Alem Buysa Şaban Kim?

(playlist)

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

Alem buysa kral benim sözü, sıradan bir meydan okuma cümlesi gibi duyulur. Cümlenin içinde çevreyi ölçme, oyunu tartma, sahnenin seviyesini görme ve sonra kendini o sahnenin hakimi ilan etme hareketi vardır. Alem buysa, yani ölçü buysa, ilişki biçimi buysa, güç böyle dağılıyorsa, söz böyle işliyorsa, insanlar böyle hizalanıyorsa, kral benim. Cümle kabadayılık gibi başlar, fakat Şabanlık düzleminde daha karanlık bir anlama ulaşır. Çünkü burada kral, kral gibi gelmez. Kral, saf gibi gelir. Gariban gibi gelir. Düz adam gibi gelir. Kötü niyeti olmayan, kalbi temiz, ne dediğini bilmeyen, şaka yapan, anlamayan, kırılan, yanlış anlaşılan biri gibi gelir. Sonra bütün sahneyi bu kılığın çevresinde döndürür.

Alem, burada yalnız kalabalık anlamına gelmez. Alem, insanın başkasının açıklığını yokladığı, mahcubiyetini ölçtüğü, bilgisizliğini kullandığı, ciddiyetini alaya aldığı, nezaketini rehin aldığı, emeğini görünmezleştirdiği, kırılganlığını pazara sürdüğü ve bütün bunları çoğu zaman iyi niyet, şaka, doğallık, halktanlık, garibanlık, samimiyet ve idare etme diliyle yaptığı ortak sahnedir. Bu sahnenin bir ucunda kanırtma toplumu durur: insanın bir geçidinden tutulup esnetildiği, ona yük bindirildiği, bir sözünün, imzasının, mesajının, bakım emeğinin, suskunluğunun, sevgisinin, utancının, bilgisizliğinin ya da görünürlük arzusunun ona karşı işletildiği toplum. Bu hattın ayrıntılı arka planı, kanırtmanın gündelik hayatta nasıl çalıştığını inceleyen metinde açılmıştır (🔗). Diğer uçta Şabanlık tekniği durur: kişi bu kanırtılabilir açıklığı kapatmak yerine büyütür, görünürleştirir, sahneye koyar, sonra onu dokunulmazlık, ayrıcalık ve alay makamına çevirir. Bu teknik, bönlüğün estetik perdeyle nasıl parlatıldığını ele alan metnin açtığı “badem gözlü eşek” hattıyla da birleşir (🔗).

Şaban, bu anlamda yalnız saf kişi değildir. Şaban, saflık kılığıyla hükmeden tiptir. Yalnız gariban kişi değildir. Şaban, garibanlık görüntüsünü ayrıcalık üretmek için kullanan tiptir. Yalnız komik kişi değildir. Şaban, komiklik yoluyla herkesle ağır alay eden tiptir. Yalnız alay edilen kişi değildir. Şaban, kendisini alay nesnesi gibi göstererek alayın öznesi haline gelen tiptir. Yalnız kanırtılan kişi değildir. Şaban, kanırtma düzeninin içinde kendisini merkeze yerleştirir, sonra bu merkezi kayırma odağına dönüştürür. Kanırtma toplumu, Şabanlık tekniği içeri girdiğinde kayırma toplumuna dönüşür; çünkü artık mesele kimin açıklığından yük geçirileceğiyle sınırlı kalmaz, hangi Şaban’ın açıklığının herkes tarafından idare edileceği sorusuna bağlanır.

Bu dönüşümün özünde bir ölçü düşürme hareketi vardır. Şaban kendini aşağıda gösterir. “Ben anlamam” der, “ben düz adamım” der, “ben garibanım” der, “benim kalbim temiz” der, “ben sadece sordum” der, “ben şaka yaptım” der, “ben kötü bir şey demedim” der. Bu sözler mahcup cümleler gibi duyulur. Fakat sosyal sahnede emir gibi çalışır. Anlamıyorum cümlesi karşı tarafa açıklama görevi yükler. Düz adamım cümlesi kabalığı doğallık haline getirir. Garibanım cümlesi eleştiriyi zalimlik görüntüsüne sokar. Şaka yaptım cümlesi alayı bedelsizleştirir. Kötü niyetim yok cümlesi sonucun hesabını niyete boğar. Ben sadece sordum cümlesi saldırıyı merak kılığına sokar.

Alem buysa Şaban kim? Şaban, bu alemin kral üretme biçimidir. Krallık burada yüksekten bakma görüntüsüyle kurulmaz. Aşağıdan bakar gibi yaparak, herkesi kendi seviyesine çekerek, ölçüyü kendi anlamazlığına göre düşürerek, eleştiriyi kendi kırılganlığına çarptırarak, alayı kendi şakasının içine gömerek kurulur. Eski iktidar biçimleri makam, servet, eğitim, soy, ünvan, protokol ya da açık zor kullanımıyla tanınırdı. Şabanlık başka bir üst konum üretir: dokunulmaz aşağılık. Kişi aşağıda görünür; fakat bu görünüm ona yukarıdan iş görme imkanı verir. Herkes onu idare eder, herkes ona açıklar, herkes onu kırmamaya çalışır, herkes onun kabalığına gerekçe bulur, herkes onun alayını şaka sayar, herkes onun anlamazlığını telafi eder. Böylece Şaban, aşağı konumun içinden bir üst sınıf çıkarır.

Bu üst sınıfın sermayesi para, diploma ya da makamla sınırlanmaz. Şaban tolerans biriktirir. Onun kabalığı kaldırılır, gafı doğal sayılır, hatası iyi niyetle açıklanır. Açıklama emeği biriktirir. Herkes ona anlatır, basitleştirir, tekrar eder, onun yerine düşünür. Suçluluk sermayesi biriktirir. Ona kızan kendini sert, ona sınır koyan kendini acımasız, ona hesap soran kendini merhametsiz hisseder. Dikkat sermayesi biriktirir. Ortam onun kırılmasına, şakasına, anlamamasına, alınmasına ya da yanlış anlaşılmasına göre döner. Dokunulmazlık sermayesi biriktirir. Saf, gariban, halktan, doğal, temiz kalpli göründüğü için eleştiri ona ulaşırken biçim değiştirmek zorunda kalır. Alay sermayesi biriktirir. Kendisiyle dalga geçilmesine izin verir gibi yapar, sonra bu izni herkesle dalga geçme hakkına çevirir. Tempo sermayesi biriktirir. Dersin, toplantının, sohbetin, ilişkinin, aile sofrasının, ekranın ya da siyasi kalabalığın ritmini bozar, sonra herkes onun ritmine göre davranır.

Bu nedenle Şabanlığın asıl gücü tek tek laflarında değil, tepki yollarını önceden kirletmesindedir. Şaban karşısında açıklama yapan onun seviyesine iner. Açıklama yapmayan kibirli görünür. Kızan zalimleşir. Gülen onun alayına ortak olur. Ciddiye alan komik düşer. Ciddiye almayan saldırının bedelsiz kalmasına izin verir. Sınır koyan alınganlaşır. İdare eden onun iktidarını büyütür. Böylece Şaban, karşısındaki kişiyi yalnızca sözüyle sıkıştırmaz; bütün cevap imkanlarını kendi lehine ayarlar. O yüzden Şabanlık basit bir karakter hali gibi değil, bir ortam tekniği gibi işler.

Kanırtma toplumunda herkes bir başkasının geçidini arar. Birinin para ihtiyacı, birinin sevgi açlığı, birinin bilgi eksikliği, birinin bakım sorumluluğu, birinin devlet dairesindeki çaresizliği, birinin okulda mahcup olması, birinin işte görünmez emek vermesi, birinin ilişkide beklemesi, birinin sosyal medyada görülmek istemesi yük devretme noktası olur. Şaban bu topluma uyum sağlarken açıklığını saklamaz. Açıklığını büyütür. Anlamazlığını belirginleştirir. Mahcubiyetini yüzüne yerleştirir. Saflığını dolaşıma sokar. Kırılganlığını herkesin hesaba katacağı bir işaret haline getirir. Sonra bu işaret kayırma gerekçesi olur. Kanırtma toplumunda açıklık sömürülür; kayırma toplumunda açıklığını işleten kişi kollanır.

Kayırma toplumu, torpil toplumundan daha geniş bir alana yayılır. Torpil, bir tanıdık üzerinden iş görür. Kayırma, bir kılık üzerinden işler. Şaban’ın tanıdığı bazen aile olur, bazen halk olur, bazen mağduriyet olur, bazen doğallık olur, bazen şaka olur, bazen “kalbi temiz” efsanesi olur. Bu kılık sayesinde kural eğilir, eleştiri yumuşar, sorumluluk dağılır, hata mazur görülür. Kayırma toplumunun en ağır cümlesi “o öyle biri”dir. Bu cümle bir kişiye özel hukuk açar. Onun sınır aşması kişilik olur, onun kabalığı tarz olur, onun anlamaması huy olur, onun alayı mizah olur, onun sorumsuzluğu doğallık olur. Toplum, Şaban’ın kişiliğini kurumlaştırır.

Bu kurumlaşma ailede çok erken başlar. Aile, kanırtmanın en yoğun sahnelerinden biridir; çünkü sevgi, bakım, borç, yaşlılık, miras, evlatlık görevi, ev içi emek, düğün, küslük ve fedakarlık aynı anda çalışır. Aile Şabanı en kırılgan kişi gibi durur. En çok alınan, en çok susan, en çok yanlış anlaşılan, en çok “ben zaten bu evde fazlayım” diyen odur. Fakat herkes onun yüzüne bakar. Sofranın havası onun sessizliğine göre değişir. Bayram programı onun gönlüne göre ayarlanır. Miras konuşması onun alınmasına çarpar. Evdeki herkes onun kırılma ihtimalini hesaba katar. Böylece en altta görünen kişi evin ritmini tutar. Onun garibanlığı aile yasası olur. Ona sınır koyan evin huzurunu bozan kişi gibi görünür. Onu idare edenler ise kendi idare emeklerinin onun iktidarını büyüttüğünü geç fark eder.

Okulda aynı teknik bilgi akışı üzerinden kurulur. Şaban öğrenci anlamadığı için geride kalmaz; sınıf onun anlamazlığına göre yavaşlar. “Hocam ben anlamadım” cümlesi öğrenme talebiyle birlikte dersin yönünü değiştiren bir müdahale olur. “Hocam bize Türkçe anlatın” cümlesi yalnız sadeleştirme istemez; bilginin kendi değerini Şaban’ın anlık kavrayışına bağlar. Öğretmen açıklamaya döner, sınıf güler, çalışan öğrenci ritim kaybeder, konu Şaban’ın etrafında bükülür. Şaban bilgiye sahip olmadan bilginin dolaşımını yönetir. Böylece okulda kayırma, çalışanın emeğini anlamayanın temposuna bağlar. Kural, ciddiyet ve dikkat geri çekilir; “o zaten böyle” cümlesi sınıf düzeninin görünmez kuralı haline gelir.

İşyerinde Şabanlık daha sofistike bir biçime girer. İş, görev, sorumluluk, yazılı olmayan kural, ekip ruhu, performans ve sadakat üzerinden yürür. Şaban çalışan “bana net söylenmedi” der, “ben öyle anlamışım” der, “ben sadece verilen işi yaptım” der, “ben politikadan anlamam” der. Bu cümleler eksik işi masumlaştırır. Başkaları onun hatasını düzeltir, ona yeniden anlatır, ona uygun görev biçer, onun kırılganlığına göre konuşur. Bu kişi bazen işe en az katkı veren kişiyken ortamı en çok meşgul eden kişiye dönüşür. Hata onun üzerinden görünür, fakat düzeltme emeği başkasına dağılır. Sonunda Şaban işyerinde idare edilen kişi olmaktan çıkar; herkesin idare etmesi gereken kişi olduğu için merkezileşir. Kayırma burada verimlilik diliyle birleşir: “İyi niyetli”, “ekibin neşesi”, “saha insanı”, “doğal” gibi sözler, ölçünün yerine geçer.

Devlette Şabanlık, küçük yetkisizlik maskesinin büyük kapı bekçiliğine dönüşmesidir. Memur “ben bilmem, sistem böyle” der. Cümle, sorumluluğu sistem denen uzak yere gönderir; fakat vatandaşı masanın önünde tutar. Vatandaş öfkelenirse haksız görünür, rica ederse lütuf bekleyen kişiye dönüşür, hakkını ararsa prosedürle oyalanır. Aynı teknik vatandaş tarafında da çalışır. “Ben anlamam, yardımcı ol abi” cümlesi kuralın kişiye göre eğilmesini talep eder. Üst düzeyde ise “halk adamı” kılığı usulü gereksizleştirir. Böylece devlet sahasında kayırma, hak ile lütuf arasındaki çizgiyi siler. Kural, kişiye göre eğilir; kişiye göre eğilmiş kural sonra merhamet, pratiklik ya da halktanlık diye sunulur.

Piyasada Şabanlık güveni fiyatın üstüne bindirir. Esnaf Şaban “biz de ekmek yiyoruz” der, alıcı fiyat sorguladığında gariban esnafla uğraşan biri gibi görünür. Satıcı “ben sana kötüsünü verir miyim?” der, ürün bilgisi yerini ilişki baskısına bırakır. Müşteri Şaban “ben anlamam, bana yardımcı ol” der, başkasının zamanını bedelsiz danışmanlığa çevirir. Pazarlık, kalite, emek, zaman ve bedel artık kendi ölçüleriyle konuşulmaz; kimin daha iyi samimiyet, doğallık, garibanlık ya da saflık oynadığı belirleyici olur. Kanırtma burada alışverişin içine yerleşir, kayırma da bu kanırtmayı sıcak ilişki gibi gösterir.

Arkadaşlıkta Şabanlık kendini alay nesnesi yaparak alayın yöneticisi olmaktır. Şaban arkadaş “ben zaten malım” der, “bana kızılmaz” der, “şaka yaptık ya” der, “sen de çok ciddisin” der. Başta herkes onunla rahatça dalga geçer. Sonra o rahatlık, onun herkese laf sokma hakkına dönüşür. Çünkü kendisiyle dalga geçilmesine izin veren kişi, grubun genel alay ekonomisinde ayrıcalık kazanır. Başkasının sınırı “alınganlık” olur. Başkasının ciddiyeti “kasmak” olur. Başkasının itirazı “ortamı bozmak” olur. Şaban grubun maskotu gibi görünürken grubun statü terazisini eline alır.

Aşk ve yakın ilişkilerde Şabanlık sevgi kılığıyla yönetir. “Ben sadece seviyorum” cümlesi denetimi şefkat gibi gösterebilir. “Ben seni kendim gibi sandım” cümlesi karşı tarafı suçluluk alanına çekebilir. “Ben kırıldım sadece” cümlesi tartışmanın merkezini eylemden duyguya kaydırabilir. Mesajın saati, cevabın tonu, arkadaş çevresi, geçmiş, bakış, suskunluk ve yorgunluk tek tek Şaban’ın incinme mahkemesine çıkar. Böylece ilişki eşit konuşma alanı olmaktan uzaklaşır, bir tarafın kırılganlık idaresine döner. Şaban sevgili kendini fazla seven taraf gibi kurar, fakat bu fazlalık bütün ilişkinin ölçüsünü ele geçirir. Sevgi burada bağ kurma haliyle birlikte alay, suçluluk ve denetim üreten bir kılığa da bürünür.

Medyada Şabanlık hızla ödüllendirilir. Ekran doğal görünen, lafı bölen, gaf yapan, ölçüyü bozan, alay eden, pot kıran ve sonra gülümseyen figürü sever. Çünkü bu figür seyirciye iki ayrı haz verir. Seyirci hem ona güler hem onun aracılığıyla başkasına güler. Şaban kaba konuşur, buna samimiyet denir. Bilmez, buna halktanlık denir. Sınır aşar, buna renk denir. Alay eder, buna eğlence denir. Eleştirilir, buna mağduriyet denir. Burada badem göz mekanizması devrededir: kabalık doğallık, cehalet halktanlık, saldırı şaka, arsızlık düzlük, mağduriyet temizlik gibi görünür. Şaban’ın yüzüne çekilen estetik perde, onun kayırılmasını kolaylaştırır.

Sosyal medyada bu mekanizma daha da hızlanır. Çünkü herkes kendi görünürlüğünün hem oyuncusu hem reklamcısı olur. “Bunu kendim için paylaşıyorum” cümlesi bakışı çağırırken bağımsızlık pozu kurar. “Kimseye gönderme değil” cümlesi göndermeyi görünür tutar, sorumluluğu geri çeker. “Beni bilen bilir” cümlesi takipçileri sadakat sınavına sokar. “Görmek istemeyen bakmasın” cümlesi gösterme arzusunu dokunulmazlaştırır. “Yanlış anlaşıldım” cümlesi eleştiriyi yeniden Şaban’ın duygusal mahkemesine taşır. Şaban içerik üreticisi kırılganlığını dolaşıma sokar, alayını şaka yapar, teşhirini doğallıkla kaplar, eleştiriyi zorbalık gibi sunar, desteği sadakat gibi toplar. Böylece kayırma algoritmik bir destek de kazanır: alay, mağduriyet ve doğallık daha çok görünürlük üretir; görünürlük yeni kayırma doğurur.

Siyasette Şabanlık kayırma toplumunun en yoğun biçimine ulaşır. Siyasi Şaban kendisini halktan, düz, süssüz, protokolsüz, içten, yanlış anlaşılan ve küçümsenen biri olarak kurar. “Ben öyle büyük laflar bilmem” cümlesi uzmanlığı küçültür. “Ben milletin dilinden konuşurum” cümlesi kabalığı temsil gücüne dönüştürür. “Beni küçümsüyorlar” cümlesi eleştiriyi halka saldırı gibi gösterir. “Ben düz konuşurum” cümlesi ölçüsüzlüğü hakikat diye sunar. Böylece siyasi Şaban hem halk kılığıyla yukarı çıkar hem yukarıdan herkesi halk adına azarlar. Gafları samimiyet, bilgisizliği elit dile mesafe, kural tanımazlığı doğallık, ayrıcalığı milletin evladı oluşu gibi görülür. Burada bir kişi değil, bir yönetim tarzı kayırılır. Şabanlık sınıfı, halktanlık perdesiyle hesap vermezlik üretir.

Kültür ve bilgi alanlarında Şabanlık cehaleti yargı makamına çıkarır. “Ben teori bilmem” cümlesi bazen sahici açıklık gibi duyulur; Şabanlık içinde bu cümle emeği değersizleştiren bir pres haline gelir. “Bunlar boş laf” der, çalışılmış dili siler. “Sen onu halka anlat” der, kendi anlamazlığını halkın ölçüsü gibi kullanır. “Çok kasmışsınız” der, biçimsel emeği yapaylık sayar. “Bunu çocuk da yapar” der, estetik ve düşünsel süreci anlık küçümsemeye indirir. Bu tavır bilgiye erişim istemiyle karıştırılınca güç kazanır. Oysa Şabanlıkta mesele öğrenmekten çok ölçüyü ele geçirmektir. Kişi bilmediği şeyi öğrenme yönünde açılmak yerine bilmediği şeyi herkesin uyması gereken sınır haline getirir.

Teknoloji alanında Şabanlık “ben anlamam” cümlesini yönetim aracına çevirir. Patron Şaban “ben yazılımdan anlamam ama müşteri bunu ister” der. Yönetici Şaban “teknik detaya girmeyin, sonuç isterim” der. Kullanıcı Şaban “ben tıkladım, bozuldu” der. Bu cümlelerin ortak etkisi, teknik emeği görünmez ve sürekli hazır hale getirmektir. Bilmemek burada geri durma sebebi olmaz; karar verme yetkisiyle birleşir. Anlamayan kişi son tarihi koyar, karmaşık işi basit ister, başkasının uzmanlığını kendi sabırsızlığına göre ezer. Arayüz ne kadar kolay görünürse, onun arkasındaki emek o kadar rahat kanırtılır. Şabanlık bu rahatlığı kendi hakkı sayar.

Sağlık, hukuk, afet ve kriz sahalarında Şabanlık daha yoğun bir baskı kazanır. Çünkü korku, aciliyet, belge, onay, imza, borç, yardım, bakım ve güven aynı anda devreye girer. Panik halindeki kişi her şeye razı olur; sonra rızası belgeye bağlanır. Yardım eden kişi tükenir; sonra tükenişi fedakarlık diye kutsanır. Hukuk dilini bilmeyen kişi vekalete sığınır; sonra teknik süreç onun bilgisizliğine karşı işletilir. Krizde “şimdi sorgulama zamanı mı?” cümlesi ölçüyü askıya alır. Şabanlık bu alanlarda bazen hasta yakını, bazen görevli, bazen aracı, bazen yardım toplayan, bazen “ben sadece insanlık yaptım” diyen kişi olarak çalışır. Kayırma burada duygusal mecburiyetle birleşir. Kim itiraz ederse kalpsiz görünür; kim susarsa yük taşır.

Bütün bu alanlar tek bir hareketin farklı yüzleridir. Şaban önce kendisini düşük konuma yerleştirir. Sonra bu düşüklüğü korunma zırhı yapar. Sonra bu zırhı başkasının emeğine erişim aracına çevirir. Sonra başkasının emeğini kendi etrafında sabitler. Sonra bu sabitliği ayrıcalık yapar. Sonra ayrıcalığını sınıf konumuna dönüştürür. En sonunda bu konumdan herkesle alay eder. Böylece kanırtma toplumu kayırma toplumuna geçer. Kanırtmada yük birinin üstüne bindirilir. Kayırmada herkes Şaban’ın yükünü taşır. Kanırtmada fail bazen seçilebilir. Kayırmada fail dağılır; aile, sınıf, ekip, takipçi, seçmen, seyirci, kurum hep birlikte Şaban’ı korur. Kanırtmada haksızlık işlem olarak görünür. Kayırmada haksızlık karakter yorumu olarak gizlenir: “O öyle biri.”

Şaban’ın bedeni de bu tekniğin parçasıdır. Boş bakış, sırıtma, omuz silkme, boyun bükme, göz devirmeyle karışık masumiyet, eli kalbe götürme, yanlış yerde kahkaha, ciddi anda çocuklaşma, eleştiri gelince yüzü düşürme, hesabın sorulduğu anda kırılma. Bunlar süs hareketleri değildir. Lafın etkisini taşıyan jestlerdir. “Ben ne dedim ki?” cümlesi yüz ifadesiyle tamamlanır. “Şaka yaptık” cümlesi kahkahayla güvenceye alınır. “Ben garibanım” cümlesi bedenin küçülmesiyle toplumsal borç üretir. Şabanlık bu yüzden yalnız söz oyunu değildir; zamanlama, mimik, susma ve gülme tekniğidir.

Zamanlama özellikle belirleyicidir. Şaban tam açıklama derinleşirken “ben anlamadım” der. Tam hesap sorulurken “şaka yaptık” der. Tam sorumluluk gelecekken “ben ne bileyim” der. Tam sınır konurken “sen de çok alıngansın” der. Tam ciddiyet kurulurken gülüşü sokar. Tam konuşması gerekirken susar, tam susması gerekirken laf atar. Böylece konuşmanın içeriğini aşan bir ritim iktidarı kurar. Şaban, ortamın metronomunu ele geçirir. Herkes onun kesintisine, onun anlamamasına, onun kırılmasına, onun gülmesine göre ayarlanır.

Şabanlığın içinde gerçek bir korku da çalışır. Şaban sahneden düşmekten korkar. Garibanlık zırhının delinmesinden korkar. Şakasının işlememesinden korkar. Anlamazlığının açıklama getirmediği anda çıplak kalmaktan korkar. Ciddiye alınmaktan da korkar; çünkü ciddiyet sorumluluk getirir. Ciddiye alınmamaktan da korkar; çünkü ilgisizlik krallığını çözer. Bu korku onu masumlaştırmaz; tekniğin yakıtını gösterir. Eksiklikten iktidar üretme hırsı burada doğar. Kişi kendi açığını tedavi etmeye yönelmez; o açığı başkalarının hareket edeceği kapıya dönüştürür.

Şabanlık ile gerçek garibanlık arasındaki çizgi tam burada belirir. Gariban yardım alınca borçlanır; Şaban yardım alırken karşı tarafı borçlandırır. Gariban anlamadığı için geride kalır; Şaban anlamazlığıyla ortamı durdurur. Gariban utanınca çekilir; Şaban utangaçlık pozu ile karşı tarafı utandırır. Gariban alaya uğrar; Şaban alayı dolaşıma sokar. Gariban kırılınca incinir; Şaban kırılmayı yönetim tekniği yapar. Bu ayrım korununca Şabanlık, zayıflığın kendisi olarak değil, zayıflık görüntüsünün işletilmesi olarak kavranır.

Bu işletme biçimi büyüdükçe Şaban tekil kişi olmaktan çıkar. Bir okulda, bir ailede, bir ofiste, bir ekranda, bir partide, bir hesapta, bir devlet dairesinde aynı tavrın ödüllendirildiği görüldükçe Şabanlık çoğalır. Çocuklar büyüklerin saf ayağına yatarak nasıl kazandığını görür. Öğrenciler sınıfı bozarak nasıl dikkat toplandığını görür. Çalışanlar anlamazlığın sorumluluktan nasıl kaçırdığını görür. Medya doğal kabalığı nasıl parlatıyorsa izleyici de o kabalığı samimiyet gibi almaya başlar. Sosyal medya mağduriyet ile alayın nasıl etkileşim ürettiğini gösterir. Siyaset halktanlık kılığının nasıl hesap vermezlik sağladığını kanıtlar. Böylece Şabanlık bir kişilik tarzı olmaktan çıkar, bulaşıcı bir toplumsal usul haline gelir.

Alem buysa kral benim cümlesi bu yüzden Şabanlıkta son derece yerli yerine oturur. Alem kanırtma üzerine kurulmuşsa, kral açıklığını en iyi işleten kişidir. Alem kayırma üzerine kurulmuşsa, kral kendisini en çok idare ettiren kişidir. Alem şaka adı altında saldırıyı ödüllendiriyorsa, kral alayını masumiyetle kaplayan kişidir. Alem doğallık adı altında kabalığı yüceltiyorsa, kral kabalığını halktanlık gibi sunan kişidir. Alem mağduriyeti eleştiriden korunma zırhı yapıyorsa, kral en etkili kırılganlık sahnesini kuran kişidir. Alem bilgiyi açıklama angaryasına dönüştürüyorsa, kral anlamazlığıyla herkesi çalıştıran kişidir.

Şaban’ın tacı altından yapılmış bir taç gibi görünmez. Onun tacı garibanlık bezinden dikilmiştir. Tahtı yüksek bir makam gibi durmaz. Tahtı, herkesin ona göre eğildiği alçak taburedir. Buyruğu emir kipiyle gelmez. “Ben anlamadım” diye gelir. Saray dili süslü değildir. “Ben ne dedim ki?” der. Ordusu üniformalı değildir. Onu idare eden akrabalar, ona açıklama yapan öğretmenler, onun hatasını düzelten çalışanlar, onun şakasına gülen arkadaşlar, onun kabalığını samimiyet sayan seyirciler, onun mağduriyetine sadakat sunan takipçiler, onun halktanlık pozunu kayıran kalabalıklar vardır.

Böyle bir alemde Şaban yalnız kral değildir; kral üretme usulüdür. Çünkü krallık artık yalnız yukarıdan aşağıya kurulmaz. Aşağıdan bakar gibi yapan, kendi düşüklüğünü ölçüye çeviren, ölçüyü düşürerek herkesi eğen, herkesi eğerek üst sınıf oluşturan kişi de kral olur. Kanırtma toplumunun en güçlü sonucu burada ortaya çıkar: Toplum önce insanların açıklıklarını sömürür, sonra açıklığını ustaca işleten kişileri kayırır. Şaban da bu iki hareketin birleştiği yerde durur. Önce kanırtılabilir görünür. Sonra kayırılabilir olur. Sonra kayırılmayı hak gibi taşır. Sonra bu haktan sınıf konumu çıkarır. Sonra o sınıf konumundan herkese güler.

Alem buysa Şaban kim? Şaban, alemin kurban kılığındaki küçük kralıdır. Daha doğrusu, bu alemin kral çıkarma mekanizmasıdır. Garibanlık kılığıyla herkese sözünü geçiren, saflık maskesiyle herkesi açıklama emeğine koşan, doğallık perdesiyle kabalığı meşrulaştıran, şaka zırhıyla ağır alay eden, halktanlık pozuyla inceliği aşağılayan, mağduriyet sahnesiyle eleştiriyi pahalılaştıran, anlamazlığıyla bilgiyi kendine hizmet ettiren, kayırılmayı sınıf konumuna çeviren tiptir. Kanırtma toplumunun içinden kayırma toplumunu çıkaran kişi de odur. Beni kanırtmaya çalıştığınız alem buysa, kayırılan kral benim cümlesi onun gerçek hükmüdür.

4 Yorum

Filed under Suni muhaberat