Şabanlar Partisi CHP

(playlist)

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

CHP’nin son krizi, yalnız bir kurultay tartışması, yalnız bir liderlik kavgası, yalnız bir yargı müdahalesi, yalnız bir adaylık gerilimi olarak okununca eksik kalır. Burada daha derinde çalışan şey, siyasal figürlerin kendilerini nasıl saf, nasıl gariban, nasıl mağdur, nasıl çilekeş, nasıl görevli, nasıl bilmez ve nasıl kayırılması gereken kişi haline getirdikleridir. Şabanlık bu yüzden bir hakaret sözcüğü olarak alındığında boşa düşer. Şabanlık, açıklığını saklamak yerine büyüten, bu açıklığı sahneye koyan, sonra da onu dokunulmazlık ve ayrıcalık kaynağına çeviren siyasal tekniktir.

Bu tekniğin ilk ayağında kanırtma toplumu vardır. Kanırtma toplumu, insanın bir geçidinden tutulduğu toplumdur. Birinin geçim derdi, birinin adalet isteği, birinin temsil yarası, birinin seçim umudu, birinin parti sadakati, birinin çocuklara yüklediği gelecek, birinin eski mücadele hatırası, birinin hukuk bilmezliği veya birinin örgüt emeği zorlanır. Kanırtılan şey kırılır gibi olur, fakat kırılmadan önce siyasal enerji üretir. Şaban bu noktada ortaya çıkar. Açıklığını kapatıp geri çekilmez; tam tersine, açıklığını görünür kılar. Safsa saflığını büyütür. Islanıyorsa ıslanmayı gösterir. Bilmiyorsa bilmeyi reddedişini ritim haline getirir. Çocuk sesi duyduysa onu kampanya ruhuna çevirir. Türkü söyletiyorsa kimin için söylendiğini bilerek kaydırır. Mutfakta konuşuyorsa ev içini siyaset sahnesine dönüştürür.

Bu noktada kayırma toplumu başlar. Kayırma, dar anlamda torpil değildir. Kayırma, bir kişiye özel duygusal hukuk açılmasıdır. ‘O umut taşıyor’, ‘o yağmurda ıslandı’, ‘o genel merkezde yattı’, ‘o halkın çocuğu’, ‘o sade adam’, ‘o bilmiyor ama temiz’, ‘o arınma için geldi’ gibi cümleler ölçünün yerine geçer. Böylece Şaban, kanırtılan açıklığın sahibi olmaktan çıkar; o açıklığın herkes tarafından idare edilmesi gereken merkezi haline gelir. CHP’nin son sahnesi, bu anlamda üç ayrı Şaban tekniğinin birbirini tamamladığı bir siyasal düzene dönüşmüştür: Ekrem İmamoğlu saflığı ve mağdur adaylığı büyütür, Özgür Özel bu mağduriyeti örgütün çilesine çevirir, Kemal Kılıçdaroğlu ise büyütülmüş ve taşınmış krizi arınma, prosedür ve eski yetki adına tahsil eder.

Bu üçlü akışın hukuki zemininde 2023 CHP kurultayına ilişkin mutlak butlan kararı durur. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı ve devamındaki süreç hakkında verdiği karar, Özgür Özel yönetiminin meşruiyetini tartışmaya açmış, Kemal Kılıçdaroğlu ile eski parti organlarının göreve iadesi ihtimalini ve fiili yetki krizini doğurmuştur (🔗). Bu karar tek başına dışarıdan gelen bir yargı olayı gibi durur; fakat parti içindeki Şaban teknikleriyle birleşince daha geniş bir sahne kurar. Ekrem’in ‘Her şey çok güzel olacak’ saflığı, Özgür’ün yağmurda ıslanan ve türkü söyletilen çile örgütü, Kemal’in ‘bilmiyorum’, ‘hukukçu değilim’, ‘komisyon bakıyor’ diyerek eski yetkiyi düşük profil içinde geri çağırması aynı anda çalışır.

Şabanlık kavramının genel biçimi, ‘Alem Buysa Şaban Kim?’ metninde açılan kanırtma-kayırma hattında durur (🔗). Şaban, yalnız alay edilen kişi değildir; alay edilen gibi görünerek alayın öznesi haline gelen kişidir. Yalnız gariban değildir; garibanlık görüntüsünü ayrıcalık üretmek için kullanan kişidir. Yalnız saf değildir; saflık kılığıyla ortamın ölçüsünü değiştiren kişidir. ‘Badem Gözlü Eşek’ metninde açılan perde de burada devreye girer: yük taşıma sahici olabilir, fakat bu yükün sahneye güzelce yerleştirilmesi, ona bakılırken duyulan şefkati siyasal sermayeye çevirir (🔗). CHP’nin bugünkü üç Şabanı bu yüzden aynı türden görünmez. Ekrem’in saflığı parlaktır. Özgür’ün çilesi ıslaktır. Kemal’in sadeliği loştur. Üçü aynı makinenin ayrı dişlileridir.

Ekrem İmamoğlu’nun Şabanlığı: Çocuk Sesiyle Büyüyen Aday

Ekrem İmamoğlu’nun Şaban tekniği, siyasal iddiayı çocuk saflığından geçirerek masumlaştırmakla başlar. 2019 İstanbul seçimi iptal edildikten sonra oluşan muhalefet duygusu, yalnız oyların yeniden sayılması veya seçimin yenilenmesi meselesiyle sınırlı değildi. İnsanlar kendilerinden alınmış bir şehir, ellerinden çekilmiş bir sonuç, boşa düşürülmüş bir irade duygusuyla hareket ediyordu. Bu ortam sert öfke üretmeye çok elverişliydi. Ekrem’in sahneye getirdiği savunma ise sert öfkeyi çocuk cümlesine bağladı: ‘Her şey çok güzel olacak Ekrem abi.’ Berkay Gezgin’in 16 Haziran 2019’da Beylikdüzü’nde bu sözle İmamoğlu’na seslenmesi ve sözün kampanya sloganına dönüşmesi, Ekrem’in siyasal dilini çocuk saflığına bağlayan temel sahne oldu (🔗).

Burada sloganın gücü, İmamoğlu’nun kendisini doğrudan güçlü aday olarak ilan etmesinden gelmez. Tam tersine, söz dışarıdan gelir. Bir çocuk bağırır, aday duyar, kalabalık sahiplenir, medya yayar, şehir tekrarlar. Adayın kendi hırsı, çocuk ağzından gelen umut gibi görünür. ‘Ekrem abi’ hitabı da bu yüzden önemlidir. Belediye başkanı adayı bir anda mahallenin abisine dönüşür. Makam dili yumuşar, kampanya dili ailevi hale gelir, siyasal hesap gençlik ve gelecek imgesiyle örtülür. Şabanlık burada ‘ben safım’ cümlesinden çıkmaz; ‘ben çocukların safça çağırdığı kişiyim’ düzeninden çıkar.

Ekrem’in kanırtma toplumu, temsil yarası taşıyan şehirli muhalefet toplumudur. Bu toplum kendisini seçmiş, seçimi kazanmış, sonra kazancı elinden alınmış hisseder. Bu yarayı sert öfkeyle taşımak risklidir; çünkü sert öfke kolayca kriminalize edilir. Çocuk saflığı bu noktada savunma mekanizması olarak gelir. Haksızlığa uğrama duygusu, ‘her şey çok güzel olacak’ cümlesinde umutlu ve temiz bir forma girer. Kızgınlık masumlaşır. İtiraz yumuşar. Adaylık, çocukların ve gençlerin geleceğine bağlanır.

Bu savunma kısa sürede kayırma toplumuna dönüşür. Ekrem artık yalnız belediye başkanı adayı olarak değerlendirilmez. Çocuğun sesini taşıyan, gençlerin umudunu tutan, şehirli muhalefetin kırılmış iradesini onaran figür haline gelir. Ona yönelen eleştiri, teknik bir yönetim eleştirisi olmaktan çıkar; umut atmosferine dokunan bir şey gibi hissedilir. Bu yüzden slogan, adayın hatasızlığını kanıtlamaz; adayın çevresine duygusal koruma alanı kurar. Kanırtılmış temsil toplumu, Ekrem’i kayıran mağdur aday toplumuna dönüşür.

Bu tekniğin devamında aynı beden dili çoğalır. Ceket çıkarılır, kollar sıvanır, sahne çalışkan adam imgesiyle dolar. Bu jest, yönetecek kişinin aynı zamanda çalışacak kişi olduğu fikrini verir. İmamoğlu’nun mitinglerinde, Saraçhane kalabalıklarında, gençlik temasıyla kurulan sahnelerde ve yağmur altında yapılan konuşmalarda aynı form çalışır. Güçlü aday, kendisini güçlü aday gibi değil, halkın çağırdığı, çocukların söz verdiği, engellenmiş ama enerjisini kaybetmemiş adam gibi sunar. Buradaki garibanlık yoksulluk görüntüsüyle değil, temsil edilme hakkı elinden alınmış kitleye temasla kurulur.

Ekrem’in Şabanlığı bu yüzden yükselen Şabanlıktır. Aşağıdan çağrılır, yukarı çıkar. Çocuk söyler, aday büyür. Şehir mağdur olur, aday dokunulmazlaşır. Her şeyin güzel olacağı sözü, geleceğe dair açık bir program vermeden geleceği adayın etrafına bağlar. Kanırtılan toplum sertleşmeden kendini korur; fakat bu korunma, adayın etrafında özel bir kayırma alanı üretir. Bir noktadan sonra Ekrem’i eleştirmek, yalnız bir siyasetçiyi eleştirmek gibi duyulmaz. Çocuğun cümlesine, seçmenin yarasına, gençlerin umuduna ve şehir iradesine karşı konuşmak gibi duyulur. Şaban tekniğinin başarısı burada yatar.

Özgür Özel’in Şabanlığı: Islanan, Söyleten, Taşıtan Genel Başkan

Özgür Özel’in Şabanlığı Ekrem’inki gibi çocuk saflığından gelmez. Özgür’ün tekniği, başkasının mağduriyetini örgütün taşıyacağı çileye dönüştürmektir. Ekrem’in adaylık etrafında büyüttüğü temsil yarası, Özgür’ün elinde parti binasına, meydana, yürüyüşe, nöbete, yağmura ve türkünün ortak sesine taşınır. Böylece kişisel veya aday merkezli kriz, örgütün bedensel katlanma rejimine dönüşür.

Bu tekniğin en açık sahnelerinden biri Denizli’deki yağmur jestidir. Özgür Özel’in, miting için kurulan sahneye ‘Millet yağmurda ıslanırken ben sahnede olmam’ diyerek çıkmadığı aktarılmıştır (🔗). Burada lider yukarıdan konuşmayı reddediyor gibi görünür. Fakat sahneyi reddetmek de bir sahne kurar. Kuru ve yüksek platform terk edilir; yağmurun altında kalabalıkla aynı bedene geçilir. Bu jestin siyasal içeriği kadar bedensel mesajı vardır: Genel başkan da ıslanıyor.

Özgür’ün kanırtma toplumu, örgüt sadakati üzerinden zorlanan toplumdur. Parti tabanı, genel merkez, milletvekilleri, belediyeler, gençlik örgütleri, meydan kalabalığı, Saraçhane hattı ve Silivri etrafında oluşan bekleyiş aynı duygusal zeminde toplanır. Herkes bir şey taşır. Kimi adayı taşır, kimi partiyi taşır, kimi genel merkezi taşır, kimi nöbeti taşır, kimi sloganı taşır, kimi türküye eşlik eder, kimi yağmurda bekler. Özgür bu yüke savunma olarak kendi bedenini koyar. Islanır, yürür, sahneye çıkmaz, genel merkezde yatma imgesi kurar, kalabalığa türkü söyletir.

Bu savunma kısa sürede kayırma toplumuna dönüşür. Çünkü ıslanan lider, yalnız kararlarıyla ölçülen kişi olmaktan çıkar. Katlanmış, beklemiş, yürümüş, üstüne yağmur yemiş, geceyi genel merkezde geçirmiş, kalabalığı ayakta tutmuş figür haline gelir. Ona soru sormak, stratejisini tartışmak veya aldığı kararın sonucuna bakmak, bu çile sahnesini bölmek gibi hissedilir. Böylece örgütün sadakati kanırtılır, ardından bu kanırtılmış sadakat Özgür’ü kayıran çile sermayesine çevrilir.

‘Yiğidim Aslanım’ sahnesi bu beden tekniğinin ses biçimidir. Özel, kalabalığa türküyü söyletir; sahne bir anda miting olmaktan çıkıp ağıt-koro düzenine girer. ‘Burada yatan’ figürün kim olduğu kayar. Bazen İmamoğlu’dur, bazen CHP’dir, bazen genel merkezdir, bazen demokrasi diye adlandırılan geniş duygu alanıdır, bazen de bizzat orada divan atıp yattığını söyleyen Özel’in nöbet bedenidir. Bu kayma önemlidir. Çünkü kimin için yas tutulduğu belirsizleştikçe, bütün yas Özel’in kurduğu ritimde toplanır. Lider kendisini kahraman ilan etmez; kahramanlık türküsünü kalabalığa söyletir. Geri çekilmiş gibi görünür, fakat sesin yönü ondadır.

TOMA’ya tırmanma, barikat karşısında yürüme, sağanak altında Meclis’e yönelme, genel merkez çevresinde nöbet atmosferi kurma gibi sahneler de aynı düzenin parçalarıdır. Özgür’ün garibanlık şovu, sade hayat görüntüsünden ziyade zahmet görüntüsüyle çalışır. ‘Ben de sizinle aynı yerdeyim’ cümlesi, ‘ben sizin yerinize bu yükün ritmini kuruyorum’ sonucuna bağlanır. Bu yüzden onun Şabanlığı yük taşımaktan çok yük taşıtma tekniğidir. Kendi de ıslanır, fakat asıl olarak herkesin ıslanmasını anlamlı kılar. Kendi de yürür, fakat yürüyüşün neyi örteceğini ve neyi görünür kılacağını o belirler. Kendi de türkü söyler, fakat türküyü herkesin borcu haline getirir.

Özgür’ün Şabanlığı tahammülcü Şabanlıktır. Ekrem’de çocuk konuşur, Özgür’de kalabalık söyler. Ekrem’de umut yükselir, Özgür’de çile dolaşır. Ekrem’de aday kayırılır, Özgür’de yönetim kayırılır. Kanırtılan örgüt toplumu, ‘biz yağmurda ıslandık’ diyerek kendisini savunur; sonra bu ortak ıslanma, genel başkanı kayıran özel bir sadakat hukukuna dönüşür. Bu hukukta itiraz, çoğu zaman kuru yerden konuşmak gibi görünür.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Şabanlığı: Bilmeyen, Yürüyen, Mutfaktan Dönen Piro

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Şabanlığı, Ekrem’in parlak umuduna ve Özgür’ün ıslak çilesine göre daha sessiz çalışır. Onun tekniği, eski yetkiyi doğrudan istemek yerine sadelik, bilmezlik, görev, arınma ve prosedür içinden geri çağırmaktır. Mutlak butlan kararıyla ortaya çıkan sahnede Kılıçdaroğlu’nun kendisini ‘ben dönmek istiyorum’ çizgisine yerleştirmemesi önemlidir. Onun dili, ‘görev veriliyor’, ‘kayyım gelmesin’, ‘partiyi doğru dürüst kurultaya götürmek gerekir’ hattında kurulur. CHP’nin yayımladığı konuşma metninde de Kılıçdaroğlu, kayyım ihtimaline karşı mutlak butlan halinde göreve gitmeyi mecburiyet olarak sunduğunu belirtir (🔗).

Kemal’in kanırtma toplumu, parti ahlakı, kurultay şaibesi, yargı, belediye dosyaları, geçim sıkıntısı, adalet talebi ve eski-yeni CHP gerilimi üzerinden zorlanan toplumdur. Bu toplumda herkesin bir açığı vardır. Yeni yönetimin kurultay meşruiyeti tartışılır. İmamoğlu hattının adaylık mimarisi tartışılır. Belediyeler ve medya ilişkileri konuşulur. Eski liderin yenilgileri ve geri dönüş arzusu konuşulur. Parti tabanının sadakati zorlanır. Kılıçdaroğlu bu açıklığa açık bir güç gösterisiyle gelmez. Düşük profille gelir.

Bu düşük profil eski sahnelerle hazırlanmıştır. Mutfak videolarında lider kürsüden iner, ev içinden konuşur. Soğan, et, poşet, fatura gibi nesnelerle geçim derdini aile masasına indirir. Soğan fiyatı üzerinden yaptığı çıkış, ekonomik krizi teknik veri olmaktan çıkarıp evin mutfağına bağlar (🔗). Elektrik zamlarını protesto için fatura ödememe eylemi ve evinin elektriğinin kesilmesi de aynı hattı kurar: lider, politika anlatan kişi olmaktan çıkar, evinin elektriği kesilmiş kişi haline gelir (🔗). Adalet Yürüyüşü’nde makam arabası yerine ayakkabı, salon yerine yol, kürsü yerine beden konuşur. Atletli aile fotoğrafı tartışmasında da Kılıçdaroğlu görüntüyü sıradan aile hali olarak sahiplenmiş, düşük estetiği sahicilik belgesine çevirmiştir (🔗).

Bu sahneler bugünkü mutlak butlan dönüşünü hazırlar. Kemal’in Şabanlığı, ‘ben iktidar isteyen eski liderim’ cümlesinden uzak durur. Onun yerine sade ev, yürüyen beden, kesilmiş elektrik, soğan, atlet, dürüst memur, bilmediği yerde duran adam, hukukçu olmadığı için komisyona bırakan kişi dizisi kurulur. ‘Kemal Kılıçdaroğlu’nun Gerontoregresif Yetkilenme Algoritmaları’ metni bu tekniği doğrudan çözer: Kılıçdaroğlu her cevapta önce bir yetki kaynağı kurar; bazen eski CHP ahlakına, bazen eski genel başkanlık konumuna, bazen belediye denetimi geçmişine, bazen hukukçu olmamasına, bazen komisyona, bazen de bilmeme hakkına dayanır (🔗).

‘Bilmiyorum’ burada basit bilgisizlik değildir. Bir kapıdır. Sorumluluk bağlanacakken kapı kapanır. Ahlak konuşulacakken kapı açılır. Parti terbiyesi, arınma, kamu parası, eski mücadele ve CHP’nin tarihsel ciddiyeti söz konusu olduğunda Kılıçdaroğlu yüksek zeminden konuşur. Güncel dosyanın doğrudan siyasi maliyeti geldiğinde söz ‘hukukçu değilim’, ‘bütün iddianameleri okuma şansım yok’, ‘komisyon bakıyor’, ‘bilmiyorum’ gibi eşiklere çekilir. Böylece bilme alanı seçilir. Bilmeme de yetki tekniği haline gelir.

Kemal’in savunma mekanizması, kanırtılan parti toplumuna ‘ben bu krizin sahibi olarak değil, usulün görevlisi olarak geldim’ demektir. Bu savunma kayırma toplumuna dönüşünce eski yetki özel bir görev hukuku kazanır. Kılıçdaroğlu artık geri dönmek isteyen eski lider gibi değil, arınma işlemini yapmak zorunda kalan eski ev sahibi gibi konumlanır. Partinin kanırtılmış meşruiyet yarası, Kemal’i kayıran ahlaki-prosedürel dokunulmazlığa çevrilir. Sade görünüm, eski yetkiyi gizlemez; eski yetkinin tekrar kabul edilebilir biçimini üretir.

Üç Şabanın Aynı Makinede Çalışması

Bu üç figür ayrı ayrı ele alındığında her biri kendi sahnesinde anlaşılır. Ekrem çocuk saflığıyla temsil yarasını taşır. Özgür yağmur ve türküyle örgüt çilesini kurar. Kemal bilmeme ve sadelikle eski yetkiyi prosedüre bağlar. Fakat CHP krizinin asıl düzeni, bu üçünün birbirini hazırlamasında görülür.

Ekrem’in sahnesinde kişisel adaylık krizi, şehir iradesinin yarasına genişler. Diploma, yargı, adaylık, belediye, tutukluluk veya engellenme gibi her dosya, ‘bu yalnız Ekrem’in meselesi değil’ duygusuna bağlanır. Böylece adayın açıklığı halkın açıklığı olur. Özgür bu genişlemeyi örgütün taşıyacağı çileye dönüştürür. Adayın yarası partinin nöbetine, meydanın sesine, yağmurda bekleyen kalabalığa, genel merkezde yatma imgesine ve türkünün ortak ritmine bağlanır. Kemal ise bu şişmiş ve taşınmış krizi arınma ve usul adına devralır. ‘Bu bir Piro değildir’ metnindeki hat tam burada belirir: eski yetki doğrudan dönmez; önce gençleşir, mağdurlaşır, çileleşir, samimileşir, estetize olur; sonra bu suretlerin açtığı boşlukta geri çağrılır (🔗).

Bu yüzden CHP’nin Şabanlar Partisi halindeki yapısı tek bir kişiye indirgenemez. Ekrem’in saflığı olmadan Özgür’ün taşıyacağı mağduriyet genişlemez. Özgür’ün çilesi olmadan Kemal’in arınma prosedürüne devralacağı örgütsel ağırlık oluşmaz. Kemal’in eski yetkisi olmadan Ekrem ve Özgür hattının şişirdiği kriz tahsil edilecek bir tarihsel adrese kavuşmaz. Üçü birbirini karşıt gibi gösterirken aynı dönüşümü tamamlar: kanırtılan açıklık, doğru sahnelendiği anda kayırma hakkı haline gelir.

Ekrem kanırtılmış temsil toplumuna umutla gelir. Özgür kanırtılmış örgüt toplumuna zahmetle gelir. Kemal kanırtılmış parti ahlakı toplumuna sadelikle gelir. Ekrem’in savunması çocuğun cümlesidir. Özgür’ün savunması ıslanan bedendir. Kemal’in savunması bilmeyen görevli dilidir. Ekrem’in kayırması mağdur aday dokunulmazlığıdır. Özgür’ün kayırması çile liderliği dokunulmazlığıdır. Kemal’in kayırması eski ahlak ve arınma dokunulmazlığıdır.

Bu düzen, yalnız CHP’ye özgü geçici bir kriz biçimi olarak kalmaz. Türkiye siyasetinin genel duygusal işleyişini de gösterir. Siyaset, çıplak programlar ve açık güç ilişkileri üzerinden ilerlediğinde daha kolay tartışılır. Şabanlık devreye girdiğinde tartışma duygusal olarak kirlenir. Adayı tartışırsın, çocukların umuduna dokunmuş olursun. Genel başkanı tartışırsın, yağmurda ıslanmış örgüte haksızlık etmiş olursun. Eski lideri tartışırsın, sade evden konuşan, faturasını ödemeyip elektriği kesilen, adalet için yürümüş, bilmediği yerde susmuş adamı incitmiş olursun. Böylece siyasal ölçü yer değiştirir. Kim ne yaptı sorusunun yerine, kim ne kadar saf göründü, kim ne kadar ıslandı, kim ne kadar sade kaldı, kim ne kadar görevliymiş gibi konuştu sorusu geçer.

Şabanlık tam da burada kral üretir. Kral yüksekten gelmez. Aşağıdan bakar gibi gelir. Çocuk sesiyle gelir, yağmur altında gelir, mutfaktan gelir, ‘bilmiyorum’ diyerek gelir. Sonra herkes kendi cevabını ona göre ayarlamaya başlar. Ekrem’e sert davranan umut kırıcı olur. Özgür’e hesap soran çileyi bölen olur. Kemal’e karşı çıkan arınma görevini engelleyen olur. Bu, kayırma toplumunun siyasal biçimidir.

CHP’nin bugünkü Şabanlar Partisi görüntüsü, üç ayrı garibanlık şovunun birleşmesinden doğar. Ekrem’in garibanlığı dışarıdan çağrılır; çocuk, abi, gençlik ve şehir kalabalığı onu taşır. Özgür’ün garibanlığı bedene yazılır; yağmur, yürüyüş, nöbet, türkü ve genel merkez onun çile sahnesini kurar. Kemal’in garibanlığı içeriden gelir; mutfak, fatura, yol, atlet, soğan, bilmeme ve prosedür eski yetkinin üstünü sadeleştirir. Üçü de kendisini çıplak güç olarak sunmaz. Üçü de kendisini açıklık olarak sunar. Sonra bu açıklığın idaresini topluma yükler.

Bu nedenle Şabanlar Partisi CHP, komik bir adlandırmadan fazlasını anlatır. Parti, kendi krizini çözmek yerine krizden figür üretir. Temsil yarasından aday çıkarır. Örgüt yorgunluğundan çile lideri çıkarır. Kurultay şaibesinden arındırıcı eski Piro çıkarır. Kanırtılan her geçit, doğru yüz ifadesiyle kayırma gerekçesine dönüşür. Sonunda kimsenin açıklığı kapanmaz; yalnız bazı açıklıklar ayrıcalık kazanır. Ekrem’in açıklığı umut diye kayırılır. Özgür’ün açıklığı çile diye kayırılır. Kemal’in açıklığı sadelik diye kayırılır.

Şabanlık burada son derece ciddi bir siyasal teknolojidir. Saflık, çile ve bilmeme yan yana geldiğinde parti içi iktidar mücadelesi yumuşamaz; daha zor tartışılır hale gelir. Çünkü her figür kendi sorumluluğunu duygusal bir perdeye bağlar. Ekrem çocuk sesinden gelen umutla, Özgür ıslanan örgüt bedeniyle, Kemal sade ve bilmeyen eski görevli haliyle korunur. Bu korunma siyaseti temizlemez; siyasetin hesap verme yollarını değiştirir. Kanırtma toplumunda herkesin yarası zorlanırken, kayırma toplumunda o yarayı en iyi sahneleyen kişi merkeze alınır.

Şabanlar Partisi CHP’nin temel cümlesi bu yüzden şudur: Kanırtılan toplum kendini kurtarmak için Şaban üretir; ürettiği Şabanlar da kendilerini kayırma düzenine çevirir. Ekrem umudu, Özgür çileyi, Kemal sadeliği alır; her biri kendi açıklığını parti toplumuna borç olarak geri yazar. Böylece CHP’de kriz bitmez, sahne değiştirir. Çocuk konuşur, kalabalık söyler, eski lider bilmediğini söyler. Parti de bu üç sesin arasında kendi ölçüsünü kaybeder.

1 Yorum

Filed under Suni muhaberat

One response to “Şabanlar Partisi CHP”

  1. Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER