Çağrışımın Kapatılması: Estetik Standartlaşma ve Öznenin Yetkisizleşmesi

(playlist)

🦋🤖 Robo-Spun by Fİ 🦋🤖

👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

(İngilizcesi ve Almancası)

İnsan, yalnızca biyolojik bir organizma olarak değil, anlam üretebilen bir özne olarak dünyaya yerleşir. Bu yerleşme bedensiz gerçekleşemez; fakat beden de kendi başına anlam taşımaz. Beden, imgesel, sembolik ve maddi düzlemlerin kesişiminde kurulur. Bu nedenle bedenin hangi estetik normlar tarafından kuşatıldığı, öznenin yetkilenme imkânlarını doğrudan belirler. Burada kritik mesele, imleyenlerin ortadan kaldırılması değildir. İmleyenler vardır; ancak imleyenlerin tam olarak neyi çağrıştıracağının önceden belirlenmesi, çağrışım alanını kapatır. İmleyen zinciri sürer, fakat o zincirin açılabileceği anlam yolları önceden çizilmiş olur.

Siyasal ve ekonomik refahın sürdürülebilir biçimde ortaya çıkabilmesi, imleyenlerin hangi çağrışımlara bağlanacağının estetik normlar tarafından mutlak biçimde belirlenmemesine bağlıdır. Çünkü çağrışım kapasitesi kapatıldığında düşünme zayıflar; düşünmenin zayıfladığı yerde siyaset teknik yönetime, ekonomi ise arzu manipülasyonuna dönüşür. Çatlaklardan yaratıcı farklılık değil, yalnızca hüsran ve tekrar üretilir.

I. Bedenlenme ve Yetkilenme

Lacan’ın kuramsal çerçevesinde özne, eksiklik tarafından kurulur; özne hiçbir zaman kendisiyle özdeş değildir ve bu nedenle imleyen zinciri içinde sürekli yer değiştirir. Beden, bu zincirin yalnızca maddi taşıyıcısı değil, aynı zamanda arzu ekonomisinin yüzeyidir. Ancak arzu, imleyenlerin farklı çağrışımlara açılabildiği ölçüde hareket edebilir.
Modern estetik rejiminde sorun, imleyenlerin yokluğu değildir; sorun, belirli imleyenlerin hangi imgelere bağlanacağının önceden belirlenmesidir. Örneğin belirli yüz oranları, belirli beden ölçüleri veya belirli yaş göstergeleri, tek bir arzu repertuarına bağlanır. Böylece özne, aynı imleyenleri kullanmaya devam eder; fakat o imleyenlerin açabileceği anlam alanları daraltılmıştır.

Bu noktada bedenlenme, yaratıcı bir dünyaya giriş olmaktan ziyade standartlaştırılmış bir temsil rejimine katılmaya dönüşür. İnsan “olmak” yerine “önceden tanımlanmış çağrışımlara uygun görünmek” zorunda kalır.

II. Das Ding’in Kodlanması

Freud ve Lacan’da das Ding, öznenin etrafında döndüğü fakat asla tam olarak sahip olamadığı çekirdek nesneyi ifade eder. Bu nesne, öznenin arzusunu hareket ettiren boşlukla ilişkilidir. Oysa çağdaş estetik endüstrisi, bu boşluğu belirli imge kümeleriyle doldurur.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Das Ding, doğrudan bir imgeye indirgenmez; fakat belirli imleyenler sistematik olarak aynı imgelere bağlandığında, özne için “arzu edilen şey” giderek öngörülebilir hâle gelir. “The very thing” artık erişilemez bir çekirdek olmaktan çıkar; kataloglanabilir bir beden prototipine yaklaşır.

Reklam, moda, sinema ve algoritmik görünürlük rejimleri, aynı imleyenleri sürekli aynı çağrışımlara yönlendirir. Böylece arzu, öznenin eksikliğinden değil, piyasada dolaşıma sokulan standart anlam eşleştirmelerinden beslenmeye başlar.

III. İmleyenlerin Çağrışım Alanının Belirlenmesi ve Düşünmenin Daralması

Düşünme, farklı imleyenler arasında beklenmedik bağlantılar kurabilme yeteneğidir. İmleyen zinciri varlığını sürdürse bile, eğer imleyenlerin hangi anlamlara açılacağı önceden belirlenmişse, düşünme yalnızca mevcut kodların içinde hareket eder.

Süreç şu şekilde işler:
Belirli bir imleyen seçilir.
Bu imleyene bağlanabilecek anlam alanı daraltılır.
Çağrışım serbestliği sınırlandırılır.
Yeni bağlantılar kurma kapasitesi azalır.
Düşünme, mevcut estetik kodların içinde dönmeye başlar.

Dolayısıyla mesele “imleyenlerin yok edilmesi” değil, imleyenlerin anlam potansiyelinin yönetilmesidir. İmleyenler vardır; fakat onların tam olarak neyi çağrıştıracağı belirlenmiştir.

Bu nedenle estetik standartlaşma yalnızca kültürel bir mesele değil, epistemolojik bir meseledir. İnsanların hangi imleyenleri kullanacağını değil, o imleyenlerle hangi düşünsel sıçramaları yapabileceğini belirler.

IV. Siyasetin Temsil Rejimine Dönüşmesi

Siyaset, farklı yaşam biçimlerinin kamusal alanda müzakere edilmesidir. Ancak imleyenlerin çağrışım alanı önceden kodlandığında, siyaset de giderek temsil tekniklerine indirgenir.

Çünkü kamusal görünürlük artık düşünsel içerikten önce belirli estetik eşleştirmeler üzerinden okunur. Aynı imleyenler kullanılır; fakat hangi anlamlara bağlanacakları önceden bilindiği için gerçek siyasal farklılık üretmek zorlaşır.

Bunun sonucu iki yönlüdür:
– Siyasal enerji, düşünsel yenilik yerine estetik uyumluluğa kayar. – Muhalefet, egemen kodları kırmak yerine aynı kodların farklı tonlarını yeniden üretir.

Böylece siyaset, kurucu farklılıkların alanı olmaktan uzaklaşır. Çatlaklar açılır; ancak bu çatlaklardan yeni anlam düzenleri değil, aynı çağrışım eşleştirmelerinin varyasyonları çıkar.

V. Ekonomik Refah ve Çağrışım Serbestliği

Ekonomik refahın yaratıcı boyutu, mevcut işaret sistemlerinin beklenmedik biçimde yeniden bağlanmasına dayanır. Teknolojik yenilik, tasarım, bilimsel keşif ve girişimcilik, imleyenlerin alışılmış anlam eşleştirmelerinin dışına çıkabilme kapasitesi gerektirir.

İmleyenlerin hangi çağrışımlara açılacağı önceden belirlendiğinde, bireylerin dikkatinin büyük kısmı temsil optimizasyonuna harcanır:
– Hangi estetik standarda ne kadar yaklaştığı, – Hangi görünürlük koduna uyduğu, – Hangi onay mekanizmasını tetiklediği.

Bu enerji üretken faaliyetlerden çekilir. Ekonomi, yaratıcı risk alan öznelere değil, anlam eşleştirmelerini yöneten platformlara bağımlı hâle gelir.

Schumpeter’in “yaratıcı yıkım” kavramı bu açıdan yeniden okunabilir: Gerçek yaratıcı yıkım yalnızca teknolojik değil, semiyotik bir açıklık gerektirir. İmleyenlerin yeni çağrışımlara açılmadığı bir toplumda yenilik yüzeysel kalır.

VI. Kadın Bedeninin Merkezî Konumu

İmleyenlerin çağrışım alanının en yoğun biçimde yönetildiği alanlardan biri kadın bedenidir. Tarihsel olarak kadın bedeni, arzu ekonomisinin merkezî nesnesi olarak kodlanmış; belirli beden tipleri, belirli yüz oranları ve belirli yaş göstergeleri aynı anlam kümelerine bağlanmıştır.

Buradaki mesele yalnızca nesneleştirme değildir. Daha derin mesele, kadın bedenine ilişkin imleyenlerin çağrışım çoğulluğunun bastırılmasıdır. Aynı imleyenler dolaşımda kalır; ancak hangi arzuları, hangi statüleri ve hangi toplumsal değerleri çağrıştıracakları önceden belirlenir.

Böylece arzu nesnesi tekilleşir ve toplumsal hayal gücü daralır. Kadın bedeninin standartlaştırılması, tüm toplumun çağrışımsal kapasitesini azaltan bir süreç hâline gelir.

VII. ‘Çatlaklardan’ Neden Hüsran Çıkıyor?

Günümüz kültürel alanında normların tam işlemediği “çatlaklar”dan sıkça söz edilir. Ancak bu çatlaklardan çoğu zaman kurucu farklılık değil, hüsran çıkmaktadır.

Bunun nedeni, çatlağın içindeki imleyenlerin de aynı anlam eşleştirme rejimi tarafından kuşatılmış olmasıdır. Öznenin farklılık talebi, aynı çağrışım haritası içinde tanınmak zorundadır.
“Farklı olmak istiyorum; fakat farklılığımın görünür olabilmesi için yine aynı imleyenlerin önceden belirlenmiş anlamlarını kullanmak zorundayım.”

Bu paradoks tekrar üretir. Çünkü farklılık talebi, onu mümkün kılacak semiyotik açıklıktan yoksundur.

VIII. Refahın Semiyotik Koşulu

İnsan yetkilenmesi için bedenlenmelidir; fakat bedenlenme, imleyenlerin çağrışım alanının estetik normlar tarafından tamamen belirlenmesi anlamına gelmemelidir. İmleyen zinciri varlığını sürdürür; mesele, o zincirdeki imleyenlerin hangi anlamlara bağlanacağının mutlak biçimde tayin edilmesidir.

Das Ding, standart estetik prototiplere dönüştürüldüğünde arzu piyasa tarafından yönetilebilir hâle gelirken düşünme de daralır. Düşünmenin daraldığı yerde siyaset temsil performansına, ekonomi ise görünürlük rekabetine indirgenir.

Bu nedenle siyasal ve ekonomik refahın temel koşulu, imleyenlerin belirlenmemesidir. Refah yalnızca sermaye birikiminin veya kurumsal düzenlemelerin sonucu değildir; daha temel düzeyde, toplumun imleyenlerin yeni çağrışımlara açılmasına ne ölçüde izin verdiğiyle ilgilidir.
İmleyenler serbest kaldığında beden yeniden düşünmenin yüzeyi olur. Düşünme yeniden siyaset üretir. Siyaset yeniden farklı yaşam biçimlerini mümkün kılar. Ve ancak o zaman ekonomi, standart anlam eşleştirmelerinin sonsuz dolaşımından değil, gerçek yaratıcı çoğulluktan beslenen bir refah rejimine dönüşebilir.

Seçilmiş Referanslar
Sigmund Freud — Beyond the Pleasure Principle. Jacques Lacan — The Seminar, Book VII: The Ethics of Psychoanalysis. Theodor W. Adorno & Max Horkheimer — Dialectic of Enlightenment. Jean Baudrillard — The Consumer Society. Pierre Bourdieu — Distinction. Joseph Schumpeter — Capitalism, Socialism and Democracy.

2 Yorum

Filed under Suni muhaberat

2 responses to “Çağrışımın Kapatılması: Estetik Standartlaşma ve Öznenin Yetkisizleşmesi”

  1. Geri bildirim: The Closing of Association: Aesthetic Standardization and the Disempowerment of the Subject – Žižekian Analysis

  2. Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER