PASC: Virüs Direşiyorsa Öfkemiz de Direşiyor

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

(İngilizcesi ve Almancası)

Paris’te bir Long Covid konferansında hasta aktivistler ayağa kalktı. Konferans salonunda uzmanlar, klinik çerçeveler, araştırma başlıkları, tedavi tartışmaları ve hastalık tanımları dolaşırken hastalar kendi cümlelerini salona soktu. Söyledikleri şey sade ve ağırdı: Long Covid yaşayan insanlar hastadır, engellidir, tedavi beklemektedir; meditasyon, bilişsel davranışçı terapi, antidepresan, anksiyolitik, sakinleşme ve uyum diliyle geçiştirilecek bir durum yaşamamaktadır. Akciğer, kalp, mide, bağışıklık sistemi, beyin ve bütün beden için gerçek bakım ve ilaç istemektedir.

Fransızca paylaşımlarda eylemin ana cümlesi “La psychologisation des Covid Long, ça suffit” biçiminde geçti: Long Covid’in psikolojikleştirilmesi yeter. Eylem, Winslow Santé Publique ve Action Covid Long / Les Oubliés du Covid çevresinden hasta aktivistlerin barışçıl müdahalesi olarak aktarıldı (🔗). Winslow’un kendi politik çerçevesi de hastalık tanımını doğrudan politik bir alan olarak kuruyor: Bir hastalığı tanımlamak, eyleme geçmenin ilk adımıdır; virüs dolaşmaya devam ettikçe hastalananların sayısı artar; Long Covid sağlık, emek, bakım ve kamusal sorumluluk alanlarının tamamına yayılır (🔗).

Paris’teki eylemin gücü, tek bir şikâyetin ötesine geçmesinden gelir. Bu eylem, bir konferansta iki dakikalık söz alma girişimi gibi görünür; aslında dört yılı aşkın bir hasta hareketinin yoğunlaşmış biçimidir. Eylemde “bizsiz bizim için hiçbir şey” denir. “Eğer virüs bedenlerimizde direşiyorsa öfkemiz de direşiyor” denir. Birinin şefkatli, yatıştırıcı, koruyucu görünen bir temasla müdahale etmesi karşısında “dokunma! dokunma!” denir. Bu üç cümle birlikte Long Covid mücadelesinin yeni eşiğini gösterir: Hastalar artık yalnızca hastalıklarının tanınmasını istemekle kalmaz; hastalıklarının nasıl adlandırıldığına, hangi araştırma yönüne sokulduğuna, hangi tedavilerin ciddiye alındığına, hangi desteklerin yaşamsal sayıldığına ve bedenlerine hangi jestlerle yaklaşıldığına müdahale eder.

PASC burada kritik bir kelimedir. Açılımı “Post-Acute Sequelae of SARS-CoV-2 infection” olarak kullanılır; Türkçeye yaklaşık olarak SARS-CoV-2 enfeksiyonunun akut dönem sonrası sekelleri diye çevrilebilir. Klinik araştırma, kohort, semptom sınıflaması ve veri düzenleme açısından işe yarayan bir terimdir. Fakat hasta hareketinin merkezinde çoğu zaman “Long Covid” adı durur. Çünkü Long Covid, resmi tıp dilinden önce hastalar tarafından kurulan bir addır. 2020’de “hafif Covid geçirdin, iyileşmiş olmalısın” varsayımıyla karşılaşan insanlar, sosyal medya, destek grupları ve hasta ağları üzerinden ortak bir deneyim alanı kurdu. Kendi yaşadıkları süreğen hastalığa ad verdiler. Bu ad, yalnızca klinik etiket olmadı; hasta öznesinin kurulmasını sağladı.

PASC hastalığı sınıflandırır; Long Covid hastayı konuşturur. PASC dendiğinde kohortlar, semptom kümeleri, fenotipler ve araştırma dosyaları öne çıkar. Long Covid dendiğinde hasta anlatısı, iş kaybı, sakatlık, bakım, öfke, klinik karşılaşmalar, aile yükü, gelir kaybı, engellilik başvuruları, çocuklar, evden çıkamayanlar ve konferans kapısına gelen bedenler duyulur. PASC terimi tıbbi dosyada çalışır; Long Covid adı hareket içinde dolaşır. Bu yüzden adlandırma tartışması kuru bir kelime tartışması sayılmaz. Hastalığı kim adlandırıyor, hangi deneyimi merkeze alıyor, hangi mekanizmayı araştırıyor, hangi tedaviyi acil görüyor, hangi bedeni salonda temsil ediyor soruları aynı anda açılır.

Long Covid’in ilk büyük siyasal dersi başka bir hasta hareketinden geldi: ME/CFS. Türkçede miyaljik ensefalomiyelit / kronik yorgunluk sendromu adıyla bilinen bu durum, ağır yorgunluk, egzersiz ya da zihinsel efordan sonra çöküş, ağrı, bilişsel güçlükler, uyku bozukluğu ve pek çok sistemik belirtiyle yaşayan geniş bir hasta topluluğunu kapsar. Bu hareketin en etkili eylem biçimlerinden biri “Millions Missing” adıyla yayıldı. 2016’da Londra’da Sağlık Bakanlığı önüne yüzlerce çift boş ayakkabı bırakıldı. Ayakkabılar, oraya gelemeyecek kadar hasta olan insanları temsil ediyordu (🔗).

Bu eylemin esprisi basittir ve hâlâ güçlüdür: Yokluk kanıta çevrilir. Klasik protesto meydandaki kalabalığı gösterir. Millions Missing meydandaki eksikliği gösterir. Orada bulunan nesne, bulunamayan bedenin yerine geçer. Hasta yatağından kalkamadığı için meydanda yoktur; tam da bu yokluk, hastalığın toplumsal varlığını gösterir. ME/CFS hareketi Long Covid’e hazır bir politik gramer verdi: Evden çıkamamak kişisel başarısızlık gibi okunamaz; yatakta kalmak kamusal veridir; gelemeyen hasta da politik öznedir; bedenin yokluğu da tanıklık eder.

Long Covid hareketi bu mirası alıp başka bir yere taşıdı. İlk yıllarda en güçlü eylem biçimi sokak müdahalesinden çok adlandırma, veri üretme ve tanıklıkti. Hasta grupları “iyileşmedik” dedi. Başlangıçta hafif kabul edilen enfeksiyonlardan sonra kalp çarpıntısı, nefes darlığı, beyin sisi, koku-tat kaybı, kas ağrısı, egzersiz sonrası çöküş, disotonomi, sindirim sorunları, bağışıklık belirtileri ve çok sistemli dalgalanmalar yaşandığını kaydetti. Long Covid SOS gibi hasta kampanyaları 2020’de Dünya Sağlık Örgütü’ne tanınma, rehabilitasyon ve araştırma taleplerini taşıdı; bu görüşme WHO açıklamalarına kadar girdi (🔗).

Bu erken dönemin büyük ters çevirmesi şuydu: Tanıdan önce kolektif özne kuruldu. Normalde tıp bir kategori üretir, sonra hastalar o kategori altında görünür hale gelir. Long Covid’te hastalar önce birbirini buldu, sonra adı kurdu, sonra tıbbi ve politik kurumları bu adı ciddiye almaya zorladı. Hasta verisi burada yalnızca destekleyici malzeme sayılmaz; klinik körlüğe karşı karşı-kanıt düzeni olur. Bir doktor “testlerin normal” dediğinde hasta hareketi “yanlış şeyi ölçüyorsun” diyebilir hale gelir. Bu cümle, Long Covid mücadelesinin biyobelirteç ve kan testi talebine kadar uzanır.

Bu sırada başka bir tarihsel hat devreye girdi: HIV/AIDS aktivizmi. AIDS hareketi, özellikle ACT UP çevresindeki doğrudan eylemlerle, hasta gruplarının araştırma gündemine müdahale edebileceğini göstermişti. 1990’daki NIH eylemleri, yavaş araştırma, sınırlı tedavi seçenekleri ve hasta dışı karar mekanizmalarına karşı örgütlenmişti (🔗). Bu miras Long Covid için şu anlama geldi: Hasta yalnızca tanıklık eden kişi olarak kalmaz; araştırma sorusunu, klinik deneme tasarımını, ilaç erişimini ve fon önceliklerini tartışmaya açar. Bilim talep edilir; aynı anda bilimin yönü de tartışılır.

2022’de Long Covid daha geniş bir kronik pandemi çerçevesine yerleşti. Long COVID Justice gibi koalisyonlar Covid sonrası kronik hastalıkları, ME/CFS, HIV/AIDS, engellilik adaleti ve kamusal sağlık mücadelesiyle birlikte düşünmeye başladı (🔗). Beyaz Saray önündeki die-in eylemleri, “pandemi bitti” denilen anda yatakta kalan, çalışamayan, okuyamayan, yürüyemeyen, bakım ihtiyacı artan milyonların varlığını görünür kıldı. World AIDS Day çevresindeki ortak eylemler de “unutulduk ama gitmedik” mesajını kurdu; HIV, Long Covid ve ME/CFS aynı kronik ihmal zincirinin farklı adları altında yan yana geldi (🔗).

Die-in eyleminin anlamı, hasta bedenin yere konmasıdır. Bu görüntü, normalleşen kamusal akışa müdahale eder. Pandeminin yalnızca akut ölüm sayısıyla ölçülmesini aşar. Hayatta kalmanın iyileşmekle aynı anlama gelmediğini gösterir. İnsan nefes alıyor olabilir, fakat yatağa bağımlı hale gelebilir; virüs testte görünmeyebilir, fakat bedende bağışıklık, sinir sistemi, damarlar, kalp, mide ve beyin düzeyinde izler sürebilir. Kamusal anlatı normale dönerken hasta bedeni başka bir zamanda yaşar.

18 Ocak 2024’te ABD Senatosu HELP Komitesi Long Covid üzerine bir oturum düzenledi. Long Covid Action Project aktivistleri bu oturumu kesti. Kendi açıklamalarında, oturumun taban Long Covid hareketini temsil eden bir tanık içermediğini belirttiler; “Long Covid ulusal acil durum ilan edilsin” ve daha fazla fon, daha fazla tedavi talep ettiler (🔗). Senato sayfasında oturumun başlığı “Long Covid’i ele almak: Araştırmayı ilerletmek ve hasta bakımını iyileştirmek” olarak geçiyordu (🔗).

Bu eylemin esprisi, temsil sahnesinde temsil boşluğunu görünür kılmasıdır. Senato Long Covid’i konuşur; hasta hareketi “biz burada hangi biçimde varız?” diye sorar. Hastalar kendi adlarına konuşan uzmanları, bürokratları, kurulları ve oturumları izlerken temel soru büyür: Kim konuşuyor, kimin adına konuşuyor, ağır hasta olanlar nasıl katılıyor, seyahat edemeyenler nasıl duyuluyor, maske ve enfeksiyon güvenliği nasıl kuruluyor, PEM riski taşıyan bedenler hangi koşullarda politik sürece dahil ediliyor? Long Covid hakkında konuşulan mekân, Long Covid hastalarının gerçek katılımına uygun düzenlendiği ölçüde anlam kazanır.

Aynı yıl Eylül ayında NIH / RECOVER-TLC toplantısında başka bir eşik aşıldı. Long Covid Action Project aktivistleri NIH Direktörü Monica Bertagnolli’nin konuşmasını kesti. Talepler somuttu: Antivirals Now, Biomarkers Now, Blood Test Now, Viral Load Test Now, Long Covid Kids, Long Covid AIDS. Bu sloganlar yalnız pankartta kalmadı; RECOVER-TLC toplantı özetinde de kayda geçti (🔗). LCAP’nin kendi açıklaması da araştırma yönünün antiviral, monoklonal antikor, immünoterapi ve kombinasyon tedavilerine kaydırılmasını talep etti (🔗).

NIH eylemi, “fon” meselesini tek başına yeterli bir cevap olmaktan çıkarır. Büyük araştırma programı olabilir; hasta hareketi yine de “hangi bilim?” diye sorar. Semptom ölçekleri, gözlem kohortları ve genel rehabilitasyon başlıkları, tedavi bekleyen ağır hastalar için zaman kaybı olarak deneyimlenebilir. “Antivirals Now” sloganı, hastalığı aktif biyolojik süreç olarak düşünmeye zorlar. “Biomarkers Now” ve “Blood Test Now” klinik inkârın maddi zeminini hedef alır; doğru test yoksa “testlerin normal” cümlesi hastayı açıklamaz, test düzeninin sınırını gösterir. “Viral Load Test Now” PASC’nin “post” kelimesindeki geçmiş zaman havasını kırar; hasta yalnızca bir enfeksiyon sonrasını yaşamadığını, süren bir biyolojik süreçle karşı karşıya olduğunu ileri sürer. “Long Covid Kids” çocukları görünür kılar; okul, gelişim, aile bakımı, pediatri ve gelecek kuşaklar meselesini merkeze taşır. “Long Covid AIDS” ise AIDS araştırma aciliyeti ve hasta aktivizmi hafızasını çağırır; yavaş davranmanın bedelini kurumların hatırlamasını ister.

2025’te Capitol ve Millions Missing hattında bilim fonu ile sosyal destek aynı savunma alanına girdi. ME/CFS ve Long Covid çevrelerinde araştırma bütçesi, Medicaid, evde bakım, telemedicine, engellilik desteği ve gelir kaybı birlikte düşünülmeye başladı. Çünkü tedavi talebi, tedavi bulunana kadar yaşama sorusuyla birleşir. Hasta çalışamıyorsa, bakıma ihtiyaç duyuyorsa, evden çıkamıyorsa, doktor erişimi için yolculuk yapamıyorsa, yalnız laboratuvar fonu onun yaşamını taşıyamaz. Bilim ile sosyal destek aynı hattadır; ilaç geliştirme ile kira, yemek, bakım, ulaşım, uzaktan erişim ve engellilik hakkı birbirine bağlanır. Millions Missing’in 2025 anlatısı bu bağı “Save Our Science” ve sosyal destek talepleri etrafında kurdu (🔗).

Paris eylemi bu birikimin üzerine gelir. Burada hedef hükümet bütçesi ya da büyük araştırma programının yavaşlığı değildir; doğrudan tıbbi yorum rejimidir. Cédric Lemogne ve Brigitte Ranque gibi isimler etrafında anılan psikososyal Long Covid çerçevesi hasta hareketinin öfkesini yoğunlaştırdı. Eylemciler, Long Covid’in psikolojikleştirilmesine itiraz etti. Konuşmanın merkezine kendi bedenlerini koydu: “Biz hastayız.” Bu cümle basit görünür, fakat klinik karşılaşmalarda yıllarca “stres”, “anksiyete”, “uyum”, “baş etme”, “algı”, “katastrofik düşünce” gibi çerçevelerle karşılaşan hasta için çok sert bir temel cümledir.

“Biz hastayız” demek, semptomların duygu durumuna çevrilmesine karşı ontolojik bir zemin kurar. “Biz engelliyiz” demek, sorunu içsel dayanıklılık düzeyinden bakım, erişim, çalışma, gelir, tedavi ve toplumsal düzen düzeyine taşır. “İlaç istiyoruz” demek, bakım kelimesini soyut bırakmaz. Paris’te organlar ve sistemler sayılır: akciğer, kalp, mide, bağışıklık sistemi, beyin. Bu sayımın kendisi psikolojikleştirmeye karşı anatomik bir karşı-söylemdir. Hasta “bedenimin parçaları zarar gördü” der. Böylece konferansın dilindeki genel iyilik hali, davranışsal uyum, rahatlama ve baş etme çerçeveleri organ-sistem düzeyinde bir cevapla karşılaşır.

Bu noktada “dokunma! dokunma!” çıkışı özel bir ağırlık kazanır. Bir hasta konuşurken, birinin onu şefkatli, yatıştırıcı, koruyucu görünen bir temasla durdurmaya çalışması dışarıdan küçük bir jest gibi algılanabilir. Fakat Paris eyleminin bağlamında bu temas, hastanın itiraz ettiği düzenin küçük ölçekte tekrar edilmesidir. Hasta söz söylüyor; karşı jest söze cevap vermiyor, bedene yöneliyor. Hasta politik ve tıbbi bir iddia kuruyor; temas onu sakinleştirilecek bir bedene indiriyor. Hasta konferansın çerçevesini kesiyor; temas protestocunun bedenini yönetmeye kalkıyor.

“Dokunma!” bu yüzden yalnız kişisel alan talebi değildir. Hastanın bedeni zaten enfeksiyon, yorgunluk, ağrı, disotonomi, bağışıklık kırılganlığı, PEM, klinik ihmal ve yanlış açıklama deneyimleriyle kuşatılmıştır. İzinsiz temas, bu kuşatmaya yeni bir halka ekler. Şefkat taklidi burada bakım değil, kontrol işlevi görür. “Seni dinlemiyorum; seni yatıştırıyorum” anlamı taşır. “Sözünü cevaplamıyorum; bedenini yönetiyorum” anlamı taşır. “İddianı tıbbi-politik kabul etmiyorum; taşkınlık gibi ele alıyorum” anlamı taşır.

“Dokunma!” Paris eyleminin ikinci kesmesidir. İlk kesme konferansın söz düzenine yönelir. İkinci kesme şefkat taklitli temas düzenine yönelir. Hasta kendi bedenini geri alır. “Benim bedenime erişimin yok; benim sözümü cevapla” der. Bu cümle Long Covid hareketinin bütün evrelerini tek refleksle toparlar: Hastanın bedeni araştırma nesnesi olabilir, vaka dosyası olabilir, konferans konusu olabilir, ama hastanın rızası ve sözü dışarıda bırakıldığında o beden üzerinde kurulan her yorum eksik bilgi üretir.

Paris’in en çarpıcı sloganı “virüs direşiyorsa öfkemiz de direşiyor” cümlesidir. İngilizce dolaşıma giren biçimi “If the virus persists in our bodies, our anger does too” olarak aktarılmıştır. Bu cümle Long Covid’in biyolojik iddiasını politik ısrara çevirir. “Virüs” kelimesi suç mahallini bedene geri taşır. “Direşmek” kelimesi hem biyolojik süreklilik hem politik süreklilik kurar. “Öfke” kelimesi anlık taşkınlık olmaktan çıkar, süreğen hastalığın politik eşleniğine dönüşür.

Psikolojikleştirici bakış öfkeyi semptomlaştırmaya yatkındır. Öfkeyi hastalığı algılama biçiminin parçası, baş etme zorluğu, uyum sorunu veya tedaviye direnç gibi okuyabilir. Paris sloganı bu bakışı ters çevirir. Öfke, bedende süren şeyin politik bilgisidir. Hasta öfkeli olduğu için hasta olduğunu düşünmez; hasta olduğu, tedavisiz kaldığı, yanlış çerçevelere sokulduğu, adına konuşulduğu ve yatıştırılmaya çalışıldığı için öfkelidir. Böylece öfke, patlama değil hafıza olur. Yıllarca süren tedavisizliğin, klinik geçiştirmenin, araştırma yavaşlığının, temsilsizliğin ve psikolojikleştirmenin kaydı olur.

“Virüs direşiyorsa” koşulu da önemlidir. Bu cümle kuruma meydan okur: Biyolojik sürekliliği araştırmadan politik huzur bekleyemezsiniz. Viral kalıcılık, viral artıklar, bağışıklık aktivasyonu, doku düzeyinde süreçler, mikropıhtılaşma, disotonomi, organ etkilenmeleri ve nörolojik belirtiler ciddiye alınmadan hastaya yalnız sakinleşme dili sunulursa öfke de sürecektir. Öfke burada laboratuvarın karşıtı değildir; laboratuvarın yönünü talep eden baskıdır. Hasta hareketi “bilim” ister, fakat semptom yönetimiyle yetinen bir bilim istemez. Mekanizma, biyobelirteç, test, ilaç, klinik deneme ve çocukları da kapsayan tedavi altyapısı ister.

PASC kelimesi bu noktada yeniden anlam kazanır. Teknik anlamıyla PASC, akut SARS-CoV-2 enfeksiyonu sonrasında ortaya çıkan sekelleri sınıflandırır. Paris sloganı ise bu kelimenin içine hastanın itirazını sokar. “Post-akut” ifadesi kulağa geçmişte kalmış bir olayın ardından kalan sonuçlar gibi gelebilir. Hasta hareketi ise süren bir bedensel süreçten söz eder. “Sequelae” kelimesi klinik dosyada düzen sağlar; hasta bedeninde bu düzen ağrı, çöküş, nefes darlığı, kalp çarpıntısı, beyin sisi, bağışıklık belirtileri, iş kaybı ve bakım ihtiyacı olarak yaşanır. PASC kurumsal addır; “virüs direşiyorsa öfkemiz de direşiyor” onun hasta hareketi tarafından yeniden yazılmış alt başlığıdır.

National Academies’in 2024’te Long Covid’i kronik, sistemik ve derin sonuçları olan bir hastalık durumu olarak tanımlaması, resmi dilin de hasta deneyiminin genişliğine yaklaşmaya çalıştığını gösterir (🔗). Fakat hasta hareketinin baskısı bu noktada sürer. Tanım genişlese de klinikte hâlâ psikolojikleştirme yaşanabilir. Araştırma programı büyüse de tedavi denemeleri yavaş ilerleyebilir. Konferans yapılabilir, fakat hasta bedeni hâlâ baş etme ve uyum diline çekilebilir. Bu yüzden Paris eylemi tanım meselesini aşar ve uygulamadaki tıbbi güce yönelir.

“Bizsiz bizim için hiçbir şey” bu mücadelenin etik ve bilgi kuralıdır. Bu slogan yalnız temsil talebi değildir. Hasta katılımını dekoratif danışma olmaktan çıkarır. Hastalığın tanımı, klinik deneme tasarımı, araştırma fonu, pediatrik Long Covid, engellilik desteği, erişilebilirlik, konferans konuşmacıları, kullanılan terminoloji ve tedavi öncelikleri hasta deneyimiyle birlikte kurulmalıdır. Hasta yoksa bilgi eksiktir. Hasta yalnızca ankete veri sağlayan kişi olduğunda, araştırma nesnesi üretilir. Hasta araştırma sorusuna, klinik sonlanım ölçütüne, katılım koşuluna, güvenlik protokolüne ve yorum çerçevesine müdahale ettiğinde bilgi düzeni değişir.

Bu hareketin kronolojik çizgisi açık biçimde görülebilir. 2016’da ME/CFS hastaları meydana gelemeyen bedenleri boş ayakkabılarla görünür kıldı. 2020’de Long Covid adı hasta ağlarından çıktı. 2020 ve 2021’de hastalar kendi verisini, semptom haritasını ve tanıklık düzenini kurdu. 2022’de Long Covid, ME/CFS ve HIV/AIDS kronik pandemi çerçevesinde yan yana geldi. 2024 Ocak’ta Senato kesildi; acil durum, fon ve temsil talep edildi. 2024 Eylül’de NIH / RECOVER-TLC kesildi; antiviral, biyobelirteç, kan testi, viral yük testi, çocuklar ve AIDS benzeri araştırma aciliyeti istendi. 2025’te bilim fonu ile sosyal destek aynı savunma hattına girdi. 2026 Paris’te psikolojikleştirme doğrudan hedef alındı.

Bu çizgide karşıt giderek dışarıdan içeriye yaklaşır. Önce toplum hasta bedenini görür hale getirilir. Sonra devletin normalleşme anlatısı hedef alınır. Sonra fon ve temsil gündeme gelir. Sonra araştırma programının yönü tartışılır. En sonunda tıp dilinin kendisi, hastanın bedenini nasıl tarif ettiği bakımından kesilir. Paris’teki çatışma bu yüzden en çıplak çatışmadır: Hasta hakkında konuşan tıbbi dil ile kendi bedeninin bilgisini taşıyan hasta sesi aynı salonda karşı karşıya gelir.

Bu hareketin merkezinde bedensel bilgi vardır. Beden yalnız acı çeken nesne olarak kalmaz; neyin yanlış gittiğini bilen yer haline gelir. Boş ayakkabı kanıttır. Yatakta kalma kanıttır. Efor sonrası çöküş kanıttır. İş kaybı kanıttır. Çocuğun okuldan kopması kanıttır. Testlerin normal çıkması, doğru testin eksikliğine işaret edebilir. Öfke semptomlaştırılacak bir fazlalık olmaktan çıkıp yanlış çerçeveye verilen politik yanıt haline gelir. “Dokunma” yalnız kişisel sınır değil, bilgi sınırıdır. “Virüs direşiyorsa” yalnız biyolojik hipotez değil, araştırma programıdır.

Sağlık çalışanları açısından PASC’nin başka bir yüzü de vardır. Pandemi boyunca sağlık çalışanlarının bedeni, fedakârlık ve kahramanlık dili içinde tüketildi. PASC üzerine yapılan bazı yorumlar, sağlık çalışanlarının post-Covid yükünü yalnız klinik tablo olarak değil, emeğin beden üzerindeki maliyeti olarak ele aldı; Yersiz Şeyler’deki PASC derlemesi de “fedakârlık” dilinin sağlıkçının sağlığını feda eden bir düzene dönüşmesini bu çerçevede tartışır (🔗). Bu hat, Long Covid hareketinin daha geniş eleştirisiyle birleşir: Bedensel zarar önce üretilir, sonra kahramanlık, normalleşme, uyum, sakinlik veya psikolojik baş etme diliyle örtülür.

Paris eylemi bu örtüyü kaldırır. Hastalar, kendileri hakkında konuşulan bir konferansta kendi bedenlerinin sözünü dayatır. İlaç isterler. Organ ve sistem adları sayarlar. Psikolojikleştirmenin yeter dediği noktada konferansın akışını bölerler. Şefkat taklitli dokunuşa “dokunma!” derler. Virüsün bedende direşmesiyle öfkenin politik alanda direşmesini birbirine bağlarlar. “Bizsiz bizim için hiçbir şey” diyerek hasta katılımını bilgi üretiminin koşulu haline getirirler.

Paris bu yüzden son halka gibi görünse de yeni bir eşiktir. Long Covid hareketi önce görünmezliğini gösterdi. Sonra adını koydu. Sonra verisini üretti. Sonra kronik pandemi ittifakı kurdu. Sonra devleti kesti. Sonra araştırma gündemini kesti. Sonra sosyal desteği bilimle birleştirdi. Paris’te ise hastalığı psikolojikleştiren tıbbi dili ve şefkat taklitli kontrol jestini kesti.

Virüs bedende direşiyorsa, öfke salonda direşir. Öfke salonda direşiyorsa, Long Covid artık hastalar olmadan tanımlanamaz.

2 Yorum

Filed under Suni muhaberat

2 responses to “PASC: Virüs Direşiyorsa Öfkemiz de Direşiyor”

  1. Geri bildirim: PASC: If the Virus Persists, Our Anger Persists Too – Žižekian Analysis

  2. Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER