(playlist)
🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
👻🪸🐈⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈⬛
Bosch’un Anneler Günü reklamı küçük bir sahneyle büyük bir toplumsal siniri açığa çıkardı. Reklamda iki kadın annelik, çocuk, ev içi düzen ve bakım üzerine konuşuyordu; seyirci konuşulan “oğul”un insan çocuk olduğunu varsayıyordu; finalde bunun köpek olduğu anlaşılıyordu. Sosyal medyada büyüyen tepkinin ardından Bosch reklamı dijital mecralardan kaldırdı, RTÜK inceleme başlattı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı da annelik kavramının reklam diliyle sıradanlaştırıldığı gerekçesiyle tepki verdi (🔗). Liberal ve feminist çevrelerde ise mesele, insanların hayvanlarla kurduğu duygusal bağa müdahale edilmesi olarak okundu; Bianet’teki tartışma da bu duygusal bağın kim tarafından, hangi hakla denetleneceği sorusuna odaklandı (🔗).
Reklamın büyüttüğü kavga, bir markanın iletişim hatasından çok daha genişti. Evcil hayvana “oğlum”, “kızım”, “canım” demek gündelik hayatın parçası. Tepkiyi büyüten şey, bu ev içi sevgi dilinin Anneler Günü gibi sembolik bir günde, insan çocuk beklentisi kurularak sahnelenmesiydi. Köpek sevgisi, evlat dili, annelik, kadınlık, doğurganlık, aile, çocuk, marka dili, devlet müdahalesi, feminist savunma ve hayvan hakları aynı anda birbirine bağlandı. Böyle bir sahne, “kanzi” denen tepkiselliği anlamak için güçlü bir başlangıç sunar.
Kanzilik, tek bir partiye, tek bir ideolojiye veya tek bir internet jargonuna indirgenen bir figürden daha geniştir. Genç erkeklerin kendilerini ekonomik olarak sıkışmış, kültürel olarak aşağılanmış, siyasal olarak cepte görülmüş, sokakta güvensiz, medyada karikatürize edilmiş ve ahlaki olarak sürekli terbiye edilmek istenmiş hissetmelerinden doğan dijital, seküler-milliyetçi, erkek ağırlıklı bir reaksiyon biçimidir. Bazen Zafer Partisi çevresinde görünürleşir, bazen Mansur Yavaşçılıkta, bazen eski CHP ulusalcılığında, bazen İYİ Parti veya Memleket çevresinde, bazen de partisiz sosyal medya öfkesinde dolaşır. Zafercilikle kesişir; Zafercilikten taşar.
Kelimenin erken izi bugünkü politik anlamdan uzakta durur. Ekşi Sözlük’te 2010’da Çoğunluk filmindeki “dostça hitap şekli” olarak kaydedilir; sonraki kullanımda “kanka/kanki” türü bir erkek arkadaş hitabı, ardından da bu hitabın alaycı taklidi olarak dolaşıma girer (🔗). Zamanla kelime, “kanka”nın mahalleli samimiyetinden çıkarak genç, kaba, milliyetçi, göçmen meselesine sert bakan, CHP’ye öfkeli, sosyal medyada hızlı hüküm veren erkek figürüne yapışır. Karşı taraf için “kanzi” çoğu zaman genç sağ-milliyetçi erkeği küçültme adıdır. Hedef alınan genç içinse bu ad tersine çevrilebilir: “Bize kanzi diyorsunuz çünkü göçmen meselesini, CHP’nin hatalarını, DEM ilişkilerini, itperestliği, feminist çifte standardı, sokak güvenliğini ve erkek aşağılanmasını söylüyoruz.”
Böylece “kanzi” ad koyma savaşının parçasına dönüşür. Bir taraf “kanzi” der; karşı taraf “foncu”, “liboş”, “itperest”, “kırmızı AKP”, “terör sevici”, “koyun”, “fino” der. Kamusal tartışma argümandan çok adlandırma çevresinde döner. Hangi adla çağrıldığın, hangi sahneye yerleştirildiğini belirler. “Kanzi” denilen genç kendisini kaba, cahil, ergen, tehlikeli, güdülen bir erkek olarak çağrılmış hisseder. O da karşısındakini “itperest” diyerek insan güvenliğini köpek duyarlılığına feda eden kişi; “foncu” diyerek dış kaynaklı ahlak satıcısı; “kırmızı AKP” diyerek iktidarın başka rengi; “fino” diyerek kadın, feminizm veya ilişki piyasası tarafından evcilleştirilmiş erkek olarak çağırır.
Bu ad savaşının arkasında somut bir kuşak sıkışması bulunur. Türkiye’de gençlerin önemli bir kısmı iş, kira, eğitim, gelecek kurma, yurtdışına gitme arzusu, ilişki piyasası, statü ve siyasal temsil konusunda tıkanmış hissediyor. Genç erkekler açısından bu tıkanma yalnız ekonomik bir zorluk olarak yaşanmıyor; erkeklik haysiyetine, aile kurma kapasitesine, sokakta var olma güvenine ve söz söyleme hakkına da bağlanıyor. Hayat pahalılaşırken, barınma zorlaşırken, çalışma hayatı güvencesizleşirken, siyaset sahnesi yaşlı figürlerle ve kapalı hesaplarla dönerken genç erkek kendisini hem borçlu hem suçlu, hem gerekli hem değersiz, hem oy deposu hem hakaret nesnesi gibi görmeye başlıyor.
CHP’ye yönelen öfkenin bir kısmı buradan çıkar. AKP iktidar, yolsuzluk, liyakatsizlik, siyasal İslam ve ekonomik çöküşle özdeşleşmiş durumdadır. CHP ise bu genç açısından daha özel bir hayal kırıklığı üretir: “Bana oy vereceksin, susacaksın; bizi eleştirirsen AKP’ye yararsın; DEM ilişkilerini sorgularsan milliyetçi ergen olursun; göçmen meselesini merkeze alırsan ırkçı olursun.” Bu hissiyat, “muhalefete muhalefet etme” cümlesini bir disiplin formülü haline getirir. Kanzi tepkisi burada “oyumu cepte görme” der. Bu, yalnız parti tercihi meselesi değildir; seçmen haysiyeti iddiasıdır.
Zafer Partisi’nin çekimi de bu boşlukta anlaşılır. Zafer, göçmen meselesini yüksek sesle söylediği, güvenlik ve sınır dilini açık kullandığı, CHP’nin çekingen veya muğlak görüldüğü alanlarda sert konuştuğu için kanzi çevrelerde güçlü bir adres haline geldi. Ekşi’de “kanzi” başlığında bile kelimenin hem Zaferci gençlere yapıştığı hem de onların Özdağ’ın her dediğine uyan koyunlar gibi sunulmasına tepki gösterildiği görülür (🔗). Genel kanzilik Zafer’le kesişir; ılımlı kanzilik Zafer’i konu bazlı destekleyip CHP’ye taktik oy verebilir; radikal kanzilik ise Zafer dahil bütün partileri gerektiğinde “satılmış”, “yumuşamış”, “MHP artığı” veya “kırmızı AKP’nin başka rengi” diye silip atabilir.
Kanzi tepkisinin en güçlü sahası sokaktır. Sokak burada basit bir mekân değil, ideolojinin test edildiği yerdir. Çocuk okul yolunda köpekten kaçıyor mu? Kadın gece yürüyebiliyor mu? Kurye motosikletle sürülerin arasından geçebiliyor mu? Mahalle kayıt dışı göçle ve kiralarla değişiyor mu? Belediye görev yapıyor mu? Devlet sınırı tutuyor mu? Genç kendi mahallesinde yabancılaşmış hissediyor mu? Kanzi için soyut insan hakları, hayvan hakları, kapsayıcılık, barış ve duyarlılık gibi kelimeler sokakta karşılık buldukça anlam kazanır. Karşılık zayıfladığında bu kelimeler ahlaki gösteri gibi görünür.
Başıboş köpek meselesi bu yüzden kanzi evreninde büyük yer tutar. Türkiye’de 2024’te kabul edilen sokak hayvanları yasası, sahipsiz köpeklerin toplanması, barınaklar, belediye sorumluluğu ve belirli koşullarda ötanazi tartışmasını büyüttü. Reuters, yasa tartışmaları sırasında Türkiye’de yaklaşık 4 milyon sahipsiz köpek bulunduğu, buna karşılık 322 barınakta yaklaşık 105 bin köpek kapasitesi olduğu bilgisini aktardı (🔗). Bu kapasite açığı, güvenlik talebinin de hayvan hakları kaygısının da gerçek zeminidir. Bir yanda saldırılar, kuduz riski, çocuk güvenliği, motosiklet kazaları ve belediye ihmali vardır. Öbür yanda barınakların yetersizliği, kötü muamele riski, toplu öldürme korkusu ve hayvanların tamamen atık gibi yönetilmesi ihtimali vardır.
Kanzi tepkisinin meşru çekirdeği bu noktada belirir: insan güvenliği köpek romantizmine feda edilemez. Fakat aynı çekirdek hızla başka bir dile kayabilir: “İtperest feministler yüzünden çocuklar ölüyor; köpektaparlar insan düşmanı; devlet gereğini yapsın.” Burada güvenlik talebi, feminist ve hayvansever düşmanlığıyla birleştiğinde itlaf siyaseti için sert bir duygusal yakıt üretir. “Itperest” kelimesi, kanzi dilinde köpeği insan çocuğunun, insan güvenliğinin ve sıradan yurttaşın üstüne koyan kişi tipini hedefler. Radikal kullanımda bu yafta büyür; feminist kadın, vegan, solcu, LGBT destekçisi, CHP’li, DEM’e yakın çevre, entel-dantel ve hayvansever aynı pakete sokulur.
Aynı yapı göçmen meselesinde de çalışır. Kanzi için göçmen meselesi çoğu zaman “kendi ülkemde ikinci sınıf oldum” hissidir. Ucuz işçilik, kira baskısı, kayıt dışılık, vatandaşlık, oy, sınır, mahalle güvenliği ve kadınların sokakta hissettiği tedirginlik tek alanda birleşir. Bu genç, devletten önce kendi yurttaşını görmesini ister. Liberal veya sol çevrelerin bu güvenlik hissini “ırkçılık” diye hızlıca kapattığını düşündüğünde öfke daha da sertleşir. Köpek meselesindeki “itperest”, göçmen meselesindeki “foncu” veya “göçmen sevici” figürüyle aynı işlevi görür: somut sokağı soyut ahlaka feda eden kişi.
Ev ve aile alanında aynı kriz başka biçimde çıkar. Bosch reklamındaki köpek-çocuk kurgusu, kanzi gözünde yalnız pet kültürü meselesi değildir. O sahnede anne, çocuk ve köpek arasındaki sınır esner. Evcil hayvana sevgi göstermekle evlat dilini kamusal reklamda Anneler Günü’ne yerleştirmek arasındaki fark, kanzi tepkisi açısından belirleyicidir. Radikal polemikte “zoofili” kelimesinin devreye girmesi buradan kaynaklanır. Dar anlamda zoofili hayvana yönelik cinsel arzu veya cinsel ilişki yönelimi demektir. Bosch reklamındaki mesele bu anlamda zoofili değildir. Kanzi polemiğinde “itperestlik bir tür zoofili” dendiğinde asıl ima daha geniştir: cinsel arzu değil, akrabalık ve evlat bağının hayvana aktarılması. “Sevgilim” denen figürün köpek çıkması cinsel sınır ihlali olarak çok daha hızlı algılanırdı; “oğlum” denen figürün köpek çıkması ise annelik ve evlatlık bağının hayvana taşınması gibi algılandı. Tepkinin kuvveti bu yumuşak geçişten gelir.
Bu aile krizinin erkeklik boyutu da var. “Fino erkek” ifadesi, kadının, ilişki piyasasının veya feminist ahlakın yanında küçük, süs, zararsız, eğitilmiş ve haysiyetini kaybetmiş erkek imgesidir. “Erkekler eğitilmeli”, “erkekler bare minimum bile yapamıyor”, “erkekler çöp”, “parasız erkek”, “yetersiz erkek” gibi çevrimiçi ilişki dillerinin alt kuşak erkeklerde yarattığı öfke, kanzi tepkisinin önemli kaynaklarından biridir. Yersiz Şeyler’de “vahşi feminizm” başlığı altında tartışılan kuşak tahakkümü tam bu noktayı açar: statülü, varlıklı, yaşça büyük erkek figürü “provider” veya “high value” diye korunurken, alt kuşak genç erkek “çöp”, “yetersiz”, “broke” ve “bare minimum” gibi ifadelerle aşağı konuma itilir (🔗). Kanzi tepkisi, bu aşağılanmayı “beni fino yapıyorlar” duygusuyla alır.
Böylece köpek meselesiyle erkeklik meselesi birbirine bağlanır. Kanzi fantazisinde feminist-itperest kadın figürü iki şeyi aynı anda yapar: köpeği yükseltir, erkeği düşürür. Köpek çocuklaşır; erkek fino olur. Bu figür gerçek kadınların toplamı değil, kanzi tepkisinin düşmanlaştırıcı imgesidir. Yine de imge boşlukta doğmaz. Sosyal medyada erkek aşağılayıcı ilişki dili, başıboş köpek saldırılarında insan zararını küçümseyen bazı tepkiler, seçici duyarlılık, hayvanseverliğin ahlak üstünlüğüne dönüşmesi ve annelik/pet sahipliği sınırının reklam diliyle esnetilmesi bu imgeye malzeme verir.
Kültür alanında aynı tepkisellik LGBT, Netflix, dizi, sanat-sepet ve entel-dantel başlıklarında görünür. Kanzi tepkisi tek başına LGBT bireyin varlığına değil; temsilin dayatma gibi algılanmasına, karakterin hikâyeye yerleşmesinden çok “mesaj” için konduğuna, markaların ve dizilerin yeni aile/beden/cinsiyet normları üretmesine, sanatçıların ve entel çevrelerin politik ahlak kürsüsü kurmasına öfkelenir. Ilımlı kanzi, “temsil olabilir ama dayatma, çifte standart ve ahlak üstünlüğü olmasın” çizgisinde kalabilir. Radikal kanzi ise feminizm, LGBT, veganlık, hayvanseverlik, solculuk, CHP, DEM’e yakınlık, Netflix ve reklamcılığı tek bir kültürel operasyon paketi gibi okur.
“Entel-dantel” figürü burada çok işlevseldir. Bu figür kanzi gözünde yalnız eğitimli veya sanatla ilgili kişi değildir. Halktan kopuk, Cihangir/Kadıköy estetiğiyle konuşan, duyarlılık satan, köpek için ağlayan ama çocuk güvenliğini küçümseyen, Kürt meselesinde barış dili kuran ama güvenlik kaygısını faşizm sayan, göçmen meselesinde yerli yoksulun kaygısını ırkçılık diye kapatan, genç erkeği “kanzi” diye karikatürleştiren bir kürsü sınıfıdır. Sanatçı, akademisyen, gazeteci, reklamcı, influencer ve politik yorumcu aynı anda bu figüre bağlanabilir. Bu, tek tek kişilerin toplamından çok kanzi tepkisinin kültürel iktidar algısıdır.
Siyaset sahnesinde bu algı CHP’ye yönelir. CHP, kanzi için aynı anda gerekli ve sinir bozucu bir aktördür. AKP’ye karşı en büyük muhalefet odağıdır; ama kanzi gözünde seçmeni cepte gören, DEM/PKK/Öcalan süreçlerinde kapalı masa kuran, göçmen meselesinde güven vermeyen, genç milliyetçi seçmeni azarlayan ve “muhalefete muhalefet etme” diyerek eleştiriyi disipline eden bir yapıya dönüşebilir. “Kırmızı AKP” formülü buradan çıkar. Bu formül abartılıdır; ama işlevi nettir: CHP’nin de iktidar gibi yasakçı, seçmeni güdücü, kapalı ve patronajcı davranabildiğini iddia eder.
DEM, PKK, Öcalan, komisyon, süreç, barış ve anayasa gibi başlıklarda kanzi tepkisi daha da sertleşir. Burada mesele yalnız Kürt siyasetine karşıtlık değildir. Kanzi açısından devletin sınır, dil, egemenlik ve güvenlik eşiği gevşiyor gibi görünür. CHP’nin bu süreçlerde yer alması ise “içeriden denetim” gibi değil, meşruiyet sağlama gibi okunur. Ilımlı kanzi bu noktada şeffaflık, tutanak, yetki haritası, açık pozisyon ister. Radikal kanzi ise masayı baştan ihanet sayar. Böylece siyasal temsil krizi anti-siyasi bir kısa devreye yaklaşır: hepsi aynı, masa kirli, komisyon oyun, muhalefet de yansın, devlet gereğini yapsın.
Köpek/kurt metaforu bütün bu dağınık görünen meseleleri birleştiren derin dildir. Bu metaforu yalnız Türkçülükle açıklamak dar kalır. Türkçülük burada hazır bir tarihsel kostüm sağlar; metaforun kendisi daha geniştir. Köpek, evin, sadakatin, eğitimin, yönetimin, sevginin, aşağılanmanın, hakaretin ve itlafın hayvanıdır. Kurt ise dışarının, yabanın, haysiyetin, kaçışın, çoğulluğun ve evcilleşmemenin hayvanı olarak çalışır. Yersiz Şeyler’in börü/kurt/köpek hattındaki metni, kurt ile köpeğin biyolojik yakınlığına rağmen kültürel olarak iki ayrı dünya taşıdığını; kurdun dışarı, dağ, yaban, yön bulma ve ağır tehditle, köpeğin ev, kapı, mahalle, bekçilik, bakım ve yönetimle ilişkilendiğini anlatır (🔗).
Kanzi bozkurtu yalnız Türkçülükten dolayı sevmez. Bozkurt, köpekleştirilme ve koyunlaştırılma hissine karşı en hazır haysiyet simgesi olduğu için çekicidir. Türkçülük bu hayvan metaforunu ulusal biçime sokar. “Ben fino değilim, koyun değilim, CHP’nin cepte seçmeni değilim, entelin eğiteceği keko değilim, feminist ahlakın terbiye edeceği erkek değilim; ben kurtum” cümlesi, bozkurtla ulusal bir görüntü kazanır. Bozkurt işareti MHP ve ülkücü mirasla yüklü olduğu için bu simge her zaman gerilimlidir. Ilımlı kanzi onu MHP’den geri almak ister; radikal kanzi onu rahatsız edici bir meydan okuma işaretine çevirir; karşı taraf onu ülkücü şiddet ve faşizm çağrışımıyla okur.
Freud’un Kurt Adam vakasında kurt figürü aile, baba, korku ve çocukluk sahnesine bağlanır; Deleuze-Guattari ise kurdu tekil baba simgesine kapatmak yerine çoğul bir hareket, bir meute, yani merkezsiz yoğunluk olarak düşünür. Kanzi de benzer bir ikilikte durur. Kanka/kanzi hitabı erkek arkadaş grubu samimiyetinden gelir; sosyal medyada bu samimiyet yorum sürüsüne, caps yoğunluğuna, linç ve karşı-linç dalgasına, bozkurtçu kardeşliğe dönüşür. Ama bu çoğulluk devlet, millet, baba, lider, parti ve sınır kodlarına bağlandığında yaban kaçış çizgisi yeniden devletçi bir düzene kapanır. Kanzi kurtlaşmak isterken, baba-devletin sadık köpeğine dönüşme riski taşır.
Bu risk en çok “devlet gereğini yapsın” cümlesinde belirir. Başıboş köpek sorunu gerçek güvenlik dosyasıdır. Göçmen meselesi gerçek yönetim dosyasıdır. CHP’nin seçmeni cepte görmesi gerçek siyasal temsil sorunudur. Feminist ilişki dilinin alt kuşak erkeği aşağılaması gerçek bir kültürel yaradır. Entel-dantel çevrenin sınıfsal küçümsemesi gerçek bir haysiyet meselesidir. Ama bütün bu gerçek çekirdekler, düşman temizleme siyasetine çevrildiğinde radikal kanzilik başlar. Köpek güvenliği “itperest feministler temizlensin”e, göçmen kaygısı toplu düşmanlaştırmaya, CHP’ye güvensizlik bütün muhalefeti yakma arzusuna, DEM/PKK kaygısı etnik genellemeye, erkek aşağılanmasına tepki kadın düşmanlığına, bozkurt haysiyeti şiddet estetiğine, anti-siyaset de “dosya ve işlem” yerine çıplak ceza makamına dönüşür.
Siyasi suistimal tam burada çalışır. İktidar için köpek meselesi güvenlik ve düzen sağlama kapasitesini gösterme alanıdır; barınak kapasitesi, kısırlaştırma bütçesi, kayıt sistemi ve belediye sorumluluğu gibi ağır başlıklar yerine “insan güvenliği” sloganı öne çıkarılabilir. Muhalefet için hayvan hakları savunusu ahlaki konfor alanına dönüşebilir; saldırılar, kuduz, gece güvenliği ve mahalle yükü arka plana itilebilir. Radikal kanzi içinse bu iki eksiklik de düşman haritasını besler: devlet gevşek, belediye beceriksiz, CHP ikiyüzlü, feminist itperest, entel duyarcı, insan köpekten aşağı. Bu hınç, köpek itlafına bahane edilebilir; insan gruplarını da “itperest”, “foncu”, “terör sevici”, “göçmen sevici” diye hayvanlaştıran bir tasfiye diline sıçrayabilir. Yersiz Şeyler’in köpek mecazının kanun, siyaset ve hafızada ölümcül dönüşümünü tartışan metni, tam bu sıçrama noktasını anlamak için verimli bir zemin sunar (🔗).
Bunun karşısında ılımlı kanzilik ayrı bir imkân taşır. Ilımlı kanzi, göçmen meselesinde kayıt, sınır, çalışma düzeni, mahalle etkisi, vatandaşlık ve geri dönüş politikası ister. Başıboş köpek meselesinde barınak kapasitesi, kısırlaştırma, çip, saldırgan veya hasta hayvan ayrımı, belediye bütçesi ve şeffaf veri ister. CHP’ye koşullu destek verebilir; DEM ilişkilerinde açık tutanak ve yetki ister; Zafer’i destekleyebilir ama Özdağ’ı da eleştirebilir; bozkurtu MHP’den ayırmaya çalışabilir; feminist erkek aşağılamasına tepki verirken kadın güvenliğini de ciddiye alabilir. Bu formda kanzilik, hınçtan çok dosya üretme potansiyeli taşır.
Radikal kanzilik ise dosyaya gelmeden hüküm verir. Hızlı ad koyar, hızlı düşman çıkarır, hızlı ceza ister. Sosyal medya bu hızı ödüllendirir. Caps, edit, alay, hakaret, kısa video ve yorum baskını karmaşık meseleleri tek sahneye indirir. “Oğlum köpek çıktı” sahnesi, “itperest feministler”, “erkekler fino yapılıyor”, “CHP kırmızı AKP”, “göçmenler ülkeyi aldı”, “DEM devleti çözüyor”, “bozkurt yapınca kuduruyorlar” gibi cümleler arasında hızla dolaşır. Böylece farklı alanların gerçek sorunları tek bir hınç dili içinde birbirine bağlanır.
Kanzi tepkisini yalnız “faşist ergenlik” diye bastırmak radikal kanziliği güçlendirir. Çünkü kanzi kendisini zaten bastırılan, aşağılanan, karikatürize edilen, söz hakkı verilmeyen genç erkek olarak kurar. Ona tekrar “sus, ergen, faşist, kanzi” dendiğinde, etiket kanıt gibi çalışır. Ama kanzi tepkisini olduğu gibi yüceltmek de itlaf, kadın düşmanlığı, etnik genelleme, göçmen düşmanlığı ve devletçi tasfiye üretir. Çözüm, bu tepkideki somut çekirdekleri dosyaya çevirmekten geçer.
Köpek meselesi dosyaya çevrildiğinde konuşulacak şey barınak kapasitesi, belediye bütçesi, kuduz riski, saldırı verisi, kısırlaştırma başarısı, sahipli hayvan kaydı ve kötü muamele denetimidir. Göçmen meselesi dosyaya çevrildiğinde konuşulacak şey kayıt, sınır, çalışma izni, kira, mahalle etkisi, vatandaşlık, geri dönüş ve kamu hizmeti kapasitesidir. CHP’ye öfke dosyaya çevrildiğinde konuşulacak şey seçmen haysiyeti, aday belirleme, DEM ilişkilerinde şeffaflık, komisyon tutanakları ve mecbur oy dili yerine ikna siyasetidir. Feminist tartışma dosyaya çevrildiğinde konuşulacak şey kadın güvenliğiyle alt kuşak erkek aşağılanmasının aynı toplumsal krizde nasıl birleştiğidir. Kültür tartışması dosyaya çevrildiğinde konuşulacak şey temsil ile dayatma arasındaki farktır. Bozkurt tartışması dosyaya çevrildiğinde konuşulacak şey Türk kimliğinin hem utanmadan hem de şiddet estetiğine kapılmadan nasıl kurulacağıdır.
Bosch reklamındaki “oğlum” sahnesi bu yüzden iyi bir başlangıçtır. Başta yalnız köpek çocuk yerine geçtiği için kavga çıkmış gibi görünür. Sonra görülür ki kavga köpekten ibaret değildir. Kavga, kimin çocuk sayılacağı, kimin erkek sayılacağı, kimin duyarlı sayılacağı, kimin güvenlik talebinin meşru olduğu, kimin Türkçülüğünün faşizm, kimin hayvanseverliğinin insanlık, kimin sanatçılığının ahlak kürsüsü, kimin oyunun cepte, kimin öfkesinin patolojik, kimin köpek, kimin koyun, kimin fino, kimin kurt sayılacağı kavgasıdır.
Kanziliği anlamak, kanziyi haklı çıkarmak anlamına gelmez. Kanziliği anlamak, bu öfkenin bağırdığı yerlerde hangi gerçek eşiklerin çöktüğünü, hangi kelimelerin bu çöküşü taşıdığını, hangi hayvan metaforlarının haysiyet kaybını düzenlediğini ve hangi siyasal aktörlerin bu haysiyet yarasını tasfiye siyasetinin yakıtına çevirdiğini görmektir. Kanzi tepkiselliği bastırılması gereken bir gürültü olarak bırakıldığında daha sertleşir; olduğu gibi kutsandığında daha karanlıklaşır. Dosyaya, veriye, şeffaflığa, güvenliğe, haysiyete ve açık sorumluluğa çevrildiğinde ise Türkiye’de gençliğin, sokağın, ailenin, kültürün ve siyasetin birikmiş krizlerini konuşmaya zorlayan ham bir toplumsal enerji haline gelir.
Kanzi Tepkiselliğinin Feminist Restorasyonu
Kürtçü Fino Korkusundan Türkçü Fino Üretimine
Türkiye’de son yıllarda “kanzi” diye anılan dijital sağ figür, yalnızca kaba bir milliyetçi gençlik refleksi olarak anlaşıldığında asıl toplumsal zemini görünmezleşir. Bu figürün arkasında sokak güvenliği, kontrolsüz göç kaygısı, başıboş köpek meselesi, cezasızlık hissi, flört piyasasındaki statü baskısı, ekonomik sıkışma, erkek haysiyeti, kültürel aşağılanma ve muhalefet elitlerine duyulan güvensizlik birlikte çalışır. Kanzi tepkiselliği, bütün bu başlıklarda biriken öfkenin dijital, sert, çoğu zaman da dağınık biçimidir.
Bu tepkinin başlangıcını yalnız Türkçülükle açıklamak eksik kalır. Kanzinin yükselişinden önce Türkiye’de belirli bir Kürtçü-feminist meşruiyet dili güç kazandı. “Kadın”, “yaşam”, “özgürlük”, “ana”, “barış”, “halkların kardeşliği” gibi kelimeler yalnız kadınların hayat koşullarını anlatan kelimeler olarak dolaşıma girmedi; aynı zamanda siyasal meşruiyet sağlayan, sahneyi ahlaki olarak kilitleyen, erkek öfkesini terbiye eden ve muhalif alanda dokunulmazlık üreten kelimeler haline geldi.
“Jin Jiyan Azadî” Kürtçe “Kadın, Yaşam, Özgürlük” anlamına gelir. Kürt kadın hareketi içinden gelen bu slogan, İran’da Jîna Mahsa Amini’nin ölümünün ardından küresel protesto diline taşındı; Türkiye’de de farklı kadın gruplarının eylemlerinde kullanıldı (🔗). Bu sloganın tarihsel dolaşımında gerçek bir kadın özgürlüğü damarı bulunur. Aynı zamanda Türkiye’deki politik kullanımında erkek haysiyetini koşullandıran bir işlev de belirdi: erkek kendi korkusunu, kendi sınıfsal sıkışmasını, kendi cinsel aşağılanmasını ve kendi sokak deneyimini kadın-özgürlük şiarının çevresinde aklanmadan dile getirdiğinde kolayca suçlu, sorunlu, geri, faşizan veya terbiyeye muhtaç sayılabildi.
Kanzi tepkisinin ilk haklı çekirdeği burada aranmalıdır. Kanzi, önce bir Türkçü saldırganlık olarak değil, kendisine biçilen suçlu-hizmetkâr yoldaş rolüne karşı bir itiraz olarak belirdi. Bu itirazın iç cümlesi şuydu: “Ben kendi haysiyetimi sizin kadın forsunuzdan izin alarak konuşmayacağım.” Sokakta güvende hissetmeyen, göçün yarattığı baskıdan bunalan, ilişki piyasasında değersizleştirilen, ekonomik olarak sıkışan, başıboş köpek meselesinde gerçek korku taşıyan, CHP ve sol-liberal çevreler tarafından cepte seçmen veya eğitilecek kitle gibi görüldüğünü düşünen erkek, kendisine açılan suçlu-yoldaş kanalına sığmadı.
Bu yüzden kanzi tepkisinin ilk evresi, Kürtçü fino olmama tepkisidir. Kürtçü fino, kadın özgürlüğü şiarının etrafında kendi haysiyetinden vazgeçerek temizlenme izni alan erkek tipidir. Kendi sözünü kurmaz; kendisine verilen ahlaki role yerleşir. Kendi öfkesini açmaz; kadın figürünün çevresinde uslu yoldaş olarak kalır. Kanzi, bu pozisyonu sezdiği anda kaba ama gerçek bir kopuş aradı.
Fakat bu kopuş, çok geçmeden aynı tekniğin Türkçü biçimi tarafından yakalandı. Türkçü kadın sahnesi, kanziye cepheden saldırmadı. Onu aşağılamak yerine ona hak verdi. “Seni küçümsediler, sokak güvensiz, göç baskısı gerçek, erkek haysiyeti yaralandı, köpek meselesindeki korku ciddidir, muhalefet seni cepte seçmen saydı, kültürel elitler seni eğitilecek kitle gördü” dedi. Bu tanıma, kanzi açısından güçlü bir çekim yarattı. Çünkü ilk kez öfkesi açıkça meşru kabul ediliyor gibi görünüyordu.
Restorasyon tam bu kabul anında başladı. Kanziye “fino değilsin” denildi; ardından haysiyetini “Türk kadını” hizmetinde kanıtlaması istendi. Böylece Kürtçü kadın forsu altında suçlu-yoldaş olmaktan kaçan kanzi, Türkçü kadın forsu altında korumacı-bekçi konumuna çekildi. Bir tarafta erkek suçla bağlanır: “önce kendi erkekliğinin suçunu kabul et, sonra kadın özgürlüğünün yanında temizlen.” Öbür tarafta erkek onurla bağlanır: “sen haklısın, sen cesursun, sen Türk kadınının yanında durarak haysiyetini geri al.” Biri sloganı bağlayıcı yapar, öbürü bayrağı. Biri erkeği geri çeker, öbürü öne sürer. İki durumda da erkek haysiyetini kendi adına kurmak yerine kadın figüründen ödünç alır.
Bu yazıda “kadın forsu” denildiğinde yaşayan kadınların kendisi değil, kadın figürünün siyasal meşruiyet aracına çevrilmesi kastedilir. Kadın forsu, kadınların somut hayat koşullarından koparılmış bir sahne gücüdür. Eş, anne, ana, özgür kadın, Türk kadını, mağdur kadın, barış kadını veya vatan kadını olarak kurulabilir. Her durumda işlev benzerdir: delil, kayıt, tutanak, usul ve sorumluluk gerektiren bir siyasal mesele, kadın figürünün ahlaki aurasıyla kapatılır.
Türkçü kadın sahnesindeki “Türk Kadını Burada” formülü bu nedenle basit bir görünürlük cümlesi değildir. Bu cümle, girdiği alanı milli kadın mührüyle işaretler. 8 Mart, 1 Mayıs, üniversite, köy, maden, öğretmen eylemi, mağdur aile veya bayrak gerilimi aynı formülle yeniden kodlanır. Her alan kendi somut içeriğiyle açılmadan önce “Türk kadını” figürünün çevresinde yoğunlaşır. İşçi meselesi ücret, örgütlenme ve sınıf olarak derinleşmeden önce milli kadın sahnesine çekilir. Üniversite meselesi gençlik, kampüs, ifade, güvenlik ve polis ekseninde tartışılmadan önce bayrak ve kadın figürüyle kilitlenir. Güvenlik meselesi hukuk, kolluk, mahalle, ulaşım, ceza süreci ve kamu sorumluluğu olarak açılmadan önce “kadını koruma” görevine daralır.
Bu formülün X üzerindeki bazı kullanımları, sahneleme biçimini göstermeye yeterlidir. ODTÜ’deki gerilim sırasında “TÜRK KADINI BURADA!” ifadesi dolaşıma sokuldu (🔗). 1 Mayıs alanındaki pankart tartışmasında aynı ifade yeniden öne çıktı (🔗). Bu örnekler, söz konusu formülün farklı alanlara aynı mühürle yerleştiğini gösterir. Burada kesin bir hukuki isnat veya kişisel suçlama kurmaya gerek yoktur; görünen şey, kamusal söylem tekniğidir. “Kadın” kelimesi somut kadın hayatlarını açan bir araştırma başlığı olmaktan çok, erkek öfkesini çağıran ve yönlendiren bir merkez gibi çalışır.
Bu merkezin erkek üzerindeki işlevi dişil tasma olarak adlandırılabilir. Dişil tasma kadınların kendisi değildir; kadın figürünün erkek öfkesini bağlayan siyasal aparat haline getirilmesidir. Erkek doğrudan itaat çağrısıyla karşılaşmaz. Ona “koru”, “sahip çık”, “bayrağı kaldır”, “düşmanı işaretle”, “açıklama iste”, “kadın onurunu savun” denir. Böylece itaat, haysiyet görevi gibi yaşanır. Kanzi kendi öfkesinin sahibi olduğunu düşünür; fakat öfkesi başka bir sahnenin enerjisini taşır.
Kurt ile fino ayrımı bu noktada açıklayıcı hale gelir. Kurt, kanzinin kendi imgesinde haysiyet, mesafe, saldırı gücü ve bağımsızlık arzusudur. Fino ise küçültülme, evcillik, başkasının kucağında taşınma ve hizmet rolüdür. Türk dünyasında kurt figürü köken, dağ, çıkış, yön bulma ve tehlikeli haysiyetle ilişkilendirilir; köpek figürü ev, kapı, nöbet, hizmet ve yönetimle daha yakın bir alanda durur. Yersiz Şeyler’deki kurt-köpek hattı bu ayrımı kültür, hukuk, eşik ve hafıza üzerinden geniş biçimde işler (🔗, 🔗).
Türkçü restorasyonun yaptığı şey, kanzinin kurt imgesini doğrudan kırmak değil, onu hizmete bağlamaktır. Kanziye kurt olduğu hissettirilir; ama pençesi törpülenir. Pençe, kendi yarasını kendi adına kurma gücüdür. Kendi güvenlik talebini somutlaştırma, kendi haysiyetini kadın figürüne havale etmeden anlatma, kendi düşmanını hazır sloganla değil sorumluluk zinciriyle belirleme, devlet hamlesi beklemek yerine kayıt, delil, usul ve denetim isteme gücüdür. Fino ise sahnenin gösterdiği hedefe yönelen varlıktır. Kadın forsu yanında meşruiyet bulur, bayrak arkasında dokunulmazlık arar, sloganla düşünmeyi hızlandırır, operasyon haberini adalet duygusuyla eşleştirir.
ODTÜ gerilimi bu mekanizmanın en görünür örneklerinden biri haline geldi. Bianet’in haberine göre Zafer Partisi’ne yakın kadın grubu, ODTÜ’deki olayların ardından “Bu gece gözaltı haberlerini bekleyin” paylaşımı yaptı; devamında öğrencilerin ev baskınlarıyla gözaltına alındığı bildirildi (🔗). TRT Haber ise Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın konser sırasında yaşanan olaylar üzerine “devletin egemenlik alametlerini aşağılama”, “nitelikli kasten yaralama”, “tehdit” ve “hakaret” suçlarından resen soruşturma başlattığını ve altı kişinin gözaltına alındığını aktardı (🔗). Burada hukuki hüküm kurmak yerine, haberlerde aktarılan söylem akışına bakmak yeterlidir: bayrak, kadın, öğrenci, suçlama dili, sosyal medya hedeflemesi, savcılık süreci, gözaltı ve zafer duygusu aynı zincirde birbirine bağlanır.
“Gözaltı haberlerini bekleyin” ifadesi, kanzi tepkisinin devlet refleksine nasıl bağlanabildiğini gösteren çarpıcı bir söylem örneğidir. Güvenlik ve haysiyet yarası, hukuk ve delil talebine dönüşmek yerine devlet hamlesini bekleme ritmine bağlanır. Kanzi, kendi adalet talebini kuran yurttaş konumundan çıkar; gerçekleşen idari-adli işlemi kendi sahnesinin doğrulanması gibi okuyabilecek bir izleyici-bekçiye dönüşür. Bu tavır hukuki süreci açıklamaz; kamusal söylemin nasıl çalıştığını gösterir.
Bu mekanizma CHP ve DEM çevresinde daha önce görülen “karı forsu” çürümesiyle aynı aileye aittir. Yersiz Şeyler’deki metin, kadınlık, eşlik, annelik, aile, acı, barış ve fedakârlık gibi işaretlerin teyit organı yerine geçirilmesini “karı forsu” olarak tartışır (🔗). CHP çevresinde aile, eş, anne, sofra ve vicdan; DEM çevresinde kadın, ana, barış ve süreç; Türkçü kadın sahnesinde ise “Türk kadını”, bayrak, vatan ve meydan benzer bir boşluğu doldurur. Bu boşluk, teyit organının boşluğudur. Dosya kurulması gereken yerde aile sahnesi, süreç kayda bağlanması gereken yerde ana figürü, güvenlik ve haysiyet talebi somutlaştırılması gereken yerde Türk kadını sahnesi öne çıkar.
Bu noktada mesele herhangi bir partiye veya gruba cezai isnat yöneltmek değildir. Mesele, Türkiye siyasetinde tekrar eden bir formu ayırt etmektir. Delil, kayıt, tutanak, usul ve sorumluluk gerektiren başlıklar, kolayca forslu sahnelere devredilir. Kadın figürü böylece somut kadın hayatlarından ayrılarak erkek merkezli siyasal hattın meşruiyet zırhına dönüşür. CHP’de aileci fino, DEM’de süreççi veya Kürtçü fino, Türkçü kadın sahnesinde Türkçü fino üretilir. Her birinde erkek kendi sözünü kurmak yerine forslu sahnenin çevresinde işlev kazanır.
Kanzi tepkiselliğinin haklı yanları bu forslu makinede aşınır. Sokak güvenliği talebi, herkes için somut güvenlik siyaseti haline gelebilecekken “kadını koruma” gösterisine daralır. Oysa sokak güvenliği ışıklandırma, ulaşım, mahalle denetimi, kolluk sorumluluğu, uyuşturucu ağı, suç kaydı, ceza süreci, barınma, okul yolu ve gece şehirleriyle birlikte konuşulabilir. Erkek haysiyet yarası, ilişki piyasası, ücret düşüklüğü, ev kuramama, statü kaybı, aile evine sıkışma ve cinsel aşağılanma üzerinden açılabilecekken kadın-vatan hizmetiyle ödünç onur almaya çevrilir. Göç kaygısı emek piyasası, kira baskısı, sınır politikası, kayıt dışı ekonomi, sermaye ihtiyacı ve devlet tercihiyle kurulabilecekken görünür yabancı bedene kilitlenir. Cezasızlık öfkesi hukuk talebine, denetlenebilir adalete ve eşit işlem zincirine dönüşebilecekken operasyon beklentisiyle tatmin edilir.
Bu evcilleştirme, kanziyi küçük düşürerek değil, onu onurlandırarak çalışır. Aşağılanmış erkek doğrudan terbiye edildiğinde direnç gösterir; fakat “sen cesursun, sen Türk gençliğisin, sen Türk kadınının yanındasın, sen bayrağın bekçisisin” denildiğinde bu terbiyeyi onur olarak yaşayabilir. Hakaretle değil iltifatla bağlanır. Kendisine “sen fino oldun” denmez; “sen kurt gibi duruyorsun” denir. Fakat ona verilen yer, kendi yarasını kuracağı açık alan değil, kadın-bayrak sahnesinin kapısıdır. Ortaya çıkan figür bozkurt pozunu korur, kurt pençesini kaybeder. Bu figür Türkçü finodur.
Köpek meselesi bu yüzden kanzinin kendi kaderinin aynasıdır. Kanzi, köpeğin çocuklaştırılmasına, annelik bağının hayvana aktarılmasına, sokak korkusunun sevimlilik diliyle örtülmesine öfkelenir. Bosch’un Anneler Günü reklamı üzerine çıkan tartışmayı ele alan “Kanzi Tepkiselliğini Anlamak” yazısı, meselenin yalnız hayvan sevgisiyle sınırlı kalmadığını; evlatlık, annelik, akrabalık ve kamusal duyarlılık sınırlarının reklam anlatısıyla birbirine geçirildiğini vurgular (🔗). Kanzi bu sahnede gerçek bir sınır bozulmasını sezer: köpek çocuklaştırılırken insan ilişkilerinin adlandırmaları da kayar. Fakat aynı kanzi, Türkçü kadın forsu altında kendi hizmet rolünü haysiyet gibi okuyabilir. Liberal sahne köpeği evlat yapar; Türkçü sahne kanziyi hizmet köpeği yapar. Birincisi kanziyi öfkelendirir, ikincisi ona onur hissi verir.
İlişki piyasası ve dijital cinsiyet estetiği de bu tabloya bağlanır. Genç erkek yalnız siyasal alanda değil, arzu ve statü piyasasında da düşürülür. Yaş, para, sağlayıcı erkek rolü, genç kadının viral muafiyeti, kaprisin güç gibi pazarlanması, alt kuşak erkeklerin değersizleştirilmesi ve cinsel aşağılanmanın mizahlaştırılması birlikte çalışır. Yersiz Şeyler’deki bratmaxxing yazısı bu sahneyi yetişkin kadın prestijiyle çocuklaştırılmış muafiyetin birleştiği agresif estetik form olarak okur; ilişki piyasasının ortak yaşamdan kaynak erişimine kayışını ve genç erkeğin değersizlik alanına itilmesini tartışır (🔗). Zizekanalysis hattındaki “Savage Feminism” metni de çağdaş feminist estetik, kuşak tahakkümü ve dijital sahne arasındaki bağı daha genel bir düzlemde kurar (🔗). Kanzi öfkesi bu arzu piyasasında da beslenir; fakat bu öfke de kadın figürüne hizmet ederek temizlenme veya onurlanma kanalına çekildiğinde kendi dilini kaybeder.
Sonuçta kanzi iki kadın forsu arasında sıkışır. Kürtçü forsta erkek, kadın özgürlüğünün suçlu-hizmetkâr yoldaşı olur. Türkçü forsta erkek, Türk kadınının korumacı bekçisi olur. Birinde erkeğe geri çekilme terbiyesi verilir, öbüründe öne atılma görevi verilir. Birinde “önce suçunu kabul et” denir, öbüründe “önce öfkeni kabul et, sonra bizim adımıza kullan” denir. İki durumda da erkek kendi adına konuşmak yerine bir kadın figürünün çevresinde işlev kazanır. Kürtçü fino ile Türkçü fino aynı erkek haysiyeti krizinden beslenen iki ayrı terbiyedir. İlki suç üzerinden bağlanır, ikincisi onur üzerinden bağlanır.
Kanzi tepkiselliğinin asıl kaybı bu bağlanma anında başlar. Sokak güvenliği, kadın koruma gösterisine; erkek haysiyeti, kadın figüründen alınan ödünç onura; göç kaygısı, hedef gösterme kolaycılığına; köpek meselesi, kültür savaşına; cezasızlık öfkesi, operasyon beklentisine; sınıfsal çöküş, milli meydan dekoruna; CHP’ye öfke, başka bir forslu sahneye katılıma dönüşür. Kanzi, cepte seçmen olmayı reddederken cepte tepki haline gelir. Kendi sözünü kurma fırsatı, ona verilen olay döngüsünde harcanır.
Türkçü kadın sahnesi bu yüzden kanziyi yok eden değil, onu kullanışlı hale getiren bir mekanizma gibi çalışır. Dağınık erkek öfkesini daha taşınabilir, daha ahlaki zırhlı ve daha sosyal medya uyumlu hale getirir. Erkek kanzi tek başına sahaya çıktığında kaba, ergen, linççi, tehlikeli veya lümpen diye kodlanabilir. Aynı enerji “Türk kadını” etrafında dolaştığında cesaret, vatanseverlik, koruma ve meydan okuma diye pazarlanır. Kadın figürü burada yumuşatma aracı olmaktan çok sertliğin meşruiyet kabıdır. Erkek öfkesinin dolaşım maliyetini düşürür; ona sahne, zırh, hedef ve ahlaki gerekçe verir.
Bu restorasyonun en belirgin sonucu, kanzi tepkisinin kendi somut siyasal programını kuramamasıdır. Sokak güvenliği isteyen bir kanzi, her mahallede gece ulaşımı, denetimli parklar, suç haritaları, kolluk performansı, savcılık takip mekanizmaları, okul yolları, metruk alanlar, uyuşturucu ağları ve belediye sorumluluğu üzerinden somut talep geliştirebilir. Göç kaygısı taşıyan bir kanzi, kayıt dışı işçilik, kiralar, sınır politikası, sermayenin ucuz emek ihtiyacı, kamu hizmetlerine yük, mahalle dönüşümü ve vatandaşlık rejimi üzerinden konuşabilir. Erkek haysiyeti yarası taşıyan bir kanzi, ücret, konut, flört piyasası, aile borcu, genç erkek yalnızlığı, cinsel aşağılanma ve statü kapanması üzerine sert bir dil kurabilir. Köpek meselesinde korku duyan bir kanzi, kamusal güvenlik, belediye kapasitesi, barınak düzeni, mahalle farkları, veterinerlik rejimi ve çocuk güvenliği üzerinden ilerleyebilir. Fakat forslu sahne bütün bu yolları kısaltır. Kısaltılmış yol daha hızlıdır: bayrağı kaldır, kadın figürünü öne çıkar, karşı tarafı adlandır, sosyal medyada büyüt, devletten hamle bekle.
Kurt kalmanın eşiği burada belirir. Kurtluk, sert sembol kullanmakla, bozkurt işaretiyle, yüksek sesle veya bayrak arkasında durmakla sağlanmaz. Kurtluk, kendi yarasını forsa teslim etmeden kurabilme gücüdür. Kadın figürünü sahne zırhı yapmadan kadınların gerçek hayat koşullarını konuşabilme; erkek haysiyetini kadın hizmetine bağlamadan adlandırabilme; güvenlik talebini linç veya operasyon beklentisine çevirmeden denetlenebilir kamu sorumluluğuna bağlayabilme; göç meselesini görünür yabancı bedene indirgemeden emek, sermaye, sınır ve devlet tercihleriyle kurabilme; köpek meselesini sevgi gösterisi ile tasfiye öfkesi arasında sıkıştırmadan şehir güvenliği ve hukuk üzerinden ele alabilme gücüdür.
Kanzi tepkiselliği, kendisini doğuran Kürtçü kadın forsu basıncını sezdiği anda haklı bir yerden başladı. Aynı forsun Türkçü biçimi tarafından onurlandırılarak bağlandığında kendi haklılığını korumakta zorlandı. Kürtçü fino olmaktan kaçarken Türkçü fino olma riski tam burada doğdu. Tasmanın rengi değişti; erkek haysiyetinin dış kaynaktan alınması değişmedi. Bir yerde kadın-yaşam-özgürlük şiarı, başka yerde Türk kadını-bayrak-vatan sahnesi, başka yerde aile-eş-anne aurası aynı boşluğu doldurdu: teyit organının, delilin, kaydın, usulün, sorumluluğun ve somut talebin boşluğunu.
Kanzi tepkiselliğinin feminist restorasyonu, erkek öfkesini bastıran bir işlemden çok onu forslu kadın sahnesinde yeniden paketleyen bir işlemdir. Bu restorasyon kanziye kendisini güçlü hissettirir; çünkü ona düşman, görev, slogan ve sahne verir. Ama aynı anda onun en değerli ihtimalini, kendi yarasını kendi adına kurma gücünü törpüler. Pençesi kesilen kanzi hâlâ ses çıkarır. Hatta daha yüksek ses çıkarır. Fakat o ses artık kendi haysiyetinden çok, kendisine verilmiş kapının önünde yankılanır.
Kanzi gerçekten kurt kalacaksa, Kürtçü fino olmaktan kaçtığı kadar Türkçü fino olmaktan da kaçmak zorunda. Kadın forsu, bayrak forsu, aile forsu, slogan forsu, anne forsu ve eş forsu aynı siyasal kısa devrenin farklı prizleridir. Hepsi haysiyeti dışarıdan verir, hepsi soruyu sahneye çevirir, hepsi delilin yerini aurayla doldurur, hepsi erkeğe kendi yarasını başka bir figürün hizmetinde konuşmayı öğretir. Pençesi törpülenmiş bozkurt işareti, haysiyetin geri dönüşünden çok forslu sahnenin pati izidir.






























Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER