İbret Sevicilik: Ölünün Üstüne Kimlik Yapıştıran Histeri

(playlist)

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

Türkiye’de bir ölüm haberinin ardından bilgi beklenmeden hüküm kurulur. Olayın yeri, zamanı, faili, ilişkileri, delilleri, tanıkları, kastı, ihmali ve yargı yolu belirginleşmeden maktulün kimliği büyütülür. Ardından karşısına hazır bir suçlu kimlik yerleştirilir. Kürt öldüyse Türk, kadın öldüyse erkek, işçi öldüyse patron, çocuk öldüyse aile veya toplum, göçmen öldüyse yerli, LGBTİ+ kişi öldüyse hetero çevre peşinen sanık sandalyesine oturtulur.

İbret sevicilik bu otomatik bağda çalışır. Ölümü bir olay olarak ele almak yerine, maktul kimliğinden karşı-kimlik faili üretir. Sonra bu hükmü ünlemlerle dolaşıma sokar: “Katili tanıyoruz.” “Adını koy.” “Fail belli.” “Yeter artık.” “İsyandayız.” “Bu kan sizin elinizde.” “Kimliği yüzünden öldürüldü.” Bu cümleler araştırma yürütmez; tarafları sıraya dizer. Hukuki mesele delil, kast, saik, ihmal ve sorumluluk ilişkisi olmaktan çıkar, kimlikler arası mahkûmiyet sahnesine dönüşür.

Leş kavgası tam burada başlar. Leş, ölü insana verilen ad değildir; ölümün ardından dolaşıma sokulan temsil artığıdır. Leş Kavgaları metni, ölen insanla onun ölümünden sonra piyasaya sürülen fotoğrafı, sloganı, mezar pozu, pankartı, yıldönümü koreografisi ve mağduriyet parıltısını ayırır (🔗). Kimlik yapıştıran ibret sevicilik bu temsil artığına bir kat daha ekler: ölünün kimliği karşı kimliğe suç isnadı için kullanılır.

Böylece ölen kişinin adı, hayatı ve ilişkileri geri çekilir; kimliği büyür. Failin adı, davranışı ve bağlantıları geri çekilir; karşı kimliği büyür. Somut olay geri çekilir; duygu büyür. Yargı sorusu geri çekilir; slogan büyür. Ortada bir insanın ölümü vardır, fakat kamusal dolaşımda “Kürt ölümü”, “kadın ölümü”, “işçi ölümü”, “çocuk ölümü”, “göçmen ölümü”, “LGBTİ+ ölümü” gibi ibret paketleri belirir. Her paketin karşısında da hazır suçlu kimlik durur: Türk, erkek, patron, aile, yerli, hetero çevre.

Kimliğin olayda rol alması başka, kimlikten otomatik suçlu üretmek başkadır. Bir kişi gerçekten Kürt olduğu için hedef seçilebilir. Bir kadın, failin sahiplik ve cezalandırma ilişkisi içinde öldürülebilir. Bir işçi, üretim baskısı ve denetimsizlik yüzünden ölebilir. Bir çocuk, bakım ihmali veya sömürü düzeninde hayatını kaybedebilir. Bir göçmen, ırkçı hedef seçme ya da güvencesiz çalışma koşulları içinde öldürülebilir. Bir LGBTİ+ kişi, nefret, aile baskısı, barınma dışlanması veya teşhir ortamında hedef alınabilir. Bütün mesele, bu bağların somut aldığı şekli göstermek yerine, maktul kimliğinden hazır fail kimliği türetmektir.

İbret sevicilik somut biçime sabır göstermez. Somut biçim yavaşlatır. Failin sözlerine, tehdit geçmişine, olay öncesi gerilime, tanık anlatılarına, kamera kayıtlarına, işyeri belgelerine, koruma başvurularına, vardiya çizelgelerine, aile içi ilişkilere, mahalle baskısına, ücret düzenine, barınma koşuluna ve mahkeme sürecine bakmak gerekir. İbret sevicilik ise hız ister. Ölüm olur olmaz kimlik hükmü kurar; hüküm kurulur kurulmaz slogan üretir; slogan üretilince herkesin safı yoklanır.

“Türko” ve “erko” gibi argo etiketler bu hızın gündelik dildeki kısa devreleridir. Bu kelimeler yalnız kaba söz olarak işlemez; hukuki özneyi kimlik karikatürüne çevirir. “Türko yaptı” dendiğinde tekil fail, olay yeri, tanık, saik ve azmettirme geniş bir etnik tipe katlanır. “Erko yaptı” dendiğinde failin kastı, tehdit geçmişi, yakın ilişki düzeni ve yargılama ihtimali cinsiyet karikatürüne verilir. “Patron bozuntusu”, “kan emici patron”, “yerli faşo”, “cishet düzen”, “aileci nefret” gibi sözler de aynı işlevi görür. Fail artık kişi, şüpheli, sanık, azmettirici, işveren, akraba, saldırgan veya ihmali bulunan yetkili olarak izlenmez; öfkenin üstüne yapıştırıldığı hazır kimlik figürüne dönüşür.

Kürt öldüğünde “Türko” sahneye çıkar. Bu kalıp “Türkler katliam yaptı”, “Kürt olduğu için öldürüldü”, “Bu ülkede Kürt olmak ölüm sebebi”, “Kürt düşmanlığı öldürüyor”, “Katilleri tanıyoruz”, “Adını koy: ırkçılık” cümlelerinde belirginleşir. Konya’da Dedeoğulları ailesinin öldürülmesinden sonra protestolarda “Irkçılığa ve faşizme karşı birleşelim, yaşasın halkların kardeşliği” pankartı taşınmıştı (🔗). İHD, aynı olayda ailenin daha önce kalabalık bir grubun saldırısına uğradığını, saldırganlardan bazılarının serbest bırakıldığını ve son saldırıda yedi kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu (🔗). Böyle bir olayda geçmiş saldırı, koruma ihtiyacı, fail hazırlığı, komşuluk ilişkisi, tehdit, silahlanma ve yargı süreci ayrı ayrı önem taşır. İbret sevicilik bütün bu hattı “Türko yaptı” kısalığına sıkıştırır.

Türkler Katliam Yaptı Lele Lölö metni bu sıkıştırmayı hedef alır. “Türkler katliam yaptı” cümlesinin yer, tarih, fail, emir zinciri, belge, tanık ve mezar istediğini; ağıt efektiyle bu yükün dışavuruma devredildiğini söyler (🔗). Bu yüzden “türko” etiketi yalnız hakaret değildir; etnik saikin somut kurulmasını engelleyen hızlandırıcıdır.

Kadın öldüğünde “erko” sahneye çıkar. “Erkekler öldürüyor”, “Erkek vuruyor”, “Erkek adalet değil gerçek adalet”, “Erkek şiddeti”, “Fail belli: erkeklik”, “Bir kişi değil düzen öldürdü”, “Aile, ahlak dediniz; sömürdünüz, katlettiniz” gibi kalıplar bu alanda dolaşır. Bianet’in 25 Kasım haberlerinde “Erkek vuruyor” ve “Erkek-devlet şiddetine karşı kadınlar isyanda” gibi sloganlar aktarılmıştır (🔗, 🔗). Bu dilde erkek, tekil fail cinsiyeti olmanın ötesinde baştan suçlu kimlik haline gelir.

“Erko” bu kurulumun argo kısaltmasıdır. “Klasik erko”, “erko aklı”, “erko şiddeti”, “erko adaleti”, “erkek milleti yine şaşırtmadı”, “testosteron düzeni”, “erkek sevginiz öldürüyor” gibi kalıplar, ölüm ve şiddeti ilişki araştırmasından alaycı cinsiyet mahkemesine taşır. Oysa bir kadının öldürülmesinde ayrılık kararı, takip, tehdit mesajları, başvuru kayıtları, koruma tedbiri, failin silaha erişimi, aile çevresi ve yargıdaki indirim stratejileri somut önem taşır. “Erko yaptı” bu somutluğu tek kimlik mizahına indirir.

İşçi öldüğünde “patron” sahneye çıkar. “Kaza değil cinayet”, “Patronlar öldürüyor”, “Katil patronlar hesap verecek”, “Patron kazanıyor, işçiler ölüyor”, “Sermaye yine işçi yedi”, “Şantiye değil mezarlık”, “Patronun kârı, işçinin kanı” gibi sözler bu alanda iş görür. MESEM’lerde yaşamını yitiren çocuk işçiler için yapılan protestolarda “Çocukların kanı elinizde” pankartı ve “Katil patronlar hesap verecek” sloganı haberleştirilmiştir (🔗). Evrensel de aynı hatta “Katil patronlar hesap verecek” ve “MESEM’li çocuklar isyanımızdır” sloganlarını aktarmıştır (🔗).

İşçi ölümü üretim ilişkisinin içinden çıkar; fakat ibret sevicilik üretim ilişkisini de karikatüre çevirebilir. Patronun adı, şirket zinciri, taşeron sözleşmesi, iş güvenliği uzmanının imzası, vardiya düzeni, ekipman kaydı, denetim raporu, kusur oranı, bilirkişi değerlendirmesi ve mahkeme süreci tek “kan emici patron” imgesinde erir. “Patron öldürdü” sloganı sahnede güçlüdür; ceza dosyasında kimin hangi eylemle sorumlu olduğunu belirlemeye yetmez. Geniş suçlu kimlik, somut kusur sorusunu yutar.

Çocuk öldüğünde aile, yetişkinler veya toplum sahneye çıkar. “Çocuk susar, sen susma”, “Çocukların kanı elinizde”, “Bir çocuğu koruyamadık”, “Toplum olarak suçluyuz”, “Aile değil suç yuvası”, “Ana-baba müsveddesi”, “Aile kutsal değil mezarlık”, “İhmal değil cinayet”, “Bu toplum çocuk yiyor” gibi sözler burada dolaşır. “Çocuk susar, sen susma” sloganı kamu kampanyalarında kullanılmış, aynı zamanda çocukları duygusal kampanya nesnesi haline getirdiği gerekçesiyle eleştirilmiştir (🔗, 🔗).

Çocuk ölümünde “hepimiz suçluyuz” cümlesi tipik ibret formudur. Büyük bir ahlaki jest üretir; aynı anda cezai sorumluluğu buharlaştırır. Ebeveyn, bakım veren, okul, yurt, servis, işveren, hastane, belediye, denetçi veya komşu ayrı ayrı incelenecekken hepsi ahlaki kalabalığa karışır. “Aile öldürdü” kalıbı da aileyi tek bir karikatüre çevirir; bakım düzeni, ekonomik zorlama, ihmal zinciri, istismar ağı ve kurumsal sorumluluk aynı anda bulanıklaşır.

Göçmen öldüğünde “yerli faşo” sahneye çıkar. “Göçmen düşmanlığı öldürüyor”, “Irkçı nefret katletti”, “Suriyeli olduğu için öldürüldü”, “Bu ülkenin ırkçılığı öldürdü”, “Mülteciler yalnız değildir”, “Nefretiniz öldürdü”, “Kaçak diyerek öldürdünüz”, “Yerli linççi”, “Mülteci düşmanı sürü”, “Mahalle faşisti”, “Zaferci kafa” gibi kalıplar bu alanda iş görür. Antalya Serik’te Suriyeli çocuk işçi Ahmet Handan el-Naif’in öldürülmesi, Suriyelilere yönelik ırkçı saldırılar bağlamında haberleştirildi; üç çocuk tutuklandı (🔗). İzmir Güzelbahçe’de üç Suriyeli işçinin yakılarak öldürülmesi davasında avukat, olayın önce elektrik kaçağı gibi kapatılmak istendiğini, saldırıyı mültecilere yönelik nefret söylemiyle birlikte değerlendirdiklerini söyledi; haberde sanığın işçileri Suriyeli oldukları için öldürdüğünü itiraf ettiği aktarıldı (🔗).

Bu örneklerde göçmen kimliği olayın içinde hedef seçme, mahalle baskısı, saldırı çağrısı, kayıt dışı çalışma, ucuz emek, güvencesiz barınma ve nefret dili olarak somutlaşır. İbret sevicilik bu somutluğu “yerli faşo yaptı” kalıbına kapatır. Tekil fail, grup hareketi, sosyal medya tahriki, işveren ilişkisi, kolluk pratiği ve ihmaller zinciri geniş bir yerli kimlik mahkûmiyetine taşınır. “Irkçı güruh” sahadaki kalabalığı tarif ettiği anda anlamlıdır; bütün hukuki ayrımların yerine geçtiği anda ibret sloganına dönüşür.

LGBTİ+ kişi öldüğünde “cishet”, “hetero toplum”, “aile” veya “ahlakçı güruh” sahneye çıkar. “Homofobi öldürür”, “Transfobi öldürür”, “Nefret öldürür”, “Trans ölümleri politiktir”, “Aile baskısı öldürüyor”, “Ahlakınız öldürüyor”, “Cishet düzen”, “Hetero toplum katil”, “Aileci nefret”, “Makbul aile çetesi”, “Katili tanıyoruz: nefret” gibi kalıplar burada dolaşır. İHD’nin 2025 açıklamasında “Homofobi öldürür… Transfobi öldürür… Bifobi öldürür… İnterfobi öldürür…” formülü yer alır (🔗). Kaos GL’de “Trans cinayetleri politiktir” başlığı altında aile yapısı, eğitim sistemi ve kamusal dil sorumluluk ağına yerleştirilir (🔗). Nida Nazlıer için yapılan açıklamada da “Aile Yılı” söylemi ve LGBTİ+’lara yönelik siyasal hedef gösterme hattı ölümle ilişkilendirilir (🔗).

Bu alanda “nefret” kelimesi hızlandırıcıdır. Nefret somut saik olarak kurulduğunda failin sözlerinde, tehditlerinde, hedef seçiminde, aile baskısında, barınma dışlanmasında, teşhirde, kolluk cevabında ve mahkeme dilinde aranır. “Cishet düzen öldürdü” denildiğinde ise bu somut arama geniş bir ahlaki mahkûmiyete çevrilir. Aile baskısı gerçek bir etken olabilir; “aileci nefret” etiketi bütün dosyanın yerine geçtiğinde failin kastı, yardım edenler, ihmali bulunanlar ve yargı yolu sislenir.

Bu altı sahnenin ortak sözlüğü aynı kalıplardan oluşur. “Adını koy.” “Bu münferit değil.” “Katili tanıyoruz.” “Fail belli.” “Hesap verecekler.” “Unutmayacağız, affetmeyeceğiz.” “Yeter artık.” “İsyandayız.” “Hepiniz suçlusunuz.” “Bu ölüm tesadüf değil.” “Bu acıya ama denmez.” “Ölmüş işte, daha ne kanıtı.” “Tarafını seç.” “Susma, suça ortak olma.” “Aklama.” “Bu düzen katil.” “Bu kan sizin elinizde.” Her alanda yalnızca karşı-kimlik adı değişir: türko, erko, patron, aile, yerli faşo, cishet.

Kimlik yapıştıran ibret sevicilik bir düşünce tarzından çok infaz dilidir. Mahkeme kurulmadan hüküm verir. Delil gelmeden fail tipini seçer. Olay çözülmeden temsil taraflarını dizer. Duyguyu büyütürken hukuku küçültür. Argo da bu küçültmenin hızıdır. “Türko”, “erko”, “patron bozuntusu”, “yerli faşo”, “cishet düzen” gibi sözler failin adını unutturup karşı-kimliğin adını büyütür.

Bu dilin çekiciliği bellidir. Karmaşık olay örgüsünü sadeleştirir. Maktulün tarafına geçen kişiye ahlaki üstünlük verir. Sosyal medyada hızlı dolaşır. Kısa, sert, paylaşılabilir, alaycı ve öfkelidir. Hukuki cümle uzun sürer; argo hüküm tek hamlede biter. “Şu sanık şu nedenle şu kastla şu kişiyi öldürdü” demek dosya ister. “Erko yaptı” demek kimlik refleksiyle yetinir. “Şu işyerinde şu taşeron zinciri şu ihmalle şu ölümü doğurdu” demek takip ister. “Patron öldürdü” demek sahneye yeter. “Şu mahallede şu saldırganlar şu göçmeni şu saikle hedef aldı” demek kanıt ister. “Yerli faşo yaptı” demek ibrete yeter.

Bu dil ölümü iki kez daraltır. Önce failin somutluğunu kimlik karikatürüne verir. Sonra maktulün hayatını kimlik paketine kapatır. Ölen kişi adı, işi, ilişkileri, korkuları, gündelik hayatı, son günleri, tanıkları ve dosyasıyla görünmek yerine tek etikete indirgenir. Bu etiket onun ölümünü büyütür gibi görünür; aslında onu sloganın içine sıkıştırır. Ölünün tekilliği karşı-kimliğin mahkûmiyeti için yakıt olur.

Leş kavgası bu yakıtın etrafında kopar. Kimin ölüsü daha ibretlik, kimin faili daha tarihsel, kimin karşı-kimliği daha suçlu, kimin acısı daha temsil edilebilir, kimin sloganı daha sert, kimin argosu daha keskin? Ölünün hesabı bu yarışta geriye düşer. Çünkü ibret sevicilik hesapla değil hükümle ilgilenir. Hüküm kurulduğu anda ölüm kullanıma açılır.

Kimlik yapıştıran ölüm dili kendini çoğu zaman hakikatin cesur adı gibi sunar. “Adını koy” der. Fakat koyduğu ad failin adı değil, karşı-kimliğin adıdır. Hukuki ad koyma başka bir iştir. Hukuk somut kişiyi, somut eylemi, somut kastı, somut ihmali, somut bağlantıyı arar. İbret dili geniş kimliği seçer: Türk, erkek, patron, aile, yerli, hetero çevre. Bu genişlik duyguya güç verir; dosyaya sis verir.

Bu sis dağıtılmadan ölüm üzerine konuşmak leş kavgasını büyütür. Her ölümde aynı disiplin gerekir: Maktulün kimliği hangi anda işaretlendi? Fail hangi sözle, hangi hazırlıkla, hangi hedef seçimiyle, hangi önceki tehditle, hangi çevre desteğiyle, hangi ihmal sayesinde hareket etti? Argo hüküm hangi somut kişiyi saklıyor? Geniş kimlik mahkûmiyeti hangi belgeyi gereksiz gösteriyor? Ünlem hangi yargı sorusunun üstünü kapatıyor? “Katili tanıyoruz” denilen yerde gerçekten tanınan kim: sanık mı, karşı-kimlik mi?

Ölümden sonra kimlik yapıştıran ibret sevicilik, kendini yas ve adalet dili gibi pazarlayan bir hız rejimidir. Bu rejimde “kim öldü?” sorusunun cevabı “kim öldürdü?” hükmüne otomatik bağlanır. Kürt öldüyse türko. Kadın öldüyse erko. İşçi öldüyse patron. Çocuk öldüyse aile. Göçmen öldüyse yerli faşo. LGBTİ+ kişi öldüyse cishet düzen. Bu otomatik bağ hukuku duyguya, faili karikatüre, ölüyü temsil artığına çevirir.

Ölünün üstüne kimlik etiketi yapıştırmak ölünün hesabını büyütmez; ölüyü hazır hükmün hizmetine sokar. İbret sevicilik bu hizmeti sever. Çünkü ibret sahnesinde herkes bağırır, herkes utanır, herkes suçlar, herkes slogan bulur. Hukuk sahnesi daha zahmetlidir: ad ister, tarih ister, delil ister, kast ister, somut ilişki ister, yargılama ister. Leş kavgasından çıkış, daha etkili bir ünlem bulmakta değil, ölünün üstüne yapıştırılan kimlik hükmünü söküp olayın somut aldığı şekli kurmaktadır.

2 Yorum

Filed under Suni muhaberat