Kemal Can’a Gülmek: Kahkahanın Ağır Abi Yoklaması

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

Bu yazı, Deniz Göktaş’a gülmek üzerine değil; Deniz Göktaş’a doğru biçimde gülmeyenleri hizaya sokmak üzerine. Başta iktidarın kaba zorunu teşhir eder gibi yapıyor, sonra aynı yazı içinde kahkahanın zabıtasına dönüşüyor. Devlet ‘şuna gülemezsin’ diyor; burada ise ‘güldüysen bedelini üstleneceksin’ deniyor. Biri savcı cübbesiyle konuşuyor, öbürü muhalif vicdan önlüğüyle. Aradaki fark kumaşta, mantıkta değil.

Yazının numarası şu: Baskı rejiminin gerekçesizliğini anlatırken, muhalif seyircinin gerekçesiz rahatlığını aynı torbaya dolduruyor. ‘Yapabiliyorlarsa yaparlar’ diyor. Sonra dönüp halka, seyirciye, sosyal medya kalabalığına aynı cümleyi tersinden kuruyor: ‘Yapmıyorsanız suçlusunuz.’ Yani iktidarın çıplak kudreti ile seyircinin çıplak korkusu aynı ahlak mahkemesinde yargılanıyor. Bir tarafta tutuklama gücü, diğer tarafta evde video izleyen insan. İkisini aynı dramatik sahneye koyup seyirciye parmak sallıyor: Kahkaha attın mı? Attın. O halde buyur, Silivri soğuğunu da paylaş. Ne cömert devrimcilik: Başkasının gövdesi üzerinden herkese cesaret faturası kesmek.

Metin, saygının zorla üretilemeyeceğini anlatırken daha ilk anda kendi saygı rejimini kuruyor. Deniz Göktaş’a saygı duyacaksın, kahkahaya saygı duyacaksın, bedel ödeyene saygı duyacaksın, yeterince görünür tepki vermeyene yukarıdan bakacaksın. Devletin ‘değerler’ dediği amorf kutsal, burada ‘neşe’, ‘kahkaha’, ‘cesaret’, ‘hepimiz oradaydık’ diye yeniden paketleniyor. Eski kutsalın yerine yeni kutsal. Eski hürmetin yerine muhalif hürmet. Eski mahalle imamının yerine politik köşe yazarı. Harika ilerleme: secde yönü değişmiş, diz kapağı aynı yerde.

Yazı güya kahkahayı özgürleştiriyor. Fakat kahkaha metne girer girmez özgür refleks olmaktan çıkıyor, yoklama fişine dönüşüyor. Güldün mü? Alkışladın mı? Paylaştın mı? Yetmedi, sorumluluğu üstlendin mi? Yetmedi, kahraman avına çıktın mı? Yetmedi, korkakları teşhir ettin mi? Kahkaha artık bedensel bir patlama değil, politik devam çizelgesi. Komedi değil, mesai. Şaka değil, katılım formu. Gülmek artık gülmek değil; muhalif kamuya giriş kartı.

Çelişki burada yoğunlaşıyor: İktidarın kahkahadan korktuğunu söylüyor; sonra asıl olarak duyulmayan kahkahanın işe yaramadığını ekliyor. Yani iktidar kahkahadan korkuyor, ama yalnızca ses sistemi kurulmuş, etiketi basılmış, sorumluluk belgesi imzalanmış kahkahadan. Evde gülmek olmaz. Sessiz gülmek olmaz. İçinden gülmek olmaz. Videoyu izleyip geçmek olmaz. Kahkaha, köşe yazarının kulağına ulaşmazsa tarihsel niteliğini kazanamıyor. Demek ki iktidardan önce köşe yazarı duymalı. Yoksa devrimci eylem sayılmaz.

‘Hepiniz suçlusunuz’ bölümü metnin mantığını açık ediyor. Çünkü metin burada iktidarın suç mantığını parodileştirdiğini sanırken, onun ahlaki versiyonunu kuruyor. Devlet güleni suça iştirak ettirir; bu metin güleni sorumluluğa iştirak ettirir. Devletin dosyasında kahkaha delil, burada kahkaha borç senedi. Devlet ‘güldün, öyleyse suçlusun’ der; metin ‘güldün, öyleyse korkak olamazsın’ der. İki durumda da gülüş ele geçiriliyor. Şaka yine ortadan kayboluyor. Gülüş yine kendi belirsizliğiyle bırakılmıyor. Bir mahkemeden çıkıp diğerine giriyor.

Deniz Göktaş’ın şakasının ne yaptığı ise metinde neredeyse tali mesele. Şaka hangi malzemeyle çalışıyor? Seyircinin hangi üstünlük hazzını okşuyor? Hangi aile, sınıf, politik kimlik, kültürel rahatlama düzeneklerine yaslanıyor? Hangi hıncı sevimli hale getiriyor? Bunlar yok. Çünkü yazının şakaya ihtiyacı yok; yazının tutuklamaya ihtiyacı var. Tutuklama geldikten sonra şakanın içeriği gereksizleşiyor. Artık ortada tertemiz bir poster var: Komedyen içeride, iktidar korkuyor, seyirci utansın. Bu kadar pürüzsüz bir ahlak sahnesinde düşünceye yer kalmaz. Herkes rolünü bilir. Devlet kötü adam, komedyen cesur çocuk, seyirci borçlu kalabalık, yazar da yoklama memuru.

Metin boyunca ‘korkak avıyla kahraman olunmaz’ deniyor ama yazının kendisi tam da korkak avıyla işliyor. Üstelik bunu kahramanlık karşıtlığı kılığıyla yapıyor. ‘Ulubatlı Hasanlar yalnız bırakılıyor’ diye kızıyor, ama aynı anda yeni Ulubatlı Hasan düzenini ayakta tutuyor: Birileri öne atılacak, birileri onun üzerinden kendi pasifliğini sevecek, sonra köşe yazarı gelip bu pasifliği teşhir ederek kendi aktifliğini sevecek. Katmerli vekâlet sistemi. Seyirci komedyene vekâlet veriyor, yazar seyirciyi azarlayarak kendini vekâlet üstü merci sanıyor. Herkes başkasının bedeninde siyaset yapıyor.

Asıl komik olan, yazının pasif toplumu eleştirirken kendi pasifliğini kelime sertliğiyle kapatması. Toplum koltuğundan kalkmıyormuş. Peki yazı ne yapıyor? Koltuğun kumaşını tasvir ediyor. Minderli tribünleri gösteriyor. Kahkahanın duyulmadığını söylüyor. Sonra? Sonra yine yazı. Yine teşhis. Yine ağır abi cümlesi. Yine ‘bu halk da böyle’ iç çekişi. Toplumu eylemsizlikle suçlayan metin, kendi eylemsizliğini ‘hesap sorma dili’ diye pazarlıyor. Demek ki koltuktan kalkmamanın en rafine biçimi, kalkmayanlara yazı yazmakmış.

İktidarın rasyonel gerekçe aramaya ihtiyaç duymadığını söylüyor. Fakat kendi metni muhalif kamu için aynı rasyonalizasyon makinesini çalıştırıyor: Halk korkuyor, seyirci konfor seviyor, kahramanları vekil kılıyor, duyulmayan kahkahayı devrim sanıyor. Bu parçalar öyle bir ahlaki makineye bağlanıyor ki sonuç düşünce değil, aşağılama oluyor. Halk artık somut çelişkileriyle değil, yazarın hıncını boşaltacağı yumuşak hedef olarak beliriyor. Devletin baskısını çözümlemekten çıkıp seyircinin karakter analizine geçildiği anda, yazı muhalif gerçekçiliği bırakıp mahalle psikologluğuna başlıyor.

Bu yüzden metnin içkin felaketi şudur: İktidarın saygı, değer, suç ve korku mekanizmalarını teşhir ederken, muhalif alanda bunların daha kültürlü, daha inceltilmiş, daha alaycı versiyonunu üretir. Değer yerine kahkaha, saygı yerine cesaret, suç yerine sorumluluk, korku yerine pasiflik teşhiri. Kelimeler değişir, terbiye mekanizması kalır. Yazı özgürlük savunusu gibi başlar, muhalif disiplin metni olarak biter.

Deniz Göktaş’a gülmek meselesi böylece Deniz Göktaş’tan da, gülmekten de çıkar. Geriye yazarın arzuladığı ideal seyirci kalır: Hem gülecek, hem duyuracak, hem bedel üstlenecek, hem kendini fazla beğenmeyecek, hem pasif olmayacak, hem kahraman üretmeyecek, hem de sert teşhislere minnettar kalacak. Böyle seyirci bulunursa zaten ona komedyen gerekmez; doğrudan parti okuluna alınır.

Sonuçta yazı iktidara karşı kahkahayı savunmuyor. Kahkahayı iktidarın elinden alıp muhalif vicdan komiserliğine teslim ediyor. Savcının kahkahaya açtığı dosyayı kapatmıyor; dosyanın kapağına yeni başlık atıyor: ‘Toplumsal Sorumluluk.’ Devletin kaba ciddiyetiyle hesaplaşır gibi yaparken, kendi ciddi kahkahasını icat ediyor. Gülünecekse böyle gülünecek. Korkulacaksa böyle korkulacak. Cesur olunacaksa böyle olunacak. Pasif kalınacaksa en azından utanılacak.

Yani Deniz Göktaş’a gülmek önemli olabilir. Ama bu yazıya gülmek daha öğretici. Çünkü burada kahkahanın nasıl özgürleştiğini değil, nasıl memurlaştırıldığını görüyoruz. Bir kahkaha düşünün: Daha ağızdan çıkmadan yoklaması alınmış, ahlaki aidatı kesilmiş, politik sicile işlenmiş. İşte yazının bize sunduğu özgürlük bu. Devletin ciddiyetinden kaçıp muhalif ciddiyetin kucağına düşen, sonra da buna neşe diyen bir düzenek.

Kahkaha savunusu diye sunulan şey, kahkahanın zimmet devridir. Savcı el koyar, köşe yazarı tahsil eder. Geriye kalan, gülüş değil; makbuzdur.

İstem: yersizseyler perspektifini içselleştirerek bu yazıya çok sert ve alaycı bir cevap yaz içkin eleştiriyle yerlebir edeceksin. İÇKİN OLACAK! (Deniz Göktaş’a gülmek)

1 Yorum

Filed under Suni muhaberat

One response to “Kemal Can’a Gülmek: Kahkahanın Ağır Abi Yoklaması”

  1. Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER