(playlist)
🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
👻🪸🐈⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈⬛
Deniz Göktaş’ın ‘Ölü Deniz’i, 68 kuşağının onurlu duruş sahnesine yöneltilmiş ölçülü bir naniktir; aynı anda o sahneden devralınmış hesapsız sarfiyat arzusunun platform çağındaki biçimidir. Gösterinin bütün gerilimi bu ikili bağda yoğunlaşır. D.G. eski solun baba, bedel, mahpusluk, sürgün, aydınlık, devrimci ad, tarihsel yara ve kahramanlık ciddiyetini hafifçe yamultur; bu mirasın arzularını sahneden kovmak yerine onları çocuk panik, psikoloji dili, sınıf mahcubiyeti, kesit zekâsı ve sahne mahareti içinde yeniden işler. 68’in onur pornosuna gülerken 68’in bedel arzusunu taşır. O arzuyu küçültür, hızlandırır, komikleştirir, platforma uygun hale getirir. Devlet onu kuyu tipine gönderdiğinde bu küçültülmüş arzu yeniden büyür. Tepki verenler bu büyümüş bedenden kendi lokmalarını koparır.
Adak lokması burada ortaya çıkar: Gösteri önce ağır siyasal, ailevi, sınıfsal, bedensel, psikolojik ve tarihsel malzemeyi seyirciye yenebilir parçalar halinde sunar. Seyirci bu parçalardan tanıma hazzı, içeridelik duygusu, karanlık rahatlama ve zekâ payı çıkarır. Sonra devlet sahne dekorunu gerçek bedel mimarisine bağlar: erişim engeli, CİMER başvuruları, havalimanı gözaltısı, ters kelepçe, tutuklama, Metris, Çorlu Karatepe Y Tipi Cezaevi, kamuoyundaki adıyla kuyu tipi. Bu anda ‘Ölü Deniz’ bitmiş bir stand-up kaydı olmaktan çıkar; platformda, adliyede, cezaevinde ve tepki alanında süren bir sarfiyat ayinine dönüşür.
Bu sarfiyatı herkes kendi diline alır. DEM Parti gülmenin yasaklanması hikâyesini alır. TİP cesaret hikâyesini alır. EMEP rejim teşhisinin doğrulanmasını alır. TKP ve soL hattı faşizm, NATO, akıldışılık ve baskı makinesini alır. SOL Parti hakikati söyleyen çocuk imgesini alır. CHP neşe savunusunu alır. Barolar hukuk devleti çöküşünü alır. Oyuncular Sendikası sahne onurunu alır. İstanbul Tabip Odası sağlıklı toplum ve güven duygusunu alır. Psikologlar ve ODTÜ Psikoloji çevresi psi-dil ve mezun beden payını alır. Eğitim Sen, Öğretmen Sendikası, KESK, DİSK Sosyal-İş ve Güvencesizler hattı emek-demokrasi ve güvencesiz kültür emeği payını alır. PEN Berlin satir mahpusunu alır. Medya figürleri mizah kutsallığını alır. Adliye önü sloganları kolektif beden payını alır. Karşı kamp ceza ve haddini bildirme hazzını alır. “Komik bulmuyorum ama tutuklanmasına karşıyım” pozisyonu kişisel ahlaki incelik payını alır.
İfade özgürlüğü bu sofrada ortak kutsal kelimeye dönüşür. Bu kelime herkesin ağzında dolaşırken ifadenin algoritmik ilgi çekme baskısı altında çoktan adak bedenine çevrilmiş hali geride kalır. D.G.’nin konuşması önce platform tarafından biçimlenir; kesitlenebilir, tartışılabilir, linçlenebilir, savunulabilir, şikâyet edilebilir, yeniden paylaşılabilir ve bedelle mühürlenebilir hale gelir. Devlet bu biçimlenmiş bedene müdahale eder. Tepki verenler de bu müdahaleden kendi ibretlerini çıkarır. İbretmaxxing, bu birleşik düzenin adıdır: ifade dikkat için şekillenir, bedel devlet tarafından yazılır, tepki alanı bedeli lokmalara ayırır.
68’den devralınan sarfiyat arzusu
D.G.’nin 68’le ilişkisi dışarıdan saldırı ilişkisi gibi işlemez. Onun gösterisi eski solun onurlu duruş estetiğini uzaktan taşlamaz. Aile, ad, baba, örgüt hafızası, Alevi-sol çevre, eylem anıları ve aydınlık fantazisi zaten sahnenin içindedir. Deniz adı bile bu sahnenin kapısını açar. Devrimci baba figürü, çocuğun kendi politik eksikliğini ölçen iç denetçi gibi çalışır. Eyleme gitmek, videolarda görünmek, alınmak, başına iş gelmek, sürgünleşmek, hapiste aydın olmak ve sonunda aile gözünde ciddiye alınmak aynı bedel ekonomisinin parçalarıdır.
D.G. bu ekonomiyi sahnede komikleştirir. Eski devrimci kahramanlık bedenini panikleyen, kaçan, kendini açıklayan, psikolojik gerekçe üreten, sınıfsal nesnelere takılan, aile onayı arayan çocuk bedene indirir. Bu indirme naniktir. Ölçülü oluşu buradan gelir. Baba kuşağının kutsal bedel düzenine açık küfür savurmaz; o düzenin içinden konuşur, onu hafifletir, onu sahnede taşınabilir hale getirir. Böylece eski onurlu duruş estetiği küçük düşer, fakat sahne değerini korur. İzleyici ağır mirasın bozulduğunu hisseder; mirasın tamamen terk edildiği duygusuna kapılmaz.
Paradoks tam burada doğar. D.G. 68’in sarfiyat buyruğunu reddedip başka bir ifade alanı kurmaz; o buyruğu platformun gülüş buyruğuna tercüme eder. Eski biçimde sarfiyat, mahpusluk, işkence, sürgün, örgüt, yoldaş ve posterle kuruluyordu. Yeni biçimde sarfiyat, gösteri yayını, kesit dolaşımı, başına iş gelme ihtimali, avukat uyarısı, hedef gösterilme, CİMER şikâyeti, erişim engeli ve tutuklama ihtimaliyle kurulur. Bedel arzusunun mekânı değişir. Arzu kalır.
Bu yüzden kuyu tipi, gösteriye dışarıdan yapıştırılmış rastgele bir sonuç gibi durmaz. Kuyu tipi, 68’den devralınmış sarfiyat arzusunun devlet tarafından geri çağrılmış maddi biçimidir. D.G. 68’in zindan prestijini sahnede nanikle gevşetir; devlet aynı prestiji hücre mimarisiyle sertleştirir. Sahne esprisi, adliye diliyle ve cezaevi taşlarıyla tamamlanır.
Ölçülü nanik nasıl çalıştı
‘Ölü Deniz’in sahne kişisi kendini aynı anda küçük ve büyük yapar. Küçüktür; korkar, panikler, mahcup olur, çocuklaşır, kendini açık eder, aileyle uğraşır, bedenini saklayamaz. Büyüktür; bütün bu açıkları sahnenin merkezi yapar. Şişmiş kelle imgesi tam bunu anlatır: baş devleşir, beden kırılgan kalır. Yersiz Şeyler’deki ilk büyük analiz, bu büyük başı bütün gösterinin işleyen işareti gibi okur (🔗).
Bu sahne kişisi 68’in onur bedenini doğrudan yıkmak yerine ona çocuk bedeni giydirir. Eylem, uyanamayan kişinin alarmına yaklaşır. Devrimci ad, ince bilekli ve panikleyen kişinin taşıdığı fazla büyük etikete dönüşür. Aydınlık, kitapla ve örgütle kazanılan bir konum olmaktan çıkar; başına iş gelirse aile ve çevre tarafından verilecek bir rütbe gibi görünür. Hapiste aydın, sürgünde aydın, ölü aydın hiyerarşisi şaka gibi kurulur; ama bu hiyerarşinin arzusu sahneden çekilmez. D.G. o hiyerarşiye gülerken, o hiyerarşinin içinde yükselme arzusunu da gösterir.
Bu yüzden nanik ölçülüdür. Eski kuşağın onur sahnesi küle çevrilmez; daha yenebilir hale getirilir. Göktaş’ın şakaları bu mirasın içinde büyüyenlerin anlayacağı kadar içeriden, bu mirastan sıkılanların rahatlayacağı kadar yamuk, bu mirası savunanların da ağır tepki vermeyeceği kadar kontrollüdür. Ölçülülük politik ustalık gibi görünür; aynı zamanda algoritmik aklın gereğidir. Çok sert kopuş dolaşımı daraltır. Çok açık bağlılık komediyi öldürür. Ölçülü nanik iki tarafın da ilgisini taşır.
Bu teknik yalnız 68’e uygulanmaz. Psikoloji diline, sınıf göstergelerine, medya figürlerine, politik korkulara, aile anlatılarına ve bedensel kırılganlığa da uygulanır. Her malzeme tam kopuşa götürülmeden hafifçe yamultulur. Bu yamultma seyirciye “bunu fark ettim” hazzı verir. Düşünce yerine tanıma geçer. Yersiz Şeyler’in politik tanıdıklık vurgusu burada belirleyicidir: gösterinin dolaşım gücü politik bilgi üretiminden çok, tanıdık malzemenin hızlı bağlantılarla parlatılmasından gelir (🔗).
İbretmaxxing nasıl kuruldu
İbretmaxxing, ağır malzemeyi düşünceye açmak yerine dikkat değerine çevirmektir. ‘Ölü Deniz’ cinayet, canlı bomba, ifşa iması, uyuşturucu çağrışımı, hayvan kesimi, psikolojik kırılganlık, aile yarası, devlet korkusu, sol hafıza ve sınıf nesnesi gibi malzemeleri aynı sahne akışına alır. Bu malzemeler uzun süre taşınacak yükler gibi kalmaz. Her biri hızlı bir ibret parçacığına dönüşür. Seyirci “bunu da mı buraya bağladı” diyerek kendi zeki konumunu yoklar.
Gösterideki ah ve oh devresi burada çalışır. Yersiz Şeyler’in ‘Ah Deme Oh De’ analizi, seyircinin yaraya bakıp ardından rahatlama komutuna bağlandığını gösterir (🔗). D.G. sahnede ah dedirtir: aile, korku, tarih, ölüm, siyasal baskı, beden, psikoloji. Ardından oh aldırır: şaka geldi, kesit çıktı, herkes anladı, gerilim çözüldü, seyirci kendini içeride hissetti. Ağır malzeme hesaplaşma alanı yerine rahatlama paketine dönüşür.
Bu paketler platformun sevdiği biçimdedir. Gösterinin tamamı izlenebilir, fakat kaderini kesitler belirler. Bir kesit paylaşılır, karşı kamp öfkelenir, destek kampı savunur, erişim engeli gelir, haberleşir, şikâyet dosyasına girer, tutuklama ihtimali büyür, sahne riski gerçek risk gibi parlamaya başlar. Algoritmik ilgi çekme baskısı, ifade özgürlüğünü burada önceden daraltır. Söz düşünmek için değil, reaksiyon üretmek için şekillenir. Reaksiyon, ifadenin dolaşım koşulu haline gelir.
zizekanalysis’in gösteri sibernetiği çerçevesi bu dönüşümü açıklamak için yerindedir: çağdaş gösteri karmaşık yaşantıyı klip, ölçü, etiket ve geri bildirim döngüsüne indirir (🔗). D.G. vakasında 68, Madımak, Çorum, Alevilik, psikoloji mezuniyeti, YouTube, X kesiti, CİMER şikâyeti, dini değerler suçlaması, Cumhurbaşkanına hakaret dosyası, ters kelepçe, Metris, Karatepe ve kuyu tipi aynı geri bildirim zincirine girer. Her şey skor olur. Herkes skora bakar. Her tepki skoru büyütür.
Kuyu tipiyle sarfiyatın maddileşmesi
Gösterinin yatay dolaşımı 2 Temmuz 2026’da havalimanında kırıldı. Göktaş’ın yurtdışından dönüşte İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alındığı, soruşturma sürecinde 185 CİMER başvurusunun değerlendirildiği ve dini değerleri aşağılama suçlamasının öne çıktığı aktarıldı (🔗). Ardından tutuklama geldi. Sonra Metris’ten Çorlu Karatepe Y Tipi Cezaevi’ne sevk bilgisi dolaşıma girdi; bu cezaevi kamuoyunda kuyu tipi diye anıldı (🔗).
Kuyu tipi burada yalnız cezaevi adı gibi çalışmaz. Platform yüzeyinin ters imgesi olarak işler. Platform yataydır: video, kesit, alıntı, tekrar, tepki, savunma, linç ve skor. Kuyu tipi dikeydir: aşağı, içeri, dar, tekil, göksüz, kapalı. Platform D.G.’yi çoğaltır. Kuyu tipi D.G.’yi tek bedene indirir. Yatay görünürlük dikey infazla mühürlenir.
68’in sarfiyat arzusu da bu dikeylikte geri döner. Eski onurlu duruş sahnesinde zindan, işkence, hücre, mahpusluk ve sürgün bedeli büyütürdü. D.G. bu sahneyi sahnede komikleştirmişti. Kuyu tipi o komikleştirilmiş sahneyi taş ve duvarla geri getirir. Nanik yapan çocuk eski bedel düzeninin içine atılır. Bu yüzden kuyu tipi, D.G.’nin 68’den devraldığı arzunun maddi kapanışıdır.
Tepkiler tam bu kapanışa üşüşür. Herkes kuyu tipine itiraz ederken kuyu tipinin verdiği yoğunluğu kullanır. “Yalnız bırakmama” sloganı, izolasyon imgesinden güç alır. “Neşeyi koruma” sloganı, neşenin kapatılma görüntüsüyle parlar. Hukuk dili, ters kelepçe ve tutuklama sayesinde örnek dosyaya kavuşur. Mizah savunusu, mizahın hücreye gönderilmesiyle dramatikleşir. Satir savunusu, satirin mahpus bedene kavuşmasıyla dünyaya taşınır.
Siyasi lokmaların ortak iştahı
DEM Parti, vakayı politik mizahın hedef alınması ve gülmenin yasaklanması olarak kurdu. Açıklamalarda hedef gösterme, linç kültürü, araçsallaştırılmış yargı ve mizaha tahammülsüzlük vurguları yer aldı (🔗). Bu tepki, D.G.’nin platform için şekillenmiş gülüşünü gülme hakkının bedeni haline getirir. 68’in “sözümüzü susturamazlar” kalıbı yeni biçimde “gülmeyi yasaklıyorlar” cümlesine döner. DEM gülme lokmasını alır.
TİP, D.G.’yi cesaret gösterenler hanesine yazdı (🔗). Bu hamle, sahnedeki korkak, panik, cingöz ve kendini küçük gösteren figürü bedel ödemiş cesur özneye çevirir. D.G.’nin 68’e yönelttiği nanik bu noktada 68’in cesaret ekonomisine geri bağlanır. TİP cesaret lokmasını alır.
EMEP, gözaltıyı gösterideki diktatörlük eleştirisinin teyidi olarak okudu (🔗). Bu cümle, ibretmaxxing’in saf mantığıdır. Devlet müdahalesi şakanın doğruluk belgesine çevrilir. D.G.’nin bedeli, önceden kurulmuş politik teşhisi mühürler. EMEP doğrulama lokmasını alır.
TKP ve soL hattı, Göktaş vakasını düzenin akıldışılıkları ve baskı makinesi içinde konumlandırdı. Adliye önündeki sloganlar, stand-up sahnesini örgütlü solun klasik mücadele repertuvarına bağladı (🔗). Burada D.G. tekil komedyenlikten çıkar, faşizm ve baskı sahnesine alınır. TKP ve soL büyük makine lokmasını alır.
SOL Parti, D.G.’yi kralın çıplaklığını gösteren çocuk gibi kurdu. Bu masal yapısı ölçülü naniki masum hakikat jestine çevirir. D.G.’nin sahnede ürettiği hınç, tanı hazzı ve kesit zekâsı sadeleşir; geriye iktidarın korktuğu çocuk kalır. SOL Parti hakikat çocuğu lokmasını alır.
CHP, D.G.’yi neşe ve demokrasi eşiğine taşıdı. Özgür Özel’in tepkisi, tutuklamayı “kara düzen”in parçası olarak kurdu ve neşeyi koruma cümlesini siyasal slogana çevirdi (🔗). Bu neşe eski onur sözlüğünün seçim çağındaki formudur. Onurlu duruşun asık yüzü, platforma uygun gülüşe dönüşür. CHP neşe lokmasını alır.
Meslek lokmalarının ortak iştahı
Barolar, D.G.’yi ifade özgürlüğü ve tutuklama tedbiri tartışmasının örnek dosyasına çevirdi. Türkiye Barolar Birliği, eleştirel ve mizahi ifadelerin ceza konusu yapılmasına karşı çıktı; ters kelepçe, kaçma ve delil karartma gerekçeleri, kişi özgürlüğü ve güvenliği gibi başlıklar hukuk dilinde öne çıktı (🔗). Barolar hukuk lokmasını alır. D.G.’nin bedeni, hukuk devleti çöküşünü anlatmak için berrak bir dosya haline gelir. İfade özgürlüğü devlet karşısında savunulur; sözün platform tarafından önceden şekillendirilmiş yapısı bu savunmanın alanına girmez.
Oyuncular Sendikası ve sanat çevresi D.G.’yi meslektaş bedeni yaptı. Eleştirel söz, sanatsal ifade ve sahne özgürlüğü vurguları öne çıktı (🔗). Sahne alanı burada kendi onurunu D.G.’nin sarfiyatıyla kurar. D.G.’nin mizahındaki saldırgan haz, psikoloji diliyle küçültme tekniği ve ibret paketleme düzeni temizlenir; sahnede konuşan sanatçı cezalandırıldı cümlesi öne çıkar. Oyuncular Sendikası sahne lokmasını alır.
İstanbul Tabip Odası, Göktaş’ın hekimler için gösteri yapmasını ve burs fonuna katkısını hatırlattı; ifade özgürlüğü ile güven duygusunu sağlıklı toplumun koşulu olarak kurdu (🔗). Tabip Odası sağlıklı toplum lokmasını alır. D.G.’nin sahnede kullandığı panik, ilaç, kırılganlık ve klinik çağrışım, bu kez toplumsal sağlık göstergesine dönüşür.
Psikologlar ve ODTÜ Psikoloji çevresi en keskin lokmayı alır. Göktaş’ın ODTÜ Psikoloji mezunu olduğu biyografilerde yer alır (🔗). ODTÜ çevresinin “Psikoloji Bölümü mezunumuz Deniz Göktaş serbest bırakılsın” çağrısı da dolaşıma girdi (🔗). Yersiz Şeyler’in ‘BİM psikologu’ analizi, D.G.’nin psikoloji dilini ucuz teşhis, cilalı hakaret, hınç boşaltımı ve seyirciye üstünlük hissi veren bir aygıta çevirdiğini söyler (🔗). Psikoloji alanı kendi karikatürünü kuyu tipi sonrasında mezun beden olarak geri alır. BİM psikologu, ifade özgürlüğü mağduru psikoloji mezununa dönüşür. Psikologlar psi-dil lokmasını alır.
Eğitim Sen, Öğretmen Sendikası, KESK, DİSK Sosyal-İş ve Güvencesizler hattı D.G.’yi düşünce suçu, emek-demokrasi ve güvencesiz kültürel emek bağlamına taşıdı. KESK’in “Eleştiri suç değildir, mizah yargılanamaz, sanat susturulamaz” formülü bu hattın özetidir (🔗). Sendikal alan emek lokmasını alır. Platformun kültür emekçisini görünürlük, skor, kesit ve hedef büyüklüğü üzerinden öğüten düzeni ikinci plana çekilir; devlet baskısı tek büyük sahne yapılır.
Karşı kampın ve mesafeli destekçilerin ortak sofrası
Karşı kamp, CİMER başvuruları, dini değerler, Cumhurbaşkanına hakaret ve kamu düzeni başlıklarıyla cezalandırma lokmasını aldı. Başsavcılık açıklamalarında 185 şikâyet ve dini değerler soruşturması yer aldı (🔗). Bu cephede ibretmaxxing açık haddini bildirme hazzıyla çalışır. Savunanların “bedel ödedi ve onurlandı” cümlesiyle karşı kampın “bedel ödedi ve haddini bildi” cümlesi aynı sarfiyat düzeninde buluşur. İki taraf da D.G.’nin bedeninden ibret çıkarır.
Uluslararası ifade özgürlüğü hattı D.G.’yi satir mahpusuna çevirdi. AP, Göktaş’ın yaygın izlenen gösterisi sonrası dini değerlere hakaret şikâyetleriyle gözaltına alınmasını Türkiye’de ifade özgürlüğü tartışması içinde aktardı (🔗). PEN Berlin, vakayı satirin suçlaştırılması olarak kurdu (🔗). Bu hat, eski onurlu duruş sahnesini liberal ifade özgürlüğü diline çevirir. “Yurtdışından döndü, risk aldı, bedel ödedi” anlatısı satir lokmasını üretir.
Medya figürleri mizah kutsallığı lokmasını aldı. Şahan Gökbakar, Ece Üner, Armağan Çağlayan ve benzer tepkiler Göktaş’ı mizahın cezalandırılması başlığına yerleştirdi; tepkiler siyaset, sanat ve medya dünyasından açıklamalar olarak derlendi (🔗). Bu hatta mizahın içindeki saldırgan haz temizlenir; gülme hakkı saflaştırılır. D.G.’nin sahne düzeni ahlaki olarak parlatılır. Medya figürleri mizah lokmasını alır.
“Komik bulmuyorum ama tutuklanmasına karşıyım” cümlesi ahlaki incelik lokmasını alır. Bu tavır estetik mesafeyi korurken özgürlükçü pozisyonu sergiler. Kişi D.G.’nin gösterisine gülmeden D.G.’nin sarfiyatından kendi demokratlık belgesini çıkarır. D.G. burada kişinin kendi vicdan aynasına dönüşür.
Sol semptomun sofraya dönüşmesi
Yersiz Şeyler’in sol semptomu analizi, D.G.’yi Deniz adı, devrimci baba hattı, Madımak ve Çorum takvimi, aydınlık hiyerarşisi, temsil korkusu ve mağduriyet prestijiyle birlikte okur (🔗). Bu okumadan çıkan ana sonuç şudur: D.G. sahnede semptom olarak belirir; tutuklama sonrasında kurumsal sofraya dönüşür.
Sol çevre D.G.’de kendisine gülen çocuğu görür; kuyu tipi sonrasında o çocuğu savunur. Psikoloji alanı kendi popülerleşmiş tanı dilinin karikatürünü görür; kuyu tipi sonrasında onu mezun beden olarak sahiplenir. Hukuk alanı ifade krizini görür; örnek dosyaya çevirir. Sendikalar güvencesiz kültür emeğini görür; emek-demokrasi diline alır. Karşı kamp kutsal incinmeyi görür; cezalandırma ister. Herkes aynı semptomdan kendi lokmasını koparır.
Bütün bu lokmaların ortak noktası, algoritmik ilgi çekme baskısının konumudur. Herkes devlet baskısını konuşur. Herkes ifade özgürlüğünü konuşur. Herkes kendi alanına düşen yarayı konuşur. Sözün platform tarafından nasıl biçimlendirildiği, ifade üretiminin ilgi çekme baskısına nasıl teslim edildiği, seyircinin ibret paketleriyle nasıl tatmin edildiği ve tepki verenlerin bu tatmine nasıl katıldığı ana sahnede kalır. İfade özgürlüğü savunusu bile yeni bir ilgi çekme pratiğine dönüşür. Her tepki yeni kesit olur. Her kınama yeni skor olur. Her dayanışma yeni lokma olur.
Kapanış
‘Ölü Deniz’in Adak Lokması’ bütün düzeni bu yüzden taşır. D.G. sahnede ölçülü nanikle yenilebilir bir figür kurdu: içeriden, yaralı, zeki, korkak, cingöz, psikoloji dilli, sol hafızalı, risk kokulu, kesitlenebilir. Bu figür 68’in onurlu duruş sahnesine güldü; aynı sahneden hesapsız sarfiyat arzusunu devraldı. 68’in bedel buyruğunu platformun gülüş buyruğuna çevirdi. Kuyu tipi bu çeviriyi infaz mekânına taşıdı.
Devlet D.G.’den hesapsız sarfiyat istedi. Tepki verenler o sarfiyatı kendi örgüt, meslek, hukuk, sanat, kampüs, sendika, medya, satir, ahlak ve ceza sofralarına paylaştırdı. İfade özgürlüğü herkesin ağzındaki ortak kutsal kelimeye dönüştü. İfade, algoritmik ilgi çekme baskısı altında çoktan adak bedenine çevrilmişti. D.G. sahnede kendini küçük göstererek büyüttü. Devlet onu içeri alarak büyüttü. Tepkiler onu lokmalara ayırarak büyüttü.
D.G. 68’in onur pornosuna gülerken 68’in bedel orgazmını miras aldı. ‘Ölü Deniz’ bu mirası platforma çevirdi. Kuyu tipi bu mirası infaza çevirdi. Tepkiler bu infazı adak lokmasına çevirdi. Herkes D.G.’den bir parça aldı ve kendi ibret orgazmını ifade özgürlüğü diye adlandırdı.






























Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER