🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
👻🪸🐈⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈⬛
Bir mite mit demek, onu geride bırakmak anlamına gelmeyebilir. Bazen yalnızca zaman kipini değiştiririz. “Eskiden böyle denirdi” derken, eskiyi anlatıyor gibi yaparız; ama çoğu zaman asıl yaptığımız, kendi “artık”ımızı kurmaktır. “Artık biliyoruz”, “artık aydınlandık”, “artık böyle düşünmüyoruz” dediğimiz anda, eski mitin üstüne yeni bir mit bindirilir: mitin hep başkalarının geçmişine ait olduğu miti.
Başlıktaki oyun burada başlar: Eskiden eskiden derdik, artık artık diyoruz. “Eskiden” başkasını geriye yerleştirir; “artık” konuşanı ileriye yerleştirir. Biri inanan figürü kurar, diğeri bilen figürü kurar. İkisi karşıt gibi görünür, ama çoğu zaman aynı mekanizmanın iki yüzüdür.
Bu mekanizmaya mite mit bindirme refleksi diyebiliriz.
Bu refleks, bir mitin içeriğini çözmek yerine, onun üstüne o mite kimlerin inandığına dair ikinci bir anlatı bindirir. İlk mit bir şeyi anlatır: bir korkuyu, kökeni, yasağı, felaketi, arzuyu, doğa olayını, toplumsal düzeni. İkinci mit ise bu anlatıya inananları anlatır: eskiler, çocuklar, deliler, cahiller, halk, ilkeller, fanatikler.
Böylece soru değişir:
Bu mit neyi bağlıyor?
yerine:
Buna kim inanacak kadar geri?
sorusu geçer.
Bu ayrımı iki kavramla kurabiliriz: anlatan mit ve aktaran mit.
Anlatan mit, doğrudan dünyaya dair bağ kuran mittir. Bir olayın neden olduğunu, neye işaret ettiğini, hangi yasağa, korkuya, suça, cezaya ya da arzuya bağlandığını anlatır.
Mesela:
Güneş tutulması felaket habercisidir.
Bu cümle astronomik bilgi açısından yanlış olabilir; ama doğa olayı ile felaket beklentisi arasında bir bağ kurar. Gökyüzündeki kararmayı yalnızca fiziksel olay olarak bırakmaz; onu topluluğun korkusuna, suç duygusuna, düzen kaygısına bağlar. Tutulma, gökte olup biten bir şey olmaktan çıkar; yerdeki hayatın işareti haline gelir.
Aktaran mit ise bu anlatının içeriğinden çok, onun kimler tarafından taşındığını anlatır.
Mesela:
Eskiden insanlar güneş tutulmasını felaket sanırdı; çocuklar veya cahiller hâlâ böyle düşünebilir.
Burada artık tutulmanın neyi bağladığı ikinci plandadır. Asıl mesele, tutulmaya böyle anlam veren insan tipidir. Aktaran mit, anlatan mitin müminini üretir. Mitin kendisini değil, ona inanabilecek kişiyi sahneye çıkarır.
Formül basittir:
Anlatan mit, bir şeyi anlatır.
Aktaran mit, o anlatının kimlerce aktarıldığını anlatır.
Bir başka örnek: Kara kedi görmek uğursuzluk sayılır. Bu anlatan mittir. Kedi ile talihsizlik arasında bağ kurar. Bu bağ nesnel olmayabilir; ama rastlantıların insanı nasıl tedirgin ettiğini, gündelik hayatın nasıl işaretlerle dolduğunu, belirsizliğin nasıl yönetildiğini gösterir.
Aktaran mit ise şöyle konuşur:
Böyle şeylere ancak batıl inançlı insanlar inanır.
Bu cümlede artık kara kedi değil, “batıl inançlı insan” merkezdedir. Kedinin taşıdığı işaret silinir; onun yerine inanan kişinin eksikliği gelir. Böylece ilk mit çözülmüş olmaz. Sadece başka bir mit onun üstüne bindirilir: “bizim dışımızdaki bazı insanlar işaretlere kapılır” miti.
Aynı şey şehir efsanelerinde de görülür. Diyelim ki biri, geceleri belli bir yoldan geçilmemesi gerektiğini anlatır. Anlatan mit burada bir mekânı tehlikeyle işaretler. O yol artık yalnızca yol değildir; kaybolma, saldırıya uğrama, geçmişte kalmış bir olay, bastırılmış bir korku veya toplu hafızadaki bir yara ile yüklüdür.
Aktaran mit ise hemen şunu söyler:
Mahalle halkı böyle hikâyeler uydurur.
Yaşlılar abartır.
Çocukları korkutmak için anlatılmıştır.
Bunlar büsbütün boş cümleler değildir. Ama tek başlarına kullanıldıklarında anlatının taşıdığı somut bağı kapatırlar. Yolun neden korku nesnesi olduğunu değil, bu korkuyu kimlerin taşıyacak kadar “geri” olduğunu anlatırlar.
Bu yüzden “eskiden” ve “artık” kelimeleri masum değildir.
“Eskiden” dediğimizde her zaman tarih vermeyiz. Çoğu zaman mesafe kurarız. “Eskiden böyle inanılırdı” cümlesindeki eskiden, takvimsel bir geçmiş olmaktan çok, zihinsel bir aşağı konumdur. O geçmişteki insanlar henüz bizim kadar bilmez, bizim kadar ayırt edemez, bizim kadar olgunlaşmamıştır.
“Artık” dediğimizde de yalnızca yeni bilgiye işaret etmeyiz. Kendimize temiz bir yer açarız. “Artık böyle düşünmüyoruz” cümlesindeki artık, çoğu zaman bilgiden fazlasını taşır: büyümüşlük, akıl sağlığı, çağdaşlık, eğitim, ilerleme ve bağışıklık hissi.
Mesela eski tıp inançlarından söz edilirken sıkça şöyle denir:
Eskiden hastalıkları kötü ruhlarla açıklıyorlardı; artık mikrop teorisini biliyoruz.
Bu cümle bilgi düzeyinde açık bir farkı anlatır. Fakat cümle bazen bundan fazlasını yapar. Hastalığın kötü ruhla açıklanmasını yalnızca yanlış bir açıklama olarak değil, eski insanların zihinsel küçüklüğü olarak sahneler. Oysa anlatan mit düzeyinde hastalık, bedene dışarıdan giren yabancı bir kuvvet olarak kavranmıştır. Bu, mikrop teorisiyle aynı şey değildir; ama hastalığın istilacı, görünmez, bulaşıcı, bedeni ele geçiren niteliğini somut bir imgeyle taşır.
Burada mesele eski açıklamayı doğrulamak değildir. Mesele, onun neyi tuttuğunu görmektir. Kötü ruh açıklaması yanlış olabilir; ama hastalık deneyiminin yabancılaşmasını, bedenin kendine karşı dönmesini, görünmeyen bir etkinin hayatı bozmasını anlatır.
Aktaran mit bu bağı silip şöyle der:
Onlar ruh sanıyordu, biz biliyoruz.
Bu “biz biliyoruz” cümlesi bilgi taşır; aynı zamanda bir rahatlama taşır. Mitin dışına çıkmış olma rahatlığı. Oysa bir mite inanmıyor olmak, mitik işleyişin dışına çıkmak değildir. Eski mitin yerini, modern öznenin kendi bağışıklığına dair miti alabilir.
Bir başka örnek reklamlarda görülür. Bir ürün yalnızca ürün olarak sunulmaz; özgürlük, gençlik, başarı, çekicilik, aile sıcaklığı, doğallık ya da zekâ anlatısına bağlanır. Bu anlatan mittir. Ürünü nesne olmaktan çıkarır, hayat tarzına ekler.
Aktaran mit ise şöyle konuşur:
İnsanlar reklamlara kanıyor.
Bu cümlede reklam mitinin nasıl işlediği incelenmez. Ürün ile arzu arasındaki bağ, satın alma ile kimlik arasındaki ilişki, eksiklik hissinin nasıl örgütlendiği geri çekilir. Onun yerine “reklama kanan insan” figürü çıkar. Böylece konuşan kişi kendisini reklam mitinin dışına koyar. Fakat bu dışarıda durma iddiası da çoğu zaman başka bir mittir. Çünkü “ben kanmam” anlatısı, tüketim çağının en kullanışlı öz-savunma masallarından biridir.
Bu yüzden mite mit bindirme refleksi yalnızca eski inançlarda işlemez. Modern aklın tam ortasında da çalışır. Bilimsel bilgiye, siyasi söyleme, piyasa diline, sağlık kültürüne, eğitim mitlerine, teknoloji anlatılarına eşlik eder.
Teknoloji örneği açık: Bir dönem her yeni cihaz, hayatı kolaylaştıracak, zamanı serbest bırakacak, insanı daha yaratıcı yapacak diye anlatılır. Bu anlatan mittir. Teknoloji ile kurtuluş arasında bağ kurar.
Sonra biri çıkar ve şöyle der:
İnsanlar teknoloji şirketlerinin vaatlerine safça inanıyor.
Bu aktaran mittir. İlk anlatının neyi taşıdığına bakmadan, ona inanan kullanıcı figürünü üretir. Oysa teknoloji vaadi yalnızca kandırma meselesi değildir. Yorgunluk, hız, yalnızlık, denetim, verimlilik, gelecek korkusu ve rahatlama arzusu aynı anlatıda düğümlenir. “Saf kullanıcı” figürü bütün bu düğümü basitleştirir.
Aktaran mitin en sevdiği üç figür vardır: çocuk, deli ve eski insan.
Çocuk, henüz akla erişmemiş olanı temsil eder. Deli, akıldan düşmüş olanı temsil eder. Eski insan, tarihte geride kalmış olanı temsil eder. Bu üç figür bugünkü konuşana güvenli bir dışarı sağlar. Konuşan kişi kendisini yetişkin, sağlıklı ve çağdaş olarak kurar.
“Onlar inanırdı, biz biliyoruz” cümlesi bu yüzden yalnızca bilgi cümlesi değildir. Bir ayrım ritüelidir.
Bir masal düşünelim: Ormanda bir varlık vardır, gece geleni alır. Anlatan mit düzeyinde bu masal, ormanı tehlikeye, geceyi kayba, sınırı ihlal etmeyi cezaya bağlar. Çocuğa “gece dışarı çıkma” demenin dolaylı biçimi olabilir; ama bundan ibaret değildir. Orman ile bilinmeyen, karanlık ile kaybolma, merak ile bedel arasındaki bağı kurar.
Aktaran mit düzeyinde ise şöyle denir:
Bunlar çocukları korkutmak için uydurulmuş şeylerdir.
Bu cümle bir şey yakalar; fakat başka şeyleri kapatır. Masalın yalnızca çocuk terbiyesi olduğunu söylerken, karanlığın, sınırın, merakın ve kaybolmanın ortak sahnesini azaltır. Masalı pedagojik bir hileye indirger. Böylece anlatan mitin yoğunluğu, aktaran mitin pratik açıklaması altında ezilir.
Burada tercih meselesi ortaya çıkar. Anlatan mit ile aktaran mit arasında nasıl tercih yapılır?
Bu tercih “hangisi doğru?” sorusuyla kurulmaz. Çünkü iki mit aynı düzeyde işlemez. Anlatan mit dünyayla kurulan bağı gösterir. Aktaran mit bu bağın kime yakıştırıldığını gösterir. İlkinde olay ile anlam arasındaki ilişki vardır. İkincisinde anlatı ile inanan figür arasındaki ilişki vardır.
Daha iyi soru şudur:
Hangisi somut bağı daha görünür kılıyor?
Anlatan mit bazen korkuyu, arzuyu, yasağı, utancı veya suç duygusunu daha açık taşır. Aktaran mit ise bazen bu bağı kimin üstüne yıktığımızı gösterir. Bu nedenle aktaran mit bütünüyle atılacak bir fazlalık değildir. O da incelenmelidir. Fakat sorun, aktaran mitin anlatan mitin yerine geçmesidir.
“Eskiden böyle inanılırdı” cümlesi, gerçekten tarihsel bir bilgi verebilir. Ama çoğu kullanımda başka bir şey yapar: Bugünü temizler. “Artık böyle düşünmüyoruz” cümlesi, gerçekten bir bilgilenme sürecini anlatabilir. Ama çoğu kullanımda konuşanı mitin dışına yerleştirir.
İşte başlıktaki espri burada ciddileşir: Eskiden eskiden diyorduk; artık artık diyoruz. Yani geçmişe mesafe koyma mitinden, bugünü bağışık sayma mitine geçiyoruz. İkisi aynı refleksin kipleridir.
Refleksten azade olmak, hiç mit kurmamak anlamına gelmez. Böyle bir temizlik hali yoktur. Refleksten azade olmak, bir miti duyunca hemen onun müminini icat etmemektir. “Buna kim inanacak kadar geri?” sorusuna atlamadan önce, anlatının neyi bağladığını sormaktır.
Bir mit neyi birbirine ekliyor? Hangi korkuyu hangi olaya bağlıyor? Hangi yasağı hangi hikâyeyle taşıyor? Hangi arzuyu hangi felaketle sınırlıyor? Hangi suçu hangi cezayla görünür kılıyor? Hangi topluluğa hangi ortak sahneyi veriyor?
Ardından ikinci soru gelir: Bu bağ kimin üstüne yıkılıyor? Kim bu mitin taşıyıcısı olarak sahneye çıkarılıyor? Çocuk mu, deli mi, eski insan mı, cahil halk mı, geride kalmış topluluk mu? Bu figür kimin bugününü temizliyor?
Böylece iki düzey birlikte izlenebilir:
Anlatan mit: Bu anlatı neyi bağlıyor?
Aktaran mit: Bu bağ kimin üstüne yıkılıyor?
Bu ayrım sayesinde tekrar eden “eskiden/artık” cümleleri başka türlü duyulur.
“Eskiden insanlar yıldızlara bakıp kader okurdu; artık psikoloji var” dendiğinde, ilk düzeyde yıldız ile hayat arasında kurulan düzen arzusu görülür. İkinci düzeyde ise bu düzen arzusunu taşıyan figür geriye atılır.
“Eskiden cin çarpması derlerdi; artık travma diyoruz” dendiğinde, ilk düzeyde kişinin kendinden çıkması, bedeninin ve sesinin yabancılaşması, çevrenin bunu bir dış kuvvetle anlamlandırması vardır. İkinci düzeyde ise eski açıklamayı taşıyanlar bilgisizliğe yerleştirilir.
“Eskiden kader derlerdi; artık sistem diyoruz” dendiğinde, belki de yalnızca kelime değişmemiştir. Belki de açıklamanın kişiyi aşan kuvvetlere bağlanma biçimi başka bir sözlükle devam ediyordur.
Bu yüzden mesele “eski açıklamalarla modern açıklamalar aynıdır” demek değildir. Mesele, “artık” kelimesinin bizi otomatik olarak mit dışına taşımadığını görmektir. Yeni sözlük, eski mitin yerini alabilir; eski mitin üstüne aktaran mit bindirebilir; bazen de eski bağları başka adlarla sürdürebilir.
Mite mit bindirme refleksi, mitin ortadan kaldırılmasından çok, mitin yer değiştirmesidir. İlk mit dünyanın karanlık bağlarını kurar. İkinci mit, bu karanlık bağların kimlerin karanlığına ait olduğunu kurar. İlkinde korku, doğa, yasa, arzu, suç, felaket vardır. İkincisinde çocuk, deli, eski insan, cahil halk, geri kalmış topluluk vardır.
Sonuçta mit eleştirisinin asıl sınavı, bir anlatıya mit diyebilmek değildir. Asıl sınav, o mite mit derken hangi “eskiden”i ve hangi “artık”ı kurduğunu görebilmektir.
En kısa formül:
Eskiden dediğimizde miti geçmişe atarız.
Artık dediğimizde kendimizi mitin dışına alırız.
Mite mit bindirme refleksi, bu iki hareketin aynı anda işlemesidir.






























Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Ölü Çanlar: Çandan Bildirime, Periden Pireye, Pir’den Platforma | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER