Traumdeutung’da Kanırtma Odakları

(playlist)

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

(İngilizcesi ve Almancası)

Freud’un Traumdeutung’da yaptığı şey, rüyayı hazır bir şifre gibi çözmekten çok, rüyada öne çıkan öğenin hangi çağrışım yollarını üstüne aldığını göstermektir. Rüyanın açık sahnesinde küçük görünen bir şey, yorum ilerledikçe birçok yaşantıyı, sözü, bedensel duyguyu, mesleki kaygıyı, çocukluk anısını ve güncel olayı aynı anda taşımaya başlar. Bu taşıma, Freud’un rüya çalışması dediği işlemin merkezindedir. Rüya çalışması, uyanık düşünceyi doğrudan tekrar etmez; onu yoğunlaştırır, yer değiştirir, görsel bir sahneye çevirir, kimi yerde sözcüğü resim gibi kullanır, kimi yerde bedeni açıklama alanı hâline getirir. Traumdeutung’un ana metni bu işlemleri rüya örnekleri üzerinde sabırla gösterir (🔗).

Kanırtma odağı kavramı bu Freudçu işleyişe dışarıdan bir sembol listesi eklediğinde zayıflar. Güçlü kullanımı başka yerdedir. Kanırtma odağı, rüyada hangi öğenin anlamı temsil ettiğini sormaz. Hangi öğe üzerinden bağlamın işlemeye başladığını sorar. Semptomatik kanırtma üzerine yazılan metin de bunu aynı kesinlikle kurar: Bir kişi, aile, kurum, devlet, kültür ya da bilinçdışı düzen, doğrudan taşıyamadığı bir bağlamı başka bir yüzey üzerinden zorlar; o yüzey artık yalnız kendi işlevini yürütmez, bağlam onun üzerinde çalışmaya başlar (🔗). İngilizce metindeki aynı formül, X’i sembol veya temsil yerine sahnede işlemeye başlayan yüzey olarak tarif eder (🔗).

Bu kavram Freud’a uygulanırken dikkat gereken yer burasıdır. Irma rüyasında boğazın, botanik monografi rüyasında kitabın, R amca rüyasında yüzün, Count Thun rüyasında geçiş ve araba düzeninin, Autodidasker rüyasında uydurma sözcüğün, Non vixit rüyasında görülen Latince hükmün, yanan çocuk rüyasında çocuğun çağrısının, Uclamparia — wet rüyasında tabeladaki bozuk yazının öne çıkması rastgele bir parlaklık etkisi taşımaz. Her birinde rüya, bir bağlamı en küçük işlenebilir yüzeye bağlar. Bu yüzey bazen beden olur, bazen kitap başlığı, bazen yüz, bazen istasyon kapısı, bazen sözcük, bazen yazıt, bazen sesleniş, bazen tabela. Freud’un yorumlama tarzı da her defasında aynı dikkatle ilerler: önce rüyanın açık sahnesi alınır, sonra bu sahnede en fazla çağrışım toplayan öğeye gidilir, sonra bu öğenin hangi gündüz artığına, hangi çocukluk parçasına, hangi mesleki duyguya, hangi bedensel uyarana ve hangi dileğe bağlandığı açılır.

Rüya yorumunda kanırtma odağı bu yüzden rüyanın süsü sayılabilecek bir ayrıntı değildir. Rüyanın kendi işlemini üstünde yürüttüğü noktadır. Freud’un örneklerinde bu nokta çoğu zaman çarpıcıdır, fakat çarpıcılık tek başına ölçüt sayılmaz. Ölçüt, o öğenin yorumda ne kadar iş gördüğüdür. Irma’nın ağzı açıldığında yalnız bir boğaz muayenesi başlamaz; Freud’un hekimlik sorumluluğu, hastanın direnci, kadın bedenine bakış, organik hastalık ihtimali, meslektaş rekabeti ve suçtan aklanma isteği aynı ağızda toplanır. Botanik monografi görüldüğünde yalnız kitap hatırlanmaz; bilimsel yazarlık, kokain çalışması, meslektaş borcu, çiçek adları ve ailevi armağan sahnesi aynı başlıkta çalışır. R’nin sarı sakallı yüzü belirdiğinde yalnız arkadaşın yüzü değişmez; amca Joseph, suç, aptallık, profesörlük beklentisi ve Freud’un kendini ayrı tutma isteği aynı yüzde birleşir.

Freud’un rüyaları bu bakımdan tutarlı bir hareket izler. Rüya sahnesi bir şeyi ortaya çıkarır; yorum o şeyin arkasındaki çağrışım zincirlerini saymaya başlamaz, o şeyin niçin bu kadar çağrışımı taşıyabildiğini gösterir. Kanırtma odağı tam burada belirir. Rüya, bağlamı geniş bir açıklama olarak sunmak yerine bir geçide bağlar. Boğaz, ağız, yüz, kitap, kapı, araba, kelime, yazıt, tabela ve çağrı bu yüzden Freud’un anlatısında yalnız nesne veya söz olarak kalmaz. Her biri, yorum ilerledikçe bir işlem yerine dönüşür.

Irma’nın Enjeksiyonu: Açılan Ağız, Hekimlik Suçu ve Savunmanın Başlaması

Irma rüyası Freud’un kendi yöntemi için örnek seçtiği rüyadır. Freud Bellevue’de büyük bir salonda konukları ağırlar. Karısı için doğum günü hazırlığı vardır. Konuklar arasında Irma da bulunur. Freud onu kenara çeker ve hâlâ ağrıları varsa bunun kendi suçu olduğunu söyler; çünkü Freud’un sunduğu çözümü kabul etmiştir. Irma boynunda, karnında ve midesinde ağrılar duyduğunu söyler. Freud onu pencereye götürür, boğazına bakmak ister. Irma biraz direnir. Freud ağzın içinde beyaz lekeler, kabuklar ve garip görünümler bulur. Dr. M gelir, Otto ve Leopold sahneye katılır. Rüyanın sonunda Irma’nın rahatsızlığı Otto’nun yaptığı uygunsuz enjeksiyona, kullanılan maddeye ve temiz olmayan şırıngaya bağlanır.

Freud yorumda ilk cümleden itibaren kendi sorumluluk duygusunu yakalar. Irma’ya rüyada söylediği söz, “ağrıların sürüyorsa suç sende” anlamına gelir. Freud uyanık yaşamında da o dönemde hastasına çözümü bildirdiğinde kendi işinin tamamlandığını düşündüğünü söyler. Bu düşüncenin gerisinde hekim olarak başarısızlık suçundan sıyrılma isteği vardır. Rüyanın sonunda bu sıyrılma daha büyük savunma biçimine kavuşur. Irma direnmiştir; hastalığı organiktir; dul olmasıyla bağlantılıdır; Otto dikkatsiz enjeksiyon yapmıştır; şırınga temiz değildir. Freud bu açıklamaların birbirini dışladığını da belirtir. Tam da bu çokluk, rüyanın savunma niteliğini keskinleştirir. Bir tek gerekçe geçerli sayılsa bile Freud aklanır.

Kanırtma odağı burada “Irma” adıyla sınırlı tutulduğunda Freud’un kendi metnine haksızlık yapılır. Freud yorumda Irma’nın yerine başka kadınların geçtiğini açıkça gösterir. Irma’nın solgun ve şiş görünmesi kendi hastasına uymaz. Ağzını açmaktaki direnç, başka bir muayene anısını getirir. Penceredeki duruş, Irma’nın yakın kadın arkadaşını çağırır. Boğazdaki beyaz leke bu arkadaştaki difteri zarını, Freud’un kızının ağır hastalığını, kokain kullanımını ve burun mukozasındaki korkulan yıkımı çağırır. Freud sonunda Irma’nın rüyada kolektif bir imge hâline geldiğini söyler. Birçok kişi Irma’nın arkasına saklanır; rüya onları tek kişide yoğunlaştırır.

Bu nedenle kanırtma odağı daha kesin biçimde Irma’nın açılan ağzıdır. Rüya ağzı açtırdığı anda hekimlik sahnesi başlar. Hasta konuşur, fakat konuşma yetmez; bedenin içi görülmek ister. Hekim bakar, fakat bakış güvence vermez; organik hastalık korkusu başlar. Organik hastalık korkusu hekimi korkutur gibi görünür, aynı zamanda onu aklar; çünkü organik hastalık psikanalitik tedavinin alanı dışında kalır. Ağız bu yüzden söz ile muayenenin ortak eşiğidir. Irma’nın ağzı açıldığında Freud’un mesleki vicdanı da açılır. Ağız, suçun ve aklanmanın geçtiği yer hâline gelir.

Freud’un anlatısında bu odağın kanırtıcı gücü, savunmanın kendi kendini çoğaltmasında görülür. Rüya bir açıklamaya yerleşip durmaz. Irma suçlu olur, hastalık organik olur, Otto suçlu olur, şırınga suçlu olur. Rüyanın açıklamaları art arda dizildikçe hekimlik sorumluluğu daha görünür hâle gelir. Açıklama rahatlatıcı biçimde geldiği anda yeni bir açıklama ihtiyacı üretir. Freud’un ünlü kazan savunması benzetmesi burada çıkar: Bir adam komşusundan aldığı kazanı delik döndürmekle suçlanınca önce sağlam döndürdüğünü, sonra zaten delik aldığını, sonra da kazanı hiç almadığını söyler. Irma rüyasının savunması da böyle çalışır. Her gerekçe Freud’u kurtarır; gerekçelerin birlikte duruşu savunma telaşını açığa çıkarır.

Irma’nın ağzı bu yüzden kanırtma odağıdır. Rüya, Freud’un doğrudan üstlenmekte zorlandığı hekimlik sorumluluğunu ağız üzerinden işler. Ağız yalnız konuşma organı gibi durmaz; muayene açıklığı, kadın bedenine bakış, organik hastalık, meslektaş çağrısı, suç aktarımı ve aklanma dileği aynı geçitte toplanır.

Botanik Monografi: Silinen Bitki Adı, Bilimsel Yazı ve Armağan Sahnesi

Botanik monografi rüyası kısa görünür. Freud bir bitki üzerine monografi yazmıştır. Kitap önündedir. Katlanmış renkli bir levhayı çevirir. Her nüshaya herbaryumdaki gibi kurutulmuş bir bitki örneği bağlanmıştır. Rüyanın açık sahnesi sakindir. Fakat yorum ilerledikçe bu kitap, Traumdeutung’un yoğunlaşma işlemini en açık biçimde gösteren örneklerden biri olur.

Freud rüya gününde bir kitapçı vitrininde Cyclamen cinsi üzerine bir monografi gördüğünü söyler. Rüyada Cyclamen adı görünmez; yalnız botanik monografi kalır. Bu eksilme yorumun ana hareketidir. Freud “botanik monografi”nin önce kendi kokain çalışmasına bağlandığını belirtir. Kokain çalışması göz hekimi Koenigstein’a, onunla önceki akşam yaptığı kesintiye uğramış konuşmaya ve meslektaşlar arasında tıbbi hizmetlerin karşılığı üzerine düşüncelere açılır. Böylece rüyadaki kitap, gündüzün önemsiz izini psikolojik bakımdan yüklü bir deneyime bağlayan ortak ara terim olur.

Aynı ifade iki parçaya ayrılır. “Botanik” kısmı Gärtner adına, onun çiçek açmış eşine, Flora adlı hastaya ve unutulan çiçek hikâyesine açılır. “Monografi” kısmı bilimsel yazı, özel çalışma, mesleki tanınma ve Freud’un kendi yayın belleğine bağlanır. Bir yandan vitrinde görülmüş sıradan kitap vardır; diğer yanda Freud’un kendi bilimsel yazarlığı, kokain çalışması ve mesleki çevredeki borç ilişkisi vardır. Rüya bu iki yolu aynı başlıkta buluşturur.

Kanırtma odağı bu yüzden yalnız kitap değildir. Daha doğru nokta, Cyclamen adının silinmesiyle kalan “botanik monografi” biçimidir. Özel bitki adı kalsaydı çağrışım tek botanik nesneye doğru daralırdı. Rüya özel adı çıkarır, başlığı genişletir. Bu genişletme sayesinde kitap hem bilimsel çalışma hem çiçek sahnesi hem armağan hem kadın adı hem meslektaşlık ilişkisi taşır. Rüya, bir bitkiyi konu eden kitabı Freud’un yazarlık ve takdir sahnesine bağlar; aynı anda çiçekler üzerinden ev ve armağan alanına uzanır.

Buradaki kanırtma Irma rüyasındaki bedensel açıklama telaşına benzemez; daha sessiz çalışır. Freud’un mesleki kendilik duygusu, kitap nesnesi üzerinden düzenlenir. Monografi, yazılmış, basılmış, çoğaltılmış, resimlenmiş ve her nüshasına bitki örneği eklenmiş bir nesnedir. Bu ayrıntı önemlidir. Rüyada bilgi yalnız düşünce olarak durmaz; kâğıda, levhaya ve kurutulmuş örneğe bağlanır. Bilimsel yazı, görülebilir ve tutulabilir bir şey olur. Freud’un kendi kokain yazısı da böyle bir nesne olarak geri döner.

Botanik monografi rüyasında kanırtma odağı, gündüzün küçük vitrini ile Freud’un bilimsel özgeçmişi arasında kurulan başlıktır. Bu başlık rüyanın yüzeyi olur. Rüya, mesleki tanınma ve kişisel armağan bağlamını uzun açıklamalarla açmaz; bir kitabı önüne koyar. Freud kitabın adından yürüdükçe kitap çoğalır. Bu çoğalma rüyanın çalışmasıdır.

R Amcamdır: Sarı Sakallı Yüz, Mesleki Umut ve Sevecen Örtü

R amcamdır rüyası biçimce çok yalındır. Freud rüyada “Arkadaşım R amcamdır” diye düşünür. Ona büyük bir sevgi duyar. Sonra R’nin yüzünü biraz değişmiş görür. Yüz uzamıştır; sarı sakal özellikle belirgindir. Freud önce rüyayı saçma bulur. Sonra kendi yöntemini kendine uygular: Bir hasta “bu saçma” deyip yorumdan kaçsa, bunun bir direniş olduğunu söylerdim, der ve yoruma başlar.

Freud’un gerçek amcası Joseph’tir. Aile tarihinde Joseph’in cezalandırılmış bir işi vardır; Freud’un babası onu kötü biri saymaktan çok “basit” biri olarak anar. R rüyada Joseph’e dönüştüğünde ilk sonuç şudur: R basit biridir. Fakat yüz bu ilişkiyi yalnız düşünce olarak bırakmaz. Uzun yüz ve sarı sakal amcaya aittir. R koyu saçlıdır; yaşlanırken sakalı sarımsı-kahverengi tonlara dönmektedir. Freud kendi sakalında da aynı yaşlanma tonunu görür. Böylece rüyadaki yüz, R’nin ve amcanın üst üste basıldığı bir yüz olur. Freud bunu bileşik fotoğrafa benzetir.

Yorum burada mesleki bağlama açılır. Freud’un R ve başka bir meslektaşı N ile ilişkisi profesörlüğe atanma beklentisi etrafında döner. R’nin atanması bazı nedenlerle gecikmiştir. N de bir şikâyet meselesinden söz eder. Freud rüyada iki meslektaşı iki kusur hattına yerleştirir: biri basitlik, öteki suç çağrışımı taşır. Böylece ortak kader bağı kırılır. Eğer R ve N’nin atanması kendilerine özgü kusurlarla açıklanırsa, Freud’un kendi atanma umudu korunur. Freud bu rüyanın dileğini açıkça böyle kurar: Arkadaşların durumunu kendi durumundan ayırmak ve profesörlük beklentisini sürdürmek.

Kanırtma odağı burada R kişisi olarak alınırsa Freud’un en dikkatli ayrıntısı kaybolur. Odağın tam yeri sarı sakallı kompozit yüzdür. Rüyada yüz bir kişiyi göstermez; bir yargı yüzeyi olur. Arkadaş, amca, aile utancı, basitlik, suç, mesleki rekabet, atanma umudu ve Freud’un kendi yaşlanma işareti aynı yüzde tutulur. Freud’un sevgi duygusu da bu yüzeyin çevresinde çalışır. R’ye duyulan büyük sevgi, yorumda açığa çıkacak küçültücü düşünceye karşı duran bir örtü gibi davranır. Freud, rüyadaki sevginin gizli düşünceye ait olmadığını, ona karşı durduğunu ve yorumu saklamaya yaradığını belirtir.

Yüzün kanırtıcı gücü burada iki yönlüdür. Bir yandan rüya R’yi amcalaştırarak küçültür; öte yandan abartılı sevgiyle bu küçültmeyi yumuşatır. Bu yumuşatma rüyayı masumlaştırmaz; rüyada işleyen dileği daha ince hâle getirir. Freud arkadaşlarını gerçekten böyle gördüğünü ileri sürmez; rüya dileğinin onları böyle konumlandırdığını söyler. Traumdeutung’un etiği burada önem kazanır: Rüya, gündüz ahlakının doğrudan beyanı sayılmaz; dileğin rüya çalışması içindeki sahnelenişi olarak okunur.

R amcamdır rüyasında kanırtma odağı sarı sakallı yüzdür. Çünkü mesleki umut doğrudan “ben atanmalıyım” diye sahneye çıkmaz. Freud’un umudu, iki arkadaşın yüzüne bindirilen ailevi ve hukuki çağrışımlar üzerinden işlenir. Yüz burada görsel ayrıntıdan çok daha fazlasıdır. Rüya yargıyı yüze yerleştirir.

Count Thun: Kapıdan Geçiş, Araba, Tren ve Bedensel İhtiyaç

Count Thun rüyasının açık sahnesi kalabalıktır. Freud tatile çıkmak için Westbahnhof’a gider. Ischl trenine yetişebilecek kadar erkendir. Count Thun’u görür; kont yağmurda açık arabayla gelmiştir, yerel trenler kapısından hemen geçer, bilet isteyen kapıcıyı küçük bir el hareketiyle geri çevirir. Tren gittikten sonra Freud platformdan ayrılıp sıcak bekleme odasına dönmek zorunda bırakılmak istenir; güçlükle platformda kalma izni alır. İnsanların rüşvetle kompartıman elde etmelerini izler. Figaro’nun konta meydan okuyan aryasını mırıldanır. Bir hükümet temsilcisi resmî konumu sayesinde yarım birinci sınıf kompartıman alır. Freud bütün birinci sınıf kompartıman parası ödediği hâlde tuvaleti bulunan bir vagon elde edemez. Gece uyanınca idrar ihtiyacı duyduğunu anlar.

Rüyanın devamında öğrenci toplantısı, bir kontun Almanlar üzerine aşağılayıcı sözü, düğmeye takılan yaprak, çıkışları tıkanmış bir Aula, hükümet odaları, yaşlı kadın hizmetçi, merdiven, dar yol, şehirden çıkma çabası, tek atlı araba, tren hattı, istasyonlar, mahkeme, Graz, tramvaya benzeyen taşıt, düğme iliğine takılı örgülü nesne ve sonunda bir erkek pisuarı sahnesi görünür. Freud bu rüyayı 1848 devrimci havası, aristokrasiye karşı alay, Figaro ruhu, “do-nothing” kelime oyunu, kardeşiyle yolculuk meselesi, araba sürücüsü, soy ve atalar üzerine bilmeceler ve geceki idrar ihtiyacıyla birlikte yorumlar.

Bu rüyada kanırtma odağı tek bir nesneye daraltıldığında rüyanın kendi dolaşımı zedelenir. Freud’un anlattıklarında aynı işlem kapı, araba, tren, kompartıman, merdiven, geçit ve tuvalet boyunca sürer. Odağın en doğru adı geçiş hakkıdır. Kim kapıdan geçebilir? Kim bilet göstermek zorunda kalır? Kim platformda kalmak için izin alır? Kim kompartımanı resmî sıfatıyla kapar? Kim gece bedensel ihtiyacını giderecek tuvalete erişir? Kim şehirden çıkar? Kim tren hattında arabayla gider gibi saçma bir sahne kurar? Rüyanın bütün parçaları bu geçiş sorusunu taşır.

Freud’un yorumunda bedensel ihtiyaç ile bastırılmış ruhsal duyguların bağlantısı özellikle vurgulanır. İdrar isteği rüyada yalnız fizyolojik uyarı olarak kalmaz; ayrıcalık, izin, aristokratik geçiş, resmî konum ve küçük düşürücü bekleyiş sahnelerine bağlanır. Kontun bilet göstermeden geçmesi ile Freud’un tuvaletsiz kompartımanda kalması aynı rüyada karşılaşır. Biri toplumsal geçiş ayrıcalığını taşır; öteki bedenin en temel geçiş ihtiyacını taşır. Rüya bu iki hattı aynı ulaşım düzeni içinde birleştirir.

Araba ve tren karışıklığı da aynı odağın içinden çıkar. Freud gündüz bir arabacıyla sorun yaşamıştır; sonra Count Thun’u görmüştür; kardeşiyle yolculuk konusunda konuşmuştur. Rüyada tek atlı araba tren hattına karışır. Freud daha sonra bu saçmalığın “atalar” ve “ardıllar” üzerine bilmecelere bağlandığını açıklar. Almanca “vorfahren” hem ileriye sürmek hem atalar hattına dokunan bir çağrışım sağlar. Rüyadaki saçmalık, soylulukla övünmenin saçmalığına hizmet eder. Count Thun’un önden gelişi, aristokrasinin doğmuş olmaktan aldığı paye, arabacı, kardeş ve atalar bilmecesi aynı hareket içinde toplanır.

Kanırtma odağı burada geçiş hakkıdır. Bu odak hem toplumsal hem bedenseldir. Kapıdan geçmek ile bedenden atmak aynı rüyada birbirine temas eder. Freud’un rüyası bedensel ihtiyacı politik alaya dönüştürür; politik alayı da tuvaletsiz kompartımanın sıkışmasına bağlar. Bu yüzden Count Thun rüyası, küçük geçişlerin büyük duygular taşıdığı en güçlü örneklerden biridir.

Autodidasker: Sözcüğün Ekleminde Toplanan Yazarlık, Eğitim ve Tanı

Autodidasker rüyası görsel bakımdan fakir, düşünce bakımından yoğundur. Freud iki öğe hatırlar. Birincisi canlı biçimde kalan “Autodidasker” sözcüğüdür. İkincisi birkaç gün önce kurulmuş kısa bir fantazidir: Profesör N’yi gördüğünde ona, son danıştığı hastanın gerçekten onun sandığı gibi nevrozdan mustarip olduğunu söyleyecektir. Freud bu uydurma sözcüğün hem sıkıştırılmış anlam taşıması hem de Profesör N’ye cevap verme amacıyla bağlantılı olması gerektiğini belirtir.

Sözcük hemen parçalara ayrılır: Autor, autodidact, Lasker, Lasalle. Autor, Freud’un eve getirdiği bir yazarın kitaplarına bağlanır. Bu yazar Freud’un kardeşinin arkadaşıdır ve Freud’la aynı şehirden gelmiştir. Freud’un eşi onun bir romanındaki yetenekli ama yozlaşmış kişi hikâyesinden etkilenmiş, sonra konuşma çocuklardaki yetenek işaretlerine gelmiştir. Eş, çocuklarla ilgili bir kaygı dile getirmiştir. Freud eğitimle bu tür tehlikelerin önlenebileceğini söyleyerek onu yatıştırmıştır.

Burada rüya sözcüğü yalnız gariplik olsun diye üretmez. Sözcük, ayrı ayrı sahne kurulsa dağılacak bağlamı tek eklemde taşır. Yazarlık vardır; kendi kendini yetiştirme vardır; özel ad vardır; çocukların eğitimi vardır; hastaya tanı koyma meselesi vardır; Profesör N karşısında haklı çıkma arzusu vardır. Rüya bütün bunları görsel bir sahneye çevirmek yerine kelimenin gövdesine yerleştirir. Freud daha sonra bu rüyanın gündüz düşüncesine çok yakın durduğunu, algısal dönüşümünün az olduğunu söyler. Buna rağmen yoğunlaşma ve yerdeğiştirme burada da çalışır.

Kanırtma odağı bu yüzden “Autodidasker” kelimesinin genel tuhaflığı değil, kelimenin yapıştırma yeridir. Autor, autodidact ve Lasker parçaları birbirine yapıştığında rüya, bilgi ve otorite meselesini aile sahnesine bağlar. Freud neyi bilir? Bunu kime borçludur? Profesör N’ye hangi cevap verilecektir? Çocukların yeteneği nasıl korunacaktır? Yazar figürü niçin eve gelir? Eşin kaygısı nasıl yatıştırılır? Bütün bu sorular tek uydurma sözcükte işlemeye başlar.

Freud’un bu örnekteki inceliği, rüya çalışmasının yalnız resimlerle sınırlı olmadığını göstermesidir. Sözcük de rüyanın malzemesi olur. Hece, ad, ses benzerliği ve çeviri parçası rüya tarafından kullanılabilir. Böylece Autodidasker, dilin küçük bir kazası gibi dururken, aile, eğitim, yazarlık ve tanısal doğrulanma arasındaki bağlantının taşıyıcısı olur.

Bu rüyada kanırtma odağı kelimenin anlamı olarak aranırsa yol daralır. Freud’un kendisi kelimeyi parçalara ayırır ve her parçanın çağrışım yolunu gösterir. Odağın işlediği yer, kelimenin tek anlamı değil, kelimenin birçok parçayı aynı anda tutmasıdır. Rüya, sahne kurma işini sözcüğün eklemine devreder.

Non vixit: Görülen Hüküm, Anıt Yazısı ve Yok Etme Hazzı

Non vixit rüyasında Freud ölülerle tuhaf bir serbestlik içinde karşılaşır. Rüyada Fl. ile konuşur. P’nin hiçbir şey bilemeyeceğini söylemek isterken, onun hayatta olmadığını belirtmeye yönelir. Fakat “Non vivit” yerine “Non vixit” der. Yanlışını rüyanın içinde fark eder. Sonra P’ye dikkatle bakar. P, Freud’un bakışı altında solar, bulanıklaşır, gözleri hastalıklı maviye döner ve sonunda çözülür. Freud bu sonuçtan yoğun bir tatmin duyar.

Freud bu rüyayı bütünüyle açıklamaya girişmediğini söyler; çünkü tam açıklama onu fazla utandıracaktır. Yine de ana öğeleri açar. P’nin bakış altında çözülmesi, Freud’un gençken yaşadığı bir sahnenin kopyasıdır. Fizyoloji enstitüsünde çalıştığı sırada hocası Brücke onu geç kaldığı için beklemiş, kısa ve sert biçimde karşılamıştır. Sözlerin kendisi önemli değildir; Freud’u asıl ezen şey hocanın mavi gözleridir. Rüyada P, Brücke’nin yerine geçer; genç Freud’un eriyip gitme deneyimi bu kez P’ye uygulanır. Bakışın yönü değişmiştir.

“Non vixit” ifadesi de görsel kaynaktan gelir. Freud bu iki kelimenin rüyada işitilmiş veya söylenmiş gibi değil, görülmüş gibi belirgin olduğunu söyler. Sonra Viyana’daki İmparator Joseph anıtının kaidesindeki Latince yazıyı hatırlar: Saluti patriae vixit, non diu sed totus. Freud bu yazıdan rüyanın düşmanca hattına uygun parçayı alır. “O yaşamıyor” demek isterken, anıt yazısındaki “vixit”i kullanır. Sonra bu rüyanın iki düşünce hattını aynı sözlerde birleştirdiğini söyler. Bir hat dostçadır: Bilime hizmet etmiş P’ye anıt dikmek. Öteki hat düşmancadır: P’yi yok etmek.

Kanırtma odağı burada P’nin ölümü veya Latince kelimenin kendisiyle sınırlı kalmaz. Odağın tam yeri görülen hüküm cümlesidir. Rüya bir söz üretir, fakat Freud o sözü görsel belirginlik üzerinden anıt yazısına bağlar. Cümle aynı anda yazı, hüküm ve sahne olur. Freud’un bakışıyla P’nin çözülmesi de bu hükme katılır. Sözcük infaz eder gibi çalışır; anıt diker gibi de çalışır. Rüya aynı kelimede hem saygı hem düşmanlık taşır.

Freud daha sonra “non vivit”ten “non vixit”e geçişi çocukluk çağrışımıyla da açıklar. “Vixit” sesi Almanca çocukluk dilinde vurmak, pataklamak anlamına gelen “wichsen” bağlantısına açılır. Freud çocukken kendisinden büyük bir çocukla kavgasını ve babasına verdiği “o bana vurduğu için ben de ona vurdum” cevabını hatırlar. Böylece Latince anıt yazısı çocukluk dayağıyla birleşir. Kültürlü, anıtsal, resmî söz; çocukça saldırı ve hayatta kalma hazzını taşır.

Non vixit rüyasında kanırtma odağı, ölüm hükmünün yazı hâline gelmesidir. Bu yazı P’yi yalnız dışarıda bırakmaz; Freud’un kendi hırsını, utancını, yasını ve çocukluk saldırganlığını da aynı anda taşır. Freud’un rüyada duyduğu tatmin bu yüzden yorumun merkezindedir. Rüya, sevilen ve rakip olan kişiye aynı anda anıt diker ve onu ortadan kaldırır.

Yanan Çocuk: Suçlayıcı Çağrı, Dış Uyaran ve Son Canlılık Ânı

Yanan çocuk rüyası Freud’un kendi rüyası değildir; bir hastasının aktardığı, başka bir yerde anlatılmış rüyadır. Bir baba günlerce hasta çocuğunun başında beklemiştir. Çocuk öldükten sonra baba bitişik odada uyur. Yaşlı bir adam cesedin yanında mumlarla nöbet tutar. Baba birkaç saat uyuduktan sonra rüyasında çocuğun yatağının yanında durduğunu, kolunu tuttuğunu ve sitemle “Baba, görmüyor musun yanıyorum?” dediğini görür. Baba uyanır. Yan odadan parlak bir ışık geldiğini fark eder. İçeri koşar. Yaşlı nöbetçi uyumuştur; düşen mum, sevilen bedenin örtülerini ve bir kolunu yakmıştır.

Freud bu rüyanın açıklamasını sade bulur. Açık kapıdan gelen parlak ışık, uyuyan babanın gözlerinde yangın izlenimi yaratmıştır. Baba uyumadan önce yaşlı adamın nöbeti sürdüremeyeceğinden kaygılanmış olabilir. Freud bu açıklamaya bir şey ekler: Rüyanın içeriği aşırı belirlenmiştir. Çocuğun konuşması, çocuk yaşarken söylediği sözlerden oluşmuş olabilir. “Yanıyorum” sözü çocuğun öldüğü ateşli hastalığı hatırlatabilir. “Baba, görmüyor musun?” sözü baba için önemli fakat dışarıdan bilinmeyen duygusal bir olaya bağlanabilir.

Kanırtma odağı burada çocuğun bedeni olarak alınırsa rüyanın asıl işlem yeri eksik kalır. Odağın tam yeri çocuğun babaya yönelttiği çağrıdır. Gerçek yangın dışarıda başlamıştır. Işık babanın gözlerine ulaşmıştır. Rüya bu duyusal uyarıyı çocuğun sesiyle birleştirir. Böylece baba bir anda hem uyanmaya çağrılır hem de çocuğunu konuşur hâlde yeniden görür. Rüya, gerçeği içeri alırken arzuyu da sürdürür. Çocuk ölüdür; rüya onu kısa bir an için seslenen kişi hâline getirir.

Freud’un rüya kuramında bu örnek önemlidir; çünkü rüya yalnız uyandıran dış uyaranı kaydetmekle kalmaz. Dış uyaran, rüya dileğiyle bağlanır. Baba rüyada çocuğu canlı görür. Fakat canlılık suçlayıcı bir biçim alır. “Baba, görmüyor musun?” sözü babanın konumunu kanırtır. Baba yalnız yangını fark eden kişi hâline gelmez; görmemiş, yetişememiş, koruyamamış kişi konumuna çekilir. “Yanıyorum” ise gerçek yangını, ateşli hastalığı ve ölüm sonrası bedensel felaketi aynı söze bağlar.

Bu rüyada kanırtma odağı bir cümledir. Cümlenin ilk kısmı babayı çağırır; ikinci kısmı yangını bildirir. Cümle hem dış gerçekliğe hem yas sahnesine aittir. Rüya bu cümleyle uyku ile uyanıklık arasındaki geçişi düzenler. Baba rüyada çocuğa bir an daha sahip olur, sonra uyanıp cesedin yandığı gerçeğe gider. Çocuğun çağrısı, rüyadaki dileğin en acı biçimde gerçekleştiği ve aynı anda sona erdiği yerdir.

Uclamparia — Wet: Bozuk Tabela, Yanlış Teşhis ve Kaygının Okunması

Uclamparia — wet rüyası Freud’un bir kadın hastasına aittir. Hasta rüyasında açık renk sakallı ve tuhaf parlayan gözlü bir adam görür. Adam bir ağaca asılmış tabelayı gösterir. Tabelada “uclamparia — wet” yazmaktadır. Rüyanın açık sahnesi kısa ve gariptir. Freud yorumda bu bozuk yazının nasıl kurulduğunu gösterir.

Hasta Roma yakınlarında Tre Fontane manastırında Trappist rahiplerin yaptığı eucalyptus likörünü içtiğini hatırlar. Rahiplerin bataklık ve sıtmalı bir bölgeyi eucalyptus ağaçları dikerek kuru ve sağlıklı bir yere dönüştürdükleri anlatılır. “Uclamparia” sözcüğü eucalyptus ve malaria öğelerine çözülür. “Wet” önce bölgenin eski bataklık durumuna, sonra “dry” karşıtlığına bağlanır. Eucalyptus hastanın nevrozuna da bağlanır; çünkü kaygı nöbetleri titreme ve ürpermeyle geldiği için başlangıçta sıtma sanılmıştır. Hasta İtalya’ya bu yüzden gitmiştir. Rahiplerden eucalyptus yağı almış ve bunun kendisine iyi geldiğini söylemiştir. Freud, “uclamparia — wet” yoğunlaşmasının hem rüyanın hem nevrozun kavşak noktası olduğunu belirtir.

Kanırtma odağı burada bozuk kelimenin sözlük anlamı değildir. Freud’un kendisi bu yoğunlaşmayı kavşak olarak tarif eder. Tam yer, okunamayan teşhis tabelasıdır. Sahnedeki adam işaret eder. Göz parlar. Ağaç vardır. Tabela vardır. Yazı vardır. Yazı bozulmuştur. Rüya hastalığı doğrudan beden belirtisi olarak sunmak yerine okunması gereken bir levhaya yerleştirir. Fakat levha tek anlam vermez; eucalyptus, malaria, wet, dry, bataklık, kurutma, yağ, manastır ve kaygı nöbeti aynı yazıda birleşir.

Bu rüyanın kanırtma yapısı Irma rüyasıyla akrabadır; ikisinde de tıbbi açıklama sahnesi vardır. Irma’da hekimin bakışı ağızdan içeri girer; Uclamparia rüyasında hasta bir tabelayı okumaya yöneltilir. Irma’da organik hastalık Freud’u aklayan bir olasılık hâline gelir; burada sıtma teşhisi kaygı nöbetlerine yanlış bir organik ad verir. Her iki rüyada da bedenin yaşadığı şey, tıbbi adlandırma yüzeyinde işlenir.

Fakat Uclamparia rüyasının kendine özgü odağı yazıdır. Yazı yabancılaşmış ve bozulmuş biçimdedir. Bu bozukluk rüyanın zayıflığı sayılmaz; yoğunlaşmanın açık işaretidir. Freud’un yorumu, yazının niçin böyle bozulduğunu gösterir. Hasta için hastalık, yolculuk, yabancı yer, rahipler, sıtma, kurutulmuş bataklık, iyileştirici yağ ve kaygı aynı levhada okunmaya çalışılır. Tabela, kaygının teşhis gibi okunmak istediği yerdir.

Rüya Çalışmasının Ortak Hareketi

Bu rüyaların her birinde kanırtma odağı, Freud’un rüyayı anlattığı sırada hemen parlayan öğe ile yorumda en çok iş gören öğenin kesiştiği yerde çıkar. Irma’nın ağzı, botanik monografinin silinmiş özel adı, R’nin kompozit yüzü, Count Thun rüyasının geçiş hakkı, Autodidasker’in sözcük eklemi, Non vixit’in görülen hükmü, yanan çocuk rüyasının suçlayıcı çağrısı, Uclamparia — wet tabelasının bozuk yazısı bu yüzden aynı düzene ait görünür. Hepsinde rüya bir bağlamı geniş açıklama olarak anlatmak yerine bir işleme yüzeyine bağlar.

Freud’un rüya yorumunu güçlü kılan şey, bu yüzeyi rüyadan koparmamasıdır. Irma rüyasında boğazı yalnız cinsel sembol gibi okumaz; önce Freud’un hastayla ilişkisini, Otto’nun sözünü, hastalığın öyküsünü, muayene anılarını ve kendi mesleki vicdanını açar. Botanik monografide kitabı hazır bilgi sembolüne çevirmek yerine, vitrindeki Cyclamen monografisinden kokain yazısına ve çiçek çağrışımlarına yürür. R amcamdır rüyasında sakalı yüzeysel fizyonomiye bırakmaz; amca Joseph, R, N, profesörlük ve abartılı sevgi arasında çalıştırır. Count Thun’da araba ve tren saçmalığını geçiş, aristokrasi, beden ihtiyacı ve soy bilmeceleri içinde okur. Autodidasker’de uydurma sözcüğü dil oyununa bırakmaz; aile konuşması ve Profesör N fantazisiyle bağlar. Non vixit’te Latinceyi süs olarak kullanmaz; anıt yazısı, bakış, Brücke, P ve çocukluk dayağıyla işler. Yanan çocuk rüyasında dış uyaranı kabul eder, sonra cümlenin aşırı belirlenmesini gösterir. Uclamparia’da bozuk kelimeyi çözerken nevrozun teşhis sahnesine ulaşır.

Kanırtma odağı kavramı Freud’un bu sadakatini izlediğinde sağlamlaşır. X rüyaya dışarıdan verilen ad olmaz. X, Freud’un çağrışım çalışmasında sürekli geri dönülen yüzey olur. Bu yüzey rüyada bir kez belirdiğinde, başka öğeler onun etrafında yer değiştirir. Irma’da açıklamalar ağızdan başlayan muayeneye bağlanır. Botanik monografide çağrışımlar başlıktan büyür. R rüyasında mesleki umut yüze tutunur. Count Thun’da her yol bir geçiş sorununa döner. Autodidasker’de aile ve tanı kelimenin ekleminde birleşir. Non vixit’te bakış ve yazı hüküm sahnesi kurar. Yanan çocukta dış ışık çocuğun sesine dönüşür. Uclamparia’da kaygı nöbeti tabelada okunur.

Freud açısından rüyanın dilek gerçekleşmesi olması da bu odaklarla birlikte anlaşılır. Dilek çoğu zaman yalın bir arzu cümlesi gibi durmaz. Irma rüyasında dilek Freud’un aklanmasıdır; fakat aklanma ağız, boğaz, enjeksiyon ve meslektaşlar üzerinden kurulur. R amcamdır rüyasında dilek profesörlük umudunun korunmasıdır; fakat bu umut arkadaşların yüzüne bindirilen kusurlarla işlenir. Count Thun rüyasında bedensel rahatlama ve tatil isteği aristokratik geçiş sahnesine bağlanır. Yanan çocuk rüyasında dilek çocuğu bir an daha canlı görmektir; fakat bu canlılık suçlayıcı çağrı biçiminde gelir. Dilek kendini doğrudan bildirdiği yerde değil, rüya çalışmasının seçtiği yüzeyde etkinleşir.

Bu yüzden Traumdeutung’da kanırtma odakları, rüyaların yorumlanabilirliğini sağlayan somut dayanaklardır. Freud’un rüyaları dağınık çağrışım yığınları hâline gelmez; çünkü her rüyada bazı öğeler çağrışım yollarını üstüne alır. Bu öğeler rüyayı tutar. Rüyanın anlamı onlardan tek tek çıkarılmaz; anlam onların üstünde çalışırken belirir. Kanırtma odağı tam bu çalışma yeridir.

Freud’un metni açısından en sağlam sonuç şudur: Rüyada öne çıkan X, tek bir gizli içeriğin etiketi değildir; rüya düşüncelerinin kendi aralarında bağlandığı, gündüz artığının dileğe tutunduğu, bedensel uyarının ruhsal sahneye çevrildiği, savunmanın açıklama ürettiği, tepkinin yeni malzeme olduğu yerdir. Irma’nın açılan ağzı, botanik monografinin eksiltilmiş başlığı, R’nin sarı sakallı kompozit yüzü, Count Thun’un geçiş düzeni, Autodidasker’in sözcük eklemi, Non vixit’in görülen hükmü, yanan çocuğun suçlayıcı çağrısı ve Uclamparia tabelasının bozuk yazısı aynı nedenle çarpıcıdır. Her biri rüyanın kendi bağlamını üzerinde çalıştırdığı yüzeydir. Freud’un yorumları da bu yüzeylere sadık kaldığı için hâlâ canlıdır.

2 Yorum

Filed under Suni muhaberat

2 responses to “Traumdeutung’da Kanırtma Odakları”

  1. Geri bildirim: Wrenching Focuses in Traumdeutung – Žižekian Analysis

  2. Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER