Alice-Bob-Carol Diyalektiğinde Üçüncü Öğenin Hayaleti: Mahpus İkilemi ve Üç Mahpus

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

浪🧩📞 LACAN DERSLERİ 浪🧩📞
👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

(İngilizcesi ve Almancası)

Freud-Lacan çizgisi ile Freudcu-Lacancı pratik arasındaki fark, üçüncü öğenin statüsünde düğümlenir. Freud ve Lacan için üçüncü öğe, iki kişinin arasına fiilen çağrılacak bir hakem, uzman, baba, kurum, teori veya karar makamı değildir. Üçüncü, sözün içinde hayalet gibi çalışan varsayımsal bir yerdir. Konuşan özne, sözünü yalnızca karşısındaki kişiye söylemez; söz, başka bir yerden duyulabilir, başka bir yerden dönebilir, başka bir yerde kayda geçebilir, başka bir anlam kazanabilir. Bu başka yer, sahnede fiilen duran bir üçüncü kişiye ihtiyaç duymadan da işler.

Freudcu-Lacancı pratikte bu hayalet sık sık bedenlendirilir. Analist, süpervizör, okul, kurum, teori, klinik tanı veya “simgesel düzen” adına konuşan otorite, ikili ilişkiye dışarıdan sokulur. Böylece üçüncü öğe artık eksik yer olarak işlemez; bilen, adlandıran, sınıflandıran, onaylayan, geçersiz kılan ve hakemlik yapan makam olur. Analitik söylem burada üniversite söylemine kayar. Eksik bilgi çalıştırılacağına, bilgi eksikliği başkasına yüklenir. Öznenin kendi kararsızlığını üstlenmesi yerine, uzman onun kararsızlığını açıklar.

Bu dönüşüm her zaman açık bir hakem figürüyle gerçekleşmez. Daha gelişmiş biçimde hakemlik tekil kişiden kalabalığa dağıtılır. “Ben karar verdim” denmez; “biz böyle okuyoruz”, “klinik deneyim bunu gösterir”, “alanın bilgisi budur”, “Lacancı etik böyle gerektirir” denir. Hakemlik böylece “biz” inşasına saklanır. Tekil hakeme itiraz edilebilir; fakat “biz”in ortak aklığına itiraz eden, kara, uyumsuz, dışarıda, imajiner veya dirençli sayılır. Freudcu-Lacancı pratikte üçüncünün en sinsi biçimi budur: hakemlik kaybolmaz, kişisizleşmiş bir koro haline gelir.

Bu ayrım, ikili ilişki hakkındaki yerleşik klişeyi de yeniden düşündürür. Sık anlatıya göre imajiner ikili ilişki narsistik kapanma, ayna, rekabet ve kısır döngüdür; simgesel üçüncü ise bu kısır döngüyü kıran dolayım öğesidir. Oysa iki öğeli ilişki her zaman kısır değildir. İki öğe arasında dönüşümlü bir siyah-beyaz hareket kurulabilir. Biri yanılır, diğeri düzeltir; sonra roller değişir. Biri kara pozisyonu üstlenir, öteki beyaz kalır; sonra öteki kara olur, ilki beyazlaşır. Hata sabit kimlik değil, ilişkinin geçici momenti olur.

Diyalektik tam da karalığın üstlenilebilir olmasında başlar. Kara olmak, ilişkinin dışına atılmak anlamına gelmez; geçici olarak hata, suç, eksiklik, yanılma veya düşme pozisyonunu taşımak anlamına gelir. Beyaz olmak da kalıcı masumiyet değildir; geçici aklanmadır. İkili ilişki canlı kaldığında siyah ve beyaz el değiştirebilir. Kısır döngü, iki öğe olduğu için değil, bu el değiştirme engellendiği için doğar.

Bu engellemenin iki temel biçimi vardır: koparma ve kalabalıklaştırma. Mahpus ikilemi koparma biçimini, üç mahpus senaryosu kalabalıklaştırma biçimini gösterir. İkisinde de üçüncü öğenin hayaleti kovulur, Carol’un şarkısı susturulur. Fakat mahpus ikileminde şarkı yoklukla, üç mahpusta fazlalıkla susturulur.

Mahpus ikileminde iki mahpus birbirinden ayrılır. Konuşamazlar, birbirlerinin yüzünü göremezler, tereddütlerini ölçemezler, sadakatlerini deneyemezler. Her biri ötekinin ne yapacağını varsaymak zorunda kalır. Bu koparma, iki öğeli diyalektiği felç eder. Normalde taraflar arasında siyah-beyaz pozisyonlar dönüşümlü olarak işleyebilecekken, ayrıştırma sonucunda her taraf ötekini potansiyel kara olarak kurar: “O beni satabilir; öyleyse ben kendimi aklamalıyım.”

Buradaki üçüncü, gardiyan, savcı veya oyun kurucu olarak fiilen sahnededir. İki kişiyi ayırır, aynı hesabı ikisine de dayatır, sonra onların kararlarını birbirlerine karşı kullanır. Carol’un hayaleti burada dışarı atılır. Alice ile Bob arasında dolaşabilecek üçüncü yankı, ortak ritim, güven melodisi ve varsayımsal hitap kesilir. Şarkı artık Alice ile Bob arasında dolaşmaz. Geriye sorgu odasının sessizliği kalır.

Bu sessizlik tarafsız değildir. Alice Bob’un sesini duyamaz, Bob Alice’in sesini duyamaz. Her biri ötekinin yokluğunu karalık ihtimali olarak okur. İletişim sessizliği güven sessizliğine, güven sessizliği karar sessizliğine dönüşür. Sonuçta herkes ötekinin muhtemel karalığı üzerinden kendini aklar. Mahpus ikilemi bu yüzden iki öğeli ilişkinin değil, koparılmış kanalın sahnesidir.

Üç mahpus senaryosu başka bir düzenek kurar. Üç mahpusa siyah ve beyaz şapkalar dağıtılır; her biri öteki ikisinin şapkasını görür, kendi şapkasını görmez. Üçünde de beyaz şapka vardır. Her mahpus şöyle düşünür: Eğer benim şapkam siyah olsaydı, ötekilerden her biri bir siyah ve bir beyaz görecekti; o zaman onlar kendi konumlarını anlayıp kapıya koşacaktı. Koşmadıklarına göre benim şapkam siyah değildir; beyazdır.

Bu sahnenin demokratik görünüşü güçlüdür. Herkes aynı kurala tabidir. Herkes kısmi bilgiye sahiptir. Herkes ötekileri görür, kendini görmez. Herkes kendi kararına kendi varıyor gibidir. Dışarıdan emir veren tekil bir hakem görünmez. Fakat sahnenin diktatoryal çekirdeği tam burada çalışır: protokol herkesi aynı beyaz sonuca zorlar. Kimse kara olamaz. Siyahlık oyunda vardır, ama kimse tarafından üstlenilemez. Siyah, herkesin beyazlaşması için kullanılan mantıksal yakıttır.

Üç mahpusun politik anlamı buradadır. Üçüncü öğe ikili diyalektiği kurtarmaz; onu kalabalıklaştırarak ortak aklık düzenine bağlar. İki öğeli ilişkide siyah ve beyaz pozisyonlar dönüşümlü olabilirken, üçüncüyle kalabalıklaştırılan sahnede herkes kendi beyazlığını başkasının olası karalığı üzerinden çıkarır. Bir mahpusun siyah olma ihtimali, ötekilerin beyazlaşma hesabına hizmet eder. Ama sonuçta kimse siyah çıkmaz. Siyahlık, sistemin içinde tutulmuş ama üstlenilmesi imkânsızlaştırılmış pozisyondur.

Üç mahpusta hakemlik kaybolmaz; kalabalığa dağıtılır. Artık tekil bir otorite “sen beyazsın” demez. Her mahpus, ötekilerin davranışını hesaba katarak kendi hükmünü verir. Ama bu kişisel hüküm, aynı anda ortak “biz”in inşasıdır. “Ben beyazım” demek, “biz beyazız” düzenine katılmaktır. Hakemlik, karşılıklı bakışların toplamına, ortak mantığa, çoğullaşmış beyazlığa saklanır. Böylece itiraz edilecek tek bir hakem kalmaz. Hüküm herkesin üzerinden geçer, ama kimse hükmün öznesi olarak görünmez.

Mahpus ikilemi ile üç mahpus bu nedenle aynı bastırmanın iki biçimidir. Mahpus ikilemi Carol’u dışarı atar: şarkı sessizlikle kesilir. Üç mahpus Carol’u içeri alır gibi yapar: şarkı koro haline getirilir. İlkinde yokluk, ikincisinde fazlalık çalışır. İlkinde iki öğe birbirinden koparılır; ikincisinde iki öğe kalabalığın beyaz şarkısına gömülür. İlkinde herkes ötekinin kara olabileceğini varsayarak kendini aklar; ikincisinde herkes başkasının olası karalığını mantıksal olarak kullanarak ortak beyazlığa katılır.

Bu fark bilgisayar bilimlerindeki Alice-Bob-Carol şemasıyla yeni bir açıklık kazanır. Alice, Bob ve Carol adları teknik literatürde nötr yer tutucular gibi görünür. Kriptografi, ağ güvenliği, dağıtık sistemler ve protokol teorisinde Alice çoğu zaman gönderici veya başlatıcı, Bob alıcı veya muhatap, Carol ise üçüncü katılımcı olarak kullanılır. Fakat bu adlar yalnızca teknik simgeler değildir; çağrışım alanları protokolün fantazmasını taşır.

Alice adı Wonderland’i çağrıştırır: düşme, büyüme ve küçülme, aynadan geçme, kapıdan geçememe, absürt kurallar, mahkeme, keyfî otorite, mantık oyunları ve kimlik kayması. Alice, protokolün içine düşmüş özne gibidir. Mesaj gönderir ama mesajının nereye gideceğini tam bilmez. Kendi konumunu arar. Kuralı anlamaya çalışırken kural tarafından dönüştürülür. Bu, analitik öznenin durumuna yakındır: konuşur, ama sözünün dönüşünü kontrol edemez.

Bob adı “bobbing” çağrışımıyla dalgalanmayı, yukarı-aşağı salınımı, yüzeyde gidip gelmeyi düşündürür. Bob yalnızca pasif alıcı değildir; Alice’in mesajının dalgalandığı, geri döndüğü, geciktiği, bozulduğu, yankılandığı yüzeydir. Alice-Bob ikilisi bu nedenle absürt özne ile dalgalanan öteki arasındaki iki öğeli diyalektik olarak okunabilir. Alice düşer, Bob dalgalanır; Alice gönderir, Bob geri taşır; Alice yanlışlar, Bob düzeltir; Bob gecikir, Alice yeniden dener.

Carol adı ise “carol” olarak şarkıyı, özellikle dinsel Noel ilahisini çağrıştırır. Carol üçüncü kişi olarak yalnızca hakem değil, koro, nakarat, ritüel, cemaat sesi, uyumlandırıcı melodi olabilir. Üçüncü öğe pratikte her zaman sert bir otorite olarak gelmez; bazen tatlı bir şarkı gibi gelir. Herkesi aynı melodiye sokar. Tekil sesi koroya bağlar. Çatışmayı uyumlaştırır. Kaba S1’i ilahiye çevirir. Rahatsız edici sözü söylenebilir, tekrar edilebilir, cemaatçe onaylanabilir forma sokar.

Bilgisayar bilimleri Carol’un tek biçimli olmadığını da gösterir. Carol pasif dinleyici olabilir; Alice ile Bob’un iletişimini yalnızca gözler. Carol aktif saldırgan olabilir; mesajları değiştirir, düşürür, tekrar oynatır, geciktirir. Carol man-in-the-middle olabilir; Alice’e Bob, Bob’a Alice gibi görünerek ikili ilişkiyi ele geçirir. Carol trusted third party olabilir; sertifika otoritesi, noter, anahtar dağıtıcı, zaman damgası sağlayıcı olarak çalışır. Carol oracle olabilir; dış gerçekliği sisteme sokar. Carol sansürcü olabilir; hangi mesajın geçeceğini belirler. Carol sybil saldırganı olabilir; birçok bağımsız ses gibi görünürken aslında tek merkezden konuşur. Carol koro olabilir; farklı sesleri aynı şarkıya bağlar.

Bu tipoloji psikanalitik üçüncü tartışmasını keskinleştirir. Freud-Lacan’ın üçüncüsü trusted third party değildir. Yani güvenilir hakem, sertifika otoritesi veya noter değildir. Daha çok threat model, eksik bilgi, ortak bilmeyiş, güvenilmez kanal, başka yerden duyulabilirlik ve protokol koşulu gibidir. Fiilen sahneye oturup karar vermez; ama Alice-Bob ilişkisini kendi yokluğu, ihtimali veya hayaletiyle biçimlendirir.

Freudcu-Lacancı pratik ise çoğu zaman Carol’u fiilen sahneye sokar. Analist, ekol, kurum, teori veya klinik jargon Carol olur. Bazen hakem Carol’dur: kimin doğru, kimin yanlış olduğunu belirler. Bazen oracle Carol’dur: “gerçek klinik böyle” der. Bazen sansürcü Carol’dur: bazı sözleri “imajiner”, “direnç”, “klinik dışı” diye geçirmez. Bazen man-in-the-middle Carol’dur: öznenin sözünü yorum adına değiştirip ona geri verir. Bazen carol olarak Carol’dur: Lacancı kavramları ritüel şarkıya çevirir, herkes aynı nakaratı söyler, farklı sesler beyaz koro içinde erir.

Alice-Bob-Carol diyalektiğinin temel formülü buradan çıkar. Alice-Bob ilişkisi iki öğeli olduğu için kapanmaz; absürd ile dalganın hareketi olarak diyalektik kurabilir. Carol varsayımsal kalırsa bu ilişkiyi açık tutabilir: dinlenebilirlik, eksik bilgi, ortak bilmeyiş ve başka yerden dönüş ihtimali olarak çalışır. Carol fiilîleşirse ilişkiyi kendi üzerinden geçirir: hakem olur, saldırgan olur, koro olur, sertifika otoritesi olur, sansürcü olur. Böylece iki öğeli diyalektik blokajla karşılaşır.

Bu nedenle her protokolde sorulması gereken soru aynıdır: güven nereye kondu, bilgi nereye kondu, saldırı nereden bekleniyor, şarkı kim tarafından söyleniyor, hakemlik hangi “biz”in içine saklanıyor? Mahpus ikilemi bu soruya koparma cevabını verir. Üç mahpus kalabalıklaştırma cevabını verir. Alice-Bob ikilisi iki öğeli diyalektiğin imkânını taşır. Carol ise üçüncü öğenin hem hayaleti hem de bu hayaletin bastırılma biçimidir.

Başlıktaki “üçüncü öğenin hayaleti” bu yüzden belirleyicidir. Üçüncü öğe analitik olduğunda hayalet gibidir: fiilen yakalanmaz, ama sözün yapısını değiştirir. Üniversiteci olduğunda hayalet bedenlenir: kurum, teori, hakem, koro, sertifika, oracle veya saldırgan aracı olur. Mahpus ikileminde hayalet dışarı atılır ve sessizlik kalır. Üç mahpusta hayalet içeri alınıp koroya dağıtılır ve ortak aklık kalır. Freud-Lacan üçüncünün hayaletini düşünür; Freudcu-Lacancılar çoğu zaman bu hayaleti ya susturur ya da Carol’a ilahi olarak söyletir.

Alice absürdü açar, Bob dalgayı taşır, Carol şarkıya çevirir. Analitik görev, Alice’in absürdü ile Bob’un dalgasını Carol’un ilahisine teslim etmeden üçüncülüğü varsayabilmektir. Mahpus ikilemi, Carol’un şarkısının yoklukla susturulup iki öğenin birbirinden koparılmasını gösterir. Üç mahpus, Carol’un şarkısının koro halinde susturulup hakemliğin “biz”e dağıtılmasını gösterir. Bilgisayar bilimlerindeki Alice-Bob-Carol şeması ise bu bütün yapının teknik adlandırmasını verir: üçüncü öğe hiçbir zaman tek anlamlı değildir; her protokolde yeniden sorulması gereken şey, güvenin, bilginin, saldırının, şarkının, hakemin ve “biz”in nereye yerleştiğidir.

3 Yorum

Filed under Suni muhaberat