Bir Kuşağın Nihayeti, Ötekinin Maruziyeti: Sayılmadan İşletilmeye Kuşaklar Arası Alerji Zinciri

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

(İngilizcesi ve Almancası)

Modern kuşaklar arasındaki çatışma çoğu zaman teknoloji farkı, üslup farkı, politik duyarlık farkı veya kültürel beğeni farkı gibi anlatılır. Bu anlatılar görünen yüzeyi yakalar. Fakat kuşaklar arasındaki asıl kırılma, hangi aracın kullanıldığından önce, insanın başkalarının dünyasında hangi yolla varlık kazandığıyla ilgilidir. Bir kuşak varlığını sayılmayla kurar. Sonraki kuşak duyulmayla kurar. Ardından görülme gelir. Sonra bağlanma gelir. Daha sonra ölçülme gelir. Bugünün çocukluk ortamında işletilme öne çıkar.

Sayılma, birinin var kabul edilmesi, kayda geçmesi, adının anılması, çağrılması ve muhatap alınmasıdır. Duyulma, kişinin sesinin ulaşması, söz hakkı alması ve dinlenmesidir. Görülme, kişinin sahne kazanması, hikâye içinde belirmesi, yaşadığı şeyin görünür hale gelmesidir. Bağlanma, kişinin insanlara, kaynaklara, kurumlara, fırsatlara ve dolaşıma eklemlenmesidir. Ölçülme, kişinin değerinin skor, not, performans, beğeni, onay, etkileşim veya görünür destek yoluyla sınanmasıdır. İşletilme, kişinin istem kurması, bağlam vermesi, çıktı alması, sistemi çalıştırması ve arzusunu işlenebilir hale getirmesidir.

Bu ilkeler belirli medya araçlarında tarihsel biçimler kazanır, ama yalnız medya tarihi değildir. Gazete, radyo, televizyon, sinema, web, sosyal medya ve yapay zeka bu ilkelerin görünür yüzeyleri olabilir. Aynı ilkeler ailede, okulda, işte, aşkta, siyasette ve sanatta da çalışır. Bir evde çocuğun aileden sayılıp sayılmaması sayılma ilkesidir. Bir toplantıda sözünün kesilmesi duyulma ilkesidir. Bir emeğin sahnelenip sahnelenmemesi görülme ilkesidir. Birinin doğru insanlara ve bilgilere bağlanması bağlanma ilkesidir. Bir başarının puan, not, etkileşim veya performansla sınanması ölçülme ilkesidir. Bir ihtiyacın brief’e, göreve, talebe, çıktıya ve optimizasyona çevrilmesi işletilme ilkesidir.

Kuşak zinciri bu ilkelerin birbirine eklenmesiyle işler. Gazete çocukları sayılma zemini üzerinde büyür. Radyo çocukları duyulma zemini üzerinde büyür. Televizyon-sinema çocukları görülme zemini üzerinde büyür. WWW çocukları bağlanma zemini üzerinde büyür. Sosyal medya çocukları ölçülme zemini üzerinde büyür. Yapay zeka çocukları işletilme zemini üzerinde büyümektedir. Bu adlar, yalnız belli cihazlarla ilişkili insan tipleri anlamına gelmez. Her ad, bir kuşağın gerçekliği hangi toplumsal işlemle sınadığını gösterir.

Zincirin hareketi üçlüdür. Her kuşak kendi ilkesine yerleşir. Aynı kuşak, kendi ilkesindeki eksikliği kapatacağına inanarak bir sonraki ilkeye taşkın biçimde bağlanır. Bu taşkın bağlanma, alt kuşağın çocukluk iklimine dönüşür. Daha sonra iki kuşak ötede aynı ilke alerjen gibi tanınır. Bir kuşağın “nihayet” dediği şey, onun çocukları için “hep böyleydi” olur; torunları için “artık buna dayanamıyorum” olur.

Manik bağlanma burada klinik bir durum değil, toplumsal bir yatırım biçimidir. Bir kuşak, kendi dünyasında eksik kalan şeyi bir sonraki ilkede tamamlanmış görür. Sayılmanın soğukluğundan yorulan kuşak duyulmaya bağlanır. Duyulmanın görünmezliğinden yorulan kuşak görülmeye bağlanır. Görülmenin kapalılığından yorulan kuşak bağlanmaya bağlanır. Bağlanmanın belirsizliğinden yorulan kuşak ölçülmeye bağlanır. Ölçülmenin dış mahkemesinden yorulan kuşak işletilmeye bağlanır. Alerji ise bu yatırımın sonraki kuşaklarda bıraktığı tortudur. Alerji, basit hoşnutsuzluk değildir. Önceki kuşağın kurtuluş diye sarıldığı ilkenin nasıl yük, baskı, şantaj ve gündelik zorunluluk haline geldiğini tanıyan bağışıklık refleksidir.

Bu çerçeve, ego biçimlerinin dıştan gelen toplumsal formatlarla nasıl kurulduğunu tartışan Ego Dismorfisi ve Büyük Paravan hattına yakındır (🔗). Eski muhataplık şantajından robotlara yönelen istemlere geçişi tartışan “Bana Hitap Etmiyor” hattı da aynı zincirin işletilme noktasını aydınlatır (🔗). Yaşlanan kuşağın kendi eski gerçeklik ölçüsüne geri çekilmesini açıklayan gerontoregresyon tartışması, zincirin ters yönden nasıl yaşandığını gösterir (🔗). Hitap, sesleniş, drama, trafik, puanlama ve istem dizisinin önceki kuruluşu, kuşakların medya macerası hattında bulunur (🔗).

Burada asıl mesele, bir kuşağın bir ilkeye sahip olması değildir. Asıl mesele, bir kuşağın kendi ilkesinin eksiğini kapatmak için bir sonraki ilkeyi büyütmesi ve bu büyütmenin çocuklar üzerinde maruziyet olarak işlemesidir. Üst kuşak için tedavi olan şey, alt kuşak için iklim olur. İklim olarak yaşanan şey, iki kuşak sonra alerjiye dönüşür.

Sayılmanın Soğukluğu, Duyulmanın Vaadi

Sayılma, insanın bir yerde var kabul edilmesidir. Adı geçer. Kaydı tutulur. Çağrılır. Muhatap alınır. Bir kurum ona cevap verir. Bir aile ona haber verir. Bir toplantıya dahil edilir. Bir metinde adı anılır. Bir sözleşmede taraf olur. Bir temsil düzeninde yer bulur. Sayılma, kişiyi belirsizlikten çıkarır ve ona yer verir.

Fakat sayılma soğuk bir ilkedir. Kişinin adı geçebilir, ama sesi duyulmayabilir. Bir dilekçe cevaplanabilir, ama kişi hâlâ canlı muhataplık hissi yaşamayabilir. Bir çocuk aile içinde sayılabilir, ama kendisini dinletecek alan bulamayabilir. Bir çalışan raporda görünebilir, ama toplantıda konuşamayabilir. Bir topluluk temsil edilebilir, ama kendi sesini duyamayabilir. Sayılma zemininde büyüyen kuşak, bu soğukluğu zamanla eksik hisseder. İşte duyulmaya manik bağlanma buradan doğar.

Duyulma, sayılmanın donukluğunu aşacak gibi görünür. Yazılı tanınmanın yerine canlı söz gelir. Kayıt yerine ses gelir. Dosya yerine ton gelir. Üst kuşak için bu büyük bir açılmadır. “Artık herkes beni duysun” cümlesi yalnız konuşma arzusu değil, varlık talebidir. Yıllarca muhatap alınmak için bekleyen kişi, bir noktada beklemek istemez. Sesini duyurmak ister. Ailede, okulda, işte, siyasette ve aşkta bu arzu aynı biçimde işler.

Aile sofrasındaki uzun konuşma bu sahnenin en tanıdık örneklerinden biridir. Aile büyüğü kendi zamanını anlatır. Kimsenin onu anlamadığını, ne çektiğini, neye dayandığını, neyin değiştiğini söyler. Bu anlatı üst kuşak için nihayet söz alma sahnesidir. Fakat alt kuşak için aynı sahne dinleme mecburiyetidir. Çocuk veya genç, konuşmanın muhatabı olmaktan çok konuşmanın dinleyeni haline gelir. Ses, özgürlükten çok disiplin gibi yaşanır.

Okulda öğretmen yalnız bilgi aktarmakla kalmaz; dinlenmeyi öğretir. İşte yönetici toplantıyı ortak düşünme alanı olmaktan çıkarıp kendi sesinin alanına çevirebilir. Aşkta “konuşarak çözelim” cümlesi, taraflardan birinin kendi anlatısını ötekine kabul ettirmesiyle sonuçlanabilir. Siyasette temsil edilmediğini düşünenlerin ses hakkı arayışı, kısa sürede slogan, nutuk ve mikrofona sahip olma mücadelesine dönebilir.

Bu yüzden duyulma, bir kuşak için kurtuluşken iki kuşak sonra alerjiye dönüşür. Televizyon-sinema çocukları duyulma ilkesini nutuk, nasihat, belagat ve söz tahakkümü olarak tanır. “Bir dinle önce” cümlesi onlara yakınlık değil, susma görevi gibi gelir. “Ben yaşadım, biliyorum” cümlesi deneyim aktarımı değil, sözün kapatılması gibi çalışır. “Sözümü kesme” cümlesi haklı bir talep olabildiği gibi, konuşma alanını tek kişiye bağlayan bir emir halini de alır. Duyulma, sayılmanın soğukluğunu iyileştiren ilaç gibi başlar; çocukluk iklimi olduğunda dinleme yüküne dönüşür; iki kuşak sonra nutuk alerjisi üretir.

Duyulmanın Görünmezliği, Görülmenin Vaadi

Duyulma, kişiye ses verir. Fakat sesin kendi sınırı vardır. Ses ulaşabilir, ama yüz görünmeyebilir. Dert anlatılabilir, ama olay sahne kazanmayabilir. Acı dile getirilebilir, ama tanıklık bedenlenmeyebilir. Duyulma zemininde büyüyen kuşak, bir süre sonra “konuştum ama görülmedim” duygusuna varır. Bu duygu, görülmeye taşkın bağlanmanın kaynağıdır.

Görülme, sesin beden kazanmasıdır. Kişi yalnız anlatmak istemez; gösterilmesini ister. Olayın yüzü olsun ister. Emek sahneye çıksın ister. Haksızlık görünür olsun ister. Fedakârlık herkes tarafından bilinsin ister. Bir aile büyüğünün “senin için neler yaptığımı gör” demesi, duyulmadan görülmeye geçişin yalın örneğidir. Burada yalnız şikâyet yoktur; kişinin kendi varlığını sahneye alma ihtiyacı vardır.

Üst kuşak için görülme tamamlanma duygusu verir. Ses artık görüntü, jest, yüzleşme, hikâye, olay ve tanıklık kazanır. Fakat alt kuşak için bu kez sahnede yaşama mecburiyeti başlar. Aile içi gerilim yalnız iki kişi arasında kalmaz. Herkes çağrılır. Eski olaylar sıralanır. Fedakârlıklar anlatılır. Kimin kimi kırdığı, kimin neye sebep olduğu sahnelenir. Çocuk veya genç, başkasının hikâyesinde figürleşir.

Okulda başarı veya hata görünür sahneye çevrilir. Ödül töreni, sınıf önünde azarlama, örnek gösterme ve ibret kılma aynı mantıkla işler. Çalışma hayatında kişi yalnız iyi iş yapmakla yetinmez; emeğini görünür kılmak, kendini sunmak, projedeki rolünü anlatmak zorunda kalır. Aşkta ilişki sık sık yüzleşme, final, mağduriyet ve “gerçek yüz” sahnesine döner. Siyasette sesini duyuran hareket, görünür mağduriyet ve dramatik sahne üretmeye başlar.

Görülme ilkesi bu yüzden alt kuşakta sahne yorgunluğu yaratır. WWW çocukları, iki kuşak sonra bu ilkeye drama alerjisi geliştirir. Onlar için “bunu herkes görsün” cümlesi hakikat kadar teşhir de taşır. “Benim hikâyemi bilmiyorsun” cümlesi açıklama kadar dayatma da taşır. “Gerçek yüzünü gösterdi” cümlesi olayı karmaşıklığından koparıp tek sahneye bağlar. WWW çocukları bu yüzden hikâye yerine bağlantı, yüz yerine kaynak, final yerine geçiş, sahne yerine arama hattı ister. Görülme, duyulmanın görünmezliğini iyileştiren ilaç gibi başlar; çocukluk iklimi olduğunda gösterilme mecburiyetine dönüşür; iki kuşak sonra drama alerjisi üretir.

Görülmenin Kapalılığı, Bağlanmanın Vaadi

Görülme, insanı sahneye çıkarır. Fakat sahnenin sınırı merkeziliktir. Sahne kurulduğunda izleyici düzeni de kurulur. Olay bir anlatı kavsine bağlanır. Kişi bir role yerleştirilir. Başlangıç, kriz, yüzleşme ve final beklenir. Görülme zemininde büyüyen kuşak, bu kapalılığı zamanla eksik hisseder. Sahneden çıkmak, bağlanmak, geçiş yapmak, başka kaynaklara ve insanlara ulaşmak ister.

Bağlanma, görülmenin kapalı sahnesine karşı açılma vaadi taşır. Artık tek merkez yoktur. Kişi arar, bulur, bağlanır, tanışır, geçer, dolaşır. Üst kuşak için bu büyük özgürleşmedir. Çocuğa kaynak sunmak, insan tanıştırmak, fırsat göstermek, kurs bulmak, bağlantı açmak ve ağlara sokmak iyilik gibi yaşanır. “Her şey elinin altında” cümlesi, bu bağlanma hayranlığının tipik ifadesidir.

Fakat alt kuşak aynı sahneyi dolaşım mecburiyeti olarak yaşar. Aile büyüğü çocuğun önüne fırsat açtığını düşünürken, çocuk sonsuz bağlantı yüküyle karşılaşır. Şunu da öğrenmelidir. Buna da bakmalıdır. Şuraya da yazmalıdır. Şu kişiyle de konuşmalıdır. Bu başvuruyu da kaçırmamalıdır. Bağlanma, imkân gibi başlar; kaçışsız bir erişilebilirlik düzeni haline gelir.

Okulda ders yetmez. Kulüp, sertifika, staj, proje, referans, portfolyo ve başvuru ağı gerekir. Öğrenme, bilgiyle temas olmaktan çıkar ve ağ yönetimine dönüşür. İşte çalışan yalnız işini yapmaz; bilgi akışlarını izler, doğru kişilerle temas eder, mail zincirlerinde kalır, görünmeyen bağlantıları sıcak tutar. Aşkta ilişki yalnız yüz yüze bağla sürmez; mesaj, grup, takip, ortak arkadaş, yan kanal ve görüldü bilgisi ilişkiyi kuşatır. Siyasette sahne siyaseti örgütlenme, bilgi akışı ve sürekli mobilizasyon siyasetine döner.

Bağlanma ilkesine iki kuşak sonra sosyal medya çocukları alerji geliştirir. Onlar için çıplak bağlantı fazla dağınıktır. Link vardır, ama kimse görmemiştir. Arşiv vardır, ama kimse dönmemiştir. Forum vardır, ama yankı yoktur. Kaynak vardır, ama sosyal kanıt yoktur. Bu yüzden “link at” cümlesinin yerini “kim gördü” sorusu alır. “Arşivde var” cümlesinin yerini “etkileşim aldı mı” sorusu alır. Bağlanma, görülmenin kapalı sahnesini iyileştiren ilaç gibi başlar; çocukluk iklimi olduğunda dolaşım yüküne dönüşür; iki kuşak sonra trafik alerjisi üretir.

Bağlanmanın Belirsizliği, Ölçülmenin Vaadi

Bağlanma, sahneyi açar; fakat etkisini belirsiz bırakır. Bir metin dolaşıma girer, ama ne yaptığı anlaşılmaz. Bir kişi doğru bağlantıya ulaşır, ama bu bağlantının değeri ölçülmez. Bir bilgi akışı kurulur, ama ne kadar yankı bulduğu görülmez. Bağlanma zemininde yetişen kuşak, bu belirsizliği eksik hisseder. Ölçülmeye bağlanma buradan doğar.

Ölçülme, bağlantının karanlığını aydınlatacak gibi görünür. Not, skor, performans, beğeni, yorum, paylaşım, oy, anket, müşteri puanı, alkış ve görünür destek bir şeyin değerini somutlaştırır. Üst kuşak için ölçüm adalet ve şeffaflık vaadi taşır. “Nerede durduğunu bilsin” cümlesi, çocuğu, öğrenciyi, çalışanı veya ilişkiyi değerlendirme arzusunun gündelik ifadesidir.

Alt kuşak için aynı ölçülme sürekli mahkeme haline gelir. Ailede çocuğun notu, kursu, başarısı, bedeni, popülerliği ve arkadaş desteği karşılaştırılır. Okulda öğrenme sınav, sıralama, karne, deneme, portfolyo ve yarışma ile sınanır. İşte emek KPI, dashboard, müşteri puanı ve raporlanabilir etkiyle değerlendirilir. Aşkta ilgi mesaj hızı, görünür destek, paylaşım, beraber fotoğraf ve seçilme göstergeleriyle ölçülür. Siyasette örgütlenme oy, anket, trend, kalabalık ve görünür destekle sınanır.

Ölçülme başta belirsizliği azaltır. Fakat iklim haline geldiğinde her şey sınava dönüşür. Çocuk yalnız öğrenmez; kaç aldığını taşır. Çalışan yalnız üretmez; performans göstergesini taşır. Seven kişi yalnız sevmez; ilgisinin görünür kanıtını üretir. Politik özne yalnız talep etmez; trend, anket ve görünürlük içinde kendini tartar. Ölçüm destek olmaktan çıkıp varlık koşulu haline gelir.

Yapay zeka çocukları, iki kuşak sonra ölçülme ilkesine alerji geliştirir. Onlar için puanlama dış mahkemedir. Beğeni, yorum, etkileşim, trend ve görünür destek, hayatı skora çeviren bir düzen gibi hissedilir. “Bunu paylaşalım” cümlesi, kendini başkalarının bakışına açma mecburiyeti gibi gelir. “Kim beğendi” sorusu, değerin dışarıya devredilmesi gibi çalışır. Bu yüzden alerjik tepki “beni skora çevirme” biçiminde belirir. Ölçülme, bağlanmanın belirsizliğini iyileştiren ilaç gibi başlar; çocukluk iklimi olduğunda puanlanma yüküne dönüşür; iki kuşak sonra skor alerjisi üretir.

Ölçülmenin Mahkemesi, İşletilmenin Vaadi

Sosyal medya çocukları ölçülme zemininde büyür. Onlar için değer çoğu zaman görünür geri bildirimle kurulur. Kimin gördüğü, kimin beğendiği, kimin paylaştığı, kimin sustuğu, kimin destek verdiği, kimin iptal ettiği önem kazanır. Bu dünya başta bağlantının belirsizliğini çözer. Fakat zamanla insanın acısını, fikrini, bedenini, ilişkisini, politik tavrını ve sahiciliğini skora bağlar. Kişi yalnız görünmez; görünürlüğün mahkemesinde sürekli sınanır.

Bu yorgunluk işletilmeye manik bağlanmayı doğurur. İşletilme, ölçülmenin dış mahkemesinden çıkış gibi görünür. Sosyal medya çocuğu “kim gördü” sorusundan “ne ürettim” sorusuna geçmek ister. Beğeni yerine çıktı ister. Etkileşim yerine işlem ister. Görünürlük yerine sistem çalıştırmak ister. Yapay zeka bu noktada yalnız teknik kolaylık olarak belirmez; puanlama dünyasından kaçış arayüzü gibi belirir. “Yapay zekaya sor”, “çıktı al”, “bağlam ver”, “formatı belirt”, “optimize et” cümleleri bu yeni arzuyu taşır.

Yapay zeka çocukları ise bu arzunun içine doğar. Onlar için işletilme sonradan bulunmuş kurtuluş değil, gündelik ortamdır. Ödev, oyun, bakım, merak, dil, üretim ve ilişki sürekli isteme, bağlama, formatlamaya, çıktıya ve optimizasyona çevrilir. Üst kuşak, belirsizliği çözdüğünü düşünür. “Ne istiyorsun”, “beklentin ne”, “bunu nasıl çözeriz”, “somutlaştır”, “çıktı ne olacak” cümleleri olgunluk işareti gibi kullanılır. Fakat çocuk için duygu bile işlenebilir cümleye çevrilmesi gereken bir dosya haline gelir.

Ailede çocuk yalnız ağlamaz; ihtiyacını formüle etmelidir. Okulda öğrenci yalnız merak etmez; merakını proje çıktısına dönüştürmelidir. İşte fikir yalnız fikir kalmaz; görev, ticket, roadmap, brief ve otomasyon haline gelir. Aşkta yakınlık yalnız temas değildir; ihtiyaç beyanı ve beklenti yönetimi düzenine girer. Siyasette enerji yalnız öfke veya umut değildir; talep seti, program, teknik çözüm ve uygulanabilir çıktı olarak düzenlenir.

Yapay zeka çocukları burada çift konumdadır. Kendi zeminleri işletilmedir. Aynı anda sosyal medya çocuklarının işletilme hayranlığının maruziyet kuşağıdırlar. Bir yandan da WWW çocuklarının ölçülmeye manik bağlanmasının iki kuşak sonraki alerji noktasını oluştururlar. Bu yüzden aynı çocuk sosyal medya puanlamasına karşı “beni paylaşma”, “bunu post yapma”, “kaç beğeni aldığı umurumda değil”, “beni skora çevirme” diyebilir; ama aynı anda her şeyin istem, format, brief, çıktı ve sistem konuşması olarak düzenlendiği bir çevrede büyür.

Bu nokta, bugünkü tarihsel anlatının son sağlam halkasıdır. Burada önemli olan, sınırın kendisini konuya dönüştürmek değildir. Önemli olan, işletilmenin bugün hem üst kuşak için kurtuluş vaadi hem alt kuşak için maruziyet olmasıdır. Yapay zeka çocuklarının büyüdüklerinde bu işletilme iklimine nasıl tepki vereceği henüz açık bir tarihsel olgu değildir. Bugün görülebilen şey, sosyal medya puanlamasından işletilme arzusuna geçiş ve bu arzunun çocukluk ortamına dönüşmesidir.

Aynı Sahnenin Ailede, Okulda, İşte, Aşkta ve Siyasette Çalışması

Bu zincir soyut kavramlarla kurulsa da en güçlü biçimde gündelik sahnelerde görünür. Aynı yapı ailede başka, okulda başka, işte başka, aşkta başka, siyasette başka yüz kazanır. Fakat hareket değişmez. Üst kuşak kendi eksikliğini kapatacak ilkeye bağlanır. Alt kuşak o ilkeye maruz kalır. İki kuşak sonra alerji doğar.

Ailede sayılmadan duyulmaya geçiş, büyüğün konuşma hakkına bağlanmasıyla görünür. Yıllarca yok sayıldığını düşünen biri, evde sürekli anlatır. Çocuk bu anlatıyı aile hafızası kadar nasihat yükü olarak da taşır. Duyulmadan görülmeye geçişte aile dramaları belirginleşir. Fedakârlık, mağduriyet, gerçek yüz ve herkesin bilmesi gereken olaylar sahnelenir. Görülmeden bağlanmaya geçişte aile çocuğa sınırsız fırsat açar. Kurslar, kaynaklar, tanıdıklar, başvurular ve bağlantılar çocuğun önüne serilir. Bağlanmadan ölçülmeye geçişte çocuğun başarısı, bedeni, popülerliği ve ilgisi skorlanır. Ölçülmeden işletilmeye geçişte çocuğun duygusu bile “ne istiyorsun” ve “bunu nasıl çözeriz” formatına sokulur.

Okulda aynı zincir daha keskin görünür. Önce öğrenci listede yer bulur, adı okunur, kayda girer. Sonra söz alması ve dinlemesi beklenir. Ardından görünür performans, sunum, sahne ve örnek olma düzeni gelir. Daha sonra kulüpler, projeler, sertifikalar, referanslar ve ağlar eğitimi kuşatır. Sonra notlar, sıralamalar, sınavlar ve portfolyolar öğrenmenin yerini almaya başlar. Bugün ise merak giderek çıktıya, okuma sunuma, araştırma üretilebilir sonuca, düşünce işlenebilir isteme çevrilir.

İşte de aynı yapı vardır. Önce çalışan kayda girer, pozisyonu olur, toplantıya çağrılır. Sonra söz almak ve kendini duyurmak önem kazanır. Ardından emeğini görünür kılmak, sunmak, kendini sahnelemek gerekir. Daha sonra bağlantı yönetmek, bilgi akışında kalmak, doğru insanlara ulaşmak zorunlu hale gelir. Sonra performans göstergeleri, skorlar, müşteri puanları ve dashboard’lar gelir. Bugün ise her konuşma görev, her fikir brief, her süreç otomasyon ve her arzu çıktı biçimine çekilir.

Aşkta zincir daha mahrem görünür, ama aynı biçimde işler. Önce kişi sayılmak ister: mesajına dönülsün, ilişki içinde yeri kabul edilsin. Sonra duyulmak ister: derdi dinlensin, sözü kesilmesin. Ardından görülmek ister: emeği, acısı, fedakârlığı ve yüzü tanınsın. Sonra bağlanmak ister: temas sürsün, iletişim kanalları açık kalsın, ortak çevreler ilişkiyi taşısın. Daha sonra ölçülme gelir: ilgi mesaj hızıyla, görünür destekle, seçilme göstergeleriyle, paylaşılma biçimiyle sınanır. Bugün ise yakınlık giderek ihtiyaç beyanı, beklenti yönetimi, sınır konuşması, duygusal brief ve çözüm formatı içinde işletilir.

Siyasette sayılma temsil talebiyle başlar. Duyulma sesini duyurma, slogan, miting ve söz hakkı arayışıyla sürer. Görülme mağduriyetin, haksızlığın ve kahramanlığın sahnelenmesiyle güçlenir. Bağlanma örgütlenme, bilgi akışı ve mobilizasyonla yayılır. Ölçülme oy, anket, trend, görünür destek ve kalabalıkla belirginleşir. İşletilme ise politik enerjinin talep seti, program, teknik çözüm ve uygulanabilir çıktı olarak düzenlenmesiyle ortaya çıkar.

Bu alanların her birinde aynı şey olur. Bir kuşak ilke sayesinde nefes alır. Sonraki kuşak o ilkenin havasını solur. İki kuşak sonra o hava boğucu bulunur.

İlacın Maruziyete, Maruziyetin Alerjiye Dönüşmesi

Her kuşağın kendi ilkesindeki eksik, bir sonraki ilkeyi kurtuluş gibi gösterir. Sayılmanın soğukluğu duyulmayı çağırır. Duyulmanın görünmezliği görülmeyi çağırır. Görülmenin kapalılığı bağlanmayı çağırır. Bağlanmanın belirsizliği ölçülmeyi çağırır. Ölçülmenin dış mahkemesi işletilmeyi çağırır. Her çağrı bir umut taşır. Her umut, bir önceki yaranın tedavisi gibi görünür.

Fakat üst kuşağın tedavisi alt kuşağın maruziyeti olur. Duyulma aşkı nutuk maruziyeti yaratır. Görülme aşkı drama maruziyeti yaratır. Bağlanma aşkı trafik maruziyeti yaratır. Ölçülme aşkı skor maruziyeti yaratır. İşletilme aşkı istem, brief ve çıktı maruziyeti yaratır. Bu yüzden kuşak çatışması yalnız eski ile yeni arasındaki beğeni farkı değildir. Her kuşak, bir öncekinin ilacını çocukluk iklimi olarak solur; iki kuşak sonra aynı ilacı zehir gibi tanır.

Bugünün en keskin düğümü yapay zeka çocuklarında görünür. Onlar sosyal medya puanlamasına karşı alerjik bir eşikte dururken, işletilme ikliminde büyümektedir. Puan mahkemesinden kaçmak isteyen üst kuşağın “çıktı al, bağlam ver, optimize et” arzusu, çocuklar için hayatın doğal dili haline gelmektedir. Böylece zincir bugünkü biçimiyle şunu gösterir: Modern toplumda her yeni gerçeklik ilkesi, önce eksikliği giderir, sonra ortam olur, sonra baskı olarak tanınır. Kuşaklar, birbirlerinin araçlarından önce, birbirlerinin ilaçlarına ve alerjilerine mirasçı olur.

4 Yorum

Filed under Suni muhaberat