(playlist)
🦋🤖 Robo-Spun by IBF+Fİ 🦋🤖
👻🪸🐈⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈⬛
Deniz Göktaş’ın Ölü Deniz gösterisi, Türkiye’nin dernek-üniversite sisteminde paketlenen psikoloji dilinin stand-up sahnesinde BİM psikologluğa dönüşmesidir: hızlı teşhis, cilalı hakaret, politik küçültme, beden ölçme ve toplu hınç boşaltımı. Göktaş psikoloji mezuniyetini düşünmek için kullanmaz; sahnede bu mezuniyet, her şeye tanı koyma ruhsatı gibi çalışır. Bu yüzden “BİM psikologu” sözü kişisel bir alaydan önce sistem adıdır. Üniversite bölümü kavram taşıyıcısı üretir, dernek akreditasyonla kalite etiketi basar, sertifika ve eğitim rafı bu dili çoğaltır, Göktaş bu rafın sahne satışını yapar.
Bu sistemin üst katında psikoloji bölümleri, akreditasyon listeleri, ücretli eğitimler, sertifikalar, kongreler, ödüller ve yarışmalar vardır; alt katta bu düzenin gündelik hınç dili çalışır. Türk Psikologlar Derneği psikoloji programlarına kalite etiketi basar (🔗); eğitim sayfalarında uygulayıcı eğitimleri, testler ve süpervizyonlar raf raf dizilir (🔗). Türkiye Psikiyatri Derneği’nin PsikiyARTİST yarışmaları ise uzman benliğini şiir, öykü, müzik, resim, kısa film ve karikatür alanlarında sahneye çağırır (🔗). Alt katta ise aynı psi-dil “travmam var”, “babam yüzünden”, “oral fiksasyon”, “empati”, “özel bir durumu var” gibi gündelik etiketlere dönüşür. Deniz Göktaş bu alt katın sahne satıcısıdır.
Gösterinin kilit cümlesi Celal Şengör pasajındaki “özel bir durumu var” ifadesidir. Göktaş bu cümleyi söyler, ardından “dalyarak” küfrüne geçer, sonra Asperger açıklamasıyla klinik ambalaja döner. Celal’in bok yedirme sözü, öğrenciyi elleme anısı ve Fatih Altaylı’nın bu taşkınlıkları toparlama emeği aynı sahnede birleşir. Burada gösterinin bütün yöntemi görünür: klinik etiket önce mazeret üretir, komedyen bu mazereti küfre açar, seyirci de bu açılışı dürüstlük diye yaşar.
Bu yöntem yalnız Celal’e uygulanmaz. Erdoğan terapi vakasına çevrilir. İmamoğlu cezaevinde fonksiyonel insan gibi anlatılır. Eylem kalabalığı çocukluk coşkusu olur. Solcu öğrenciler YouTube açmayı bilmeyen amatörler gibi çizilir. Kadıköy boykot ve süt nevrozuyla tanımlanır. Futbol taraftarı taşan tribün basıncı haline gelir. Dalgıçlar erişilemeyen keyfin sahipleri oldukları için nefret nesnesi olur. Halk tüy ve deodorant üzerinden aşağılanır. Psikoloji öğrencileri öğrendikleri ilk kavramı başkasına yapıştıran yorucu insanlar gibi anlatılır. Herkesin bir “özel durumu” vardır; komedyen bu özel durumları seyirciye kahkaha olarak satar.
Gösteride bedenler de aynı market rafına konur. Ata Demirer “korunması zor hacim” haline gelir; Göktaş kendi kilosuyla “yarım Ata Demirer, iki Akın Gürlek” koruyabileceğini söyler. Kenan Doğulu ise belediye sahnesinden valilik sahnesine “halıya sarılıp” taşınacak sanatçı gibi anlatılır; onun için kilimin yeteceği söylenir. Birinde büyük beden kesirli güvenlik hesabına, diğerinde ince beden taşınabilir pakete dönüşür. Aynı mantık halkın tüyünde, deodorantsızlığında, Göktaş’ın saçında, kendi hijyen itiraflarında ve taraftarın “taşak” estetiğinde de çalışır. BİM psikologu yalnız ruha tanı koymaz; bedene de gramaj verir.
Bu yüzden Göktaş’ın hıncı yalnız politik değildir. Sınıfsaldır, bedenseldir, medyatiktir, psikolojiktir. Güzel Airbnb evi “yaşayamadığımız hayatın müzesi” olur. Dalgıçtan nefret, başkasının daha derin keyfe erişmesine duyulan hasettir. Avrupa’daki güzel apartmanlar medeniyet ezikliği üretir; bisikletten düşen yabancıya “sömürgeci” diye sevinmek tarihsel adalet maskesi takmış gündelik hınçtır. Kadıköy’de boykot kültürü etik düşünce olarak değil, mahalle nevrozu olarak anlatılır. Bütün bu şakalar aynı kısa yola başvurur: karmaşık toplumsal gerilim, kolay tanıya ve hızlı küçümsemeye çevrilir.
Psikoloji bölümü pasajı bu yapının en açık yeridir. Göktaş, psikolojiye kendi sorunlarını çözmek için girdiğini, sınıfta herkesin kendini tamir etmeye gelmiş gibi durduğunu anlatır. Öğrenciler Freudian slip yakalar, oral fiksasyon tanısı koyar, hırsı babaya bağlar. Göktaş bu insanlarla dalga geçer; fakat kendi sahnesi aynı hareketin büyütülmüş halidir. Psikoloji öğrencisi bakkal çocuğuna tanı koyar, Göktaş Harbiye’de Türkiye’ye tanı koyar. Fark yalnız ölçektir.
Öz-aşağılama bu gösterinin sigortasıdır. Göktaş kendi saçını, korkularını, kilosunu, hijyenini, bağımlı olamamasını, sevgili karşısındaki mahcubiyetini anlatır. Sonra aynı teşhis masasına herkesi yatırır. Kendine de vurduğu için başkalarına vurma hakkı kazanır. Seyirci bu dağıtımı adil sanır. Böylece halkın kokusu, Ata Demirer’in bedeni, Kenan Doğulu’nun kilime sığması, Celal’in “özel durumu”, Erdoğan’ın terapi ihtimali, Kadıköy’ün boykot nevrozu ve psikoloji öğrencisinin baba teorisi aynı rahat kahkahayla karşılanır.
Gösterinin işleyişi burada kurulur. Hınçlı kalabalığa kaba olduğunu hissettirmez. Ona klinik kelime verir. Politik referans verir. Öz-aşağılama rahatlığı verir. Ofansif mizah ruhsatı verir. Kalabalık küfre gülerken kendini kaba saymaz; psikoloji kelimesi duyduğu için incelmiş, gündem referansı duyduğu için bilinçli, komedyenin kendini de aşağılamasını gördüğü için adil hisseder.
Ölü Deniz bu yüzden Türkiye’nin BİM psikologu gösterisidir. Üniversite bölümü, dernek akreditasyonu, eğitim paketi, psikiyatri vitrini, medya imajı ve sosyal medya kesiti aynı hınç düzenine bağlanır. “Özel bir durumu var” cümlesi yalnız Celal Şengör’e söylenmez; bütün ülkeye yapıştırılır. Deniz Göktaş, bu etiketi raf raf dizer ve hınçlı kalabalığı incelmiş hissettirerek güldürür.
KISA VERSİYON BİTTİ ŞİMDİ UZUN VERSİYON:
Deniz Göktaş, Türkiye’nin dernek-üniversite sisteminden çıkmış BİM psikologudur. Bu sistem psikoloji bölümleriyle kavram taşıyıcısı üretir, dernek akreditasyonuyla kalite etiketi basar, ücretli eğitimlerle kavram rafı kurar, psikiyatri kongreleri ve yarışmalarıyla uzman benliğini sahneye taşır, medya ve stand-up da bu dili hınç piyasasına çevirir. Göktaş bu düzenin dışından konuşan bir eleştirmen rolüne yerleşmez; bu düzenin sahnedeki görünür satış figürüne dönüşür. Ölü Deniz gösterisi bu yüzden yalnız bir stand-up metni sayılmaz. Gösteri, Türkiye’de psi-bilginin gündelik hakaret, hızlı teşhis, politik küçültme, beden ölçme ve toplu hınç boşaltımı haline gelişini sahneye koyar.
BİM psikologu sözü burada ucuz psikolog anlamıyla sınırlanmaz. BİM, ucuz muadil, raf düzeni, standart paket, hızlı alışveriş ve düşük maliyetli tatmin anlamına gelir. Deniz Göktaş’ın sahnesinde de psikoloji böyle çalışır. “Terapi”, “travma”, “baba”, “Asperger”, “empati”, “dopamin”, “özel durum” gibi kelimeler insanı anlamak için açılmaz; hızlı hüküm vermek için dolaşıma girer. Bu kelimeler klinik ciddiyet taşır gibi görünür, fakat sahnede çoğu zaman küfrün, hasedin, küçümsemenin ve sınıfsal tiksintinin önünü açar.
Bu BİM psikologluğu kişisel bir mezuniyet etkisiyle açıklanamaz. Türkiye’de psikoloji lisans programları, dernek akreditasyonları, eğitim paketleri, sertifika düzenleri, kongreler, yarışmalar ve sosyal medya uzmanlıkları aynı raf sistemini kurar. Türk Psikologlar Derneği’nin akreditasyon sayfası psikoloji bölümlerini üniversite adı, başlangıç tarihi, bitiş tarihi, kurul kararı ve sertifika düzeni içinde listeler (🔗). Aynı derneğin eğitim sayfası uygulayıcı eğitimleri, süpervizyonlar, testler ve mesleki gelişim başlıklarını ayrı paketler halinde dizer (🔗). Türkiye Psikiyatri Derneği’nin PsikiyARTİST yarışmaları ise psikiyatrist benliğini öykü, şiir, müzik, resim, kısa film, fotoğraf ve karikatür alanlarında sahneye çağırır (🔗) (🔗). Bu kurumsal evrende psi-bilgi, insanın acısıyla karşılaşan ağır bir bilgi alanı olmaktan çıkar; kalite etiketi, eğitim ürünü, yarışma vitrini ve mesleki görünürlük aracına dönüşür. Göktaş’ın gösterisi bu sistemin aşağı katını konuşur: akreditasyonun altında “özel bir durumu var” cümlesi, eğitim paketinin altında “oral fiksasyon” şakası, psikiyatri vitrinlerinin altında “empati orospusu” küfrü, uzmanlık imgesinin altında hınçlı kalabalığa verilen ucuz teşhis vardır.
Gösterinin merkezi Celal Şengör pasajıdır. Göktaş, Fatih Altaylı programında kendisine yapışan “efendi çocuk” imajını anlatırken Celal Şengör’ün aynı hafta Anna Karenina’ya ettiği hakarete geçer. Efendi görünmenin eşiği çok düşmüştür; eski bir Rus roman karakterine hakaret etmeyen kişi bile pırlanta genç sayılmaktadır. Ardından Fatih Altaylı’nın Celal Şengör’ün gaflarını toparlama mesaisi gelir. Göktaş, “Celal Şengör’ün özel bir durumu var” der ve hemen arkasından “dalyarak” küfrünü patlatır. Sonra bu küfrü Asperger açıklamasıyla klinik ambalaja geri sokar. Bok yedirme sözünü, öğrenciyi elleme anısını, kimsenin sormadığı şeyleri kendisinin anlatmasını, Altaylı’nın bu taşkınlıkları toparlama görevini sahneye taşır. “Benim Asperger’im işini bilir” cümlesiyle klinik mazeretin entelektüel şöhret, medya yakınlığı ve statü korumasıyla nasıl çalıştığını gösterir.
“Özel bir durumu var” cümlesi yalnız Celal Şengör’e ait bir cümle gibi kalmaz. Bu cümle bütün gösterinin çalışma düğmesine dönüşür. Erdoğan terapi vakası yapılır. İmamoğlu cezaevinde fonksiyonel insan gibi anlatılır. Solcu öğrenci teknik beceri kazanamamış politik amatör olur. Kadıköylü boykot ve süt nevrozu içinde yaşar. Futbol taraftarı taşan tribün basıncıdır. Dalgıç erişilemeyen keyfin sahibi olduğu için nefret nesnesi olur. Halk tüy ve deodorant üzerinden bedensel teşhis alır. Ata Demirer korunması zor hacme çevrilir. Kenan Doğulu kilime sığacak taşınabilir sahne bedeni haline gelir. Psikoloji öğrencisi öğrendiği ilk kavramla herkese tanı koyar. Göktaş’ın sahnesinde herkesin bir “özel durumu” vardır; bu özel durumlar seyirciye kahkaha, küçümseme ve rahatlama olarak döner.
Göktaş üzerine önceki iki yazı, gösterideki büyük olayların küçük hayret numarasına çevrilmesini ve komedyenin fail gibi konuşup tanık gibi geri çekilmesini işaret etmişti (🔗) (🔗). Ölü Deniz’in BİM psikologu düzeyi bu iki hatta yeni bir toplumsal zemin verir. Burada ucuz numara yalnız sahne becerisi değildir; üniversitenin, derneğin, medyanın, sertifikanın, akreditasyonun, yarışmanın, klinik kelimenin ve sosyal medya kesitinin ortak ürünü haline gelir. Deniz Göktaş hınçlı kalabalığın sevgilisidir, çünkü kalabalığa kaba hıncını incelmiş hissettirerek yaşatır. Seyirci küfre gülerken kendini anlayışlı sanır. Politik küçültmeye gülerken kendini bilinçli sanır. Kilo, koku, saç, tüy ve taşak şakalarına gülerken kendini yalnız güldürü içinde sanır. Psikoloji kelimesi bu rahatlamanın ambalajıdır.
Akreditasyonlu Ucuzluk ve Sahneye Çıkan Psi-Piyasa
Türkiye’de psikoloji alanı, uzun süredir iki ayrı düzeyde çalışır. Üst düzeyde üniversiteler, dernekler, akreditasyon kurulları, eğitim başlıkları, kongreler, yeterlik belgeleri ve meslek etiği dili vardır. Alt düzeyde gündelik konuşma, ilişki tavsiyesi, sosyal medya uzmanlığı, tanı koyma hevesi, baba teorisi, travma cümleleri ve etiket kullanımı vardır. Deniz Göktaş’ın gösterisi bu iki düzeyin birleştiği sahnedir. Üstteki ciddiyet alttaki hınca malzeme verir. Aşağı kattaki hınç, üstteki ciddiyeti komedi ürününe çevirir.
Türk Psikologlar Derneği’nin akreditasyon sayfasında üniversiteler başlangıç ve bitiş tarihleriyle listelenir. Bu liste, psikoloji bölümünün kalite güvencesi adıyla nasıl etiketlendiğini gösterir. Akredite edilmiş program, ölçülmüş, onaylanmış, sertifikalandırılmış eğitim anlamına gelir. Bu dil, dernek-üniversite sisteminin kendi içindeki raf düzenini kurar. Bir bölüm akredite olur, başka bölüm sıraya girer, öğrenci bu bölüme girer, mezun piyasaya çıkar, sonra eğitim ve sertifika rafına yönelir. Aynı sistemde psikoloji bilgisi toplumsal dolaşıma girdikçe “şu bende var”, “babam yüzünden”, “travmam tetiklendi”, “dil sürçmesi yaptın”, “özel durumu var” gibi cümlelere dönüşür.
Göktaş’ın psikoloji bölümü pasajı bu dönüşümün sahne karşılığıdır. Mühendislikten psikolojiye geçişini, terapiye para vermeden kendi sorunlarını çözme arzusunu ve bu arzunun sınıftaki genel atmosferle karşılaşmasını anlatır. Psikoloji 101 hocasının sosyal fobik oluşu, ilk anda beklentiyi bozar. Sınıfta herkes kendi psikolojisini düzeltmeye gelmiş gibidir. Öğrenciler yeni öğrendikleri kavramları gündelik hayata yapıştırır. Freudian slip yakalanır. Bakkal çocuğuna oral fiksasyon tanısı konur. Baba teorisi, hırsı açıklayan ucuz içgörü olur. “Babam öyle biri olduğu için böyle hırslı bir orospu çocuğuymuşum” cümlesi, psikoloji bilgisinin nasıl küfre bağlandığını gösterir.
Bu sahne yalnız psikoloji öğrencisiyle alay etmez. Üniversite-dernek sisteminin ürettiği kavram taşıyıcısını gösterir. Öğrenci kavramı öğrenir, sonra insanı o kavramın altına sokar. Dernek bölüme kalite etiketi basar, eğitim rafı yeni uygulamalar sunar, mezun kendi hayatına ve başkalarının hayatına tanı koyma diliyle çıkar. Göktaş bu zincirin sahne versiyonunu verir. Öğrencinin bakkal çocuğuna yaptığı şeyi Göktaş Harbiye’de Türkiye’ye yapar. Ölçek büyür, teknik hızlanır, kalabalık artar.
Türkiye Psikiyatri Derneği’nin PsikiyARTİST yarışması da bu zincirin başka yüzüdür. Psikiyatrist, uzmanlık kimliğini sanatla, sahneyle, yarışmayla, kongre ödülüyle görünür kılmaya çağrılır. Meslek benliği kendi kültürel vitriniyle buluşur. Göktaş’ın stand-up’ı bu vitrinin alt katındaki halk dilidir. PsikiyARTİST dernek salonunda uzmanı artistleştirir; BİM psikologu Harbiye’de kavramlı hıncı komedyenleştirir. İki durumda da psi-bilgi sahneye çıkar. Birinde ciddiyet törenle süslenir, diğerinde ciddiyet küfürle açılır.
Bu yüzden Deniz Göktaş’ın BİM psikologluğu kişisel bir yetenek hikâyesi olarak durmaz. Türkiye’nin dernek-üniversite sistemine aittir. Üniversite bölümleri bu dili üretir. Dernekler bu dile kalite ve eğitim rafı kurar. Psikiyatri vitrini bu dili sanat ve kongre sahnesine taşır. Medya bu dili imaj ve yorum kalıbına çevirir. Stand-up ise bu dili hınçlı kalabalığa uygun hızlı teşhis biçiminde satar.
“Özel Durum”un Kibar Hakaret Olarak Çalışması
“Özel bir durumu var” cümlesi kibar bir anlayış cümlesi gibi duyulur. Türkiye’de bu cümle çoğu zaman açık hakaretin yerine geçer. “Değişik” kelimesinin daha eğitimli, daha sosyal, daha klinik görünümlü halidir. Birinin davranışı rahatsız edici bulunduğunda, konuşması fazla açık olduğunda, bedeni göze battığında, sınıfsal konumu tuhaf geldiğinde, politik varlığı yorucu sayıldığında bu cümle devreye girer. Açık dışlama, yumuşak bir tonla yapılır.
Göktaş bu cümleyi Celal Şengör sahnesinde açar. Klinik etiket önce mazeret işlevi görür. Asperger, Celal’in taşkın sözlerini sarar. Göktaş bu sargıyı küfürle yırtar. Ardından hemen geri sarar, “boşluğuma geldi”, “bunu yayınlamayız”, “baştan alıyorum” diyerek düzeltme tiyatrosu kurar. Bu tiyatro seyircinin zihninde bağ kurdurur. Klinik kelime ile küfür aynı hatta gelir. Komedyen sorumluluktan çekilmiş gibi durur. Seyirci hükmü alır.
Bu teknik gösterinin bütününe yayılır. Erdoğan’da “özel durum” terapi üzerinden kurulur. Göktaş Erdoğan’ı çocukluğundan beri izlediği huysuz komşu gibi anlatır. Otoriterleşme, “kendi kimliğiyle barışıklığı” biçiminde kişisel gelişim hikâyesi olur. Terapiye gittiği hayal edilir. Parası, imkânı, uzun sürecek ödeme düzeni ve akraba terapist ihtimali konuşulur. İçten güldüğü tek görüntü diye mezarlık sahnesi anılır. Halı sahadaki gol sevinci, iç dünya belirtisine çevrilir. Rejim, psikolojik vaka dosyasına iner.
İmamoğlu pasajında özel durum fonksiyonelliktir. Cezaevinde gardiyanla bağ kuran, avukatlarla geyik yapan, kafa dinleyen, dört kitabı birden okumaya başlayan biri anlatılır. Kur’an, Nutuk, Nazım Hikmet ve Hacı Bektaş Veli aynı anda okunan sınav kitapları gibi görünür. Politik tutukluluk, çalışma programı şakasına çevrilir. Ağır olay küçük düzen bozukluğuna iner.
Eylem kalabalığında özel durum öfkenin çocuklaşmasıdır. Göktaş çocukken Kemal Derviş’e sövülen işçi-memur eylemine gidişini anlatır. Yetişkinlerin kriz öfkesiyle çocuk zekâ yaşına indiğini söyler. Kafiyeli sloganlar, melodik öfke ve meydanın trafiğe kapanması çocukluk deneyimi gibi kurulur. Saraçhane’de Özgür Özel’in yuhalanması, Moğollar’ın sahneden indirilir gibi karşılanması, Muharrem İnce talebi, politik alanı öfke koreografisine çevirir. Eylem sevilir; bu sevgi politik sonuçtan çok kalabalık rahatlamasına bağlanır.
Solcu öğrenci özel durumu teknik eksikliktir. Protestolarda Göktaş’ı çağırırlar, mikrofonu son anda sorarlar, şakaları sloganla bölerler. “Sosyalizm çok güzel de arada YouTube’u da aç” cümlesi politik ideali sahne tekniği karşısında küçültür. Üniversite yalnız sahne veren ya da vermeyen kurum gibi görünürken, aynı anda psikoloji bölümü üreten, akreditasyona giren, mezunları kavram piyasasına gönderen sistem olarak da çalışır. Göktaş’ın üniversite şakaları bu yüzden psikoloji bölümü şakalarından ayrı durmaz. Üniversite hem sahne kapısıdır hem BİM psikologu üretim hattıdır.
Kalabalığın Yönetimi ve Hıncın Ruhsatı
Gösteri seyirciyi hemen işin içine alır. Göktaş, kalabalığın komedyenlere fazla güvendiğini söyler. Konserlerde albüm, sinemada fragman, tiyatroda bilinen metin vardır; stand-up ise sürprize dayanır. Beş bin kişinin ne duyacağını bilmeden bilet alması suistimale açık bir güven olarak sunulur. Bu güven üzerinden tarikat fantazisi kurulur. Protokol, vakıf arazisi, Audi, Mercedes ve çorba görevleriyle seyirci iş bölümü yapılmış inanç topluluğuna dönüşür. Ardından alkış yerine “ağız dolusu yuh” ister. Kalabalık kendi aşağılanmasına katılır.
Bu giriş, hınçlı kalabalığın nasıl kurulduğunu gösterir. Seyirciye önce teşhis konur: fazla güveniyorsunuz. Sonra bu teşhis ortak oyuna çevrilir: yuhalayın. Seyirci hem hedef olur hem fail olur. Göktaş, kalabalığın aşağılanmasını kendi komutuyla organize eder. Böylece gösterinin geri kalanında işleyecek ruhsat hazırlanır. Komedyen herkese vuracaktır, çünkü ilk vuruşu seyirciyle birlikte yapmıştır.
İyi insan pasajı bu ruhsatı ahlaki zemine taşır. Sahte diploma almayan, ifşası çıkmamış, kedi tekmelememiş, partiye polisle girmemiş kişi iyi insan sayılmaya başlar. Göktaş bu rahatlamayı yakalar, sonra kendi iyi insanlığını rakip komedyen öldürtmemek üzerinden kurar. İkinci sıra bilet geliriyle tetikçi tutulabileceğini, Daltonlara yazılabileceğini, Bitcoin gönderilebileceğini, öldürme fotoğrafı gelebileceğini anlatır. Cinayet ayrıntılı biçimde hayal edilir. Ardından “yapmıyorum” jesti gelir. Yapılmamış kötülük ahlaki sermaye olur.
Bu pasajda beden ölçüsü erken devreye girer. Göktaş, öldürteceği komedyenler sıralamasında Ata Demirer’in aşağılarda olduğunu söyler, onu korumaya çalışacağını anlatır, sonra kilo vermesine rağmen hâlâ korunması zor biri olduğunu ekler. “Hayati organlara odaklanırım” diyerek bedeni hedef alanına çevirir. Kendi kilosuyla yarım Ata Demirer ve iki Akın Gürlek koruyabileceğini söyler. Burada kilo şakası basit bir ara alay gibi durmaz. Şiddet fantazisi, beden ölçüsüyle birleşir. İnsan bedeni korunabilir kütleye, hedef geometrisine, kesirli birime dönüşür.
Bu “yarım Ata Demirer” cümlesi BİM psikologu estetiğinin beden düzeyini açar. Beden artık yalnız görünüş değildir; hesaplanabilir raftır. Bir kişi yarım birim olur, başka kişi iki birim olur. Koruma, vurulma, hacim, kilo ve komik oran aynı anda çalışır. Göktaş önce kendi bedenini ölçüye sokar, sonra başkalarının bedenini ölçer. Öz-aşağılama, başkasını aşağılama hakkı verir. Seyirci de bu hesaplama zevkine katılır. Hınç, matematikleşmiş gibi görünerek rahatlar.
Canlı bomba pasajı hınç ruhsatını ölüm alanına taşır. Oruç tutan canlı bomba, trafik öfkesi ve dinî pratik tek görüntüde birleşir. “Hepsi öldü, biraz da güzel haberler” çizgisi, toplumsal travmayı ölüm rahatlamasına çevirir. Seyirci korkusunu hatırlar, sonra o korkunun son bulmasını kaba sevinçle yaşar. Göktaş bu geçişi eğlenceye bağlar. Gösteri hıncı doğrudan yükseltir, ardından “buraya eğlenmeye geldik” tonuyla paketler.
Medya, Kültür Piyasası ve Bedene İndirgenen Ünlü
Göktaş’ın medya pasajları yalnız programlara çıkma gerilimini anlatmaz. Bu pasajlarda herkes tek bir imaja, tek bir sese, tek bir bedensel işarete indirgenir. Fatih Altaylı seyircisi sabah babadan zengin bir adamdan gündem özeti dinleyen kitle olur. Cüneyt Özdemir’in kahkahası kokain imasıyla anılır. Celal Şengör özel durum ve ağız taşkınlığına indirilir. İlber Ortaylı şekerlenmiş konuşma tarzı olur. Emrah Safa Gürkan hızlanarak cevap veren tarihçi olur. Medyatik figürün bütün varlığı, tek bir davranış ya da beden işaretine bağlanır.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Cumhuriyet etkinliği teklifi bu indirgemeyi kültür piyasası üzerinden büyütür. Göktaş, normalde Kenan Doğulu’nun çıkacağı sahneye kendisinin düşünüldüğünü anlatır. Valiliğin Kenan Doğulu’yu belediye sahnesinden kendi sahnesine “çaldığını” söyler, bunun nasıl yapıldığını sorar, sanatçıyı halıya sarma fikrine geçer, Kenan Doğulu için kilimin yeterli olacağını ekler. Bu şaka sahne politikası, belediye organizasyonu ve sanatçı bedenini tek anda birbirine bağlar. Sanatçı bir program boşluğu, taşınacak paket ve beden ölçüsü haline gelir.
Ata Demirer şakasında büyük beden korunması zor hacme çevrilmişti. Kenan Doğulu şakasında ince beden kilime sığacak taşınabilirliğe çevrilir. İki şaka birlikte okununca Göktaş’ın beden mantığı açılır. Fazla hacim de komik olur, az hacim de komik olur. Beden ne kadar büyükse o kadar zor korunur, ne kadar küçükse o kadar kolay taşınır. Ünlü bedenleri raf ölçüsüne, paket boyuna ve lojistik hesaba iner. BİM psikologu yalnız ruhlara tanı koymaz; bedenlere gramaj verir.
Bu şakaların medya-piyasa işlevi de vardır. Ünlü kişi artık ses, ağız, kahkaha, kilo, incelik, saç, hız ya da sahne taşınabilirliğiyle özetlenir. Bu özetleme, sosyal medyanın kesit mantığına uygundur. Bir figür bütün karmaşıklığıyla taşınmaz; tek bir görüntüye sıkıştırılır. Göktaş bu indirgemeyi sürekli tekrarlar. Celal “özel durum”dur. İlber mırıldanmadır. Emrah Safa hızdır. Ata Demirer hacimdir. Kenan Doğulu kilimdir. Cüneyt Özdemir kahkahadır. Fatih Altaylı sabah gündem sesidir. Bu ucuzlaştırma, gösterinin ritmini kurar.
Saç, Halk Bedeni, Tüy, Koku ve Sınıf
Göktaş’ın bedenle kurduğu ilişki yalnız ünlüler üzerinden işlemez. Kendi bedeni de sahnede sürekli teşhir edilir. Saçını kestirmesi, mahallede tanınması ve esnafla karşılaşması üzerinden anlatılır. Uzun saçlı haliyle merhaba dediğinde yüzünün devleti silah yoluyla yıkmak isteyen, Çerkez Ethem’e ayıp edildiğini düşünen ya da kitap çevirisi beğenmeyen biri gibi göründüğünü söyler. Saç, politik düşünce belirtisine dönüşür. Bedensel görünüm sosyal teşhis taşır.
İlk gösterisini çekmek için para harcayıp daha ünlü ve daha fakir olduğunu söylediğinde halkın arasında kaldığını vurgular. Ardından halkı yakından gözlemlediğini söyler ve gözlemin sonucunu tüy ve deodorant üzerinden verir. Halk bedeni kıllı ve kokulu bir alan gibi çizilir. Komedyen halkın dibindedir, aynı anda halk bedeninden tiksinir. Bu çifte konum hınçlı kalabalığın sınıfsal gerçeğini açar. Halktan kopmamış görünme arzusu, halka yaklaşınca duyulan rahatsızlıkla birlikte çalışır.
Tatil ve Airbnb pasajı sınıf farkını eşya üzerinden anlatır. Seçim yenilgisi sonrası tatil, Berlin’den gelen parayla aileyi tatile çıkarma, Ölüdeniz’de sanatçı dedenin evine girme, seramik kırılması, annenin mahcubiyeti ve “yaşayamadığımız hayatın müzesi” hissi; sınıf farkını gündelik nesneye indirir. Güzel ev güzel hayatın kanıtı gibi durur. Göktaş’ın hıncı seramiğe, sanatçı dedeye, ev sahibine, kendi ailesinin mahcubiyetine ve eksik kalmış estetik hayata yönelir.
Dalgıç şakası bu sınıf hasedini en sade haline getirir. Göktaş dalgıçlardan nefret ettiğini açıkça söyler. Dalgıç, suyun altında esas olayın olduğunu bilen kişidir. Mercanları görür, çevreci olur, kıyıdaki kişiye eksiklik hissettirir. Bu nefret, başkasının daha derin keyfe erişmesi karşısında duyulan hasedi gösterir. Dalgıç, bir ruhsal bozukluk dosyası gibi açılır; sonuç yine hızlı teşhistir. “Bana eksik hissettiriyor, o halde nefret ediyorum.”
Avrupa ve Amerika pasajlarında da beden, sınıf ve medeniyet ezikliği aynı anda çalışır. New York metrosundaki cinsel teşhir, İskoçya’daki brutal vokalli sokak müzisyeni, Avrupa’daki güzel apartmanlar ve bisikletten düşen yabancıya “sömürgeci” diye sevinme refleksi aynı çizgide ilerler. Özgürlük fazla gelir, güzel çevre eziklik yaratır, düşen yabancıya tarihsel küfürle rahatlama sağlanır. Düşenin esmer çıkmasıyla öfke hedefini şaşırır. Hınç kendi nesnesini bulurken bile hata yapar; bu hata sahnede ek komedi üretir.
Kadıköy pasajı mahalleye konan tanıdır. Kadıköy, yurt dışına gitmek isteyip gidemeyenlerin yurt içi yurt dışısı gibi anlatılır. Boykot kültürü, tacizci dükkan ihtimali, hayvana kötü davranan işletme, transfobik bakkal korkusu, yanlış sütü siyah poşetle taşıma, Martı CEO’su bilgisi, ekmek almak için rota değiştirme gibi ayrıntılarla mahalle etik üstben sahnesine dönüşür. Politik tüketim hassasiyeti nevrotik gündelik davranış gibi anlatılır. BİM psikologu mahalleye de tanı koyar.
Tribün Basıncı, Spor Dili ve Taşak Estetiği
Futbol taraftarı bölümü, Göktaş’ın hınç kalabalığını tribün basıncı ve boşaltım dili üzerinden nasıl kurduğunu gösterir. Futbol taraftarlarının futbolsuz kalınca günlük hayata karışacağı ve toplumun bununla baş edemeyeceği söylenir. Stadyum haftalık basınç boşaltma aygıtı gibi düşünülür. Taraftarın voleybol ve basketbola yönelmesi, bu sporları kendi diliyle işgal etmesi, kuralları karıştırması ve her başarıyı taşak büyüklüğüyle ölçmesi sahneye taşınır.
Vargas için “taşaklarına beton yetmez” övgüsü, başarıyı bedensel abartıya bağlar. Spikere yönelen küfür, Sırp hakem paranoyası, basketbolda Yunanistan gerilimi ve Alperen üzerinden kurulan tarihsel zafer dili sporun kalabalık hıncına açılan kapısını gösterir. Göktaş bu dili sahneye taşır, ritmini büyütür, seyircinin zaten bildiği tribün sözlüğünü görünür hale getirir. Bu gösteride kalabalık taşkınlığı çoğu zaman düşünceyle değil, basınçla açıklanır.
Kadın hakları pasajları aynı basıncın gündelik alay biçimini açar. Kadın hakları savunan kişiye yönelen kaba mahalle dili sahneye alınır. Sokrates ve Atatürk üzerine kurulan kıskançlık şakası, evrensel sevgi fikrini ortam bozan bir iddia gibi işler. Göktaş burada kaba alayı teşhir ederken o alayın ritmini kullanır. Seyirci dili tanır, gülüşle kendine mal eder. Hınç kalabalığının incelmişlik duygusu böyle kurulur.
Muhafazakâr aile çocukları ve kötü baba meselesi aile düzeni ile psikolojiyi bağlar. Göktaş kendi iyi babasından şikâyet eder gibi konuşur, kötü babası olanlara özenir. Muhafazakâr ailelerden çıkan seküler çocukların ülkeyle daha güvenli bağ kurduğunu söyler. Kötü baba hayatta kalma antikoru olur. Psikoloji öğrencilerinin her şeyi babaya bağlamasıyla dalga geçerken gösterinin kendisi de babaya döner. BİM psikologu burada eleştirdiği ürünü yeniden satar: baba teorisi ucuzdur, fakat sahnede yine çalışır.
Psikoloji Bölümü, Bakırköy Stajı ve Sertleşme Hikâyesi
Psikoloji bölümü pasajı, Göktaş’ın sahnedeki BİM psikologluğunun en açık bölümüdür. Terapiye para vermeden kendi sorunlarını çözme isteğiyle bölüme girdiğini anlatır. Sınıfta benzer arzular taşıyan insanlarla karşılaşır. Toplum ruh sağlığı gibi büyük sözler geri çekilir; herkes kendi tamir ihtiyacıyla oradadır. Öğrenci psikolojik kavramı öğrendiği anda kendisine ve çevresine uygulamaya başlar.
Freudian slip avcılığı, oral fiksasyon, baba teorisi ve kötü baba rekabeti bu bölümün hızlı teşhis düzenini gösterir. Bir söz sürçmesi sırra dönüşür. Şekerle oynayan çocuk psikanalitik örnek olur. Hırs baba figürüyle açıklanır. Kötü baba, kimlik sermayesi haline gelir. Psikoloji bölümü burada bilgi alanından çok kavramlı laf sokma atölyesi gibi görünür. Bu, Türkiye’nin dernek-üniversite sistemindeki BİM psikologu üretiminin sahne teşhiridir.
Bakırköy stajı bu teşhisi klinik alana taşır. Kapalı servis, ağır ilaçlar, elektroşok, ağır travma anlatıları ve baş psikiyatristin açmadan ısırık alması, komedyenin duyarlılık ve sertleşme hikâyesine dönüşür. Baş psikiyatristin ona “ağlak” demesi, klinik duyarlılığın aşağılanması gibi çalışır. Sonra hastaların resimlerine acımasız yorum yapmaya başlaması gelir. Acı, hastanın hikâyesi olarak kalmaz; komedyenin dayanıklılık malzemesi olur.
Kokain ve yaşanmamış gençlik pasajı psikoloji mezunu kimliğin başka bir sıkışmasını açar. Göktaş İstanbul’a taşındığını, fakat kokaine alışamadığını söyler. Rock yıldızlarının bağımlılık, taşkınlık ve yaratıcı yıkım dolu hayatlarına özenir. Kendisini steril ve deneyimsiz bulur. Psikoloji mezunu olmak, bağımlılığa bile yakışmayan sınıf kimliği gibi durur. Kirlenememişlik hıncı, komediye dönüşür.
Empati Küfrü, Kurban ve Öz-Aşağılama Ruhsatı
Sevgiliyle yakın tarih podcasti pasajı, empati kelimesini küfre dönüştürür. Göktaş’ın kız arkadaşı yakın tarihi dinledikçe ev içi gündelik hayat darbeler, katliamlar ve politik travmalarla dolmaya başlar. Erdoğan’ın şiir okuduğu için hapse girmesine bir an üzülmesi, sevgilisinin “empati orospusu” cümlesiyle karşılanır. Empati, psikoloji dilinin olumlu kapasitesi olmaktan çıkar; aşırılık ve komik zaaf haline gelir. Psikoloji kelimesi burada da hınçla birleşir.
Kurban pasajı çocukluk, din, et ve ikiyüzlülüğü aynı sahneye getirir. Dedenin kurban kesmeye uygun görünmemesi, dananın gözü, Tanrı, etin görünür formu, yoğurtlu beyti ve riyakâr travma çizgisi, ahlaki rahatsızlığın iştahla kapatıldığını gösterir. Göktaş kendi ikiyüzlülüğünü açık eder. Bu açıklık, sahnede temizlik işlevi görür. Kendi kirini söyleyen komedyen, başkasının kirini söyleme yetkisi kazanır.
Beden sıvıları, hijyen ve öz-aşağılama parçaları aynı yetkiyi büyütür. Su içmeme övüncü, sıvılarla aranın kötü olması, altına işeme, duş ve diş fırçalama ihmali, ön sıraya tükürme gibi ayrıntılar politik ve entelektüel konuşmanın arasına iğrenç bedeni yerleştirir. Göktaş kendini teşhis masasına yatırır. Ardından herkesi aynı masaya yatırır. Seyirci bu yüzden aşağılamayı adil sayar. Komedyen kendine de vurduğu için başkasına vurma ruhsatı alır.
Bu ruhsat beden şakalarında açıkça çalışır. Göktaş kendi kilosunu ölçüye katar, sonra Ata Demirer ve Akın Gürlek’i ölçer. Kendi tedirginliğini anlatır, sonra motorcuları ve canlı bombaları paranoya nesnesine çevirir. Kendi hijyenini anlatır, sonra halkın deodorantını konuşur. Kendi medyatik gerilimini anlatır, sonra Fatih Altaylı kitlesini, Cüneyt Özdemir kahkahasını ve Kenan Doğulu bedenini küçültür. Öz-aşağılama, gösterinin merkezî sigortasıdır.
Kesit Ekonomisi, Harbiye Kalabalığı ve Paketlenmiş Hınç
Ölü Deniz yalnız sahnede anlatılan uzun bir gösteri gibi kurulmaz. Her güçlü parça kısa dolaşıma uygun yoğunluk taşır. “Özel bir durumu var” sahnesi, Erdoğan’ın terapisti olma fantazisi, seyirciye yuh çektirme, tetikçi ve dopamin, yarım Ata Demirer hesabı, Kenan Doğulu’yu kilime sığdırma, canlı bomba rahatlaması, Kadıköy boykot nevrozu, futbol taraftarı dili, empati küfrü, psikoloji öğrencileri ve kötü baba pasajları tek tek kesitlenebilir. Her kesit kendi hıncını taşır. Harbiye sahnesi bu kesitlere büyük kalabalık onayı verir.
Prodüksiyon ve avukat pasajları bu dolaşımın farkındalığını gösterir. İlk gösterinin çekimine para yatırmak, borçlanmak, görüntü kalitesi için uğraşmak, avukatlardan sert geri dönüş almak, yayınlanabilirlik kaygısı yaşamak ve “bunu yayınlamayız” diye şaka yapmak, ofansif cümlenin sahneden kayda, kayıttan kesite, kesitten toplu hınca geçeceğini gösterir. Risk de malzemeye dönüşür. Hukuki geri dönüş bile punchline olur.
Harbiye ölçeği bu yüzden önemlidir. Küçük sahnede edilen sert şaka ile beş bin kişiye yuh çektiren, beş bin kişiye “iyi insan” tuzağı kuran, beş bin kişiye “özel durum” küfrünü açan, beş bin kişiye halkın tüyünü, Ata Demirer’in hacmini, Kenan Doğulu’nun kilime sığmasını, Kadıköy’ün süt nevrozunu ve futbol taraftarının taşak estetiğini söyleyen komedyen aynı toplumsal ağırlığı taşımaz. Büyük kalabalık bu şakaları yalnız dinlemez; onaylar, dolaşıma hazırlar, kendine mal eder.
Hınç burada içerikten ibaret kalmaz. Hınç, sahnenin organizasyon biçiminde de vardır. Komedyen kalabalığı toplar, sınıflandırır, güldürerek rahatlatır. Kalabalık hedef alındığı anda bile zekâya ortak olduğunu düşünür. Bu ortaklık BİM psikologunun satış gücüdür. Herkese bir etiket verir, herkesi o etiketten güldürür, sonra bütün etiketleri aynı raf düzeninde toplar.
Türkiye’nin BİM Psikologu
Deniz Göktaş’ın sahnesinde Türkiye kendi BİM psikologunu bulur. Bu figür üniversite bölümlerinin, dernek akreditasyonlarının, eğitim paketlerinin, psikiyatri yarışmalarının, medya imajlarının ve sosyal medya kesitlerinin ürettiği ortak kişidir. Göktaş tek başına bu sistemin yaratıcısı değildir; bu sistemin en görünür sahne sonucudur. Türkiye’de herkes tanı koyar. Üniversite programı akredite eder. Dernek eğitim rafı kurar. Psikiyatri vitrini uzmanı artistleştirir. Medya “efendi çocuk” ve “özel durum” imajları üretir. Psikoloji öğrencisi oral fiksasyon ve baba meselesi taşır. Komedyen bu zinciri alır, Harbiye’de hınçlı kalabalığa satar.
Bu satışın işlemesi, kalabalığın kendini kaba kalabalık gibi hissetmeden hınç yaşamasında yatar. Seyirci politik referansı tanıdığı için bilinçli hisseder. Klinik kelime duyduğu için incelmiş hisseder. Komedyenin kendini de aşağılaması sayesinde adil bir dağıtım izlediğini düşünür. Bedenleri ölçerken yalnız gülmüş gibi olur. Kilo alayında, koku alayında, saç alayında, taşak estetiğinde, terapi fantazisinde, baba teorisinde ve “özel durum” küfründe aynı rahatlama vardır.
BİM psikologu bu rahatlamanın adıdır. Ucuz kavramı pahalı ciddiyet gibi sunar. Sosyal küfrü klinik ambalajla verir. Bedeni gramaja, ruhu semptoma, politikayı kişilik arızasına, sınıf farkını hasede, medyatik figürü ağız ve hacme, seyirciyi kalabalık terapisine çevirir. “Özel bir durumu var” cümlesi bütün gösteride dolaşan ana etikettir. Bu etiket Celal Şengör’den Erdoğan’a, psikoloji öğrencisinden Kadıköy’e, Ata Demirer’in bedeninden Kenan Doğulu’nun kilimine, halkın tüyünden Göktaş’ın kendi hijyen itiraflarına kadar yayılır.
Deniz Göktaş hınçlı kalabalığın sevgilisidir. Kalabalığa hıncını açıklama diliyle verir. Küfrünü psikoloji kelimesiyle verir. Bedensel aşağılamasını ölçü şakasıyla verir. Politik yorgunluğunu terapi ve karakter komedisiyle verir. Türkiye’nin dernek-üniversite sistemi, bu dilin kurumsal rafını kurmuştur. Göktaş bu rafın sahne satışını yapar. Bu yüzden Ölü Deniz’in ana cümlesi Celal Şengör hakkında söylenen “özel bir durumu var” cümlesidir. Türkiye’nin BİM psikologu o cümleyi alır, bütün ülkeye yapıştırır, hınçlı kalabalığı incelmiş hissettirerek güldürür.






























Geri bildirim: Cingöz Yavrucak Nası Koydu Ama Eheh | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Deniz Göktaş’ın ‘Ah Deme Oh De’ Araf Pornosu Platform Kuklalığı Emridir | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Deniz Göktaş’ın Katmerli Sinizmi ve Ürettiği Şantajcı Şüreka | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Deniz Göktaş’ın Dört Egosu: Empoze-Çakma-Rehin-Ezik ve Estetik Kast | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Ölü Deniz’in Adak Lokması: Ölçülü Nanik, Hesapsız Sarfiyat ve İbretmaxxing | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER