(playlist)
🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
👻🪸🐈⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈⬛
Deniz Göktaş vakası, bir komedyenin politik şakaları yüzünden hedef alınmasından çok daha geniş bir anlam taşır. Bu olayın çekirdeğinde 1980 Çorum’a bağlanan devrimci baba hattı, THKO’dan TDKP’ye uzanan örgütsel geçmiş, 1993 Madımak günlerine yerleşen ana rahmi imgesi, 1994’te doğan bir çocuğa verilen Deniz adı, aynı yıl Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanı olması, 1995’te Evrensel gazetesinin ve 1996’da EMEP’in TDKP çizgisinden çıkışı, Selam Selam’da dile getirilen Deniz Gezmiş yükü, Ölü Deniz’de sahnelenen ölü aydın arzusu, 2 Temmuz 2026’da Madımak yıldönümüne denk gelen gözaltı ve 3 Temmuz’da Çorum hafıza hattına denk gelen tutuklama vardır.
Bu zincir, Deniz Göktaş’ı yalnız güncel bir ifade özgürlüğü vakası haline getirmez. Göktaş, sol cenahın kendi çocuklarına yüklediği kahramanlık adlarını, kendi evlerinde kurduğu aydınlık hiyerarşisini, kendi eylem romantizmini, kendi temsil korkusunu ve kendi mağduriyet prestijini sahnede görünür hale getirir. Sonra aynı şakaların bedelini ödediği anda, utandırdığı sol çevrelerin savunmak zorunda kaldığı figüre dönüşür. Böylece sol, kendisine gülen kişiyi kendi semptomu olarak yüceltir.
Kemal Göktaş’ın 1980 Çorum olayları, THKO ve TDKP hattı içindeki yeri, oğul Deniz’in sahne kişiliği için yalnız aile bilgisi sayılmaz. Çorum olayları, 1980’in Mayıs-Temmuz aylarında Alevilere yönelen saldırılar, ölümler, yaralanmalar, yağmalanan evler ve şehirden koparılan hayatlarla Türkiye sol-Alevi hafızasının ağır düğümlerinden biri haline geldi (🔗). THKO’dan TDKP’ye geçen çizgi, 1970’lerin devrimci gençlik mirasını 1980’e girerken parti formuna taşımıştı. TDKP’nin kuruluşu 2 Şubat 1980’e yerleşir (🔗). Bu tarih, Çorum’un kanlı aylarıyla aynı yılın içinde durur.
Bu baba hattı, Deniz Göktaş’ın sahnesinde doğrudan isim ve bedel meselesine bağlanır. Selam Selam’da kendi adının Deniz Gezmiş’ten geldiğini söyler. Ailesinin ona bu adı, “onun gibi cesur ol, yiğit ol” beklentisiyle verdiğini anlatır. Ardından kendi ince bileklerini, korkularını, cılız çocuk bedenini, hastalıklarını ve ürkekliğini bu adın yanına koyar. Böylece Deniz Gezmiş adı, bir çocuğa verilmiş sıradan bir ad olmaktan çıkar; idam edilmiş devrimci gençliğin aile içi emri haline gelir.
Bu emir, Göktaş’ın şakasında tersine döner. Deniz Gezmiş adı yiğitlik ister; sahnedeki Deniz fıtık, astım, depresyon, uyanamama, panik ve bedensel arızalarla konuşur. Deniz adı dik duruş ister; Göktaş yataktan kalkamayan, alarma yenilen, etkinliğe geç kalan, büyük tarihsel çağrıyı bile fıtık ağrısıyla karşılayan bedeni anlatır. Bu komik karşıtlık, solun kahramanlık mirasını düşürürken aynı anda sahne değerine çevirir. Göktaş, “bu adı taşıyamıyorum” diyerek adı ortadan kaldırmaz; taşıyamayışını gösteriye dönüştürerek adın bütün ağırlığını yeniden dolaşıma sokar.
Madımak burada ikinci doğum noktasıdır. 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Oteli ateşe verildi; otelde bulunan 33 aydın, sanatçı ve yazar ile 2 otel çalışanı hayatını kaybetti (🔗). Deniz Göktaş’ın Selam Selam’da kendi ana rahmine düşüşünü Madımak günleriyle ilişkilendirmesi, doğumunu biyolojik takvimden çıkarıp yakılmış aydın hafızasının hemen sonrasına yerleştirir. Bu ayrıntı, bütün sembolizmin en keskin halkalarından biridir. Göktaş, kendisini yalnız 1994 doğumlu bir komedyen olarak anlatmaz; kendi varlığını Madımak sonrası karanlığın içine düşen bir çocuk zamanı olarak kurar.
1994 bu yüzden tek başına doğum yılı değildir. Göktaş doğar; aynı yıl Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Belediye Başkanı olur. Ölü Deniz’de bunu açıkça kendi biyografisine bağlar. Kendisinin 1994’te doğduğunu, Erdoğan’ın da 1994’te İstanbul Belediye Başkanı olduğunu söyleyerek aralarında tuhaf bir tarihsel eşlik kurar. Bu eşlik, onun kuşağının siyasal zamanını anlatır. Bir tarafta 68’den gelen Deniz Gezmiş adı, diğer tarafta 1994’te belediye başkanlığıyla başlayan Erdoğan iktidar yürüyüşü vardır. Göktaş, bu iki zamanın arasında büyüyen çocuğun sahne kişiliğini kurar.
1995’te Evrensel gazetesi, 1996’da EMEP sahneye çıkar. EMEP, TDKP çizgisinin yasal siyasal alandaki devamı olarak kurulur; kuruluş tarihi 25 Kasım 1996’dır (🔗). Bu iki tarih, Göktaş’ın bebeklik yıllarını çevreleyen sol kurumlaşma atmosferini verir. 1993’te Madımak, 1994’te Deniz’in doğumu ve Erdoğan’ın belediye başkanlığı, 1995’te Evrensel, 1996’da EMEP. Baba kuşağının THKO-TDKP hattı, oğlun çocukluk zamanında gazete ve parti formuna geçer. Böylece Göktaş’ın sahnesinde konuşan şey, tekil bir aile hikâyesinden daha geniştir. Orada illegal devrimci mirasın yasal sol dile çevrilmiş hali, çocuğa verilmiş Deniz adıyla birlikte konuşur.
Selam Selam bu mirası küçük düşürerek işler. Küçük düşürme burada basit hakaret anlamına gelmez; büyük simgeleri gündelik bedene indirme anlamına gelir. Deniz Gezmiş adı, ince bilekli çocuk bedenine iner. Devrimci kalkış, uyanamayan kişinin alarm uygulamasına iner. Politik cesaret, “ben de korkuyorum” diyen bir sahne kişisine iner. Devletle karşılaşma, GBT’de karıştırılan çantaya, poğaçaya, ilaçlara, sümüklü peçeteye iner. Göktaş, solun yüksek sözlüğünü kirli ve komik gündeliğe taşır. Solun utancı da burada başlar.
Bu utanç, dışarıdan gelen bir saldırı duygusu yaratmaz; çünkü konuşan kişi içeriden biridir. Alevi-komünist aileden gelen, adı Deniz Gezmiş’ten gelen, çocukluğunda eyleme götürülmüş, politik gündemi bağımlılık düzeyinde takip eden, babasının devrimci geçmişiyle yaşayan biridir. Bu yüzden Göktaş’ın şakaları solun karşısına dış güç gibi çıkmaz. Solun kendi evinden çıkan çocuk, evdeki kutsal fotoğrafların altında konuşur. Kendisini küçültürken o fotoğrafların kurduğu düzeni de küçültür.
Ölü Deniz bu düzeni Harbiye ölçeğine taşır. Gösteri 1 Haziran 2026’da Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda kaydedilir ve 24 Haziran’da YouTube’da yayımlanır. Evrensel, gösterinin altı günde 7 milyon izlenmeye ulaştığını aktarır (🔗). Burada artık küçük salonda kendini anlatan bir komedyen değil, binlerce kişilik kalabalığı yöneten bir figür vardır. Göktaş, seyircinin komedyene duyduğu güveni tarikat kurma ihtimaliyle açar; sonra alkış yerine yuhalama ister. Bu hareket, kendini aşağı çeken bir jest gibi görünürken aynı anda kalabalığı yönetir. Kitle ona güler, ona uyar, onun kurduğu ritme girer.
Ölü Deniz’in en önemli kısmı aydınlık fantazisidir. Göktaş, aydın olmanın çok övüldüğü bir ailede büyüdüğünü söyler. Evde aydın, sürgündeki aydın, hapisteki aydın ve ölü aydın arasında yükselen bir hiyerarşi kurar. Ölüysen evde posterin olur; hapisteysen hakkında her gün konuşulur. Sonra kendi gösterisini YouTube’a yükleyip başına iş gelirse, gazetecilik yapmadan, kitap yazmadan, yalnız sahnede konuşarak aydın olabileceğini hayal eder. Bu sahne, bütün vakayı önceden yazar. Göktaş yalnız bedel ihtimalini görmez; bedelin sol aile ve sol çevre içinde üreteceği yüceltilme biçimini de sahneye koyar.
Babanın “İşbirlikçi misin?” çıkışı bu sahnenin gerçek merkezidir. Göktaş, Ölü Deniz’de babasının Ankara’dan arayıp eylem videolarında kendisini aradığını anlatır. Bütün videoları izlediğini, oğlunu hiçbirinde göremediğini, “Dizi oyuncularını bile gözaltına alıyorlar. Seni niye almıyorlar? İşbirlikçi misin?” diye sorduğunu söyler. Bu cümle, sol aile içindeki bedel denetimini tek vuruşta açar. Baba için oğlun muhalifliği, sahnede alkış almasıyla tamamlanmaz. Devletin onu fark etmesi, hatta alması gerekir. Alınmıyorsa eksiklik vardır. Alınmıyorsa kuşku vardır. Alınmıyorsa işbirlikçilik ihtimali bile sahneye girer.
Bu baba sözü, Deniz adının aile içi emriyle birleşir. Çocuğa Deniz adı verilir; çocuk Deniz Gezmiş olamaz. Çocuk büyür, sahnede politik mizah yapar; baba eylem videolarında onu arar. Oğulun gerçek tescili, devlet şiddetiyle gelecekmiş gibi davranılır. Göktaş bunu komediye çevirir. Fakat komedi, içindeki arzuyu silmez. Ölü Deniz’de “başına iş gelirse aydın olma” fikri açıkça kurulduğu için, 2 Temmuz’da gelen gözaltı bu metnin dışından gelmiş bir kaza gibi durmaz. Sahnenin çağırdığı bedel, takvimde karşılık bulur.
Alevilik meselesi de aynı şekilde çalışır. Ölü Deniz’de Göktaş, Fatih Altaylı programında kendisine “Aleviler hakkında ne düşünüyorsun?” diye sorulduğunu anlatır. Bu soru karşısında Aleviliği temsil etmenin kendisine kaldığını düşünür ve “bana kaldıysa bizi yakarlar” duygusuna düşer. Bu cümle, Madımak hafızasının sahne üzerindeki en doğrudan geri dönüşüdür. Göktaş Aleviliği büyük bir temsil cümlesiyle yüceltmez; onu temsil edememe paniğiyle sahneye getirir. Bu panik, Alevi-sol hafızanın güncel medya düzeninde aldığı biçimi gösterir: dede izleyecek, yanlış konuşulacak, temsil yükü taşınacak, yakılma hafızası iç seste dolaşacak.
2 Temmuz 2026’da Göktaş’ın İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alınması, bu yüzden yalnız güncel soruşturma bilgisi olarak okunamaz. Soruşturma, Ölü Deniz gösterisindeki bazı ifadeler gerekçe gösterilerek “dini değerleri aşağılama” suçlamasıyla açılmıştı; Euronews, 29 Haziran’da soruşturma açıldığını ve bazı kesitlere erişim engeli getirildiğini aktardı (🔗). 2 Temmuz’da gözaltı haberi geldi (🔗). Bu tarih Madımak yıldönümüdür. Sahnesinde “bizi yakarlar” paniğini ve ölü aydın hiyerarşisini kuran kişi, Madımak gününde devlet işlemiyle karşılaşır.
3 Temmuz’da tutuklama gelir. Euronews, Göktaş’ın 3 Temmuz’da sulh ceza hakimliğince tutuklandığını yazdı (🔗). Bu tarih, Çorum olaylarının 29 Mayıs’tan 3 Temmuz’a uzanan anma hattıyla kesişir (🔗). Baba Kemal Göktaş’ın Çorum ve THKO-TDKP geçmişiyle ilişkilendirilmesi, oğulun tutuklanma tarihiyle aynı yüzeye gelir. Böylece 1980 Çorum’daki baba hattı, 1993 Madımak’taki ana rahmi imgesi, 1994 doğumu, 1995-1996 sol kurumlaşması, Ölü Deniz’deki ölü aydın arzusu ve 2026’daki yargı süreci tek bir takvim örgüsüne yerleşir.
Bu takvimde absürt görünen ayrıntılar, olayın anlamını büyütür. Göktaş’ın Selam Selam’da ana rahmine düşüşünü Madımak günleriyle ilişkilendirmesi, onun doğumunu yakılmış aydın hafızasına bağlar. Adının Deniz Gezmiş’ten geldiğini söylemesi, doğumu idam edilmiş devrimci gençlik adına bağlar. Ölü Deniz’de Erdoğan’la 1994 eşzamanlılığını kurması, hayatını iktidar tarihinin başlangıcıyla eşleştirir. Babasının “İşbirlikçi misin?” sorusu, sol ailede bedel görmeden muhalif sayılmanın eksik kaldığını gösterir. Gözaltı ve tutuklama tarihleri, sahnedeki bütün motifleri tarihsel yıldönümleriyle mühürler.
Deniz Göktaş’ın solcuların yücelttiği semptoma dönüşmesi, tam burada gerçekleşir. Sol cenah, onun şakalarında kendi utancını görür. Kendi çocuklarına verdiği büyük isimleri görür. O isimleri taşıyamayan zayıf bedeni görür. Kendi eylemlerinin duygusal rahatlama tarafını görür. Kendi aydın fetişini görür. Kendi “başına iş gelirse değerlenirsin” ahlakını görür. Kendi temsil paniklerini görür. Göktaş bunları sahnede açar ve komikleştirir. Komedi, solun yüksek sözlüğünü kendine döndürür.
Sonra devlet müdahalesi gelir. Göktaş’ın şakaları artık yalnız komik bulunacak ya da bulunmayacak malzeme olarak dolaşmaz. Tutuklanan komedyenin yanında durmak, ifade özgürlüğü sınavına dönüşür. Sol cenah, kendisini utandıran bu figürü savunmak zorunda kalır. Şakaları beğenmemiş olanlar bile devlet müdahalesi karşısında aynı savunma alanına çekilir. Böylece Göktaş’ın sahnede ifşa ettiği aydınlık ve mağduriyet düzeni fiilen çalışır. Başına iş gelir; hakkında konuşulur; savunulur; yüceltilir.
Bu yüceltilme, Göktaş’ın sahnede alaya aldığı sol mantığın tamamlanmasıdır. Ölü Deniz’de anlattığı ev içi aydın hiyerarşisi, sahne dışındaki politik olayda gerçeklik kazanır. Hapisteki aydın hakkında her gün konuşulur. Başına iş gelen kişi, daha yüksek ahlaki konuma çıkar. Bedel, estetik tartışmayı bastırır. Eleştiri, sadakat testine dönüşür. Göktaş, solun utancını sahneye koyduğu için büyür; aynı utancın bedelini ödediği için yüceltilir.
Sağ medya da bu süreci karşı taraftan besler. Tutuklama günlerinde Kemal Göktaş’ın geçmişi üzerinden ağır haberler dolaşıma sokuldu. Odatv, polis Muzaffer Yeşilyurt’un öldürülmesiyle ilgili bazı iddiaların dava avukatı tarafından farklı anlatıldığını aktardı (🔗). Bu karşı hamle, oğulun şakalarını babanın devrimci geçmişiyle kriminalize etmeye yöneldi. Sağ, Göktaş’ı bireysel komedyen olarak değil, soydan gelen politik dosya olarak kodladı. Bu kodlama, solun onu sahiplenme refleksini daha da güçlendirdi. Baba hattı böylece hem solun içerideki bedel arzusunu hem sağın dışarıdaki kriminalizasyon dilini aynı anda harekete geçirdi.
Göktaş’ın kurnazlığı kişisel niyet tartışması gerektirmez; metinlerin işleyişi bunu zaten kurar. Selam Selam’da Deniz Gezmiş adını taşıyamayan çocuk bedeni sahneye çıkar. Ölü Deniz’de başına iş gelirse aydın olma arzusu açıkça söylenir. Baba, oğlunun niçin gözaltına alınmadığını sorup “İşbirlikçi misin?” diyerek sol aile içindeki bedel denetimini dile getirir. Alevilik, temsil edememe ve yakılma korkusuyla geri döner. Erdoğan’la aynı yıl başlayan biyografi, muhalif kuşağın siyasal zamanını kurar. 2 Temmuz ve 3 Temmuz tarihleri, bütün bu motifleri güncel yargı sürecine bağlar.
Bu nedenle Deniz Göktaş vakasında asıl çarpıcı olan, bir komedyenin devlet baskısıyla karşılaşması kadar, bu karşılaşmanın sahnede önceden yazılmış olmasıdır. Göktaş, sol cenahı utandıran şakalar yapar; solun kutsal adlarını, baba beklentisini, eylem romantizmini, aydın fetişini, temsil paniğini ve mağduriyet prestijini görünür hale getirir. Ardından bu şakaların bedelini ödediğinde, aynı sol cenah onu savunur ve yüceltir. Utanç savunmaya, savunma yüceltmeye, yüceltme semptoma dönüşür.
Deniz Göktaş böylece solun karşısında duran bir figür olmaktan çok, solun kendi içindeki gerilimlerin bedenleşmiş hali haline gelir. Onun sahnesinde solun devrimci adı cılız bedene iner. Alevi hafızası temsil paniğine iner. Aydınlık, başına iş gelme arzusuna iner. Baba, oğlunu eylem videolarında arayan denetçiye dönüşür. Devlet müdahalesi bu sahne düzenini tamamlar. Sonunda sol, kendisine gülen kişiyi savunurken kendi semptomunu yüceltir. Deniz Göktaş’ın hikâyesi bu yüzden yalnız komedi tarihine ait bir olay değildir; Türkiye solunun kendi adları, kendi çocukları, kendi babaları ve kendi ölü aydınlarıyla kurduğu ilişkinin açığa çıktığı andır.






























Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Ölü Deniz’in Adak Lokması: Ölçülü Nanik, Hesapsız Sarfiyat ve İbretmaxxing | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER