🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
👻🪸🐈⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈⬛
Avrupa’da Matura, Abitur, Bac, Bachillerato, Érettségi ve IB gibi lise bitirme ya da üniversiteye geçiş diplomaları, yalnızca bir sınav adından ibaret değildir. Bunlar öğrencinin hangi toplumsal hatta yerleşeceğini belirleyen eşiklerdir. Bu eşiklerde not, öğretmen kanaati, müdüriyet tavrı, disiplin dosyası, sınav dürüstlüğü ve meslekî yönlendirme aynı anda devreye girer. Bir öğrencinin “akademik hatta kalabilir” ya da “meslekî hatta yönlendirilmeli” diye kodlanması, çoğu zaman yalnızca sınav sonucuyla oluşmaz; sınıf içindeki öğretmen bakışı, velinin kültürel sermayesi, öğrencinin dili, yazı seviyesi, özgüveni, itiraz kabiliyeti ve okulun geleceğe dair ekonomik sezgileriyle birlikte kurulur.
ChatGPT bu düzenin ortasına, öğretmenin eski otoritesini sarsan yeni bir unsur olarak girdi. Öğretmen eskiden öğrencinin yazısını okuyup onun seviyesini bildiğini varsayardı. Öğrencinin nerede zorlandığını, hangi kelimeyi kurabileceğini, hangi analizi yapabileceğini, hangi cümleyi “kendi sesiyle” yazabileceğini sezdiğini düşünürdü. Bu sezgi, sınıfta otorite kurmanın sessiz dayanaklarından biriydi. ChatGPT geldikten sonra öğrenci, öğretmenin sınıf içinde verdiği açıklamaların dışına taşan bir destek alanına kavuştu. Daha iyi cümle kurabilir, metni toparlayabilir, kavramları farklı biçimde öğrenebilir, dilini düzeltebilir, bir yorumun yapısını görebilir, öğretmenin beklediği formu dışarıdan çözebilir hale geldi.
Bu yeni durumda bazı öğretmenler kendi meslekî yerlerinin değiştiğini hissetmeye başladı. Bu his doğrudan “öğretmenlik dönüşüyor” diye ifade edildiğinde pedagojik bir tartışma olurdu. Fakat sınıf içinde çoğu zaman daha sert, daha ahlakçı, daha suçlayıcı bir dile çevriliyor. Öğrencinin iyi yazısı artık çalışma, gelişim ve zihinsel sıçrama olarak görülmek yerine yapay zekâ belirtisi olarak okunabiliyor. Almanya’daki bir Gutefrage başlığında öğrenci, İspanyolca metnini önceden çalışıp ezberlediğini, öğretmenin ise metni “üniversite seviyesi” bulup öğrenciyi ChatGPT kullanmakla suçladığını aktarıyor; öğretmen öğrenciyi sınıftan çıkarıyor ve müdürün işi yeniden yazdırmak istediği anlatılıyor (🔗). Aynı sayfada benzer başlıklar, öğretmenlerin metnin “öğrenci işi gibi durup durmadığını” sezgisel biçimde tarttığı bir ortamı gösteriyor. Burada belirleyici olan şey metnin doğruluğu kadar, metnin öğretmenin öğrenci hakkındaki eski kanaatine uyup uymaması.
Fransa’daki bir öğrenci anlatısında benzer bir kırılma sözlü sınav çevresinde beliriyor. Öğrenci, öğretmenin “bu analiz sana benzemiyor” diyerek onu yapay zekâ kullanmakla suçladığını anlatıyor (🔗). Bu cümle çok şey anlatır. Öğretmen metni yalnızca metin olarak değerlendirmez; öğrencinin kim olduğuna dair kendi zihnindeki imgeyle karşılaştırır. Öğrenci o imgeyi aşınca, başarı doğrudan şüpheye çevrilir. “Bu analiz doğru mu?” sorusu geri çekilir; “bu analiz sana ait olabilir mi?” sorusu öne geçer. Böylece öğrencinin bilgisi, öğretmenin öğrenci hakkındaki önceki kanaatine bağlı hale gelir.
Bu durum IB öğrencilerinin anlattığı vakalarda daha da çıplak görünür. Bir TOK öğrencisi, öğretmeninin ChatGPT kullandığını iddia ederek notunu düşürmek ve çalışmayı yeniden yazdırmak istediğini, kendisinin bu çalışma için ciddi emek verdiğini söylüyor (🔗). Başka bir IB Chemistry IA anlatısında veli, öğretmenin öğrenciyi sınıftan çıkarıp yapay zekâ kullandığını kabul ettirmeye çalıştığını, bilgisayar ve arama geçmişine kadar uzanan bir denetim istediğini aktarıyor (🔗). Bir başka IB başlığında öğrenci, birkaç iyi kurulmuş cümlenin “AI” diye damgalandığını ve kendi kelime seviyesini düşürmeye zorlandığını anlatıyor (🔗). Burada vahim olan yalnızca suçlama değildir; öğrencinin kendi kapasitesini alçaltarak masum görünmeye zorlanmasıdır. Öğrenci “daha iyi yazmak” yerine “öğretmenin benden beklediği kadar yazmak” zorunda bırakılır.
Bu mekanizmanın kalbinde öğretmenin hıncı yer alır. Öğretmen ChatGPT’yi doğrudan cezalandıramaz. Teknolojinin yayılmasını durduramaz. Sınav sistemini tek başına yeniden kuramaz. İş piyasasının yapay zekâ ile değişmesini engelleyemez. Fakat sınıftaki öğrenciyi kontrol edebilir. Bu yüzden hınç nesnesi yer değiştirir. Rahatsızlık ChatGPT’ye, mesleğin değişen anlamına ve öğretmenin azalan merkezî konumuna yöneliktir; fiilî baskı dürüst çalışan öğrenciye yönelir.
Çalışkan öğrenci bu düzende özel bir hedef haline gelir. Çünkü çalışkan öğrencinin performansı öğretmenin eski kanaatini bozar. Öğretmen öğrenciyi belli bir seviyeye yerleştirmiştir. Öğrenci o seviyeyi aşan bir metin yazdığında, daha kuvvetli bir analiz yaptığında, beklenenden daha düzgün bir dil kullandığında, öğretmen iki yoldan birini seçer. Ya öğrencinin geliştiğini kabul eder, ya da bu gelişimi dışsal bir kaynağa bağlar. İkinci yol öğretmenin yanılgısını örter. Öğrencinin gelişimini tanımak yerine “bunu sen yazamazsın” demek, öğretmenin kendi eski kanaatini kurtarır. Böylece öğrencinin emeği, öğretmenin yüzünü korumak için öğrenciden koparılır.
Bu koparma işlemi yalnızca akademik bir değerlendirme değildir; öğrencinin ahlaki öznesine yönelir. Öğrenci kopyacı gibi davranılmaya başlanır. Kendi metnini kendisinin yazdığını, kendi analizini kendisinin kurduğunu, kendi çalışmasının karşılığını aldığını ispatlamak zorunda bırakılır. Normal koşullarda okulun verdiği mesaj “çalışırsan başarırsın”dır. ChatGPT şüphesi altında bu mesaj “çalıştıysan bunu ispatla” biçimini alır. Öğrenci emeğini üretmekle kalmaz, emeğinin kendisine ait olduğunu da kanıtlamak zorunda kalır.
Almanya’daki başka bir Gutefrage başlığında İngilizce ileri seviye dersindeki bir öğrenci, sınavda dilinin fazla iyi bulunduğu için kopyayla suçlandığını, öğretmenin somut bir kanıt ileri sürmeden şüphe ürettiğini anlatıyor (🔗). Bu örnek ChatGPT’ye doğrudan bağlı görünmese de aynı mantığın ön formunu gösterir. Öğrencinin iyi performansı, öğretmenin öğrenciye biçtiği seviyeyi aştığında sahtekârlık şüphesi doğar. ChatGPT bu eski şüphe biçimine yeni bir teknik kılıf verir. Eskiden “kopya çekmiş olabilirsin” denirdi; şimdi “AI kullanmış olabilirsin” deniyor. Eski öğretmen kanaati, yeni teknolojik korkuyla birleşiyor.
Bu süreçte yapay zekâ dedektörleri, stil sezgileri, Google Docs geçmişi, tarayıcı geçmişi, sınıf içi sorgulama ve müdüriyete sevk aynı zincirin parçalarına dönüşebiliyor. Öğretmen öğrencinin yazısını bir metin olarak okumak yerine, onu bir şüphe dosyası gibi ele alıyor. IB Chemistry IA anlatısında öğrencinin sınıftan çıkarılması ve arama geçmişine kadar uzanan denetim isteği bu zincirin en sert örneklerinden biridir (🔗). Öğrenci artık bilgi üretmiş biri gibi değil, yakalanması gereken biri gibi konumlandırılır.
Bu noktada müdüriyet belirleyici hale gelir. Müdüriyet öğretmenin hıncını sınırlayabilir, süreci ölçülü hale getirebilir, öğrencinin emeğini koruyabilir, öğretmen kanaatini tek başına delil gibi işlemeye kapatabilir. Fakat birçok anlatıda kurum, öğretmenin şüphesini yatıştırmak yerine onu bir filtreleme aracına dönüştürür. Çünkü Matura/Abitur/Bac hattındaki okul, yalnızca eğitim veren bir kurum gibi çalışmaz; aynı zamanda öğrencileri ayırır, sıralar, yönlendirir, kimlerin akademik hatta devam edeceğine karar verir. Müdüriyet için ChatGPT şüphesi, zaten var olan eleme mantığına yeni bir imkân sunar.
Bu arka planda yapay zekâ ve istihdam daralması beklentisi önem kazanır. Yapay zekânın metin yazımı, çeviri, analiz, özetleme, kodlama, ofis işleri ve başlangıç seviyesi beyaz yakalı görevler üzerinde baskı kuracağı fikri okul yönetimlerinin zihnine yerleşir. Bu fikir, öğrenciyi koruma diliyle de kurulabilir: “Gelecek değişiyor, herkes akademik hatta ilerleyemez, pratik meslekler daha güvenli olabilir.” Fakat aynı cümle, çalışkan öğrencinin akademik ısrarını kırmak için de kullanılabilir. Öğretmenin “sen bunu yazamazsın” cümlesi, müdüriyetin elinde “bu öğrenci akademik hatta uygun görünmüyor” cümlesine dönüşür. Ardından meslek okulu, Ausbildung, Lehre ya da FP daha gerçekçi seçenek olarak sunulur.
Meslek eğitimi kendi başına değersiz bir hat değildir. Avrupa’nın birçok ülkesinde meslekî eğitim güçlü bir geçiş yolu, somut beceri alanı ve istihdam kanalıdır. Fakat bu hikâyede mesele meslek eğitiminin içeriği değil, meslekî hattın nasıl kullanıldığıdır. Bir öğrenciye ilgi, yetenek, istek ve somut hedef üzerinden meslekî yol önermek başka bir şeydir; akademik hatta tutunmak isteyen çalışkan öğrenciyi “sen zaten bu seviyede değilsin” diyerek aşağı yönlü bir hatta itmek başka bir şeydir. Burada meslek okulu, rehberlik seçeneği olmaktan çıkar; caydırma diline dönüşür.
Almanya’daki bir Reddit anlatısı bu ayrıştırma mantığını öğretmen konferansı üzerinden gösterir. Kullanıcı, öğretmenler arasında öğrencilerin aile kökenine, ebeveynlerin eğitim düzeyine ve sınıfsal arka planına göre daha düşük eğitim yollarına yerleştirildiğini aktarıyor (🔗). Bu anlatıda okul, öğrencinin mevcut performansına bakmakla yetinmez; öğrencinin geldiği çevreyi de gelecek tahmini gibi kullanır. Böylece “bu çocuk akademik hatta kalabilir mi?” sorusu, “bu çocuğun ailesi hangi hatta ait?” sorusuyla karışır.
Başka bir Alman anlatısında öğretmen, kimya alanında Ausbildung yapmak isteyen bir öğrenciye yeteneğinin eksik olduğunu, daha yetenekli bir adayın yerini alacağını söyleyerek öğrenciyi başvurduğu meslekî eğitimden caydırmaya çalışıyor (🔗). Bu vaka ters yönden aynı şeyi gösterir: Öğretmen yalnızca akademik hatta girişte değil, meslekî hatta yerleşmede de öğrencinin geleceğini kendi kanaatiyle kapatmaya kalkabilir. Öğrencinin ilgisi, pratiğe dönük yeteneği ve işyerinin kabulü öğretmen kanaatinin altında ezilmeye çalışılır. Yani sorun akademik hat ile meslekî hat arasındaki tercih meselesinden geniştir; sorun öğretmenin öğrenciye ait geleceği kendi hıncı, küçümsemesi ve sınırlı sezgisiyle daraltmasıdır.
İspanya’daki Bachillerato ve FP tartışmaları da aynı zemini açar. Bir öğrenci, öğretmeninin onu Bachillerato yerine FP’ye yönlendirdiğini, PDC sınıfında olduğu için meslekî hattın kendisine doğal yol gibi dayatıldığını anlatıyor (🔗). Başka bir İspanya tartışmasında kullanıcılar, FP’nin geçmişte “başarısız” ya da “işe yaramaz” öğrencilerin yeri gibi görüldüğünü, bazı öğretmenlerin bu algıyı sürdürdüğünü tartışıyor (🔗). Bu örnekler, meslekî hattın kimi zaman öğrencinin ilgisine göre açılan bir imkân değil, akademik iddianın kırıldığı bir sınıflandırma etiketi gibi çalıştığını gösterir.
Bu yüzden ChatGPT suçlaması ile meslek okuluna yönlendirme aynı anlatıda birleşir. ChatGPT suçlaması öğrencinin bugünkü emeğini geçersizleştirir. Meslek okulu söylemi öğrencinin yarınki iddiasını sınırlar. İlki “bu metin senin değil” der. İkincisi “bu yol senin değil” der. İki cümle birlikte çalıştığında, öğrenci yalnızca bir ödevden ya da sınavdan değil, bir gelecek hattından da dışlanır.
Bu dışlama sıradan bir disiplin olayı gibi görünebilir. Bir öğretmen şüphelenmiştir, müdüriyet süreci incelemiştir, öğrenci yeniden yazmaya çağrılmıştır, veliyle konuşulmuştur, alternatif eğitim yolları önerilmiştir. Fakat bu adımlar yan yana geldiğinde daha sert bir yapı belirir. Öğrencinin iyi performansı şüpheye çevrilir; şüphe karakter lekesine dönüşür; karakter lekesi akademik uygunluk tartışmasına bağlanır; akademik uygunluk tartışması meslekî yönlendirme söylemiyle sonuçlanır. Böylece küçük görünen bir ChatGPT ithamı, öğrencinin tüm okul içi konumunu sarsar.
Bu düzenin işlemesi için kesin kanıt her zaman gerekli hale gelmez; çünkü şüphe zaten işlev görür. Öğrenci derste artık rahat yazamaz. Fazla iyi cümle kurduğunda dikkat çekeceğini bilir. Gelişmiş kelime kullandığında açıklama yapmak zorunda kalacağını hisseder. Google Docs geçmişini saklamak, taslak tutmak, arama geçmişini düşünmek, öğretmenin gözündeki “öğrenci sesi”ne uygun kalmak zorunda hisseder. Almanya’daki “ChatGPT bei Arbeit?” başlığında öğrenci, öğretmenin yalnızca “bu senin dilin değil” diyerek kötü not verip veremeyeceğini soruyor (🔗). Bu soru, şüphe rejiminin öğrencinin zihnine nasıl yerleştiğini gösterir. Öğrenci artık yalnızca ödevi düşünmez; öğretmenin kendi emeğini tanıyıp tanımayacağını da düşünür.
Bu atmosfer, gerçekten ChatGPT kullanan öğrencilerin varlığıyla daha da sertleşir. Aynı Gutefrage çevresinde öğrenciler ChatGPT ile metin yazdırmanın yakalanıp yakalanmayacağını, öğretmenlerin bunu anlayıp anlamayacağını, sınavda ya da sunumda sorun çıkıp çıkmayacağını tartışıyor. Bir Vorabi anlatısında öğrenci ChatGPT metni kullandığını ve gözetmenin fark etmiş olabileceğini yazıyor (🔗). Bu tür gerçek kullanım örnekleri öğretmen şüphesini besler. Fakat tam da bu yüzden dürüst öğrenci daha ağır bir yük taşır. Başkalarının yapay zekâ kullanımının yarattığı genel güvensizlik, çalışkan öğrencinin iyi performansını da kuşkulu hale getirir.
Öğretmen açısından bu ortam konforlu bir otorite alanı yaratabilir. “Öğrenciyi tanıyorum” cümlesi, metin okuma ölçütüne dönüşür. “Bu onun seviyesi değil” cümlesi, delil yerine geçer. “Bunu ChatGPT yazmış olabilir” cümlesi, yeniden yazdırma, not düşürme ve müdüriyete taşıma zemini oluşturur. IB çevresindeki tartışmalarda öğrenciler, öğretmen kanaatinin AI suçlamalarında belirleyici hale geldiğini tartışıyor (🔗). Bu, öğretmen sezgisinin teknik denetim kisvesi altında güç kazanması anlamına gelir. Teknoloji öğretmenin otoritesini sarsarken, aynı teknolojiye dair korku öğretmene yeni bir disiplin yetkisi verir.
Bu paradoks çarpıcıdır. ChatGPT öğretmenin bilgi tekelini zayıflatır; aynı ChatGPT öğretmene öğrenciyi daha sıkı denetleme bahanesi verir. Öğretmen, öğrencinin dış destek alabileceği bir dünyada kendi eski merkezî konumunu kaybederken, “AI tehdidi” üzerinden daha sert bir ahlaki bekçilik rolü kazanır. Bu bekçilik rolü, özellikle yazı, yorum, analiz, dil ve araştırma ödevlerinde yoğunlaşır. Çünkü bu alanlarda öğrencinin emeği ile dış destek arasındaki sınır öğretmen yorumuna açık hale gelir.
Bu noktada dürüst çalışan öğrenci okulun kendi vaadiyle çelişkiye düşer. Okul ona yıllarca düzenli çalışmayı, iyi yazmayı, sınava hazırlanmayı, öğretmenin beklentisini çözmeyi, akademik dile yaklaşmayı öğretmiştir. Öğrenci bu beklentileri yerine getirdiğinde, ortaya çıkan ürün öğretmenin eski öğrenci imgesini aşarsa şüpheli sayılır. Öğrenci okulun istediği şeye yaklaştıkça, okulun onu suçlama ihtimali artar. Bu, çalışkan öğrencinin yaşadığı en ağır kırılmadır. Tembel ya da ilgisiz öğrenci zaten düşük beklentinin içinde kalır. Çalışkan öğrenci ise beklentiyi aşarak öğretmenin hıncını tetikler.
Öğretmen hıncı burada kişisel bir duygu olmanın ötesine geçer. Kurumsal bir işleve kavuşur. Müdüriyetin geleceğe dair ekonomik sezgileriyle birleşir. “Yapay zekâ zaten birçok işi dönüştürecek” fikri, öğrencilerin akademik hatta kalma ısrarını azaltmak için kullanılabilir. Bu fikir, gerçek bir ekonomik kaygıya dayanabilir. Fakat okul içinde öğrenciyi caydırma pratiğine bağlandığında başka bir şeye dönüşür: erken teslim alma stratejisi. Öğrenciye “gelecekte iş bulamayacaksın” denerek bugünkü akademik emeği değersizleştirilir. “Zaten herkes üniversiteye gitmeyecek” denerek akademik hedefi küçültülür. “Daha pratik düşün” denerek meslekî hat, öğrencinin isteğinden bağımsız biçimde kaderleştirilir.
Bu çerçevede müdüriyetin “öğretmeni öğrencinin üzerine salması” rastgele bir sertlik gibi görünmez. Müdüriyet, hınçlı öğretmeni sistemin ön eleme görevlisi gibi kullanır. Öğretmenin şüphesi öğrenciyi yıpratır; öğrencinin itirazı karakter sorunu gibi dosyalanır; öğrencinin akademik hedefi aşırı iddia gibi kodlanır; sonunda meslekî yönlendirme daha “makul” seçenek olarak sunulur. Böylece kurum, açıkça “bu öğrenciyi akademik hattan uzaklaştıralım” demeden, öğrencinin kendi kendine geri çekilmesini sağlar.
Bu mekanizma kendisini çoğu zaman sert bir dil yerine makul cümlelerle kurar. “Senin iyiliğin için söylüyoruz.” “Bu yol çok teorik.” “Stres yapıyorsun.” “Meslekî eğitim sana daha uygun.” “AI çağında pratik beceriler daha değerli.” “Bu metin seviyenin üstünde.” “Bunu yeniden yazarsan sorun çözülür.” Bu cümlelerin her biri tek başına sakin görünebilir. Fakat aynı öğrenciye, aynı süreçte, aynı güç ilişkisi içinde yöneldiğinde caydırma diline dönüşür.
Almanya’daki r/schule başlığında kullanıcılar okul hayatlarında yaşadıkları adaletsiz cezaları ve öğretmen mobbingini anlatıyor; bazı anlatılarda öğretmenin öğrenciyi sınıf içinde aşağılaması, sınıf arkadaşlarını kışkırtması ve uzun süreli baskı kurması öne çıkıyor (🔗). Bu tür anlatılar ChatGPT başlığına doğrudan bağlı görünmeyebilir. Fakat ChatGPT suçlamasının yerleştiği zemin tam da budur: öğretmen kanaatinin öğrencinin sosyal konumunu belirleyebildiği, küçük düşürmenin disiplin gibi sunulabildiği, öğrencinin itirazının “saygısızlık” ya da “savunmaya geçme” diye okunabildiği bir sınıf düzeni.
Öğretmenler arasındaki tartışmalarda da şüphe rejiminin normalleştiği görülür. r/lehrerzimmer’deki bir başlıkta öğretmenler, sınıf çalışmalarında akıllı telefon, AI destekli yazılar, ikinci cihaz, gözetim ve şüphe halinde ek sözlü yoklama gibi pratikleri tartışıyor (🔗). Bu tartışma öğretmenlerin gerçek bir sorunla karşılaştığını da gösterir: öğrenciler teknolojiyi kullanıyor, sınav güvenliği zorlaşıyor, yazılı ödevin anlamı değişiyor. Fakat aynı tartışma, sınıfın genel bir şüphe alanına dönüştüğünü de gösterir. Dürüst öğrenci bu genel şüphe alanında kendi emeğini taşımak zorunda kalır.
Matura ya da Abitur gibi eşiklerde bu baskı daha ağır hissedilir. Çünkü bu sınavlar yalnızca bir ders notu değildir; öğrencinin üniversite, burs, bölüm, ülke değiştirme, aile beklentisi ve sosyal yükselme ihtimaliyle bağlantılıdır. Bir öğretmenin “bu senin metnin değil” demesi, basit bir sınıf içi yorum olmanın ötesine geçer. Öğrencinin akademik geçiş hakkına gölge düşürür. Müdüriyetin bu şüpheyi dosyaya çevirmesi, öğrenciyi bütün gelecek planını savunmak zorunda bırakır.
Avusturya bağlamında Matura, Türkiye’de özellikle Avusturya liseleri üzerinden bilinen bir diploma eşiğidir. Ekşi Sözlük’te Matura’nın Avusturya’daki lise bitirme ve üniversite geçiş diploması olarak konuşulduğu, Avusturya Lisesi deneyimleriyle birlikte anıldığı görülür (🔗). Bu tür okullarda Matura yalnızca yerel bir sınav değildir; dil, ülke, üniversite imkânı, aile yatırımı ve sınıfsal beklentiyle birlikte taşınır. Bu yüzden öğretmenin bir öğrenciyi ChatGPT bahanesiyle şüpheli hale getirmesi, yalnızca bir ödevin kaderini değil, ailenin ve öğrencinin yıllarca kurduğu geçiş projesini de hedef alır.
Hikâyenin en sert tarafı burada ortaya çıkar. Öğrenci dürüst çalıştığı için korunmaz; tam tersine, dürüst çalıştığı için daha kolay hedef olur. Çünkü dürüst çalışan öğrenci emeğini ciddiye alır, metnine sahip çıkar, suçlamaya itiraz eder, öğretmenin “sen bunu yazamazsın” cümlesini kabul etmek istemez. Bu itiraz öğretmen hıncını büyütebilir. Öğrenci sustuğunda suçlama yerleşir; konuştuğunda “savunmacı” görünür. Öğrenci kanıt getirdiğinde öğretmen kanıtı yetersiz bulabilir; kanıt getirmediğinde şüphe derinleşir. Böylece öğrenci hangi yoldan giderse gitsin öğretmen kanaatinin içinde sıkışır.
Bu sıkışmanın psikolojik sonucu ağırdır. Öğrenci yazarken kendi cümlesinden utanmaya başlar. “Bu fazla iyi mi oldu?” diye düşünür. Kelime seçimini kısar. Analizini basitleştirir. Kaynak kullanmayı azaltır. Kendi gelişimini saklar. Çünkü iyi görünmek risk haline gelmiştir. Öğrencinin içindeki akademik istek, öğretmenin şüphesine yakalanmamak için kendini küçültür. Bu da hınçlı öğretmenin ve eleme mantığıyla çalışan müdüriyetin istediği sonucu üretir: öğrenci kendi iddiasından vazgeçmeye başlar.
Bu süreç açık bir yasak ya da tek bir disiplin kararıyla işlemez. Küçük hamlelerin birikimiyle işler. Öğretmen önce sınıfta ChatGPT uyarısı yapar. Sonra iyi yazılmış metne şüphe düşürür. Ardından öğrenciyi dersten çıkarır. Sonra müdüriyete taşır. Müdüriyet akademik dürüstlük diliyle süreci ağırlaştırır. Öğrenci kendini savunmaya çalışır. Öğretmen “bu kadar savunma da şüpheli” tavrına geçer. Bir noktada “belki bu okul sana fazla teorik” cümlesi kurulur. Sonra meslekî hat makul seçenek gibi sunulur. Öğrenci kendi emeğini savunmaktan yoruldukça, okulun ona biçtiği daha dar hatta razı olması beklenir.
Böylece ChatGPT, yalnızca eğitim teknolojisi tartışması olarak kalmaz. Öğretmenin meslekî kompleksini görünür kılan, öğrencinin emeğini şüpheli hale getiren, müdüriyetin eleme sezgisine hizmet eden bir aygıta dönüşür. Öğretmen, ChatGPT karşısında kaybettiği merkezîliği öğrencinin üstünde yeniden kurar. Müdüriyet, yapay zekâ çağında herkesin akademik hatta kalamayacağı fikrini erken caydırma stratejisine çevirir. Meslek okulu söylemi, öğrencinin ilgisine göre açılan bir seçenek olmaktan çıkar; akademik iddiasını kırmak için kullanılan bir yönlendirme diline dönüşür.
Bu hikâyede en çarpıcı cümle şudur: “Bu senin yazın olamaz.” Çünkü bu cümle yalnızca bir metni öğrenciden almaz; öğrencinin kendisini de kendi emeğinden ayırır. Öğrencinin çalışma saatleri, taslakları, kelime öğrenmesi, denemeleri, heyecanı, hedefi, aile beklentisi ve akademik arzusu tek hamlede dışsal bir makineye devredilir. Ardından ikinci cümle gelir: “Belki senin için başka bir yol daha uygun.” Böylece bugünkü emek ile yarınki gelecek aynı anda daraltılır.
Avrupa’daki Matura, Abitur, Bac, Bachillerato, Érettségi ve IB hattında ChatGPT şüphesi bu yüzden yalnızca kopya tartışması olarak okunamaz. Bu şüphe, öğretmenin sarsılan otoritesiyle, okulun eski sınıflandırma refleksleriyle, yapay zekâ çağında istihdam korkusuyla ve meslekî yönlendirme söyleminin aşağılayıcı kullanımlarıyla birleştiğinde, dürüst çalışan öğrencinin üzerine kapanan bir eleme düzeni üretir. Öğrenci iyi yaptığı için şüpheli hale gelir; şüpheye itiraz ettiği için sorunlu hale gelir; akademik hatta kalmak istediği için gerçekçi bulunmaz; sonunda meslekî hatta yönlendirilirken bütün süreç pedagojik makullük kılığına sokulur.
Burada ChatGPT bahane, öğretmen hıncı motor, müdüriyet hesabı kurumsal zemin, meslek okulu söylemi de sonuç kapısıdır. Dürüst çalışan öğrenci bu zincirin ortasında, kendi emeğini, kendi sesini ve kendi geleceğini aynı anda savunmak zorunda bırakılır.






























Geri bildirim: ChatGPT, the Matura school, and the resentful teacher: How is the labor of the honest, hard-working student made suspicious? – Žižekian Analysis
Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER