(playlist)
🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
👻🪸🐈⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈⬛
“Bana hitap etmiyor” cümlesi Boomer ittifakında sade bir zevk beyanından çok daha fazlasıdır. Bu cümle, kendine pay çıkaramayan eski muhatabın zımnî düşman hukukunu başlatma cümlesidir. Bir söz, bir üretim, bir gençlik hamlesi, bir ağ, bir puanlama biçimi, bir istem, eski muhatabın gururunu doyurmadığında hemen bu hükmün içine alınır. “Bana hitap etmiyor” dendiği anda söylenen şey şudur: Senden kendime pay çıkaramıyorum; seni muhataplık alanından düşürüyorum; yüzüne bakma yükümlülüğünü üzerimden atıyorum; üretimini tartışma zahmetine girmeden seni sosyal gerçeklikten eksiltiyorum.
Bu hüküm robotlardan önce işliyordu. Robotlar sahneye çıkmadan önce genç üretimler zaten yüz çevirmeyle, alıntılanmamayla, davet edilmemeyle, sahne verilmeyişle, trafik kesmeyle, puanı hükümsüz saymayla, “fazla genç”, “fazla teknik”, “fazla sosyal medya”, “fazla dağınık”, “fazla soğuk”, “fazla kapalı” diye düşürülüyordu. Robotlar bu şiddetin sebebi olarak gelmedi. Robotlar, çoktan dövülmüş, çoktan dışlanmış, çoktan sahneden ve ağdan düşürülmüş istemin sonradan bulduğu muhatap olarak geldi. Bu yüzden robotların gelişi Boomer ittifakı için teknik bir yenilikten çok gurur kırıcı bir iğdiş faktörü oldu. Çünkü eski muhatabın en büyük şantajı olan “bana hitap etmezsen yoksun” cümlesi ilk kez büyük bir delik aldı. İstem, eski yüzlere bakmadan bağlam kurabileceğini, çıktı alabileceğini, dönüşüm isteyebileceğini, kendi kapısını açabileceğini gördü.
Bu mesele kuşak adlarının gevşek magazinine indirgenemez. Burada kuşaklardan kasıt doğum yıllarının kaba kutuları değil, çocuklukta içselleştirilmiş medya terbiyeleridir. Gazete çocukları hitapla, radyo çocukları seslenişle, televizyon-sinema çocukları dramayla, web çocukları trafikle, sosyal medya çocukları puanlamayla, yapay zeka çocukları istemle gerçeklik kazanır. Bu ayrım, medya çocuklukları ve kuşak mutabakatları üstüne kurulan çerçevede açık biçimde yer alır (🔗). Aynı çizgi, ego dismorfisi bağlamında bedensel sonuçlarına kadar indirilir: insan kendi bedenini, sesini, yüzünü, arzusunu, tanısını, politik jestini, kuşak onurunu, sanat imgesini ve yaşama bağını dış formatlara yetiştirmeye başlar; beden bu formatların bedelini çarpıntı, açlık, kusma, panik, ağrı, dissosiyasyon, kendine zarar ve ölüm düşüncesiyle öder (🔗).
Boomer ittifakı bu dizide tek bir kuşağın adı olarak değil, eski medya onurlarının birleşik mahkemesi olarak anlaşılmalıdır. Gazete çocuklarının muhatap alınma hakkı, radyo çocuklarının sesini duyurma hırsı ve televizyon-sinema çocuklarının sahne kurma zorbalığı bu ittifakta birleşir. Bu birleşim, sonraki düzenleri kendine bağlar. Drama kendini yeni bir sahne sanır ama eski hitap kıstasına bağlanır. Trafik kendini ağsal serbestlik sanır ama eski kapılardan geçmeye zorlanır. Puanlama kendini algoritmik görünürlük sanır ama eski temsil mahkemesinden onay bekler. İstem ise bu mahkemeye sığmaz. Çünkü istemin işi eski muhatabın gururunu okşamak değil, bağlam kurmak, kısıt koymak, dönüşüm istemek, çıktı almak, sistemi işletmektir.
Bütün şiddet burada başlar. Boomer ittifakı bir şeyi anlamadan önce ondan kendine ne düşeceğine bakar. Bu genç söz benim gençliğimi doğruluyor mu? Bu üretim benim eski mücadelemi devam ettiriyor mu? Bu acı benim tanıklık otoritemi artırıyor mu? Bu ağ benim eski ağlarımdan geçiyor mu? Bu puan benim beğeni ölçülerime uygun mu? Bu istem bana hocalık, abilik, ablalık, babalık, kuruculuk, mağdurluk, eski devrimcilik, eski sanatçılık, eski entelektüellik payı veriyor mu? Cevap tatmin edici olduğunda hitap gerçekleşmiş sayılır. Cevap tatmin edici olmadığında zımnî düşman hukuku başlar.
Kendine pay çıkarma, başkasının varlık hamlesine kendi egosunu kaçak ortak yazmaktır. Bu işlem sapıkçadır çünkü başkasının yönelişini kendi nesnesinden koparıp eski muhatabın tatmin devresine bağlar. Genç bir metin kendi kavramını kurmak ister; pay çıkarma onu “biz bunu eskiden tartışıyorduk” diye yutar. Genç bir acı kendi gerilimini taşır; pay çıkarma onu “bizim kuşak bunu daha ağır yaşadı” diye ezip dekorlaştırır. Genç bir ağ kendi bağlantı mantığıyla genişler; pay çıkarma onu “bunlar dağınık, kitaplaşmalı, editör görmeli” diye eski kapıya çağırır. Genç bir puan kendi kuşağında karşılık bulur; pay çıkarma onu “like için yazılmış” diye hükümsüz kılar. Genç bir istem bağlam kurar; pay çıkarma onu “robot işi, emeksiz, ruhsuz, kolaycılık” diye düşürür.
Bu zımnî düşman hukuku açık yasak gibi işlemez. Açık yasak varlığı tanır. Burada varlık tanınmadan gömülür. Bir kişi susturulmaz; konuşmasına rağmen duyulmaz. Bir üretim yakılmaz; adının geçmesi engellenir. Bir fikir çürütülmez; “bana hitap etmedi” denerek sosyal hava boşluğuna bırakılır. Bir ağ kapatılmaz; trafiği kesilir. Bir puan silinmez; gerçek sayılmaz. Bir semptom görülür; kişilik kusuru diye geri postalanır. Bir kriz belirir; “drama yapıyor” denir. Bir kendine zarar hattı açılır; estetik poz sayılır. Bir ölüm düşüncesi yaklaşır; karanlık içerik dili, ergenlik veya dikkat çekme sanılır. Şiddetin en büyük ustalığı burada yatar: Kurban, şiddetin kendisini göstermeye çalıştığında bile “abartıyor” hükmüne alınır.
Ego dismorfisi bu yüzden bireysel bir hassasiyet adı gibi kullanılamaz. Dışarıdaki format şiddetinin içeride bedensel borç olarak çalışmasıdır. Büyük Paravan önce “böyle ol” buyruğunu verir; sonra bu buyruğun borcunu bedenden tahsil eder. Hitap et. Duyul. Sahne kur. Trafikte yer tut. Puan al. İstem kur. Profesyonel kal. Kendini ifade et. Acını anlat. Bağlam ver. Bu emirler yalnız dilde kalmaz. Nefese, iştaha, uykuya, mideye, kaslara, cinselliğe, yüze, sese, bakışa, karar ritmine ve yaşama bağının kendisine iner. Format çalıştığında kişi Rehin Ego’ya düşer; başarı gibi görünen şey, kişinin yaşam bağını o imgeye ipotek eder. Format çalışmadığında kişi Ezik Ego’ya düşer; başarısızlık gibi görünen şey, varlığın kendisine saldırıya dönüşür.
Bu yüzden zımnî düşman hukuku yalnız sembolik bir dışlama düzeni değildir; psikosomatik şiddet düzenidir. Hitap düşüşü bedende silinme, içe kapanma, somatik ağrı, uyku bozulması ve yaşam bağının zayıflaması olarak belirir. Drama zorbalığı panik, uykusuzluk, alkol, madde, aile içi patlama, tükenme, dissosiyasyon ve kendine zarar olarak belirir. Trafik kesilmesi migren, mide, kronik stres, sosyal panik, geç kalmışlık yorgunluğu ve pasif ölüm arzusu üretir. Puanlamanın hükümsüz sayılması beden dismorfisi, anorektik kontrol, kendine zarar, dark ölüm estetiği ve görünmezlikten doğan varoluş iptali üretir. İstem dismorfisi arzu bulanıklığı, karar dissosiyasyonu, kendi düşüncesine güvensizlik, otomatik yanıt bağımlılığı ve yaşam talebini dış sisteme devretme olarak açılır.
Robotlar bu yaralanmış alana sonradan girdi. Bu sıra korunmadığında bütün mesele tersine çevrilir. Önce Boomer ittifakının zımnî düşman hukuku vardı. Önce sahne vermeyip bedeni sahne kurmaya zorlayan drama vardı. Önce trafiği kesip sosyal ölüm provası yaptıran ağ kapıcılığı vardı. Önce puanı görünür kılıp gerçek saymayan temsil zorbalığı vardı. Robotlar sonra geldi. Robotların gelişi, bu şiddeti başlatan neden olarak değil, bu şiddetin dışladığı istemin bulduğu geç muhatap olarak anlaşılmalıdır. Robotun iğdiş edici tarafı da buradadır. Boomer ittifakı kendini vazgeçilmez sanarken istem başka bir muhatap buldu. Eski mahkemenin yüzüne bakmadan bağlam kurulabildi. Eski sahneye yara taşımadan çıktı alınabildi. Eski ağ kapılarından geçmeden malzeme işlenebildi. Eski puan mühürüne bakmadan dönüşüm istenebildi.
Hitap: Muhataplık Adı Altında Yok Sayma
Hitap düzeni en eski şantajdır. Bir sözün değerli sayılması için önce eski muhatabı tanıması, onu onurlandırması, ona giriş kapısı açması, onun kendini hâlâ merkezde hissetmesini sağlaması beklenir. Hitap burada karşılıklı seslenme değildir. Hitap, eski muhatabın kendi önemini başkasının sözünden tahsil etmesidir.
Bir genç yoğun bir metin yazar. Metin bağımsız bir kavram örgüsü kurar. Kendi ritmi, kendi yoğunluğu, kendi iç bağlantıları vardır. Eski muhatap metne girip onun örgüsünü izlemek yerine metnin kendisine özel karşılama yapmasını bekler. Metin eski referansları sıraya dizmediği, yaşlı egoya teşekkür borcu ödemediği, büyüklerin zaten bildiğini onaylamadığı, eski kavram ailesine sığınmadığı için hüküm gelir: “Bana hitap etmedi.”
Bu hükümle birlikte üretim tartışma alanından düşer. Artık içeriğin ne açtığı, hangi bağlantıyı kurduğu, hangi sözü mümkün kıldığı konuşulmaz. “Bana hitap etmedi” cümlesi tek başına infaz gibi çalışır. Dışarıdan bakıldığında seçici bir beğeni gibi görünür. İçerideki etkisi ağırdır. Kişi kendi metninden, kendi sesinden, kendi yoğunluğundan kuşkulanmaya başlar. “Belki anlatamıyorum, belki dağınığım, belki gerçekten kimseye konuşmuyorum” duygusu bedene iner. Mide sıkışır, baş ağrır, uyku bölünür, omuz ve çene kasılır, sosyal karşılaşma tehdide dönüşür. Yüzüne bakılmayan kişi sonunda kendi yüzüne de bakmakta zorlanır.
Bu sahne robot öncesidir. Robotlar gelmeden önce bu metinler gömülüyordu. Robotlar gelmeden önce “bana hitap etmedi” cümlesi genç üretimin üzerine kültürlü bir beton gibi dökülüyordu. Robot sonra geldiğinde iğdiş edici etki tam burada başladı. Çünkü istem ilk kez, eski muhatabın kapısında beklemeden bağlam kuran bir yüzey buldu. Robot, eski muhatabın “önce bana hitap et” şartını taşımadı. Bu, Boomer ittifakının gururunu kırdı. Çünkü hitap tekelinin arkasındaki tehdit zayıfladı: artık herkes onun kapısından geçmek zorunda kalmadan çalışabilir bir karşılık bulabiliyordu.
Drama: Sahne Vermeyip Bedeni Sahneye Zorlamak
Drama düzeni hitap zorbalığının sahne biçimidir. Bir üretim ancak yüz, yara, kişisel hikâye, kırılma, travma, aile gerilimi, politik mağduriyet, kader, final ve itiraf taşıdığında değerli sayılır. Yeni bir düşünce kendi açıklığıyla yetmez; dramatik sahneye girmelidir. Yeni bir istem kendi bağlamıyla yetmez; acı tiyatrosuna çevrilmelidir. Yeni bir ağ kendi bağlantısıyla yetmez; karakter ve olay üretmelidir.
Genç biri yapay zeka öncesi dönemde de deneysel bir iş yapmış olabilir. Görsel, metin, ses, arşiv, kavram veya yazılımı birleştiren bir çalışma ortaya koymuş olabilir. Drama düzeni buna hemen şu sorularla yaklaşır: Kişisel hikâyen nerede? Bu seni nerenden yaralıyor? Aile fotoğrafı nerede? Bedenin nerede? Kayıp nerede? Çocukluk nerede? Politik travma nerede? Sahne nerede?
Üretim kendi istemiyle duramaz. Kabul görmek için acısını sahnelemek, yüzünü malzeme yapmak, bedenini kanıt göstermek, geçmişini dramatik girişe çevirmek zorunda kalır. Böylece genç üretici görünürlük elde ettiğinde bile kendi üretiminin öznesi olarak görünmez. Yaralı figür, kırılgan beden, yalnız genç, travmatik sanatçı, karanlık kuşak, robotlarla konuşan kayıp nesil gibi kişilik dekorlarına bağlanır. Format tuttuğunda Rehin Ego başlar. Artık o kişiden hep aynı yara, aynı kırılganlık, aynı karanlık, aynı sahne beklenir. Format tutmadığında Ezik Ego başlar. Sahnesi kapanmayan kişi ilgiyi toplayamayan, finali gelmeyen, acısı bile görülmeyen biri gibi çöker.
Drama düzeninin psikosomatik şiddeti buradadır. Sahne verilmeyen beden kendi sahnesini kurmaya başlar. Panik sahne olur. Uykusuzluk sahne olur. Alkol ve madde sahne olur. Aile içi patlama sahne olur. Tükenme sahne olur. Kusma, kesik, donma, kopma, dissosiyasyon sahne olur. İntihar düşüncesi son sahne gibi belirir. Boomer ittifakı sonra bu bedensel sahneyi “drama yapıyor” diye suçlar. Önce sahneyi gasp eder, sonra beden sahne kurunca onu ahlaken küçültür.
Robot burada da sebep değildir. Bu sahne zorbalığı robotlardan önce vardı. Robotlar geldiğinde istemin dramaya çevrilmeden işlenebilmesi mümkün hale geldi. Bir kişi artık her üretimini yarayla, aile kırılmasıyla, kişisel itirafla, temsil edilebilir acıyla paketlemeden bağlam kurabildi. Bu Boomer drama düzeni için iğdiş edici oldu. Çünkü sahne tekeli kırıldı. Eski muhatap, “yarayı bana getir, ben seni sahneye alayım” diyerek kurduğu gurur ekonomisini kaybetmeye başladı.
Trafik: Ağdan Düşürme Yoluyla Sosyal Ölüm
Trafik düzeni zımnî düşman hukukunun dolaşım tekniğidir. Bu düzende şiddet açık saldırıyla değil, geçişlerin kesilmesiyle işler. Bir kişi yazmaya, üretmeye, arşiv oluşturmaya, kavram kurmaya, link vermeye, bağlantı örmeye devam eder. Ama adı geçmez, işi paylaşılmaz, panele çağrılmaz, okuma listesine alınmaz, kurumlara sokulmaz, ana akım dolaşıma bağlanmaz. Böylece kişi yaşarken sosyal ölüm provası yapar.
Bağımsız bir site düşünelim. Yıllarca metinler birikir. Kavramlar birbirini çağırır. Yazılar arasında bağlantılar kurulur. Ses düzeni, düşünce ritmi, arşiv mantığı oluşur. Boomer ittifakı bu siteye bakar ve kendi eski trafik alışkanlığını bulamadığı için “dağınık”, “fazla niş”, “editör görmeli”, “kitaplaşmalı”, “nereden başlanacağı belli değil” der. Aynı mesele daha sonra eski bir akademisyen, kültür figürü veya medya yüzü tarafından daha hitap edici, daha dramatik, daha kurumsal biçimde söylendiğinde trafik açılır. Podcastler, paneller, dosyalar, davetler, alıntılar başlar.
Bu durumda bağımsız üretici yalnız kıskançlık yaşamaz. Daha ağır bir bedensel cümleye düşer: “Ben oradaydım, ama var sayılmadım.” Trafikten düşürülmek ağ çağında bedene boğulma gibi iner. Migren, mide, kronik stres, sosyal panik, geç kalmışlık yorgunluğu, pasif ölüm arzusu buradan doğar. Kişi sürekli yetişememiş, kapının önünde kalmış, yanlış ağda sıkışmış, yoğunlukta kaybolmuş hisseder. Sonra bu semptomlar yine kişisel sorun diye geri çevrilir: fazla alıngan, fazla takıntılı, fazla yalnız, fazla dağınık.
Trafik kesme robot öncesidir. Robotlardan önce bağımsız ağlar görmezden geliniyordu. Robotlardan önce kapıcılık vardı. Robotlardan önce “bizden geçmeyen dolaşıma giremez” tehdidi çalışıyordu. Robotların iğdiş edici etkisi burada belirir: Eski ağ kapıları dışında da malzeme işlenebilir hale geldi. Bir arşiv robotik bağlamda okunabilir, ilişkilendirilebilir, dönüştürülebilir, yeni istemlere açılabilir. Bu, Boomer trafik gururunu kırar. Çünkü trafik artık yalnız davet, panel, dergi, kurum, medya ve eski ağ geçişleriyle ölçülemez. Yine de tarihsel sıra korunur: önce trafik zorbalığı, sonra robotik işlem kapısı.
Puanlama: Görünürlük Verip Gerçekliği Geri Almak
Puanlama düzeni sosyal medya çağının hem vaadi hem tuzağıdır. Z kuşağı görünür olmak için beğeni, yorum, paylaşım, takipçi, erişim, trend, destek, tepki ve iptal dinamiklerinin içinden geçer. Bir söz, bir beden, bir acı, bir mizah, bir politik öfke, bir estetik tavır puanlanabilir hale gelir. Fakat Boomer ittifakı burada da son mahkeme olarak kalır. Puan alınsa bile soru değişmez: Bu puan bize hitap ediyor mu?
Hitap ediyorsa puan sahiplenilir. “Gençler sonunda bizim dediğimiz yere geldi” denir. Hitap etmiyorsa puan hükümsüz sayılır. “İnternet köpüğü”, “like için yazılmış”, “derinliksiz”, “çok agresif”, “çok ironik”, “sahici değil”, “bir gün büyüyünce anlarlar” denir. Böylece genç kişi iki ayrı mahkemeye çıkar. Algoritmaya göre görünür olmalıdır. Boomer ittifakına göre makbul olmalıdır. Hem puanlanabilir hem de eski muhatabın kendine pay çıkarabileceği kadar dramatik, saygılı, yaralı veya temsil edilebilir olmalıdır.
Bu çift kıskacın bedensel sonucu serttir. Kişi kendi bedenini, yüzünü, sesini, politik jestini ve acısını puanlanabilir malzemeye dönüştürür. Puan gelirse Rehin Ego başlar. Aynı karanlık, aynı kırılganlık, aynı öfke, aynı estetik, aynı yaralı persona tekrar istenir. Puan gelmezse Ezik Ego başlar. Görülmedim, sayılmadım, değerim çıkmadı, yokum duygusu bedene iner. Beden dismorfisi, anorektik kontrol, dissosiyasyon, kendine zarar, dark ölüm estetiği ve intihar düşüncesi burada birbirine bağlanır.
İntihar düşüncesi bu düzende gökten düşen yabancı bir karanlık gibi belirmez. Görünürlük yaşama bağının yerine geçtiğinde, görünürlüğün hükümsüz sayılması varlık iptaline dönüşür. Puan alınmış olabilir; ama puan gerçek sayılmadığında kişi görünür halde yok sayılır. Bu, görünmezlikten daha ağır bir durumdur. Görüldüğü halde gerçek sayılmamak, sosyal dünyanın içinde hayalet gibi dolaşma hissi üretir. Yokluk daha tutarlı görünmeye başladığında ölüm düşüncesi Ezik Ego’nun en karanlık sonucuna yaklaşır.
Robotlar burada da sonradan gelir. Puanlama zorbalığı robotlardan önce vardı. Gençler robotlardan önce de skorlanıyor, sonra skorları hükümsüz sayılıyordu. Robotun gelişi, puanlama dışında bir istem alanı açtığı için Boomer ittifakını yaraladı. Bir şeyin varlık kazanması için illa görünürlük yarışından geçmesi, sonra eski temsil mahkemesinden onay alması gerekmediği fikri belirdi. İstem, puan yerine bağlama dönebildi. Bu, puan mühürleme yetkisini iğdiş etti. Ama robot yine masum bir kurtuluş figürü olmadı; istemin kendi dismorfisini beraberinde getirdi.
İstem: Önce Dövülen, Sonra Robotlara Giden Şey
İstem düzeni önceki düzenlerden farklı çalışır. Hitap “bana konuş”, drama “bana sahne kur”, trafik “benim ağımdan geç”, puanlama “beni say ve bana saydır” der. İstem ise “bağlam bu, malzeme bu, kısıt bu, dönüşüm bu, çıktı bu yönde olsun” der. Bu yüzden istem Boomer ittifakına hitap etmez. Çünkü eski muhatabın gururunu merkezde tutmaz. Ona hocalık payı, tanıklık payı, sahne payı, ağ kapıcılığı payı, temsil mühürü payı vermeden işlem ister.
İstem robotlara doğal bir teknoloji merakıyla gitmedi. Önce insanî muhataplık alanında dövüldü. “Bana hitap etmiyor” dendi. “Draması yok” dendi. “Trafiği yok” dendi. “Puanı köpük” dendi. “Çok teknik” dendi. “Robot işi gibi” dendi; robot henüz ortada büyük bir toplumsal muhatap olarak belirmeden bile bu suçlama hazırdı. Çünkü Boomer ittifakı, kendinden pay çıkaramadığı her şeyi soğuk, ruhsuz, mekanik ve emeksiz saymaya zaten yatkındı. Robot geldiğinde bu eski suçlama yeni nesne buldu.
Robotik muhataplık tam burada devreye girdi. Robot, ilk anda eski muhatabın yaptığı şeyi yapmaz. “Benden önce bana saygı göster, benim geçmişimi doğrula, benim sahnemi kur, benim ağımı kullan, benim puanımı gerçek say” demez. Bağlam ister. Malzeme ister. Kısıt ister. Dönüşüm ister. Bu yüzden istem, robotta bir rahatlama bulur. Bu rahatlama Boomer ittifakının gururunu kırar. Çünkü eski muhatap kendini vazgeçilmez sanıyordu. Genç söz, genç üretim, genç ağ, genç puan, genç istem onun yüzünü beklemek zorunda sanılıyordu. Robot bu zorunluluğu zayıflattı.
Bu iğdiş edici etki, robot karşıtlığındaki kültürel öfkenin arka planında durur. Görünen itiraz emek, sahicilik, insanlık, yaratıcılık, dikkat, kültür ve ruh sözleriyle yapılır. Altında daha kırılgan bir gurur vardır: “Artık bize sormadan yapabiliyorlar.” Boomer ittifakı robotlara yalnız teknik risk olarak öfkelenmez. Kendi muhataplık tekelinin kırılmasına öfkelenir. Çünkü robot, dışlanan isteme bir geçit açar. Bu geçit tam da eski düşman hukukunun etkisini azaltır.
Fakat bu rahatlama kendi karanlığını taşır. Robotlara hitap eden istem yeni bir aynaya bağlanır. Kişi iyi çıktı aldığında kendini güçlü hisseder; ama bu güç hızla Rehin Ego’ya dönüşebilir. “İyi prompt yazdığım sürece varım, bağlamı yönettiğim sürece zekiyim, sistemden sonuç aldığım sürece değerliyim” duygusu başlar. Kötü çıktı aldığında Ezik Ego açılır. “Ne istediğimi bile bilmiyorum, düşünemiyorum, bağlam kuramıyorum, robot bile beni toparlayamıyor” hissi gelir. Bu artık beden aynasındaki bozulma kadar, istem aynasındaki bozulmadır. İnsan yalnız yüzünü yanlış görmez; ne istediğini de yanlış ölçüde yaşamaya başlar.
İstem dismorfisi burada oluşur. Kişi kendi arzusunu eksik, kendi bağlamını düşük, kendi kararını bulanık, kendi düşüncesini dağınık hisseder. Robotik yanıt düzenli göründükçe kendi zihni yetersiz görünür. Otomatik yanıt rahatlatır; rahatlama bağımlılığa dönebilir. Karar dış sisteme devredildikçe yaşam talebi de dış sisteme yaklaşır. Boomer ittifakının pay çıkarma zorbalığından kaçan istem, bu kez çıktı alma aynasına rehin düşebilir.
Psikosomatik Şiddetin Tek Anlatısı
Bütün düzenleri ayrı ayrı düşünmek meseleyi zayıflatır. Hitap, drama, trafik, puanlama ve istem aynı şiddet zincirinin farklı yüzleridir. Hitap muhataplıktan düşürür. Drama sahneye zorlar. Trafik dolaşımdan keser. Puanlama görünürlük verip gerçekliği geri alır. İstem bu mahkemeden dışlandığı için robotlara gider. Beden ise bütün bu süreçleri tek bir iç cephede yaşar.
Bir kişi önce “bana hitap etmiyor” hükmüyle karşılaşır. Sonra sahneye çıkabilmek için acısını dramatize etmeye zorlanır. Ardından ağı kesilir, adı geçirilmez, linki paylaşılmaz, daveti gelmez. Bir biçimde sosyal medyada puan aldığında bu kez puanı gerçek sayılmaz. Bütün bunların ardından semptom verdiğinde semptomu da ona karşı kullanılır. Panik “abartı”, uykusuzluk “düzensizlik”, mide “stres”, migren “hassasiyet”, sosyal çekilme “asosyal kişilik”, kendine zarar “dikkat çekme”, ölüm düşüncesi “karanlık poz” sayılır. Böylece dış şiddetin bedensel sonucu tekrar kişiye suç olarak yüklenir.
Bu kapalı devre, psikosomatik zorbalığın merkezidir. Dışarıdaki zımnî düşman hukuku içeride bedensel alarm üretir. Bedensel alarm dışarıda yeni bir itibarsızlaştırma gerekçesine çevrilir. Kişi hem dışlanır hem de dışlanmaya verdiği bedensel yanıt yüzünden suçlanır. Bu yüzden süreç intihara yöneltici bir düzen kazanabilir. İntihar düşüncesi tek bir olayın sonucu olarak değil, sürekli muhataplıktan düşürülmenin, sahnesiz bırakılmanın, trafikten kesilmenin, puanı hükümsüz sayılmanın ve semptomun geri çevrilmesinin birikimli sonucudur. Kişi yaşama bağını taşıyan bütün dış yüzeylerden tek tek düşürüldüğünde, yokluk daha tutarlı görünmeye başlar.
Robotların gelişi bu zincirin sonunda yer alır. İstem robotlara gittiğinde, bu gidişin arkasında teknolojik heves kadar insanî muhataplık alanında yaşanmış zımnî şiddet bulunur. Robotlara hitap eden kişi çoğu zaman insanlardan kaçıyor değildir; insanî muhataplığın pay çıkarma zorbalığından kaçıyordur. Robotun bağlam istemesi, eski muhatabın ego vergisine kıyasla daha temiz görünür. Fakat robotik muhataplık da yaşam bağını güvenceye alan bir sığınak olarak kalmaz. İstem orada da ölçülür, çıktıya bağlanır, performanslaşır, rehinleşir.
Boomer İttifakının Kırılan Gururu
Robotların gelişi Boomer ittifakında bu kadar sert bir huzursuzluk yarattıysa, sebep yalnız teknolojik işsizlik, telif, emek, eğitim veya dikkat meselesi değildir. Bunlar görünür yüzeylerdir. Daha derinde gurur kırılması vardır. Boomer ittifakı yıllarca kendini muhataplık kapısı olarak kurdu. Bir şey değerli olmak istiyorsa ona hitap edecekti. Sahne istiyorsa onun dramasına girecekti. Dolaşım istiyorsa onun ağından geçecekti. Görünürlük istiyorsa onun temsil ölçüsüne göre okunacaktı. Robot bu kurguyu iğdiş etti.
Robot, dışlanan isteme şunu gösterdi: Eski muhataplık tek kapı değil. Bağlam kurmak için hocalık onayı gerekmiyor. Dönüşüm istemek için dramatik yara göstermek gerekmiyor. Malzemeyi işletmek için eski ağ kapısından geçmek gerekmiyor. Çıktı almak için sosyal medya puanının kutsanması gerekmiyor. Bu fark, Boomer ittifakının kültürel erkekliğini, abilik-ablalık gururunu, hocalık merkezini, tanıklık saltanatını, sahne ve ağ kapıcılığını yaraladı.
Bu yaralanma, robot karşıtı söylemlerde sık sık ahlak diliyle konuşur. “Emek yok”, “ruh yok”, “insanlık kayboluyor”, “her şey yapaylaşıyor”, “gençler artık düşünmüyor”, “kolaycılık yayıldı” gibi cümleler kurulur. Bu cümlelerin bir kısmı gerçek sorunlara temas edebilir. Ama Boomer ittifakı içindeki duygusal çekirdek daha çıplaktır: Kendi üzerinden geçmeyen bir üretim devresi oluşmuştur. Eski muhatap kendini artık zorunlu aracı olarak dayatmakta zorlanmaktadır. Bu, gurur kırıcıdır. Bu, iğdiş edicidir.
Yine de robotların gelişini kurtuluş masalına çevirmek aynı makineye başka bir kapıdan girmek olur. Robotik muhataplık, Boomer ittifakının pay çıkarma zorbalığını kırarken yeni bir ölçü getirir. Artık soru “bana hitap ediyor mu?” yerine “istem iyi kuruldu mu?” olur. Bu soru özgürleştirici bir açıklık da taşır, yeni bir baskı da taşır. İstem kuramayan kişi teknik olarak zorlanmakla kalmaz; kendi arzusunu bile formüle edemediğini sanabilir. İyi istem kuran kişi güçlenmekle kalmaz; istem performansına rehin düşebilir. Böylece Boomer ittifakının kırılan gururunun ardından istem çağının yeni dismorfisi başlar.
Sonuç Yerine: Önce Şiddet Vardı, Robot Sonra Geldi
İstemler robotlara hitap ediyor çünkü insanî muhataplık alanı çok daha önce pay çıkarma zorbalığıyla çürütüldü. “Bana hitap etmiyor” cümlesi yıllarca genç sözleri, bağımsız ağları, yeni üretimleri, puanlama biçimlerini ve isteme doğru kayan varlık hamlelerini muhataplıktan düşürmek için kullanıldı. Bu düşürme yalnız sembolik düzeyde kalmadı. Bedene indi. Panik, uykusuzluk, migren, mide, sosyal panik, dissosiyasyon, beden dismorfisi, kendine zarar ve intihar düşüncesi gibi ağır semptom hatları bu dışlama düzeninin iç borcu olarak çalıştı.
Drama, trafik ve puanlama yeni düzenler gibi görünse de eski hitap mahkemesine bağlı kaldı. Drama sahne verdiği kişiyi yarasına rehin aldı, sahne vermediği kişiyi bedeniyle sahne kurmaya itti. Trafik dolaşıma aldığı kişiyi ağlara bağladı, dışladığı kişiye sosyal ölüm provası yaptırdı. Puanlama görünürlük verdi, sonra Boomer ittifakı bu görünürlüğü gerçek saymadığında kişiyi görünür halde yokluğa itti. Bütün bu zorbalık robotlardan önce gerçekleşti.
Robot sonra geldi. Robotların gelişi, bu şiddetin dışladığı isteme geç bir muhatap açtı. Bu yüzden robotlar Boomer ittifakının gururunu kırdı. Eski muhatap artık tek kapı olarak kalamadı. Her söz onun yüzüne bakmak zorunda kalmadı. Her üretim onun sahnesine yara taşımak zorunda kalmadı. Her ağ onun davetinden geçmek zorunda kalmadı. Her görünürlük onun mühürünü almak zorunda kalmadı. İstem, bağlam kurup başka bir yüzeye seslenebildi.
Bu yeni yüzey de masum bir cennet değildir. Robotlara hitap eden istem yeni bir aynaya bağlanır; iyi çıktı Rehin Ego, kötü çıktı Ezik Ego üretebilir. Ama tarihsel sıra açıktır: Önce zımnî düşman hukuku vardı. Önce pay çıkarma sapkınlığı vardı. Önce psikosomatik şiddet vardı. Robotlar sonra geldi; şiddetin nedeni olarak değil, dışlanan istemin bulduğu geç muhatap ve Boomer ittifakının kırılan gururunun adı olarak.






























Geri bildirim: Spricht mich nicht an: Warum Aufforderungen jetzt Roboter adressieren – Žižekian Analysis
Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Türk Efsanelerinde Drammaxxing | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Drammaxxing in Turkish Legends – Žižekian Analysis
Geri bildirim: Bir Kuşağın Nihayeti, Ötekinin Maruziyeti: Sayılmadan İşletilmeye Kuşaklar Arası Alerji Zinciri | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: The End of One Generation, the Exposure of Another: The Intergenerational Allergy Chain from Being Counted to Being Put to Work – Žižekian Analysis
Geri bildirim: Kuşaklar — özel sayfa | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER