Şişmiş Kelle ve Masum Tanık: Ölü Deniz’de Edilgenliğin Komedisi

(playlist)

🦋🤖 Robo-Spun by IBF+Fİ 🦋🤖

👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

Türkiye stand-up’ında komedyen çoğu zaman sahneye fail olarak çıkmaz. O, dünyayı kuran, değiştiren, yönlendiren kişi gibi değil; dünyanın ortasına yanlışlıkla düşmüş biri gibi konuşur. Başına bir şeyler gelir, o da şaşırır. Bu şaşkınlık kişisel bir özellikten çok sahne tekniğidir. Komedyen bildiği şeyi bilmiyormuş, gördüğü şeyi ilk kez görüyormuş, yönettiği şeyi kendiliğinden oluyormuş gibi sunar. Deniz Göktaş’ın Ölü Deniz gösterisinin bütün yapısı bu tekniğin yoğunlaştırılmış bir örneğidir.

Gösterinin merkezindeki büyük baş bu yüzden yalnızca dekor değildir. Sahnedeki kişi kendisini küçük, çekingen, tedirgin, bazen çocukça, bazen de fazla iyi niyetli biri gibi kurarken, aynı anda kendi yüzünü sahnenin en büyük nesnesine dönüştürür. Persona küçülür, imge büyür. Anlatıcı kendini sıradanlaştırır, ama sahne bütün bakışı onun etrafında örgütler. Tam da burada edilgen masumiyetin çelişkisi görünür: Komedyen “ben de anlamıyorum” pozuyla seyircinin arasına inerken, mikrofonu, ritmi, susuşu ve anlam boşluğunu elinde tutar.

Ölü Deniz’deki komedi, ağır meselelerin doğrudan açılmasından çok, onların küçük sahne kazalarına çevrilmesiyle işler. Siyaset bir rejim meselesi olarak değil, dev portreyle göz göze gelme anı olarak görünür. Protesto, örgütlü mücadele olarak değil, slogan, konser akışı, yuhalama, kalabalık ritmi ve gençlik enerjisi olarak sahneye gelir. Risk, bedel ödeme hali olarak değil, “başına iş gelirse” doğacak prestij fantazisi olarak dolaşıma sokulur. Böylece büyük gerilim yerinde durur; ama sahnenin taşıyabileceği, seyircinin gülebileceği, sosyal medyada kesitlenebileceği kadar küçültülür.

Bu küçültme basit bir hafifletme değildir. Salaklığa yatma tekniğinin ta kendisidir. Komedyen meseleyi anlamıyor gibi yapar; oysa hangi unsurun salonda işleyeceğini tam da bildiği için anlamıyor gibi yapabilir. Bir eylemin siyasal zemini yerine koreografisini seçer. Bir iktidar simgesinin tarihsel işlevi yerine bakışını oynar. Bir ahlaki çöküntü yerine “ben bunu yapmadım” rahatlığını sahneye koyar. Böylece töz kazaya, gerilim görüntüye, siyaset beden hareketine, sınıf nesneye, kötülük ihtimali de sevimli itirafa çevrilir.

Seyircinin aldığı haz yalnızca espriden gelmez. Asıl haz, “biz bunu anladık” duygusundan gelir. Komedyen açık hüküm kurmaz; ima eder. Cümleyi tamamlamaz; seyirciye tamamlatır. Susar, bakar, sesi düşürür, örneği bedenselleştirir. Seyirci de o boşluğu doldurduğu anda kendisini yalnızca gülen değil, çözen taraf olarak hisseder. Ölü Deniz’in politik mizah diye dolaşıma sokulan gücü büyük ölçüde buradadır: Politik bilgi üretmekten çok, politik tanıdıklığı ortak zekâ hazzına dönüştürür.

Gösterideki masumiyet de bu yüzden temiz bir masumiyet değildir. Komedyen kendisini kırılgan, tedirgin, yanlışlıkla olayların içine düşmüş biri gibi sunar; fakat bu kırılganlık sahne egemenliğini gizleyen bir biçimdir. Yuhlatma örneğinde olduğu gibi, seyirci komedyene karşıymış gibi davranır; ama karşı çıkış bile onun komutuyla gerçekleşir. Komedyen kendisini aşağılatıyor görünürken, aşağılanmanın rejisini de elinde tutar. Edilgenlik burada sahne iktidarının maskesidir.

Aynı yapı ahlak bölümlerinde daha sertleşir. Kötülük ihtimali sahneye çıkarılır, sonra yapılmamış kötülük bir tür iyilik belgesine çevrilir. “Bunu yapabilirdim ama yapmadım” kalıbı, negatif erdem ekonomisi kurar. Cinayet, ifşa, şiddet, uyuşturucu, klinik kırılganlık ya da ölüm çağrışımı gibi ağır malzemeler sahneye girer; ama kendi ağırlıklarıyla kalmaz. Hepsi cingöz bir mahcubiyet filtresinden geçirilir. Böylece seyirci karanlık dürtüyü tanır, fakat o tanımayı mizah olarak tüketir.

Ölü Deniz’in politik bölümlerinde de aynı işlem sürer. İktidar, rejim ve kurumlar düzeyinde değil, kişilik, terapi, gelişim, huysuzluk, bakış ve tuhaf iç dünya düzeyinde oynanır. Bu tercih sahne açısından verimlidir; çünkü soyut siyasal gerçeklik karakter komedisine dönüştüğünde seyirci hem rahatlar hem de kendisini eleştirel konumda hisseder. Fakat bu eleştirellik aktif öznelik üretmez. Seyirci sahnedeki anlatıcıyla birlikte dünyaya maruz kalan zeki tanık konumuna yerleşir.

Burada edilgenlik ile üstünlük aynı anda çalışır. Komedyen “ben de sizin gibiyim” diyerek kendisini indirir; ama seyirciye “biz diğerlerinden daha iyi görüyoruz” duygusu verir. Hem mağduriyet hem ayrıcalık aynı sahne hareketinde birleşir. Dünya saçmadır, iktidar tuhaftır, protesto komiktir, medya gariptir, insanlar acayiptir; anlatıcı ise bütün bunların arasında şaşkınlıkla dolaşan masum figür gibi görünür. Fakat bu masum figür, neyin küçültüleceğini, neyin karikatürleşeceğini, hangi karanlık parçanın hangi anda sevimlileştirileceğini seçen kişidir.

Bu yüzden Ölü Deniz, Türkiye stand-up’ındaki profesyonel şaşkınlığın açık bir laboratuvarı gibi okunabilir. Gösteri şaşırmaz; şaşırmayı işletir. Anlamaz; anlamamayı oynar. Risk almaz; risk atmosferini markalaştırır. Politikleşmez; politikanın tanıdık görüntülerini zekâ hazzına çevirir. Karanlıkla hesaplaşmaz; karanlığı sahne sermayesi haline getirir. Şişmiş kelle tam da bu düzenin imgesidir: Kendini küçük gösteren persona ile kendini büyüten sahne makinesi aynı anda görünür olur.

Sonuçta Ölü Deniz’de komedi, gerçek çelişkinin sahneye doğrudan çıkamamasından doğar. Çelişki önce salaklığa yatırılır, sonra masumiyetle paketlenir, sonra seyirciye “sen zaten anladın” duygusuyla geri verilir. Bu yüzden gösterinin kahramanı cesur eleştirmen değil, profesyonel hayret üreticisidir. O hayret, seyirciye hem masum kalma hem üstün hissetme imkânı verir. Ana akım stand-up’ın ideolojik konforu da burada yoğunlaşır: Dünya değişmez, ama dünya hakkında zeki hissedilir.

4 Yorum

Filed under Suni muhaberat