Türkiye’nin Foseptik Eldiveni Apo

(playlist)

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

(İngilizcesi ve Almancası)

Jön Türk ve Şapkalı Figüran: Žižek Neden Apocu Oldu?

Abdullah Öcalan’ı yalnız dış güçlerin kuklası, maşası veya piyonlarından biri saymak, Türkiye’nin Kürt meselesi etrafında biriktirdiği tarihsel pisliği dışarıya havale etme rahatlığı sağlar. Böyle bir açıklama, her şeyi Suriye’ye, Avrupa’ya, istihbarat servislerine, sınır ötesi hesaplara ve uluslararası pazarlıklara bağlayarak Türkiye’nin kendi içinde oluşmuş kirli zemini ikinci plana iter. Öcalan’ın Suriye/Bekaa, Avrupa, Yunanistan-Kenya hattı ve 1999’da yakalanışı gerçekten uluslararası ilişkilerle örülüdür; fakat bu uluslararası güzergâh onu yalnız dışarıdan kullanılan bir araç haline getirmez. Daha doğru ifade şudur: Türkiye’nin içeride bastırdığı Kürt meselesi, bölgesel güç dengeleri, diaspora, Soğuk Savaş sonrası istihbarat alanı, Suriye-Türkiye gerilimi ve Türkiye iç siyaseti üzerinden dolaşıp Apo figüründe yeniden Türkiye’ye dönmüştür.

PKK çatışmasının 1984’ten beri 40 binden fazla can kaybına yol açtığı, örgütün Türkiye, ABD ve AB tarafından terör örgütü sayıldığı, buna rağmen Öcalan’ın 2025’te yaptığı silah bırakma ve fesih çağrısından sonra bile 2026’da sürecin merkezinde kaldığı bilgisi, bu figürün basit bir piyon olarak kavranamayacağını gösterir (🔗). Apo, dışarıdan tutulmuş bir maşa olmaktan çok, içerideki pisliğe uzanmış bir eldivendir. Maşa dış gücü işaret eder; eldiven içerideki eli saklar.

Bu yüzden “Türkiye’nin Foseptik Eldiveni Apo” ifadesi, kişisel bir hakaretten çok bir siyasal işlev tarifidir. Foseptik, Türkiye’nin tarihsel atıklarının birbirine karıştığı çukuru anlatır: Dersim, Kürt inkârı, 1980 darbesi, Diyarbakır Cezaevi, köy boşaltmaları, faili meçhuller, zorunlu göç, Roboski, Suruç, Kobani davası, hendekler, kayyumlar, PKK şiddeti, devlet şiddeti, ajan-provokatör bulanıklığı, lider kültü, kadın imgesinin vitrini ve barış sürecinin bütün kirli pazarlıkları. Eldiven ise bu çukura çıplak elle dokunmadan müdahale etmeyi sağlayan aracı yüzeydir. Eldiveni takan kişi pisliğe dokunur, fakat kendi elini temiz sayar.

Apo bu anlamda bir kişinin adı olmaktan çıkar, bir temas düzeninin adı olur. Devlet Apo üzerinden Kürt meselesini “tek büyük suçlu/lider” çevresinde yönetir. PKK Apo üzerinden silahlı mücadeleyi, ateşkesi, geri çekilmeyi, demokratik konfederalizmi, kadın özgürlüğü söylemini, ekolojiyi ve feshi aynı merkezden anlamlandırır. Sağ siyaset Apo üzerinden beka, bölünme, şehitlik ve dış güçler anlatısına ulaşır. Sol siyaset Apo üzerinden ezilen ulus, anti-kolonyal mücadele, halkların kardeşliği, kadın özgürlüğü ve komünal demokrasi anlatısına ulaşır. Uluslararası sol Apo üzerinden Rojava, kadın savaşçı, ekoloji ve doğrudan demokrasi imgesine temas eder. Herkes aynı eldiveni farklı biçimde takar.

Öcalan’ın 2025’te PKK’ya silah bırakma ve kendini feshetme çağrısı yapması, ardından PKK’nın ateşkes ve fesih/silah bırakma kararları açıklaması, bu eldiven işlevinin hâlâ sürdüğünü gösterdi. Yeni süreç, 2024’te MHP lideri Devlet Bahçeli’nin beklenmedik hamlesiyle açıldı; DEM Parti heyetinin İmralı ziyaretleri, Öcalan’ın çağrısı, PKK’nın ateşkesi ve fesih kararıyla ilerledi; 2026’da ise yasal güvence, silahsızlanmanın sıralaması ve Öcalan’ın uygulamadaki rolü etrafında tıkandı (🔗). Devlet Apo’yla PKK’yı kapatmak istedi; PKK Apo’yla kendi kapanışını yenilgi değil tarihsel dönüşüm olarak göstermek istedi. Eldiven iki ele de uydu.

Apo pisliği temizleyen el değildir; pisliğe sokulan eldivendir. Devlet onu takınca tarihsel suç güvenlik meselesine, PKK onu takınca örgütsel şiddet tarihsel göreve dönüşür. Bir eylem “Önderlik çizgisi”, bir infaz “örgüt disiplini”, bir ateşkes “barış iradesi”, bir geri çekilme “stratejik hamle”, bir fesih “tarihsel çağrı” olur. Tekil failin eli görünmezleşir; karar, tarih, dava ve lider sözü elin üstünü örter. Teröre bulaşan el, Apo eldiveninin içinde kendisini tarihsel görev eli sayar.

Türkiye’nin tarihsel lekeleri Apo’yla başlamadı. Apo bu lekelerin yaratıcısı olmaktan çok, bu lekelere dokunmayı mümkün kılan en büyük simgesel eldivene dönüştü. Dersim 1937-38, Cumhuriyet’in merkezileştirme ve nüfus düzenleme şiddetinin en ağır düğümlerinden biridir. Bu olay yalnız “isyan bastırma” diye anlatıldığında foseptik kapatılır. Dersim, Alevi Kürt/Zaza nüfusun cezalandırılması, sürgün edilmesi, coğrafyanın Tunceli adıyla yeniden kodlanması, aile hafızasının parçalanması ve devletin “ıslah” mantığının nüfusa uygulanmasıdır. Erdoğan’ın 2011’de devlet adına özür dilemesi ve resmî belgelerde 13.806 ölüm, 11.683 sürgün rakamlarının gündeme gelmesi, bu olayın Cumhuriyet hafızasındaki yerini göstermişti (🔗).

Dersim, Apo’nun icat ettiği bir yara değildir; Apo eldiveninin içine alınınca Kürt özgürlük anlatısına yapıştırılan Cumhuriyet yarasıdır. Bu dokunuş Dersim’i görünürleştirir, fakat aynı anda Dersim’in Alevi, Zaza, yerel, kadın, çocuk, sürgün ve CHP/Cumhuriyet katmanlarını tek bir Kürt ulusal anlatısına sıkıştırma eğilimi üretir. Eldiven hem açığa çıkarır hem tekleştirir. Devletin bastırdığı hafıza görünür olur; fakat başka bir merkezî anlatının içine alınır.

12 Eylül 1980 darbesi de Türkiye’nin tarihsel foseptiğindeki ana borulardan biridir. Darbe yalnız parlamentoyu kapatan, partileri dağıtan, sendikaları ezen bir askerî müdahale değildi; toplumun bedenini, dilini, siyasetini ve hafızasını yeniden düzenleyen bir disiplin makinesiydi. Kürt meselesi açısından Diyarbakır Cezaevi bu düzenin karanlık laboratuvarı oldu. 1980 sonrası işkence, zorla Türkçe marşlar, Kürt kimliğinin aşağılanması, bedenin ve dilin disipline edilmesi, PKK’nın sonraki meşruiyet hafızasında belirleyici yer tuttu. Amnesty International’ın 1985 raporu, Diyarbakır Askerî Cezaevi çevresindeki işkence iddiaları, açlık grevleri, kötü koşullar ve avukat erişimi kısıtlarına dair dönemin ağır atmosferini kayda geçirir (🔗).

1980, devletin elini kana buladı; Apo eldiveni bu kanı direniş mürekkebine çevirdi; fakat mürekkep de başka bedenlere bulaştı. Diyarbakır Cezaevi devletin demonik baba yüzünü gösterirken, Apo karşı-baba figürü olarak güç kazandı. Devlet Kürt bedenine işkenceyle dokundu; PKK bu işkence hafızasını direniş, şehitlik ve örgütsel meşruiyet kaynağına dönüştürdü. Devletin çıplak zoruna karşı kurulan karşı-baba da kendi disiplinini, kendi kutsal sözünü, kendi sadakat düzenini ve kendi şiddet izinlerini üretti.

Dersim ve 1980 ana borularsa, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi, Roboski, Suruç, Ankara Garı, Cizre bodrumları, köy boşaltmaları, faili meçhuller, zorunlu göç, Kobani davası, kayyumlar ve HDP/DEM hattına dönük yargı dosyaları yan kanallardır. Türkiye’nin foseptiği tek çukur değil; birbirine bağlanmış rögar kapaklarıdır. Her kapağın üstünde başka isim yazar: Dersim, Diyarbakır, Roboski, Suruç, Kobani, Cizre, Kayyum. Bu olayların ortak yapısı devlet şiddeti, toplumsal kutuplaşma, medya dili, yargısal aklama, istihbarat bulanıklığı ve hafıza yarılmasıdır. Her olay kendi adıyla konuşulmadığında “Apo/PKK” genellemesine bağlanır; somut sorumluluklar büyük güvenlik anlatısında erir.

Kobani davası bu hattın güncel örneklerinden biridir. Selahattin Demirtaş ve başka HDP yöneticileri, 2014 Kobani protestoları sonrasında açılan dosyalarda ağır cezalarla karşılaştı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Demirtaş’ın tutukluluğu ve siyasal faaliyetleriyle ilgili kararlarında ifade özgürlüğü, seçilme hakkı, özgürlük hakkı ve siyasi amaç tartışmasını merkeze aldı; 2025 tarihli Demirtaş no. 4 karar özetinde de önceki Büyük Daire kararındaki siyasi amaç hattı sürdürülür (🔗). Böyle dosyalar, tarihsel foseptiğin yalnız geçmişte kalmış katliam ve darbelerden oluşmadığını; yargı, temsil ve siyasal alan üzerinden bugün de işlediğini gösterir.

PKK bu lekeleri silmek iddiasıyla sahneye çıktı. Bu iddianın zemini gerçekti. Kürt adı, dili, kimliği, coğrafyası, Newroz’u, cezaevi hafızası, zorunlu göçü ve devlet şiddeti uzun süre bastırılmıştı. PKK kendisini bu bastırılmışlığın radikal temizleyicisi olarak kurdu. Başlangıçta bağımsız, birleşik, sosyalist Kürdistan hedefi öne çıktı; daha sonra demokratik özerklik, demokratik konfederalizm, kadın özgürlüğü ve ekoloji dili belirginleşti. Güncel dosyalarda PKK’nın başlangıçta bağımsızlık hedeflediği, sonra Türkiye içinde daha geniş Kürt hakları çizgisine kaydığı özetlenir (🔗).

PKK’nın sahneye çıkışı uydurma bir yaraya dayanmadı; gerçek yaraya dayandı. Sorun, yaraya sürülen maddenin antiseptik değil yakıcı asit gibi çalışmasıydı. PKK lekeyi gösterdi; Apo eldiveni lekeye dokundu; örgüt formu lekeyi dolaşıma soktu. Devletin Kürde sürdüğü lekeyi silmek isterken, aynı kolektif suç fırçası başka bedenlerin üstünde gezdirildi. “Hain”, “ajan”, “korucu”, “işbirlikçi”, “Türk devletinin uzantısı”, “tasfiyeci” gibi kategoriler, devletin Kürde yönelttiği kolektif şüphe mantığını ters yönden tekrar etti. Siviller, öğretmenler, köy korucuları, muhalif Kürtler, rakip yapılar ve hareketin içindeki sapma figürleri bu mantığın hedef alanına girdi.

Buradaki ırkçılık, biyolojik ırk teorisi anlamında değil; etno-ulusal hınç, kolektif suç atfetme, karşı-kimliği mutlaklaştırma ve “halk adına” şiddeti genişletme mantığı anlamında anlaşılmalıdır. Devlet Kürtleri kolektif güvenlik tehdidi gibi kodladığında nasıl leke ürettiyse, örgüt de kendi karşı-kategorilerini genişlettiğinde başka bir leke üretti. Böylece leke temizlenmedi; yön değiştirdi. Devletin foseptiğinden çıkan madde, örgütsel kanallara, Kürt iç siyasetinin çatlaklarına, Türk solunun romantizmine ve uluslararası solun imgelerine bulaştı.

Silahlı örgüt alanında ajan, provokatör, muhbir, sızma, iç infaz, karşı-operasyon ve örgütsel paranoya birbirine karışır. Apo figürü bu bulanıklığı hem merkezileştirir hem örter. Sadık militan “Başkan’ın çizgisinde” aklanır; başarısızlık, sapma veya kirli iş “ajan-provokatör” kategorisine atılır. Böylece örgüt iki zıt şeyi aynı anda yapar: sadakati kutsar, pisliği dışsal provokasyona atar. Sonuçta örgüt hem kirli kalır hem kendisini temiz sayar.

Bu mekanizma yalnız örgütün iç işi değildir. Türkiye sağı da Türkiye solu da tarihsel lekelere Apo üzerinden erişti. Sağ için Apo, beka, bölünme, terör, dış güçler, şehitlik ve millî birlik anlatısına erişim yüzeyi oldu. Sağ, Dersim’i, 1980’i, faili meçhulleri, köy boşaltmalarını ve Kürt inkârını çıplak biçimde konuşmadan Apo/PKK tehdidiyle devlet şiddetini güvenlik alanına yerleştirdi. Sol için Apo, ezilen ulus, anti-kolonyal mücadele, halkların kardeşliği, kadın özgürlüğü, ekoloji ve komünal demokrasi anlatılarına erişim yüzeyi oldu. Sol, devletin suçlarına Apo üzerinden dokundu; fakat lider kültü, silahlı geçmiş ve örgütsel tahakküm aynı dokunuşla yumuşatıldı.

Žižekian Analysis’teki ‘Engagement as Parapraxis’ ve Yersiz Şeyler’deki paralel metin, Öcalan’ın Batı solu ve felsefi angajman açısından nasıl bir çekim nesnesine dönüştüğünü gösterir: doğrudan demokrasi, feminizm, ekoloji ve Rojava imgesi umut alanı gibi görünür; karizmatik liderlik, silahlı geçmiş ve demokratik süreçleri boğma riski aynı figürde kalır (🔗, 🔗). Sağ Apo’yla devletin suçunu güvenliğe, sol Apo’yla örgütün şiddetini özgürlüğe tercüme etti.

Apo tarihle pisletilen eldiven olduğu için İmralı’da tecrit edildi. İmralı yalnız cezaevi değildir; temas rejimidir. Kim görüşür, hangi mesaj çıkar, hangi tarihte avukat erişimi olur, hangi heyet gider, hangi çağrı dolaşıma sokulur, hangi suskunluk sürer: bunların hepsi eldivenin kullanım protokolüdür. Öcalan’ın 1999’dan beri ada cezaevinde tutulmasına rağmen 2025-26 barış sürecinde anahtar rol oynaması, tecridin onu siyasetten silmek yerine kontrollü, yoğun ve ritüel bir temas nesnesine çevirdiğini gösterir. Bahçeli’nin 2026’da Öcalan’a süreçte resmî bir uygulama rolü verilmesini önermesi, bu temas rejiminin güncel ifadesidir (🔗).

İmralı bir cezaevi olduğu kadar karantina odasıdır. İçeride tutulan yalnız kişi değil, Türkiye’nin Kürt foseptiğine uzanan eldivendir. Ada oluşu metaforu güçlendirir: ayrılmış mekân, sınırlı erişim, kontrollü temas, prosedüre bağlanmış görüşme. Devlet açısından karantina, Apo’nun hareket üzerindeki etkisini dozunda kullanma imkânıdır. Hareket açısından karantina, Apo’yu gündelik örgütsel kirden ayırıp kutsallaştırma imkânıdır. Tecrit hem bastırma hem putlaştırma üretir. Eldiven çöpe atılmaz; steril pakete konur. Devlet ihtiyaç duyduğunda paketi açar.

“Kürt hareketi” imajı büyük ölçüde Apo tecritteyken mümkün oldu. Apo dışarıda, gündelik siyasetin içinde, kameraların önünde, kadın hareketinin ve Rojava imgesinin ortasında görünür olsaydı, “Kürt hareketi”nin demokratik, kadın özgürlükçü, ekolojik, yatay ve çoğul imajı onun karizmatik-patriyarkal liderliğiyle sürekli çarpışacaktı. Tecrit bu çarpışmayı erteledi. Dışarıda HDP/DEM, eşbaşkanlık, kadın hareketi, Rojava, yerel yönetimler, ekoloji, sivil toplum ve kültürel temsil göründü. İçeride Apo paradigma kaynağı olarak tutuldu. Böylece hareket aynı anda hem lider merkezli kaldı hem de lider sonrası, çoğul, kadın merkezli ve demokratik görünebildi.

Bu cümle, kadınların, yerel yönetimlerin, DEM/HDP siyasetinin veya Rojava’daki toplumsal deneyimin sahici olmadığı anlamına gelmez. Daha ağır gerçek şudur: Bu sahici alanlar, Apo’nun tecritteki simgesel otoritesiyle birlikte taşındı. Çelişki, sahiciliğin yokluğunda değil; sahiciliğin lider karantinasıyla birlikte çalışmasındadır. Apo içeride kaldıkça, dışarıdaki yüz daha çoğul göründü. Apo’nun sesi dışarı çıktıkça, çoğul görünen yapı yeniden tek merkezli bir kaynağa bağlandı.

Apo yerine bir dönem “Kürt kadını” aklayıcı eldiven işlevini sürdürdü. Rojava, YPJ, kadın komutanlar, eşbaşkanlık, Jineoloji ve Kürt kadın savaşçı imgesi, Kürt hareketinin uluslararası yüzünü temizleyen en güçlü yüzeylerden biri oldu. IŞİD’e karşı savaşan seküler-feminist Kürt kadın figürü, Batı medyası ve sol çevreler için güçlü bir meşruiyet imgesi üretti. Bu imge yalnız propaganda değildir; kadınların IŞİD’e karşı savaşta ve Kürt siyasetinde gerçek rolü vardır. Fakat tam da bu gerçeklik, aklayıcı yüzey işlevine dönüşebilir. Kadın figürü, hareketin lider kültünü, militarizasyonunu, hiyerarşisini ve PKK bağlantılı geçmişini daha tutulabilir hale getirir.

Yersiz Şeyler’deki Rojava ve Jineoloji eleştirileri bu noktayı işler: komün, kadın, çay, direniş ve umut imgeleri seyirlik bir sıcaklığa dönüştüğünde, gerçek politik çelişki aklayıcı duyguya gömülür (🔗, 🔗). Apo eldiveni karantinadayken, onun yerine Kürt kadını eldiveni takıldı: aynı foseptiğe daha temiz görünen bir yüzeyle dokunuldu.

Apo karantinadan çıkarıldığında “Kürt hareketi” imajı sarsılır. Çünkü o zaman şu sorular aynı anda belirir: Kadın özgürlüğü çizgisi özerk bir siyasal hat mı, lider sözünün uzantısı mı? Demokratik konfederalizm yatay bir toplum tasarımı mı, merkezi otoritenin yeni dili mi? DEM/HDP kendi siyasal aklına mı sahip, İmralı mesajlarının tercümanı mı? Rojava yerel toplumun deneyimi mi, Apo paradigmasının vitrini mi? Apo’nun görünürlüğü, Kürt hareketinin çoğulluğunu yok ettiği için değil, o çoğulluğun hangi merkez etrafında döndüğünü açığa çıkardığı için imajı yıkar.

2025-26 sürecindeki gerilim tam buradadır. Öcalan olmadan PKK feshi mümkün görünmedi; Öcalan’ın rolü büyüdükçe demokratik hareket imajı yeniden lider figürüne bağlandı. Bir yanda PKK’nın silah bırakması için Apo’nun çağrısı ve otoritesi gerekli görüldü; diğer yanda bu otorite, Kürt hareketinin kadın, ekoloji, demokrasi ve çoğulculuk yüzünü yeniden tek figüre bağladı. Devlet de hareket de aynı eldiveni kullandı: devlet bu eldivenle silahlı örgütü kapatmak istedi, hareket bu eldivenle kendi silahlı geçmişini tarihsel dönüşüm olarak paketledi.

Bu nedenle tarihsel biohazard’a Apo’suz erişim yolları açmak gerekir. Dersim’i, 1980’i, Diyarbakır Cezaevi’ni, zorunlu göçü, faili meçhulleri, Roboski’yi, Suruç’u, Kobani davasını, hendekleri, HDP/DEM baskısını ve PKK şiddetini konuşmak için Apo eldivenine mecbur kalındığında, her şey yeniden tek figüre bağlanır. Devlet suçları PKK suçlarıyla takas edilmeden açılmalıdır. PKK şiddeti devlet suçlarını aklamadan tartışılmalıdır. Kürt kadın figürü vitrin olmaktan çıkarılıp kendi çelişkileriyle özne olarak görülmelidir. DEM/HDP çizgisi İmralı mesajlarının yansıması gibi değil, kent, sınıf, gençlik, kadın, emek, belediye ve yerel yönetim çelişkileriyle okunmalıdır.

Eldiveni çıkarmak inkâr değil; çıplak teması mümkün kılmaktır. Dersim Dersim olarak, 1980 1980 olarak, Diyarbakır Cezaevi cezaevi olarak, Roboski Roboski olarak, Suruç Suruç olarak, Kobani davası Kobani davası olarak, PKK şiddeti PKK şiddeti olarak, devlet şiddeti devlet şiddeti olarak konuşulmalıdır. Her rögar kapağı kendi adıyla açılmalıdır. Her şey Apo’ya bağlandığında hem devletin hem örgütün hem sağın hem solun eli korunur. Eldiven eskidikçe kir artar; kir arttıkça eldivene ihtiyaç büyür.

2015’te Selahattin Demirtaş, Türkler için Apo’ya alternatif bir eldiven olmuştu. 7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP yüzde 13 civarında oy alıp 80 milletvekili çıkardı; AKP tek başına çoğunluğu kaybetti; Erdoğan’ın başkanlık hedefi o momentte durduruldu. HDP’nin barajı aşması, Kürt meselesinin yalnız Apo, PKK, dağ ve güvenlik dili üzerinden değil, parlamenter temsil, mizah, çoğulculuk, şehirli dil ve ortak muhalefet üzerinden de tutulabileceğini gösterdi. Demirtaş’ın Türkçesi, sazı, hukukçu kimliği, televizyon performansı, mizahı ve Erdoğan karşıtı pozisyonu, batıdaki Türk seçmenin Kürt meselesine daha az korkuyla dokunabildiği bir yüzey açtı.

Demirtaş burada “Türkler için eldiven” oldu. Batıdaki seçmen Apo’ya, PKK’ya, dağa, silahlı tarihe çıplak elle dokunamıyordu. Demirtaş bu teması parlamenter, demokratik, mizahi ve çoğul bir yüzeyden sağladı. 2015’te Demirtaş, Türklerin Kürt meselesine foseptik Apo eldiveni olmadan dokunabildiği ilk büyük siyasal eldivendi. Bu eldiven daha az kirli görünüyordu; çünkü silahlı geçmişten çok demokratik temsil, parlamento, ortak muhalefet ve çoğul yaşam üzerinden çalışıyordu.

Fakat bu eldiven de tecrit edildi. Devlet Demirtaş’ı hapsetti; Kürt hareketinin derin meşruiyet düzeni onu Apo’suz kurucu merkeze dönüştürmedi. AİHM Büyük Daire, Demirtaş’ın tutukluluğunda siyasi amaç bulunduğuna hükmetti ve serbest bırakılması gerektiğini belirtti (🔗). 2024 Kobani davasındaki ağır cezalar, bu devlet tecridini daha da koyulaştırdı. Demirtaş’ın hapsedilmesi devlet eliyle gerçekleşti; Demirtaş’ın Apo yerine geçebilecek alternatif temas yüzeyi haline gelememesi ise Kürt hareketinin simgesel düzenindeki daha derin kilidi gösterdi.

“Kürtler yine Apo eldivenini taktı” cümlesi, homojen bir halk suçlaması olarak değil, Kürt hareketinin kurumsal refleksi ve ana meşruiyet kaynağının kritik anlarda yeniden İmralı’ya dönmesi olarak anlaşılmalıdır. Demirtaş 2015’te Apo’suz temas yüzeyi açtı; fakat Kürt siyasal alanındaki ana meşruiyet kaynağı yine Apo oldu. Demirtaş’ın cezaevinde tutulması devlet tecridiydi; alternatif kurucu figür haline gelememesi hareket içi simgesel tecritti. Devlet Demirtaş’ı hapsetti; Kürt hareketi de onu Apo eldiveninin yerine geçebilecek el olmaktan çıkardı.

Türkiye’nin Kürt meselesinde en büyük düğüm burada toplanır. Devlet kendi tarihsel suçlarına Apo üzerinden dokunur. PKK kendi şiddetine Apo üzerinden anlam verir. Sağ Apo üzerinden beka korkusunu kurar. Sol Apo üzerinden özgürlük romantizmini sürdürür. Uluslararası sol Apo’yu Rojava, kadın, ekoloji ve komünal demokrasi ekranında seyreder. Kürt hareketi Apo tecritteyken kadın, ekoloji ve demokrasi yüzüyle görünür; Apo’nun sesi duyulduğunda aynı yüz yeniden lider merkezine bağlanır. Demirtaş bu döngüyü kırabilecek demokratik eldiven olarak belirdi; devlet onu hapsetti, hareket onu merkeze taşıyamadı.

Türkiye’nin foseptik eldiveni Apo’dur; çünkü Türkiye kendi foseptiğine çıplak elle dokunmayı hâlâ başaramamıştır. Apo eldiveni çıkarılmadıkça, her temas başka bir aklama üretir. Devlet aklanır, örgüt aklanır, sağ aklanır, sol aklanır, uluslararası vicdan aklanır, kadın imgesi aklanır, hatta provokatör bile daha büyük anlatının içinde erir. Eldiveni çıkarmak, Kürt meselesini inkâr etmek anlamına gelmez. Eldiveni çıkarmak, Kürt meselesini lider figürüne rehin bırakmadan konuşmak anlamına gelir. Eldiveni çıkarmak, devletin suçlarını açmak ve PKK’nın şiddetini saklamamak anlamına gelir. Eldiveni çıkarmak, tarihsel pisliği artık başkasının eliyle kurcalamayı bırakıp, her lekeye kendi adıyla dokunmaktır.

3 Yorum

Filed under Suni muhaberat