Cingöz Yavrucak Nası Koydu Ama Eheh

(playlist)

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

Deniz Göktaş’ın Ölü Deniz gösterisi etrafında oluşan övgü dalgası, Türkiye’de sosyal medyanın hınçla nasıl çalıştığını açıkça gösteren bir vaka haline geldi. Gösteri 1 Haziran 2026’da Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda kaydedildi, 24 Haziran’da YouTube’a kondu (🔗). Erdoğan, İmamoğlu, Silivri, mutlak butlan tartışması, suça sürüklenen çocuklar, psikoloji eğitimi, ünlü bedenleri, YouTube haberciliği, muhalif siniklik ve gündelik siyasal korku aynı sahnede işlendi. Ardından Twitter’da “helal olsun”, “yürek yemiş”, “kellesi koltukta”, “beton yetmez”, “çok zeki”, “pırlanta gibi çocuk”, “hayta”, “Asperger’ine sağlık”, “eser halkındır”, “Silivri’ye rezervasyon”, “erişim engeli”, “Cem Yılmaz yapamazdı” türü tabirlerle büyüyen bir övgü düzeni kuruldu.

Bu düzenin merkezinde iki hareket var. Birincisi, “nası koydu ama” hareketi. Bu hareket, seyircinin kendi hıncını komedyenin ağzından icra ettirmesi anlamına geliyor. Bir hedefe laf sokuluyor, bir iktidar figürü küçültülüyor, bir toplumsal kesime tanı konuyor, bir ünlü bedeni sahneye taşınıyor, bir siyasal travma espriye çevriliyor. Kalabalık bu işlemi “helal olsun” diye mühürlüyor. İkincisi, “cingöz yavrucak” hareketi. Bu hareket, aynı hıncın zeki, sevimli, yarı-saf, kendi de korkan, kendi de şaşıran, kendi de anlamaya çalışan çocuk figürüyle taşınması anlamına geliyor. Kalabalık bu figüre “zeki çocuk”, “pırlanta”, “hayta”, “süper kafa” diyerek katılıyor.

Başlıktaki “eheh” bu iki hareketin sesi. Kahkaha, burada salt şakaya verilen tepki halinde kalmıyor. Hedefin bulunmasına, hakaretin biçim kazanmasına, korkunun sahneye çıkmasına, devlet ciddiyetinin komedi kesitine değmesine, eski komedyenlerin yeni bir ölçüyle dövülmesine, gösterinin ücretsiz dolaşıma açılmasına, hıncın kalabalık içinde tekrar tekrar paylaşılmasına verilen ses oluyor. “Eheh”, hıncın kendini komik, zeki ve masum duymak istediği anda çıkar.

Yersiz Şeyler’deki “Cingöz Yavrucak” ve “BİM Psikologu” metinleri bu mekanizmayı kendi yerinden yakalıyor (🔗) (🔗). Bu yazılar burada tekrar edilecek birer içerik deposu gibi durmuyor; bu makalenin bağımsız bağlamında işaret levhası gibi duruyor. Deniz Göktaş’ın gösterisinde hınç, psikoloji diliyle, politik gündemle, kendini küçültme jestiyle, çocuk persona ile, seyirciye sevimli gelen bir şaşkınlıkla ve Twitter’ın kesit ekonomisiyle birleşiyor.

Hıncın İlk Mührü: Helal Olsun

Övgü dalgasının en açık sözü “helal olsun”. Bu söz tek başına bütün düzeni anlatıyor. “Helal olsun lan sana” diyen kişi, gösteriyi ölçmüyor; kendi adına konuşulmuş hissediyor. “HELAL OLSUN DENİZ” diyen kişi, bir espriye not vermiyor; bir hınç devrini onaylıyor. “Yürek yemiş”, “risk alan”, “kellesi koltukta”, “suya sabuna dokunan”, “sahte diplomaya giydirmiş”, “çok fena korkuttu” gibi ifadeler de aynı mühür ailesine giriyor.

Bu dilde şaka, hedefe isabet ettiği anda değer kazanıyor. Hedef siyasal lider, muhalefet figürü, medya yüzü, akademik persona, ünlü bedeni, klinik etiket, sınıfsal davranış ya da toplumsal korku olabilir. Tweet sahibinin aradığı şey biçimsel komedi başarısından önce vuruş hissi. “Nası koydu ama” dediği anda, sahnedeki laf kendi hıncının vekili haline geliyor.

Bu vekâletin inceliği burada başlıyor. Twitter kullanıcısı kendi öfkesini doğrudan yazdığında kaba, sıradan, öngörülebilir görünebilir. Komedyen aynı öfkeyi ritme, duraksamaya, gündem bilgisine, kendini aşağılamaya ve sahne enerjisine bağladığında öfke “politik mizah” adını alıyor. Kişi artık hınç taşıyan biri gibi durmuyor; iyi espriyi anlayan, cesareti takdir eden, baskı altında ferahlayan biri gibi duruyor.

Bu yüzden “helal olsun” basit alkıştan daha derin bir toplumsal işlem. Kişi kendi hıncını sahneye yatırıyor, komedyen onu biçimlendiriyor, Twitter onu ahlaki onaya çeviriyor. Hınç, kişisel kötülük hali gibi görünmekten çıkıp ortak kahkaha malzemesi oluyor.

Cingöz Yavrucak Personası: Bilenin Bilmiyor Gibi Yapması

Deniz Göktaş etrafındaki övgünün ikinci temel dili “çocuk” dili. “Zeki çocuk”, “pırlanta gibi çocuk”, “harika çocuk”, “hayta”, “okumuş çocuk”, “cesur çocuk”, “bu çocuk zeki bir çocuk”, “zıpır” gibi ifadeler sahnedeki kişiyi küçültüp sevimlileştiriyor. Bu küçültme, komedyenin etkisini azaltmıyor; etkisini artırıyor. Çünkü hıncı taşıyan kişi küçük göründükçe hınç daha kolay dolaşıyor.

Cingöz yavrucak figürü, açıkça bilen birinin bilmiyor gibi yapmasına dayanıyor. Göktaş sahnede gündemi biliyor, hedefleri biliyor, seyircinin hangi kelimeye güleceğini biliyor, hangi siyasi imanın salonda titreşim yaratacağını biliyor. Aynı anda kendini şaşkın, korkan, yanlışlıkla oraya düşmüş, kendi başına da iş açabilecek biri gibi konumlandırıyor. Seyirci bu oyuna inanmış gibi katılıyor. Çünkü o oyun, seyircinin kendi hıncını da zarif hale getiriyor.

“Zeki” kelimesi burada kilit. Seyirci, “zeki” derken yalnızca hızlı düşünmeyi kastetmiyor. Bönlük maskesinin iyi kurulmasını, ağır şeyi hafif gösterme becerisini, saldırıyı mahcubiyetle taşıma yeteneğini, küçültmeyi gözlem gibi sunma hünerini övüyor. “Çok mu cesur çok mu aptal karar veremiyorum” türü ifadeler de bu ara bölgeyi yakalıyor. Cingöz yavrucak, aptal gibi durarak cesur görünür; cesur görünerek de aptallık maskesine enerji verir.

Karşı taraftan gelen “zıpır” gibi küçültmeler bile bu persona alanında çalışıyor. Zıpır, yaramaz çocuk demektir. Hedef alan kişi onu küçük düşürmek ister; seven kalabalık aynı kelimeyle onu daha sevimli ve daha tehlikeli görür. Böylece karşı tepki bile cingöz yavrucak imgesine malzeme olur.

Ferahlık: Hıncın Güzel Adı

Gösteriyi öven paylaşımlarda “ferahlık” kelimesi güçlü bir yer tutuyor. Bir kişi “asıl ferahlık” diyerek baskının alaya alınmasını öne çıkarıyor. Başka biri, daha önce izlediği gösterinin bu kez başka bir etki yarattığını ve ferahlık hissettirdiğini söylüyor. “OH BE”, “müthiş eğlendim”, “çok güldüm”, “kendimi bağırırken buldum” gibi ifadeler de aynı duygu alanında duruyor.

Ferahlık burada, toplumdaki baskının ortadan kalkması anlamına gelmiyor. Ferahlık, baskı nesnesinin sahnede küçültülmesiyle geliyor. Korkulan şey gülünçleştiriliyor. Kızılan figür sahneye çekiliyor. Ağırlığı olan mesele bir yüz ifadesine, bir ses taklidine, bir klinik tanıya, bir beden ayrıntısına, bir absürt çağrışıma çevriliyor. Seyirci bu çevrimden rahatlıyor.

Bu rahatlama kişisel de toplumsal da. Kişisel, çünkü izleyen kendi içinde taşıdığı hıncı başkasının ağzından duyar. Toplumsal, çünkü aynı hıncın binlerce kişi tarafından aynı tabirlerle tekrarlandığını görür. Twitter’da “helal olsun”, “beton yetmez”, “yürek yemiş”, “çok zeki” gibi kalıplar birer tekrar düğmesi gibi çalışır. Her tekrar ferahlığı yeniden üretir.

Ferahlık böylece hıncın kendini temiz duyduğu ad olur. Kişi bir küçültmeye güler; ardından bu gülüşü “ferahladım” diye anlatır. Cingöz yavrucak personasi bu işlemi yumuşak gösterir. Hedefe yönelen sertlik, çocuğun şaşkın yüzünden geçerek paylaşılır hale gelir.

Bedel Bahsi: Silivri, Tutuklanma, Kelle Koltukta

Gösterinin ardından büyüyen en güçlü yan bahis, başına iş gelme ihtimali oldu. “Silivri soğuktur”, “Silivri’ye rezervasyon”, “tutuklanır mı”, “gözaltına alırlar”, “başına bir şey gelmesin”, “kellesi koltukta”, “yürek yemiş” gibi ifadeler övgüyle iç içe geçti. Bu dilde gösterinin değeri, gelecekteki bedel ihtimaliyle ölçülüyor.

“Bu kadar koyduysa bedeli olur” hissi, Twitter’ın hınçlı tevatüründe çok verimli çalışır. Tutuklanma ihtimali, hukuki bir süreç beklentisinden çok gösterinin isabetini doğrulayan bir işaret gibi konuşulur. Bir kişi “tutuklanır” dediğinde kendi siyasal sezgisini de sahneye koyar. Başka biri “Silivri soğuktur” dediğinde kendini memleketin gerçeklerini bilen biri olarak konumlandırır. Bir üçüncüsü bu sinik dile kızdığında, Deniz’in cesaretini koruma görevini üstlenir. Üç pozisyon da aynı merkezde buluşur: gösteri, herkesin kendi hınç ve korku bilgisini mühürlediği ortak nesne olur.

Bu bahis cingöz yavrucak figürünü büyütür. Deniz artık yalnız “zeki çocuk” değildir; başına iş açacak çocuk, korunacak çocuk, belaya girebilecek çocuk, hıncımızı söylediği için zarar görebilecek çocuk haline gelir. Kalabalık onu hem alkışlar hem sahiplenir. “Yamacındayız”, “bırakmayız”, “başına bir şey gelmesin” gibi sözler sevgi gibi görünür; aynı anda hınç vekiline yüklenen görevi de gösterir.

Ölü Deniz adı bile bu bedel atmosferi içinde yeniden okunur. Gösterinin adı, sahnedeki politik risk duygusuyla, Silivri imgesiyle, kelle koltukta söylemiyle ve tutuklanma kehanetleriyle birleşir. Tweet kalabalığı bu birleşimi sever; çünkü hınç, bedel ihtimaliyle kendini daha ciddi duyar.

Erişim Engeli: Hınca Resmî Mühür

Gösteriden alınan bazı X kesitlerinin 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi kapsamında, “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle Türkiye’den görünmez kılındığı duyuruldu (🔗). Bu gelişme, Twitter’daki “nası koydu ama” hissine güçlü bir dış mühür sağladı. Artık mesele yalnızca seyircinin sevdiği bir gösteri olmaktan çıkıp, kesitleri kamu düzeni başlığına giren bir dolaşım nesnesine dönüşmüştü.

Erişim engeli, hınç tevatürü için kusursuz bir kanıt mantığı üretir. Kesit engellendiyse, kesit dokunmuştur. Kesit görünmez kılındıysa, söz bir sinire basmıştır. Kamu düzeni gerekçesi, gösterinin politik ağırlığını Twitter açısından artırır. Komedyenin kendisine yönelen doğrudan bir işlemle kesite yönelen dolaşım işlemi arasında fark bulunsa da sosyal medya bu ayrımı duygu bakımından tek hatta çeker. “Kişi yerine kesit hedef alındı” hissi, “ilk temas geldi” duygusuna bağlanır.

Bu gelişme cingöz yavrucak oyununun en yoğun alanlarından birini açar. Bir yanda “sadece şaka yapan çocuk” figürü vardır. Öbür yanda şakanın kesiti kamu düzeni ve millî güvenlik başlığına sokulur. Seyirci bu iki uç arasında gider gelir. Hafiflik ve ağırlık aynı anda tüketilir. Şaka formu kişiye oyun alanı sağlar; erişim engeli o oyuna devlet ciddiyeti ekler.

Burada “eheh” sesi daha da belirginleşir. Kalabalık, hem “gülüp geçiyoruz” duygusuna sahiptir hem de “bakın ne kadar dokundu” gururuna. Bu ikili tat, gösterinin sosyal medya ömrünü uzatır.

Karşı Tepki: Düşmanın Rahatsızlığı Ölçüye Dönüşür

Gösteriye iktidar çevrelerinden gelen tepkiler, övgü dalgasını güçlendiren başka bir katman oldu. “Zıpır”, “tiz sesiyle”, “mizah değil hakaret” gibi ifadeler, gösteriyi hedef alan dilin parçaları olarak dolaşıma girdi. Böylece övgü düzeni kendine dışarıdan ölçü buldu: Onlar kızdıysa doğru yere vurdu.

Twitter hıncı, hedefin rahatsızlığını kalite ölçüsüne çevirmeyi sever. Esprinin kuruluşu, ritmi, gerekçesi, adaleti, sahne içindeki yeri ikinci plana gider. Hedef figürün tepki vermesi, gösterinin gücü sayılır. “Çok fena korkuttu” gibi ifadeler bu yüzden önemlidir. Gösterinin etkisi, karşı tarafın ruh haline atfedilen sarsıntıyla ölçülür.

Bu da cingöz yavrucak personasını besler. “Zıpır” kelimesi, küçültme amacıyla gelse bile yaramaz çocuk imgesini büyütür. “Tiz sesiyle” ifadesi, bedensel bir küçültme olarak kurulur; seven kalabalık açısından sahnedeki küçük ve tuhaf figürün daha da belirginleşmesine hizmet eder. Karşı taraf küçülttükçe, kalabalık bu küçültmeyi tersinden sahiplenir.

Burada da aynı ana makine çalışır. Hınç, düşman tepkisiyle doğrulanır. Masum çocuk imgesi, düşmanın küçültmesiyle yoğunlaşır. Kahkaha, karşı tarafın sinirlenmesine de güler.

Cem Yılmaz Kıyası: Hınç Sopasının Yan Hedefi

Ölü Deniz etrafında oluşan dalganın önemli bir tarafı, Deniz Göktaş’ın Cem Yılmaz gibi büyük ve ana akım komedyenlerle kıyaslanması oldu. “Cem bu kadar siyasi şaka yapamıyor”, “Cem Yılmaz vs Deniz Göktaş”, “büyükler susarken çocuk yaptı” türü ifadeler, gösteriyi iktidara yönelen hıncın ötesine taşıdı. Artık hıncın hedefinde eski komedi düzeni, sessiz ünlüler, güvenli sahne figürleri, politik risk almayan ana akım mizah da vardı.

Bu kıyasın gücü, cingöz yavrucak personasiyle birlikte artar. Deniz “büyük komedyen” konumuna doğrudan yerleştirildiğinde başka bir yarış başlar. Deniz “çocuk” olarak tutulduğunda kıyas daha keskinleşir. “Çocuk bile yaptı” duygusu, eski büyükleri utandırma işlevi görür. Küçük figür, büyük figürleri dövmek için kullanılabilir hale gelir.

Cem Yılmaz kıyası, Twitter hıncının yan hedeflere yayılma biçimini gösterir. İlk hınç iktidara yönelir. Sonra muhalif ana akıma döner. Sonra eski komedyenlere, suskun sanatçılara, güvenli konuşanlara, platform düzenine, bilet ekonomisine ve meşhur olmanın konforuna yönelir. Deniz’in gösterisi bu genişleyen hınç için yeni ölçü çubuğu yapılır.

Böylece “nası koydu ama” yalnız politik lidere söylenen bir şey olmaktan çıkar. “Ana akıma koydu”, “Cem’e koydu”, “suskunlara koydu”, “platforma koydu” biçiminde çoğalır. Cingöz yavrucak burada da merkezde kalır: Büyüklerin yapmadığını yapan küçük figür.

YouTube, Halkındır, Emanet

Gösterinin YouTube’a konması övgü dalgasında başlı başına bir bahis haline geldi. “Böyle bir emeği YouTube’dan vermek”, “eser halkındır”, “herkese açık”, “emaneti aldık”, “olduğu gibi size emanet”, “ücretsiz açmak” gibi ifadeler, dağıtım biçimini ahlaki bir jest olarak okudu. Bu okuma, gösterinin içerik etkisiyle birlikte çalıştı.

YouTube yayını, sosyal medya hıncı için çok uygun bir zemin sağlar. Gösteri herkesin erişebileceği bir yerde durunca kesitlenir, alıntılanır, izlenme sayısıyla büyür, tweetlerin içine girer, WhatsApp’a düşer, Ekşi başlığında konuşulur, Instagram yorumlarında kişiselleşir. Ücretsiz dolaşım, hıncın hızlı yayılımını sağlar. “Eser halkındır” dili, bu yayılım isteğine yüksek bir ahlak verir.

Cingöz yavrucak figürü burada “cömert çocuk” haline gelir. Hem koyan çocuk, hem halka veren çocuk. Hem zeki, hem cesur, hem erişilebilir. Bu üçlü imge, kalabalığın sahiplenmesini kolaylaştırır. Sahnedeki hınç, dağıtım jestiyle topluma verilmiş bir armağan gibi konuşulur.

Bu bahis de diğerlerinden ayrı hareket etmez. YouTube yayını olmasa kesit ekonomisi zayıflar. Kesit ekonomisi zayıflasa erişim engeli bahsi bu kadar güçlü işlemez. Erişim engeli zayıflasa “demek ki dokundu” duygusu zayıflar. Dolaşım, sansür, hınç ve çocuk figürü aynı zincirde birbirini büyütür.

Klinik Hakaret: Psikoloji, Asperger, Tanı Koyma

Ölü Deniz etrafında oluşan övgü dilinin en yoğun yerlerinden biri, psikoloji ve klinik etiketlerle kurulan hazdır. “Asperger’ine sağlık”, “özel durumu var”, “psikoloji”, “tanı koyma”, “BİM psikologu”, “hızlı teşhis”, “cilalı hakaret”, “beden ölçme” gibi ifadeler aynı alanda durur. Bu alan, hıncın en rafine görünen biçimini üretir.

Bir kişiyi doğrudan aşağılamak kaba görünebilir. Bir kişiye tanı koymak, onu psikolojik bir tip olarak sahneye almak, bedenini gözlem nesnesi yapmak, davranışını klinik bir açıklamayla bağlamak daha “zeki” görünür. Böylece küçültme işlemi bilgi formu kazanır. Seyirci hem hakaretin tadını alır hem kendini teşhis dinleyen biri gibi hisseder.

“Asperger’ine sağlık” tabiri bu mekanizmanın en çarpıcı örneklerinden biridir. Klinik etiket, övgüye çevrilir. Kişinin özel hali performansın kaynağı gibi konuşulur. Bu, cingöz yavrucak figürünü “özel zeka” alanına taşır. Deniz’in sahnedeki tuhaflığı, keskinliği, sosyal kayganlığı ve bönlük maskesi nöro-etiketle sevimlileştirilir.

Yersiz Şeyler’in “BİM Psikologu” atfı burada önemli bir düğüm noktasıdır. Ucuz tanı, hızlı hüküm ve düşük maliyetli tatmin aynı anda çalışır. Sahne, toplumsal rahatsızlıkları karmaşık bir zeminde taşımak yerine seri teşhislerle tüketir. Twitter da bu seri teşhisleri kısa mühürlere çevirir.

Okumuş Çocuk ve İnce Hiciv

Övgülerde sık görülen başka bir hat, hıncı kültürel sermayeyle aklama hattıdır. “Belden aşağıya düşmeden”, “efendi efendi”, “ince hiciv”, “okumuş çocuk”, “zeki ve birikimli”, “harika kurgulanmış”, “üst düzey zeka”, “politik bilincin ve mizahın doruklarda olması”, “mizahta başka bir seviye”, “mihenk taşı” gibi ifadeler bu hatta durur.

Bu dil, hıncın kaba görünmesini engelleyen bir elbise gibi çalışır. Aynı küçültme işlemi “ince hiciv” adını aldığında seyirci kendini daha yüksek bir yerde konumlandırır. Aynı hedef bulma zevki “politik bilinç” adını aldığında kahkaha daha temiz duyulur. Aynı sertlik “okumuş çocuk” tarafından taşındığında hınç sınıfsal olarak da aklanır.

“Okumuş çocuk” ifadesi bu yüzden özel bir ağırlık taşır. Hem çocuklaştırır, hem saygınlaştırır. Hem masumlaştırır, hem kültürel üstünlük verir. Göktaş’ın sahnedeki hıncı, okumuşluk üzerinden sıradan laf sokmadan ayrılmış gibi konuşulur. Kalabalık, kendi hıncını eğitimli bir ağızdan duymaktan zevk alır.

Bu hat, cingöz yavrucak ile hınç vekâletini en pürüzsüz biçimde birleştirir. Çocuk olduğu için sevimli, okumuş olduğu için yetkili, zeki olduğu için etkili, korkuyor gibi yaptığı için masum, hedef bulduğu için tatmin edici.

Şöhret, Sahiplenme, Maskotlaşma

Gösterinin ardından oluşan sahiplenme dili de aynı makinenin parçasıdır. “Yamacındayız Deniz”, “bırakmayız”, “başına bir şey gelmesin”, “bizim söyleyemediklerimizi söyleyen çocuk”, “cesaret ikonu”, “politik kahraman”, “kalabalığın sevgilisi” gibi ifadeler, sevgiyle yükleme arasındaki çizgiyi ortadan kaldırır.

Kalabalık, Deniz’i kendi hıncının taşıyıcısı yaptığı anda onu koruma hakkı da talep eder. “Başına bir şey gelmesin” cümlesi şefkat gibi duyulur; aynı anda hınç vekilinin işlevini sürdürmesi isteğini taşır. “Yamacındayız” cümlesi destek gibi görünür; aynı anda kişiyi kalabalığın sahiplenme alanına sokar. Deniz artık sahnede konuşan kişi olmaktan çıkar, kalabalığın kendini anlattığı figür haline gelir.

Bu figürün gücü de buradan gelir. Hınç vekili tek başına sert kalırdı. Cingöz yavrucak tek başına hafif kalırdı. İkisi birleşince kalabalığın sevdiği bir sosyal medya karakteri oluşur: başına iş açan, güldüren, risk alan, zeki, çocuk, pırlanta, hayta, kamu düzeni gerekçesine kadar uzanan, eski komedyenleri utandıran, YouTube’a koyup herkese veren figür.

Maskotlaşma burada kötü talih gibi dışarıdan gelmez. Övgü dilinin içinde baştan itibaren çalışır. “Çocuk” dedikçe sahiplenme büyür. “Yürek yemiş” dedikçe görev büyür. “Helal olsun” dedikçe vekâlet büyür. “Eser halkındır” dedikçe kalabalığın hakkı büyür.

Siniklik ve Korku Bilgeliği

Silivri bahsi etrafında bir de siniklik tartışması doğdu. “Silivri soğuktur” diyenler, kendilerini ülkenin gerçeklerini bilen kişiler gibi konumlandırdı. Bu söze karşı çıkanlar ise bu dili yenilgi yıllarının refleksi olarak gördü. “Mizah suçmuş gibi konuşmayın”, “Silivri şakası yapmayı bırakın”, “baskıyı normalleştiriyorsunuz” gibi ifadeler bu çatlağı görünür kıldı.

Bu çatlak da aynı iki işleve bağlıdır. “Silivri soğuktur” diyen kişi, hıncı korku bilgeliği şeklinde dolaşıma sokar. “Silivri demeyin” diyen kişi, hıncın cesaret yüzünü korumaya çalışır. İki taraf da Deniz’i merkeze yerleştirir. Birinin cümlesinde çocuk yanacak, diğerinin cümlesinde çocuğun cesareti gölgelenmeyecek. Çocuk figürü sahneden inmez.

Burada Twitter’ın temel hareketi açıkça görünür. Hınç alkışa dönüşür. Alkış korkuya dönüşür. Korku siniklik tartışmasına dönüşür. Siniklik tartışması yine cesaret övgüsüne bağlanır. Bütün döngü aynı gösterinin çevresinde döner.

Kesit Ekonomisi ve Tevatür

Ölü Deniz’in sosyal medyada bu kadar hızlı büyümesinin nedeni, gösterinin kesitlere uygun çalışmasıdır. Her kesit, kendi başına bir hedef ve bir mühür taşıyabilir. Bir kesit “helal olsun” üretir. Başka bir kesit “Asperger’ine sağlık” üretir. Başka bir kesit “Silivri’ye rezervasyon” üretir. Başka bir kesit “Cem bunu yapamazdı” üretir. Başka bir kesit erişim engeli kararının malzemesine dönüşür.

Twitter, uzun anlatıları kısa işaretlere çevirir. “Beton yetmez” böyle çalışır. Gösterinin içinden çıkan söz, dışarıda övgü sloganı olur. “Zeki, komik, politik” böyle çalışır. Üç kelimeyle hınç, kahkaha ve bilinç aynı pakete girer. “Kellesi koltukta” böyle çalışır. Risk duygusu tek görsel ifadeye sıkışır.

Kesit ekonomisi, cingöz yavrucak personasına da uygundur. Kısa kesitte yüz, ses, duraksama, şaşırma, geri çekilme, bir anda saldırma daha kolay yakalanır. Seyirci uzun sahne örgüsünü izlediğinde de aynı figürü arar; kesitte gördüğü cingözlüğü tüm gösteriye yayar.

Bu yüzden gösteri, YouTube’dan Twitter’a geçtiğinde yeni bir metne dönüşür. Sahnedeki süre sosyal medya mühürlerine ayrılır. Kalabalık kendi hınç sözlüğünü bu mühürlerle kurar.

Eheh’in Finali

Cingöz Yavrucak Nası Koydu Ama Eheh, bir başlık cümlesi gibi göründüğü anda bütün mekanizmayı taşır. “Cingöz yavrucak”, hıncın masum taşıyıcısını anlatır. “Nası koydu ama”, hıncın vekâleten icrasını anlatır. “Eheh”, bu ortaklığın kahkahasını anlatır.

Deniz Göktaş’ın Ölü Deniz etrafında büyüyen sosyal medya övgüsü, bir komedyenin beğenilmesinden daha geniş bir şeyi gösterir. Kalabalık kendi hıncını sahnede biçimlenmiş halde buldu. Bu hınca “cesaret” dedi. Bu hınca “zeka” dedi. Bu hınca “ferahlık” dedi. Bu hınca “politik mizah” dedi. Bu hınca “eser halkındır” dedi. Bu hınca “başka seviye” dedi. Ardından aynı hıncı “çocuk”, “pırlanta”, “hayta”, “okumuş”, “zıpır”, “Asperger’ine sağlık” gibi sözlerle sevimli hale getirdi.

Tutuklanma ihtimali, bu hınca bedel verdi. Erişim engeli, bu hınca resmî ciddiyet verdi. İktidar tepkisi, bu hınca düşman ölçüsü verdi. Cem Yılmaz kıyası, bu hınca yan hedefler verdi. YouTube yayını, bu hınca dolaşım verdi. Klinik tabirler, bu hınca teşhis tadı verdi. Okumuş çocuk dili, bu hınca kültürel aklanma verdi. Maskotlaşma, bu hınca korunacak bir yüz verdi.

Ortaya çıkan figür şudur: Kendi hıncını doğrudan üstlenmek istemeyen kalabalığın, hıncını sahnede icra ettiren ve aynı anda o hıncı çocuk maskesiyle temizleyen komedyen figürü. Bu figür Twitter’da büyürken gösterinin kendisi de yeni bir işleve kavuşur. Sahne metni, sosyal medya tevatürünün yakıtı olur. Her övgü, hıncın biraz daha paylaşılabilir hale geldiği bir düğüme dönüşür.

“Eheh” bu yüzden hafif bir gülüş sesi değildir. Hedefe değen sözün, başına iş açabilecek çocuğun, kamu düzenine takılan kesitin, eski büyükleri utandıran küçük figürün, klinik etiketle sevimlileştirilen hakaretin, ücretsiz dolaşıma açılan hıncın sesidir. Kalabalık bu sesi çıkarırken kendi hıncını duyar, kendi hıncını zeki sanır, kendi hıncını masum sever.

Cingöz yavrucak koydu. Kalabalık kendi hıncına güldü. Eheh, bu ortaklığın sesi oldu.

2 Yorum

Filed under Suni muhaberat