🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
👻🪸🐈⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈⬛
Levent Kazak’ın yazısı Deniz Göktaş’ı savunmuyor; Deniz Göktaş’tan küçük bir aziz çıkarıyor. Metnin bütün numarası bu. Mizah diye başlıyor, menkıbeyle bitiriyor. İktidarın tabularına saldırdığını sanıyor, ama daha üçüncü paragrafta kendi tabusunu kuruyor: Komedyene dokunma. Gösteriye gülmediysen yanlış salondasın. Rahatsız olduysan içindeki iktidar konuşuyor. Eleştirdiysen dalkavuksun.
Bu artık mizah savunusu değil, sahne etrafında kurulmuş küçük bir zabıta rejimi.
Yazının ilk numarası, seyirciyi aşağılamaktan ibaret. Gösteriye gidip “mimik oynamadı” diyen biri varmış. Hemen teşhis konuyor: Yanlış yere gelmiş, komediyle mizahı karıştırmış, berberden kuşkonmaz istemiş. Yani seyirci para verip gösteriye gitmiş, gülmemiş, fikrini söylemiş; bunun cevabı da “sen anlamamışsın” oluyor. Eskiden vaazı beğenmeyene imanı eksik denirdi. Şimdi gösteriyi beğenmeyene mizah bilinci eksik deniyor. İlerleme dedikleri bu: Minber değişmiş, azar aynı kalmış.
Komedi/mizah ayrımı da buradaki kapı güvenliği. Komedi basitmiş, mizah derinmiş. Komedi güldürürmüş, mizah düşündürürmüş. Bu ayrım, gösteriyi eleştiriden kaçırmak için kurulmuş ucuz bir asansör. Şaka güldürmezse “zaten komedi değildi, mizahtı” deniyor. Düşündürmezse “sen düşünemedin” deniyor. Rahatsız ederse “işte tam da bu yüzden önemli” deniyor. Hiçbir durumda gösteri kaybetmiyor. Her çıktı başarı hanesine yazılıyor. Bu kadar kendini doğrulayan bir düzenek, mizah değil tarikat tekniğidir.
Yazı iktidarın kutsallarına karşı çıkıyor gibi yapıyor. Fakat kendi kutsalını daha temiz, daha salon tipi, daha kültürlü bir ambalajla kuruyor. Orada dinî değer var, burada politik mizah. Orada hakaret edilemez kutsal var, burada eleştirilemez komedyen. Orada savcı koruyor, burada yazar koruyor. Orada kelepçe var, burada ahlaki şantaj. Aradaki fark, birinin kaba kuvvetle, öbürünün edebiyatla çalışması.
Dalkavukluk bahsine gelince, yazının en zavallı şovu burada başlıyor. Kralın yanında duran, tokat yiyen, yumurta kırdıran eski tip dalkavuk anlatılıyor. Çok konforlu bir hedef. Ölü bir hedef. Herkesin kolayca nefret edebileceği karton figür. Peki bugünün dalkavuğu nerede? Onu yazı görmüyor, çünkü aynaya bakması gerekir.
Bugünün dalkavuğu kralın yanında eğilen adamdan ibaret değil. Bugünün dalkavuğu komedyenin etrafında ahlaki aura üreten kişidir. Gösteriyi eleştiren herkese iktidar gölgesi yapıştırandır. Kendi alkışını cesaret sanandır. Kendi hıncını özgürlük diye pazarlayandır. Kendi tarafının sahne figürünü tartışılmaz hale getirendir. Ücretini kese kâğıdıyla almaz; görünürlükle, doğru yerde durma hazzıyla, “iyi ki var” cümlesinin sıcaklığıyla alır.
Bu yazı tam da bu yeni dalkavukluğun ders notu gibi duruyor.
Soytarı romantizmi de aynı gösterinin süslü kostümü. Soytarı kralı dürtermiş, hakikati söylermiş, bedel ödermiş. Bu masal öyle kullanışlı ki sahnede konuşan herkesi bir anda tarihsel figüre çeviriyor. Komedyen artık komedyen değil; sarayın ortasında kelle koltukta gezen hakikat taşıyıcısı. Seyirci artık seyirci değil; baskı altında kahkahayla direnen cemaat. Yazı artık yazı değil; küçük bir azizlik dosyası.
Bu kadar kahramanlık dekoru kurulunca gösterinin kendisi ortadan kayboluyor. Şakanın nasıl çalıştığı konuşulmuyor. Hıncın nasıl boşaltıldığı konuşulmuyor. Platform kesitinin nasıl dolaşıma girdiği konuşulmuyor. Tutuklanma ihtimalinin nasıl estetik sermayeye çevrildiği konuşulmuyor. “Başına iş geldi” cümlesinin bütün eleştiriyi nasıl susturduğu konuşulmuyor. Çünkü bunlar konuşulursa büyü bozulur. Komedyen tekrar sahneye iner. Aziz kaidesinden düşer. Seyirci de direniş cemaatinden çıkıp biletli tüketiciye dönüşür.
Yazının en kaba hilesi burada: Devletin baskısını gösterinin dokunulmazlık belgesine çeviriyor. Savcının hamlesi, sahnedeki her tercihi aklıyormuş gibi davranıyor. Kelepçe takıldıysa metin iyi demektir. Gözaltı varsa gösteri derindir. İktidar rahatsız olduysa şaka hakikattir. Bu mantıkla estetik yargı savcılığa havale edilmiş oluyor. İktidar kimi hedef aldıysa o otomatik olarak büyük sanatçı. Böyle muhalefet olmaz; böyle ancak ters mühür basan noter olunur.
“Mizah uzlaşı değil dürtme sanatıdır” deniyor. Fakat yazı dürtülmek istemiyor. Deniz Göktaş dürtülsün istemiyor. Seyirci cemaatinin rahatlaması dürtülsün istemiyor. Politik mizah piyasasının kendi ahlakçılığı dürtülsün istemiyor. Dürtü sadece karşı tarafa gidince makbul. Kendi mahallesine dönünce adı linç, anlayışsızlık, yanlış salonda bulunma, dalkavukluk oluyor. Bu, mizah değil; tek yönlü bilet.
“Mizah herkesi mutlu etmek zorunda değil” cümlesi de burada kendi kuyruğunu ısırıyor. Gösteri herkesi mutlu etmek zorunda değilse, gösterinin savunucuları da herkesin gösteriyi kutsamasını bekleyemez. Şaka rahatsız edebilir; şakanın savunusu da rahatsız edilebilir. Komedyen tabu yıkıyorsa, komedyen tabusu da yıkılır. Yoksa ortada özgürlük değil, sadece taraf değiştirmiş kutsal vardır.
T24 yazısı bunu kaldıramıyor. Çünkü onun istediği şey özgür mizah değil; doğru yere vuran mizah. Doğru yere vurunca kutsal, yanlış yere dönünce ayıp. İktidara vurunca cesaret, muhalif seyirciye dönünce hadsizlik. Kralı dürtünce soytarı, komedyeni dürtünce dalkavuk. Bu ahlak terazisi o kadar yamuk ki tarttığı her şeyi önceden karara bağlıyor.
Sonundaki “Deniz iyi ki var” cümlesi de bütün metnin küçük özeti. Bu artık eleştiri değil, bağlılık bildirimi. Yazı kendi putunu selamlayarak kapanıyor. Bir gösteriyi savunmak için yola çıkmışken, sonunda gösteriyi aşan bir sadakat ayini kuruyor. “İyi ki var” dediği şey Deniz Göktaş’tan çok, Deniz Göktaş etrafında kurulmuş muhalif rahatlama makinesi. Herkes kendi cesaretini başkasının başına gelenlerden devşiriyor. Herkes kendi ifade özgürlüğü aşkını komedyenin risk aurasına yazdırıyor. Herkes kendi hıncını şaka diye alkışlıyor. Sonra bunun adına politik bilinç deniyor.
Hayır, burada bilinçten çok narkoz var.
İktidar şakayı suçlaştırıyor. Bu yazı şakayı azizleştiriyor. İktidar kutsalına dokundurtmuyor. Bu yazı komedyenine dokundurtmuyor. İktidar savcıyla susturuyor. Bu yazı ahlaki teşhirle susturuyor. İktidar gücünü kaba gösteriyor. Bu yazı kendi gücünü incelmiş gösteriyor. Fark var; akrabalık daha büyük.
Asıl dalkavuk, kralın sofrasında yumurta kafasında kırılan adam olmayabilir artık. Asıl dalkavuk, kendi mahallesinin sahne figürüne dokunulmazlık zırhı ören, sonra bu zırhı özgürlük diye satan kişidir. Kral sofrasındaki dalkavuk en azından ne yaptığını bilir. Yeni kültür dalkavuğu ise kendi alkışını direniş sanacak kadar kullanışlıdır.
Bu yüzden yazının dalkavuk aramak için tarihe, saraya, krala, soytarıya gitmesine gerek yok. Dalkavuk tam orada, metnin kendi cümlelerinin içinde duruyor. Komedyene zırh örerken, eleştireni küçük görürken, seyirciyi hizaya sokarken, devlet baskısını estetik garanti belgesine çevirirken, “iyi ki var” diye kapanırken.
Mizahın hakkını gerçekten savunmak, komedyeni de gülünçleştirme hakkını savunmaktır. Bu yazı o hakkı savunmuyor. O hakkı Deniz Göktaş’ın kapısında teslim ediyor. Sonra da elindeki boş kılıfla iktidara meydan okuduğunu sanıyor.
İstem: yersizseyler perspektifini içselleştirerek bu yazıya çok sert ve alaycı bir cevap yaz içkin eleştiriyle yerlebir edeceksin (Deniz Göktaş: Politik mizah, iktidar, tabular ve dalkavuklar)






























Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Ekranımda Belirenler Tarikatı: Türkiye Muhalefetinin Algoritmik Figüranlaşma Tarihi, 2015–2026 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER