ve MQ, Hollanda’da plein/park/auto, Brüksel’de station/quartier/coin aynı zincirin farklı yerel adlarıdır. Türkiye’deki sote, Avrupa’da çoğu zaman kendi adını bırakıp yerel argo giysisi giyer. İşlev aynı kalır: pahalı piyasanın altına, düşük maliyetli ve kuytu bir sosyal kat açmak.
9. Sote’nin sakıncaları: ucuz görünmezliğin faturası
Sote’nin çekiciliği ile riski aynı kaynaktan çıkar: görünmezlik. İnsan görünürlükten yorulduğunda, para harcamak istemediğinde, denetimden uzaklaşmak istediğinde, mahremiyet aradığında, grup içinde rahat etmek istediğinde sote cazip hale gelir. Fakat görünmezlik, olay anında korunmasızlığa dönüşebilir. Kafede garson, kamera, müşteri, ışık, tuvalet, kapı, hesap ve işletme sorumluluğu vardır. Parkın arkasında, boş binada, inşaatta, kapalı otopark köşesinde, Hinterhof’da, Bahnhof arkasında, okul duvarının dibinde, metruk yapıda bu unsurlar seyrelir. Sote ucuz görünür; hesabı bazen güvenlikle kesilir.
Tanıksızlık ilk ve en sert risktir. Sote, gözden uzak yer demektir. Bu özellik muhabbet için rahatlık, sigara için saklanma, flört için mahremiyet, içki için ucuzluk sağlar. Aynı özellik kavga, taciz, gasp, şantaj, tehdit ve saldırı anında müdahaleyi geciktirir. Kalabalıkta gerçekleşen olayın göreni, duyanı, araya gireni, kayda alanı, ambulans çağıranı daha fazladır. Kuytuda ses daha az duyulur, beden daha geç fark edilir, telefon çekmeyebilir, yardım çağırmak zorlaşabilir. Sote’nin ilk bedeli burada ortaya çıkar: rahatlık veren bakışsızlık, tehlike anında korumasızlığa döner.
Fail avantajı ikinci büyük risktir. Birini kalabalıktan ayırmak, görünür akıştan çıkarmak, aracın önünü tenha yerde kesmek, tartışmayı arka sokağa taşımak, “gel iki dakika konuşalım” diyerek soteye çekmek, fail için alan açar. Sidar Uygurlar olayında trafik tartışmasının kuytu karşılaşmaya dönmesi, sote’nin pusu anlamını sert biçimde gösterir (🔗). Hrant Dink cinayeti dosyasında silahın görülmeden verilmesi ve hazırlık hattında arka alanların kullanılması, sote’nin yalnızca olay yeri değil, suç lojistiği için de çalışabileceğini gösterir (🔗). Sote bazen şiddetin sahnesi, bazen hazırlık odası, bazen bekleme noktasıdır.
Boş bina ve metruk yapı riski sote’nin fiziksel tarafını büyütür. Boş binada yalnızca insan tehlikesi bulunmaz; bina da tehlikedir. Açık asansör boşluğu, kırık merdiven, çökmüş döşeme, paslı demir, kırık cam, elektrik hattı, yangın, tiner/gaz, başıboş köpek, madde kullanan gruplar, evsizler, karanlık koridor, telefonun çekmediği bodrum, kilitli kapı ve çıkışı zor alanlar aynı anda devreye girebilir. Doğukan Köksal’ın Beyoğlu’nda metruk binada sandalyeye bağlanmış ve yakılmış halde bulunması, boş bina sotesinin nasıl ölümcül bir şiddet alanına dönüşebileceğini gösteren en ağır örneklerdendir (🔗). Feyza Keskin’in boş bina önünde bulunması ise güncel toplumsal kaygının boş bina çevresinde yoğunlaşmasına yol açmıştır (🔗).
Alkol ve madde teması sote’nin başka bir katmanıdır. İçki sotesi ekonomik açıdan anlaşılır bir pratiktir: bar pahalıdır, tekel ucuzdur, açık alan bedavadır. Fakat içki, ışığı az ve denetimi zayıf alana taşındığında kontrol kaybı büyür. Kavga daha kolay sertleşir, grup içi sınırlar bulanıklaşır, sarhoşlukla telefon ve çanta kaybı artar, gece dönüşü zorlaşır, açıkta tuvalet ve çöp gerilimi çıkar, mahalleliyle çatışma yaşanır. Avrupa’da Berlin Görlitzer Park ve Kotti çevresi gibi alanlarda madde piyasası, yankesicilik ve güvenlik kaygısı kullanıcı anlatılarında sıkça döner. Köln Neumarkt gibi merkezlerde de madde, istasyon ve ucuz sokak sosyalliği aynı mekânsal hatta kesişir. Bu tür alanlarda sote, yalnızca gençlerin ucuz takılma yeri olmaktan çıkar; farklı kırılgan grupların, madde satıcılarının, sarhoşların, evsizlerin ve geçici kalabalıkların üst üste bindiği bir temas alanına dönüşür.
Mahremiyetin tersine dönmesi en sinsi risklerden biridir. Genç çiftler, arkadaş grupları ya da yalnız kalmak isteyen kişiler görünür alandan çekildiklerinde mahremiyet kazandıklarını düşünür. Fakat sote alanında koruma azaldığı için mahremiyet kayıt, ifşa ve şantaj alanına dönüşebilir. Parkta, arabada, merdiven altında, boş binada, kapalı otoparkta ya da okul arkasında yaşanan yakınlaşma telefon kamerasına, grup içi yayılıma, mahalle baskısına, okul disiplinine ya da polis/güvenlik müdahalesine açılabilir. Gizli kalmak için gidilen yer, bir anda herkesin gördüğü görüntüye dönüşebilir. Bu yüzden sote mahremiyeti güvenli mahremiyet değildir; çoğu zaman kırılgan ve pazarlıksız mahremiyettir.
Polis, güvenlik ve disiplin teması sote’nin denetim tarafını gösterir. Gençler çoğu zaman denetimden kaçmak için sote arar. Okulun arkasında sigara içilir, parkta içki içilir, apartman boşluğunda oturulur, inşaata girilir, sahilde geç saatte kalınır, Späti ya da Kiosk önünde beklenir. Yakalanma anında denetim daha sert, daha utandırıcı ve daha kayıtlı yaşanabilir. Okulda disiplin, aileye bildirim, güvenlik görevlisinin müdahalesi, polis kontrolü, kimlik sorma, ceza, video kaydı ve sosyal medya ifşası aynı anda devreye girebilir. Avrupa’da Ordnungsamt, polis, park kuralları, alkol saatleri, loitering tartışmaları ve istasyon güvenliği bu alanın karşılığıdır. Denetimden kaçış, denetimle temas ettiğinde çoğu zaman küçük davranışı büyük olaya çevirir.
Çevre gerilimi de sote’nin gündelik faturasıdır. İşletme olmayan yerde tuvalet, çöp kutusu, temizlik, masa, sandalye, ışık ve güvenlik düzeni de yoktur. Cam şişeler, izmaritler, paketler, açıkta tuvalet, gece gürültüsü, mahalleliyle laf atışması, parkta kirlenme, sahilde atık, bina girişinde koku ve apartman sakinleriyle çatışma sote alanını damgalı hale getirir. Bir yer “sote yuvası” diye anılmaya başladığında, gençler için rahat alan olan şey mahalleli için “pislik yuvası”na dönüşebilir. Bu dönüşüm, gençleri daha derin kuytulara iter.
Grup baskısı sote’nin iç tarafıdır. Sote çoğu zaman tek kişinin değil, grubun alanıdır. Grup, kişiye güvenlik ve aidiyet verir; aynı anda sigara, alkol, kavga, cinsel sınır, video çekme, cesaret gösterisi, “korktun mu?” baskısı, gece daha kuytu yere gitme ısrarı ve riskli davranışı normalleştirme gücü taşır. Piyasa’da dış bakış baskısı vardır; sote’de grup içi bakış baskısı vardır. Bir genç kafede hesabı ödeyemediği için ezilebilir; sotede içmediği, sigara yakmadığı, gitmek istediği, korktuğu ya da sınır koyduğu için ezilebilir.
Ekonomik kapan bütün riskleri birbirine bağlar. Kafe/bar/ev/oda erişimi zayıfladıkça sote normalleşir. Sote normalleştikçe risk gündelikleşir. Gençler bir süre sonra boş binayı gerçekten “mekân” gibi görmeye başlar. İnşaatın kilidi her gün zorlanır, okul arkası sigara köşesi olur, parkın karanlık tarafı içki alanı olur, kapalı otopark mahremiyet yerine dönüşür, Bahnhof arkası bekleme noktası olur. Herkes bildiği halde kimse tam sahiplenmediği için alan belirsiz kalır. Bu belirsizlik sote’nin asıl tehlikesidir: kullanılan yer vardır, sorumlusu yoktur.
Bu yüzden sote’nin sakıncası gençlerin dışarıda takılmasından kaynaklanmaz. Gençlerin güvenli, ucuz, erişilebilir ve onurlu sosyalleşme alanlarından yoksun bırakılması sote riskini büyütür. Piyasa pahalılaşır, ev erişilemez olur, kamusal alan denetimli hale gelir, gençlik merkezi eksik kalır, okul sonrası hayat yalnızca tüketim mekânlarına bağlanır. Sonra gençler kendi alanlarını bulur. Bulunan alan bazen sahil bankı, bazen park köşesi, bazen Späti önü, bazen Kiosk önü, bazen boş bina olur. Ucuz görünmezlik, güvenli alan yerine geçtiğinde sote’nin faturası yalnızca para hesabıyla ölçülmez.
10. Zulamaxxing: zula mantığının ekonomik teoriye dönüşmesi
Zulamaxxing, ekonomik daralmanın gündelik hayatı zula mantığına göre yeniden düzenlemesidir. Zula, saklı kaynak demektir. Zulalamak, kaynağı saklamak, gizlemek, zor zaman için ayırmak, görünür alandan çekmek demektir. Maxxing ise bir stratejiyi sonuna kadar optimize etme fikrini taşır. Bu iki hareket birleştiğinde ortaya basit tutumluluktan daha geniş bir yaşam tekniği çıkar: gelir yetmediğinde, fiyatlar yükseldiğinde, mekânlar pahalılaştığında, sosyal hayat tüketim şartına bağlandığında, insanın hayatını küçük saklı rezervlerle çevirmesi.
Zulamaxxing yalnızca para biriktirme davranışı değildir. Bir insan cebindeki son parayı ulaşım zulası yapabilir. Evdeki makarnayı ay sonu zulası yapabilir. Çantadaki atıştırmalığı dışarıda yemek yememe zulası yapabilir. Son sigarayı gece zulası yapabilir. Telefon şarjını gün sonuna kadar yetmesi gereken enerji zulası gibi yönetebilir. Mobil veriyi sosyal medya yerine harita ve mesaj için saklayabilir. Bir arkadaş evini mekân zulası gibi kullanabilir. Bir park bankını kafe yerine koyabilir. Bir termosa doldurulan kahve, pahalı kahvecinin karşısında küçük ama gerçek bir direniş nesnesine dönüşebilir.
Bu kavramın çekirdeğinde görünür tüketimden çekilme vardır. Piyasa görünürlük için harcama ister. Kafeye oturmak için içecek alınır, bara girmek için hesap göze alınır, restoranda oturmak için yemek söylenir, AVM’de zaman geçirmek için tüketici gibi davranılır, arkadaş grubuyla dışarı çıkmak için ulaşım ve hesap paylaşımı gerekir. Zulamaxxing, bu açık harcama çağrısını kırar. Kahve dışarıdan alınmaz; termosa konur. Yemek söylenmez; evden taşınır. Bara girilmez; tekelden ya da Späti’den alınır. Kafe masası tutulmaz; sahil, park, kampüs, kütüphane, apartman önü ya da araba kullanılır. Sosyalleşme bitmez; maliyeti düşürülür.
Zulamaxxing’in ilk tekniği kaynağı görünmezleştirmektir. Açıkta duran para harcanır. Görünen sigara istenir. Ortak dolaptaki yiyecek tükenir. Çantanın kolay gözüne konan çikolata paylaşılır. Masadaki çakmak kaybolur. Bu yüzden kaynak gizlenir. Para ayrı cebe konur, sigara çantanın dip gözüne atılır, yiyecek odada tutulur, çakmak ikinci bir yerde saklanır, ulaşım parası dokunulmaz ilan edilir. İnsan bazen kaynağı başkalarından saklar, bazen kendi anlık isteğinden saklar. Zula, burada yalnızca gizli cep değil, irade tekniğidir.
İkinci teknik tüketimi parçalamaktır. Zulamaxxing tek seferlik büyük tüketimi küçük dozlara böler. Kahve kafede içilmez, termosta gün boyu bölünür. Dışarıda yemek yenmez, çantadaki sandviç öğlene yayılır. Bir paket sigara hızlı tüketilmez, “son dal” kavramıyla ritimlenir. Bir içecek birkaç kişiyle paylaşılır. Yemek kartı ay sonuna kadar hesaplanır. Mobil veri günlere bölünür. Şarj akşam eve dönene kadar idare edilir. Burada hayat sürekli küçük oranlara ayrılır. Her kaynak ne kadar dayanacağına göre anlam kazanır.
Üçüncü teknik piyasa yerine sote kullanmaktır. Sote, mekân harcamasını sıfıra ya da en aza indirir. Kafe yerine sahil, bar yerine tekel, restoran yerine ev, kulüp öncesi predrink, AVM yerine park, özel oda yerine arkadaş evi, öğrenci lokantası yerine çanta atıştırmalığı, şehir merkezi yerine yürünebilir semt seçilir. Türkiye’de tekelden alıp parka geçmek, Berlin’de Späti’den alıp Kiez’de oturmak, Viyana’da market birasıyla MQ’da zaman geçirmek, Rotterdam’da plein’de hangen yapmak aynı zulamaxxing tekniğine bağlanır. Mekân harcaması düşer; sosyal faaliyet sürer.
Dördüncü teknik sosyal harcamayı minimize etmektir. Ekonomik sıkışma içinde insan çoğu zaman “param yok” demek yerine planın biçimini değiştirir. “Dışarı çıkalım” cümlesi “market yapıp oturalım”a döner. “Yemek yiyelim” cümlesi “çay koyarız”a döner. “Bara gidelim” cümlesi “önce dışarıdan alalım”a döner. “Kafede buluşalım” cümlesi “sahilde yürüyelim”e döner. Zulamaxxing burada yalnızca harcama azaltmaz; utancı da yönetir. Parasızlık açıkça sahneye konmadan sosyal plan ucuzlatılır.
Beşinci teknik stok zekâsıdır. İndirimde makarna alınır, konserve alınır, kahve alınır, hijyen ürünü alınır, pil alınır, powerbank taşınır, ikinci çakmak saklanır, bozuk para tutulur, ulaşım kartına son para yüklenir, evde “dokunulmaz” raf yapılır. Bu stok, orta sınıf bolluk stoğuna benzemez; ay sonu, gece yarısı, son otobüs, açlık, şarjsızlık, son sigara, beklenmeyen misafir, ani dışarı çıkma ve hesap ödeme krizine karşı kurulan küçük savunmadır.
Altıncı teknik harcamayı geciktirmektir. Ayakkabı alınmaz; taban yapıştırılır. Telefon yenilenmez; powerbank ile idare edilir. Berber ertelenir; arkadaş keser. Dışarıda yemek yenmez; eve dönene kadar bastırılır. Taksiye binilmez; son metroya yetişilir. Kombi açılmaz; battaniye devreye girer. Mobil veri açılmaz; Wi-Fi kovalanır. Bu geciktirme davranışı yalnızca maddi değil, bedensel ve duygusaldır. İnsan acıkmasını, üşümesini, yorulmasını, sıkılmasını, sosyalleşme isteğini ve görünür olma arzusunu da erteler.
Zulamaxxing minimalizmden ayrılır. Minimalizm seçilmiş sadelik duygusu taşıyabilir; zulamaxxing mecburi optimizasyon taşır. Minimalizmde az eşya ferahlık yaratır; zulamaxxing’de saklı eşya ay sonunu çıkarır. Minimalizmde sadeleşme estetik bir tercih gibi yaşanabilir; zulamaxxing’de sadeleşme bütçenin dayattığı bir düzendir. Minimalizmde boş raf huzur verir; zulamaxxing’de dolabın arkasındaki makarna, çantanın dibindeki atıştırmalık, iç cepteki bozuk para ve powerbank güven verir.
Zulamaxxing’in sınıfsal anlamı burada belirginleşir. Para zulası, yiyecek zulası, sigara zulası, ulaşım zulası, enerji zulası, internet zulası, sosyal zula, mekân zulası, zaman zulası ve duygusal zula aynı hayat tekniğinin farklı yüzleridir. Bir öğrenci okulda priz bulduğunda enerji zulası kurar. Bir çalışan öğle yemeğini evden getirdiğinde yiyecek zulası kurar. Bir genç arkadaşlarını kafeye götürmek yerine sahile çektiğinde mekân zulası kullanır. Bir kişi bütün gün mesajlara az cevap verip akşamki sosyal enerji için kendini sakladığında duygusal zula yapar.
Bu kavramın karanlık tarafı sürekli hesap yapma yüküdür. Her dışarı çıkış bütçe hesabına, her arkadaş çağrısı masraf ihtimaline, her ulaşım kararı dönüş planına, her yemek seçimi ay sonuna, her sigara son dala, her telefon kullanımı şarja, her sosyal plan utanç yönetimine bağlanır. Zulamaxxing pratik zekâ üretir; aynı anda insanın zihnini küçük hesaplarla doldurur. Hayat, açıkça yaşanan bir akıştan çok saklı ceplerin koordinasyonuna dönüşür.
Yine de bu kavram yalnızca mağduriyet anlatmaz. Zulamaxxing içinde kaynak yönetimi, kriz sezgisi, kolektif paylaşım, tüketim baskısına direnme, mekân keşfi, küçük şeyleri değerli tutma ve görünür statü oyunundan çekilme gücü vardır. İnsan, pahalı hayatın kendisine dayattığı görünür tüketim düzenine küçük zulalarla cevap verir. Termos, poşet, çanta gözü, powerbank, son dal, bozukluk zulası, çakmak, indirim marketi, park bankı ve arkadaş evi bir araya geldiğinde yalnızca yoksunluk değil, düşük maliyetli bir yaşama zekâsı da oluşur.
11. Piyasa-sote-zula zinciri
Piyasa, sote ve zula aynı gençlik ekonomisinin üç ayrı hareketidir. Piyasa görünürlük üretir. Sote görünmezlik üretir. Zula rezerv üretir. Zulamaxxing ise görünmez rezervlerle hayatı sürdürme tekniğidir. Bu zincir, yalnızca argo kelimeler arasında kurulan oyunlu bir bağ değildir; şehirlerin, fiyatların, evlerin, okulların, aile yapılarının, kamusal alanların ve sosyal medyanın birlikte ürettiği somut bir gündelik düzendir.
Piyasa pahalılaşarak başlar. Kafe masası, bar taburesi, AVM koridoru, shisha-bar, dönerci çevresi, sahil kafesi, araba turu ve story görünürlüğü para ister. Genç yalnızca dışarı çıkmakla kalmaz; kıyafeti, telefonu, profili, arabası, arkadaş grubu, konuşma tarzı ve ödeme gücü de görünür hale gelir. Piyasa bu yüzden yalnızca eğlence alanı değildir; sosyal değer alanıdır. Görünmek, tanınmak, beğenilmek, karşılaştırılmak, puanlanmak, flört piyasasına dahil olmak ve “ortamda olmak” burada iç içe geçer. Piyasa hem çağırır hem ölçer.
Bu ölçme baskısı para sıkışmasıyla birleştiğinde genç görünürlük sahnesinden düşmeye başlar. Kafede oturmak pahalıdır, bar hesabı ağırdır, ulaşım masrafı büyümüştür, eve geç dönmek risklidir, kıyafet baskısı vardır, sosyal medya görünürlüğü sürekli kıyas üretir. Genç dışarı çıkmak ister ama piyasanın istediği harcama ve performans eşiğini karşılamakta zorlanır. Tam burada sote devreye girer. Sote, piyasanın reddi gibi görünse de aslında piyasanın düşük maliyetli arka katıdır. Genç sosyalliği bırakmaz; görünürlükten çekerek sürdürür.
Sote büyüdüğünde şehir başka türlü okunur. Kafe fiyatları yerine market fiyatları hesaplanır. Barın içi yerine tekelin önü önem kazanır. AVM masası yerine açık alan oturma noktaları aranır. Ev yoksa park, araba, boş sınıf, apartman önü, sahil, bina arkası, inşaat ya da metruk yapı düşünülür. Avrupa’da aynı hareket Späti, Kiosk, Büdchen, Spar, Billa, Lidl, Aldi, park, Hinterhof, Parkplatz, Bahnhof çevresi, plein, buurt ve station üzerinden kurulur. Sote, mekân satın alma zorunluluğuna karşı mekânı gayriresmî kullanma tekniğidir.
Sote büyüdükçe zula ekonomisi gelişir. Çünkü sote yalnızca yer ister gibi görünür; aslında küçük kaynaklar ister. Sigara, çakmak, içecek, bardak, atıştırmalık, ulaşım parası, powerbank, kulaklık, mont, şarj kablosu, bozuk para, yedek paket, son dal, acil durum parası, market poşeti bu alanın nesneleridir. Kafe masasında para hesaba gider; sote’de para küçük kaynaklara bölünür. Bir kişi içecek alır, biri çakmak getirir, biri atıştırmalık taşır, biri powerbank bulundurur, biri sote yeri bilir. Böylece grup içi bir mikro ekonomi kurulur.
Zula bu mikro ekonominin koruma tekniğidir. Açıkta duran kaynak hızla biter. Bu yüzden saklanır, bölünür, görünmez hale getirilir. Para zulası, sigara zulası, yiyecek zulası, içki zulası, ulaşım zulası, enerji zulası, internet zulası, zaman zulası ve duygusal zula aynı mantığın parçalarıdır. Kişi artık yalnızca ne kadar parası olduğuna bakmaz; parayı kaç parçaya böleceğine, hangi parçaya dokunmayacağına, hangi kaynağı kimden saklayacağına, hangi harcamayı erteleyeceğine, hangi sosyal planı ucuzlaştıracağına da bakar.
Zulamaxxing bu noktada doğar. Zula tekil bir davranışken zulamaxxing bütün hayat düzenine yayılmış zula mantığıdır. Bir insanın sabah evden kahveyle çıkması, okulda telefon şarj etmesi, öğlen dışarıdan yemek almaması, çantada atıştırmalık taşıması, arkadaşları kafeye çağırdığında sahile yönlendirmesi, dönüş parasını ayrı tutması, gece son metroya göre plan yapması, mobil veriyi kısmak için Wi-Fi araması, sosyal mesajlaşmayı azaltarak duygusal enerji saklaması aynı stratejiye bağlanır. Hayat açık tüketimden saklı rezervlere kayar.
Bu zincirin en yoğun formülü şudur: Piyasa harcayarak görünmeyi ister. Sote harcamadan takılmayı sağlar. Zula harcamamak için saklar. Zulamaxxing saklayarak yaşamayı optimize eder. Burada hiçbir halka tek başına anlaşılmaz. Piyasa pahalılaşmadan sote bu kadar büyümez. Sote büyümeden zula bu kadar kritikleşmez. Zula gündelik hayatın merkezine yerleşmeden zulamaxxing bir yaşam tekniği haline gelmez.
Daha sert formül ise şudur: Piyasa’dan düşen genç sote’ye iner; sote’ye inen genç zula yapar; zula yetmediğinde hayat zulamaxxing’e döner. Bu cümlede “düşmek” yalnızca ekonomik düşüş anlamı taşımaz. Görünürlük sahnesinden çekilmek, statü yarışından yorulmak, tüketim baskısından kaçmak, aile ve okul denetiminden uzaklaşmak, özel alan bulmak, grup içinde var kalmak, masrafı azaltmak ve riskli kuytu alanlara yaklaşmak aynı anda yaşanır.
Bu zincir Türkiye’de boş bina tartışmasını, Avrupa’da Späti/Kiosk/park hattını, öğrencilerin kafe ve barlara gidememesini, gençlerin özel alan arayışını, içki sotesini, sigara zulasını, flört sotesini, mahalle köşesini, arabada chillen pratiğini ve pazar/indirim/termos/powerbank ekonomisini aynı anlatıda birleştirir. Gençlik burada yalnızca tüketici ya da risk grubu değildir. Gençlik, pahalılaşan hayatın içinde kendi görünürlük, görünmezlik ve rezerv düzenini kuran bir toplumsal sezgi alanıdır.
Sote ve zulamaxxing’in birlikte gösterdiği şey, sosyal hayatın fiyatlandırılmasıdır. Oturmak fiyatlanır. Görünmek fiyatlanır. Mahremiyet fiyatlanır. Dışarıda olmak fiyatlanır. Güvenlik fiyatlanır. Genç bu fiyatların tamamını ödeyemediğinde hayatı arka yollardan kurar. Bazen bu arka yol sahil bankıdır, bazen park köşesi, bazen Späti önü, bazen boş sınıf, bazen inşaat, bazen çantanın dibindeki son paket, bazen iç cepteki bozukluk, bazen de kimseye söylenmeyen acil durum parasıdır.
12. Hayatı saklı ceplerden kurmak
Zulamaxxing’in gündelik hayatı en iyi küçük nesneler anlatır. Termos, matara, poşet, powerbank, çakmak, sigara paketi, bozuk para, ulaşım kartı, kulaklık, şarj kablosu, konserve, makarna, kahve, ekmek, peynir, ton balığı, ikinci el mont, tamir bandı, indirim uygulaması, küçük defter ve bez çanta sıradan eşyalar gibi görünür. Fakat ekonomik sıkışma içinde bu nesneler küçük sigorta sistemlerine dönüşür. Termos, pahalı kahvenin karşısında gün boyu taşınan sıcak içecek zulasıdır. Powerbank, priz bulunmayan şehirde enerji zulasıdır. Bozuk para, eve dönüş zulasıdır. Çantadaki atıştırmalık, dışarıda yemek yememe zulasıdır. Çakmak, grupta kaybolabilecek küçük ama kritik nesnenin yedeğidir. Ulaşım kartı, şehrin içinde kalabilme hakkıdır.
Bu saklı cepler yalnızca fiziksel değildir. İnsan zamanını da zula yapar. Son otobüse, son metroya, ucuz saatlere, market indirimine, okul yemekhane saatine, kütüphane kapanışına, yurt giriş saatine göre hareket eder. Şehir onun için özgürce dolaşılan bir alan olmaktan çok, saatlere ve maliyetlere bölünmüş bir haritaya dönüşür. Hangi saatten sonra taksiye kalınır, hangi duraktan aktarma daha ucuzdur, hangi markette indirim vardır, hangi kafede su istemek sorun olmaz, hangi kütüphanede priz bulunur, hangi parkta güvenlik erken gelir, hangi sahil bankı daha sakindir; bunlar zulamaxxing’in şehir bilgisidir.
Mekân zulası bu bilginin en önemli parçasıdır. Bir öğrencinin kampüste bildiği boş sınıf, bir çalışanın öğle arasında oturduğu ücretsiz bank, bir gencin arkadaşlarıyla gittiği sote sahil noktası, Berlin’de Späti bankı, Köln’de Kiosk önü, Viyana’da MQ merdiveni, Rotterdam’da plein, İstanbul’da Moda sahilinin daha sakin taşı, Ankara’da parkın ağaç dibi, İzmir’de Kordon çimi; hepsi mekân zulasıdır. Bu yerler resmî olarak kişiye ait değildir, fakat gündelik hayat içinde sahiplenilir. Gençler bu yerlerde oturarak, içerek, konuşarak, bekleyerek, telefona bakarak, ilişki kurarak ve para harcamadan zaman geçirerek şehrin açık alanlarını kendi sosyal ekonomilerine dahil eder.
Yiyecek zulası daha sessizdir. Evden sandviç taşımak, okulda su doldurmak, kantinden alınan tek şeyi gün içine yaymak, market indirimini takip etmek, makarna ve konserve stoğu tutmak, yemek kartını ay sonuna kadar bölmek, ofiste kalan yiyeceği değerlendirmek, arkadaş evine giderken herkesin bir şey getirmesi, dışarıda yemek yerine eve dönmeyi beklemek bu alana girer. Bu pratiklerin her biri küçük görünür; birlikte bakıldığında ekonomik daralmanın bedene nasıl yazıldığını gösterir. Açlık ertelenir, iştah hesaplanır, istek kısmaya çevrilir, sosyal yemek planı ucuzlaştırılır.
Enerji ve internet zulası modern yoksulluğun yeni alanıdır. Telefon şarjı gün içinde stratejik kullanılır. Powerbank okulda ya da ofiste şarj edilir. Mobil veri video yerine mesaj ve haritaya ayrılır. Wi-Fi bilinen noktalara göre hareket edilir. Evde kombi az açılır, tek odada oturulur, battaniye kullanılır, çamaşır toplu yıkanır, ışıklar erken kapatılır. Bu davranışlar eski anlamda “cimrilik” sayılmaz; enerji fiyatlarının, telefon bağımlı hayatın, ulaşım ve iş-okul ritminin içinde ayakta kalma tekniği haline gelir.
Sosyal zula, zulamaxxing’in en incelikli alanıdır. İnsan ilişkilerini koparmak istemez; harcama baskısını da taşıyamaz. Bu yüzden sosyal planların dili değişir. “Kafeye gidelim” yerine “yürüyelim” denir. “Yemek yiyelim” yerine “çay koyarız” denir. “Bara gidelim” yerine “önce dışarıdan alalım” denir. “Doğum gününü dışarıda yapalım” yerine “evde herkes bir şey getirsin” denir. Bu cümleler yalnızca para tasarrufu değildir; sosyal utancı da yumuşatır. Kişi parasızlığını açıkça ortaya koymadan planı başka bir yere çeker.
Duygusal zula daha da görünmezdir. Ekonomik sıkışma yalnızca cüzdanı daraltmaz; sinir sistemini de daraltır. İnsan daha az dışarı çıkar, daha az mesajlaşır, daha az tartışır, daha az görünür olur, daha az açıklama yapar, daha az risk alır. Enerjisini, sabrını, dikkatini, konuşma isteğini, flört kapasitesini, arkadaş buluşmasına ayıracağı gücü saklamaya başlar. “Bugün kimseyle uğraşamam” cümlesi bazen ruh hali değil, duygusal zulamaxxing cümlesidir. Kişi dışarıda harcayacağı duygusal enerjiyi de tıpkı para gibi saklar.
Zulamaxxing’in öğrencilik versiyonu en çıplak biçimde şuna benzer: Sabah evden kahveyle çıkılır, okulda priz bulunur, öğlen kantin yerine çantadaki yiyecek yenir, akşam arkadaş grubu kafeye gitmek isterse sahil ya da park önerilir, eve dönüş parası ayrı tutulur, mobil veri az kullanılır, gece son otobüs kaçırılmadan dönülür. Çalışan versiyonunda maaşın ilk günü kira, fatura, kart borcu ayrılır; kalan para küçük parçalara bölünür; öğle yemeği evden getirilir; dışarı çıkılacaksa yürüyüş ya da ev oturması seçilir; powerbank işte şarj edilir. Avrupa diaspora versiyonunda bar yerine Späti/Kiosk, restoran yerine döner/market, kulüp öncesi predrink, Kiez’de chillen, parkta oturma, son tren hesabı ve shared flat sıkışması öne çıkar.
Bu hayat tekniği, insana pratik zekâ kazandırır. İnsan fiyatları ezberler, indirimleri izler, şehirde ücretsiz oturma noktalarını bilir, arkadaş grubunda kaynak paylaşımını düzenler, bir şeyleri tamir eder, yenilemeyi erteler, daha azla daha uzun süre dayanmayı öğrenir. Fakat aynı teknik sürekli hesap yükü de üretir. Her kahve, her ulaşım, her mesaj, her dışarı çıkış, her sigara, her yemek, her buluşma ve her görünürlük ihtimali küçük bir bütçe kararına dönüşür. Hayat, kendiliğinden akmak yerine sürekli çevrilir.
“Çevirmek” kelimesi burada önemlidir. Ayı çevirmek, günü çevirmek, geceyi çevirmek, parayı çevirmek, sosyal planı çevirmek, açlığı çevirmek, şarjı çevirmek, ulaşımı çevirmek, ilişkiyi çevirmek. Zulamaxxing tam olarak bu çevirme eyleminin sistemleşmiş halidir. İnsan hayatı büyük kararlarla değil, küçük manevralarla taşır. Zula, bu manevraların saklı cepleridir.
13. Gençlik mekânı kalmayınca boşluk mekân olur
Bir şehir gençlere güvenli, ucuz ve onurlu mekân açmadığında, gençler boşluğu mekâna çevirir. Bu cümle sote tartışmasının merkezinde durur. Gençliğin sosyalleşmesi için yalnızca okul, ev ve ücretli işletme bırakıldığında hayat sıkışır. Okul denetimlidir, ev aileyle doludur, işletme para ister. Bu üçgenin dışına çıkmak isteyen genç parkı, sahili, apartman önünü, merdiven altını, boş sınıfı, kapalı otoparkı, inşaatı, metruk binayı, Späti önünü, Kiosk çevresini, Bahnhof arkasını, plein’i, Hinterhof’u ve arabayı kullanır. Boşluk, sosyal ihtiyacın baskısıyla mekâna dönüşür.
Bu dönüşüm yalnızca yoksulluk hikâyesi değildir. Gençlik her zaman kendi köşesini arar. Aileden ayrışmak, akran grubuyla yalnız kalmak, kendi dilini kurmak, görünürlük ve mahremiyet arasında gidip gelmek, yetişkin denetiminin dışında bir süre nefes almak gençliğin temel hareketlerindendir. Sote bu doğal hareketin ekonomik baskı altında sertleşmiş biçimidir. Güvenli park, gençlik merkezi, ucuz kafe, kültür alanı, spor alanı, kütüphane, öğrenci evi, ulaşılabilir oda ve açık kamusal alan güçlendikçe sote daha yumuşak kalır. Bunlar zayıfladıkça sote metruklaşır.
Boş bina meselesi bu yüzden yalnızca güvenlik sorunu olarak okununca eksik kalır. İnşaat kapılarını kilitlemek, metruk yapıları kapatmak, parkları denetlemek, okul arkalarını izlemek, sahil içkisini yasaklamak yalnızca görünen sonucu bastırır. Gençleri o alanlara iten ihtiyaç yerinde durur: oturacak ucuz yer, aileden ayrı konuşacak alan, para harcamadan sosyalleşme, mahremiyet, akran grubu, görünürlükten çekilme, duygusal nefes alma, küçük kaçış. Sote’nin kökü burada olduğu için yalnızca yasakla kaybolmaz; yer değiştirir, daha derin kuytuya iner.
Piyasa yazısındaki görünürlük ekonomisi bu noktada tersinden okunur. Genç piyasaya çıktığında kendini dolaşıma sokar. Kıyafet, beden, arkadaş grubu, araba, story, bakış, kahve masası, shisha, Bahnhof çevresi ve cadde turu görünürlük üretir (🔗). Fakat aynı genç bu sahnenin masrafını ve baskısını taşıyamadığında soteye çekilir. Sote, görünürlükten kaçış gibi görünür; aslında görünürlük ekonomisinin alt katıdır. Görünürlük pahalılaştıkça görünmezlik ucuz alternatif olur.
Bu alt katta başka bir statü sistemi de oluşur. Sote’yi kim bilir? Kim en güvenli kuytuyu bulur? Kim çakmak taşır? Kim son parayı saklar? Kim içeceği getirir? Kim grubu toplar? Kim polisin nereden geldiğini bilir? Kim hangi parkta oturulacağını, hangi sahilde kalabalığın azaldığını, hangi Späti’nin açık olduğunu, hangi Kiosk’un ucuz olduğunu, hangi kapalı otopark köşesinin boş kaldığını bilir? Piyasa’da statü görünürlükten gelir; sote’de statü yer bilgisinden ve kaynak çevirmekten gelir.
Zula da bu alt statü sistemine bağlanır. Zula yapan kişi yalnızca kendini korumaz; grup içinde de değer kazanabilir. Son sigara, yedek çakmak, powerbank, bozuk para, market poşeti, açlığı bastıracak atıştırmalık, eve dönüş parası, bilinen sote yer, açık market bilgisi, son metro saati, ucuz bar, boş sınıf, kütüphane prizi; bunların hepsi küçük ama belirleyici kaynaklardır. Zula, yokluğun içinde kontrol hissi verir.
Zulamaxxing bu kontrol hissini bütün hayata yayar. İnsan artık yalnızca “nerede oturacağız?” diye düşünmez; “ne kadar harcayacağız, neyi saklayacağız, neyi erteleyeceğiz, nasıl döneceğiz, kim ne getirecek, nerede şarj edeceğiz, hangi plan daha ucuz, hangi görünürlük bize pahalıya patlar?” diye düşünür. Bu düşünme biçimi, gençlik hayatını sürekli stratejiye çevirir. Dışarı çıkmak bile küçük bir operasyon haline gelir.
Bu noktada sorun gençlerin sote bulması değildir. Gençliğin sote’ye mecbur kalmasıdır. Sorun gençlerin marketten bir şey alıp oturması değildir. Oturmanın, konuşmanın, flört etmenin, yalnız kalmanın, grup kurmanın ve görünürlükten kaçmanın güvenli biçimlerinin daralmasıdır. Sorun gençlerin parka gitmesi değildir. Parkın arkasından boş binaya, boş binadan metruk yapıya, metruk yapıdan tanıksız şiddet alanına kayan zincirdir.
Sote’nin daha sağlıklı karşılığı mümkündür: açık, aydınlık, ücretsiz, gençlere düşmanlıkla yaklaşmayan, tuvaleti olan, suyu olan, oturma alanı olan, gece ulaşımıyla bağlantılı, güvenli kamusal alan. Kütüphaneler, gençlik merkezleri, kamusal spor alanları, ücretsiz kültür alanları, geç saatlerde açık güvenli meydanlar, öğrenci dostu mekânlar, düşük fiyatlı belediye kafeleri, kampüs içi sosyal alanlar, sahil ve park düzenlemeleri, metruk yapıların güvenli dönüşümü bu yüzden yalnızca şehircilik meselesi değildir. Bunlar sote’nin riskli biçimlerini yumuşatan altyapıdır.
Gençlik mekânı kalmayınca boşluk mekân olur. Boşluk mekân olduğunda ise sorumluluk da boşlukta kalır. Genç kullanır, mahalle şikâyet eder, polis kovalar, inşaatçı kilit takar, okul disipline eder, aile korkar, haberler olay olduktan sonra yazar. Bu döngüde sote büyür. Sote büyüdükçe zulamaxxing hayatın normal tekniği haline gelir. Gençlik, kendisine ayrılmamış bir şehirde saklı ceplerden şehir kurmaya çalışır.
14. Sonuç: Piyasa görünürlük ister, sote güvenlik ister, zula hayatı çevirir
Sote, gençlerin bireysel tercihleriyle açıklanacak kadar dar bir olgu değildir. Sote, pahalılaşan piyasanın, özel alan yokluğunun, güvenli kamusal mekân eksikliğinin, gençlerin tüketici olmadan oturabileceği alanların daralmasının ve gündelik tasarruf zorunluluğunun ürettiği arka mekândır. Gençler sote’de yalnızca saklanmaz; sosyalleşir, içer, sigara içer, flört eder, dertleşir, bekler, görünürlükten kaçar, grup kurar, bazen de şiddetin ve riskin içine düşer. Aynı yer bir akşam muhabbet alanı, başka bir gece pusu alanı, başka bir gün kayıp bedenin bulunduğu boşluk olabilir.
Piyasa, gençten para karşılığı görünmesini ister. Kafe masası, cadde turu, AVM, shisha-bar, Bahnhof çevresi, araba, story ve bakış bu görünürlüğün araçlarıdır. Sote, gençten güvenlik karşılığı görünmemesini ister. Park arkası, duvar dibi, okul arkası, bina arkası, boş daire, inşaat, metruk yapı, Späti önü, Kiosk çevresi, Hinterhof, Parkplatz, Bahnhof arkası ve araba bu görünmezliğin alanlarıdır. Zula ise bu iki sahne arasında hayatı çeviren saklı kaynak sistemidir. Sigara saklanır, para saklanır, yiyecek saklanır, çakmak saklanır, enerji saklanır, zaman saklanır, duygusal güç saklanır. Zulamaxxing bu saklama mantığının bütün hayata yayılmasıdır.
Bu kavramlar birlikte gençliğin bugünkü ekonomik durumunu çıplak biçimde gösterir. Genç artık yalnızca ne yapmak istediğini düşünmez; ne kadar harcayacağını, nerede görünür olacağını, nerede görünmez kalacağını, hangi kaynağı saklayacağını, hangi harcamayı erteleyeceğini, hangi arkadaş grubunda mahcup olmayacağını, hangi mekânın güvenli sayılacağını, hangi dönüş yolunun ucuz olduğunu, hangi sosyal planın bütçeyi patlatacağını hesaplar. Bu hesap, görünmez bir emek gibi gündelik hayatın içine yayılır.
Sote’nin trajik tarafı, ucuzluğun güvenlikten çalmasıdır. Kafe masası pahalıdır ama görünürdür. Boş bina bedavadır ama tanıksızdır. Bar hesabı ağırdır ama ışığı, kapısı, çalışanı, tuvaleti, kamerası vardır. Parkın arka tarafı ucuzdur ama kontrolsüzdür. Späti’den alınan içki bar içkisinden ucuzdur ama parkta sarhoşluk başka temaslara açılır. Kiosk önü restorandan ucuzdur ama gece istasyon çevresi başka riskler taşır. Bu yüzden sote, ekonomik çözüm gibi başladığı yerde güvenlik sorusuna bağlanır.
Zulamaxxing’in trajik tarafı ise pratik zekânın mecburiyete dönüşmesidir. Termos taşımak, indirim takip etmek, powerbank bulundurmak, çantada yiyecek tutmak, parayı bölmek, sosyal planı ucuzlaştırmak, yürümek, tamir etmek, ertelemek ve saklamak tek tek bakıldığında beceridir. Hepsi zorunlu hale geldiğinde hayat küçük hesapların baskısı altında daralır. İnsan yalnızca parasını değil, neşesini, enerjisini, ilişkilerini ve görünürlüğünü de idare etmeye başlar.
Bu yüzden mesele gençlerin sote bulması değildir. Mesele, gençliğe güvenli, ucuz ve onurlu mekân bırakılmamasıdır. Mesele gençlerin marketten bir şey alıp oturması değildir. Mesele oturmanın bile fiyatlanmasıdır. Mesele gençlerin görünürlükten kaçması değildir. Mesele görünürlük sahnesinin harcama, kıyas, statü ve performans baskısıyla dolmasıdır. Mesele zula yapmak değildir. Mesele zula yapmadan ayakta kalmanın zorlaşmasıdır.
Piyasa gençten harcayarak görünmesini ister. Sote gençten harcamadan ama güvenliği riske atarak takılmasını ister. Zula gençten kaynağı saklamasını ister. Zulamaxxing gence hayatını saklı ceplerden kurmayı öğretir. Gençlik mekânı yoksa boşluk mekân olur; boşluk mekân olunca şehir kendi gençlerini kuytuya, metruğa, parka, istasyon arkasına, otoparka, merdiven altına ve çantanın dibindeki son kaynağa doğru iter.
Sote ve zulamaxxing aynı cümlede birleştiğinde ortaya bugünün en sert gençlik formülü çıkar: Piyasa görünürlük üretir, sote görünmezlik üretir, zula rezerv üretir, zulamaxxing ise görünmez rezervlerle yaşama sanatına dönüşür. Bu sanatın içinde zekâ, dayanışma ve uyum vardır; aynı zamanda yorgunluk, utanç, risk ve tanıksızlık vardır. Gençlik kendisine ayrılmayan alanı bulur, kendisine yetmeyen parayı böler, kendisine kapalı olan şehri arka kapılardan kullanır. Sorunun asıl adı da tam burada belirir: gençlerin sote araması değil, gençliğin güvenli ve onurlu biçimde piyasaya, kamusal alana ve hayata katılma hakkının daralmasıdır.






























Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER