Anime Gözü Neden Büyük Oluyor? Kozmetik Kasaplık Çekikgözü Önce Yadırgatıp Sonunda İdeal Yaptı

(playlist)

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

(İngilizcesi ve Almancası)

Anime karakterlerinin büyük gözleri, basit bir çizim kolaylığından doğmuş masum bir gelenek sayılır. Oysa bu gözün arkasında Japon kadın yüzünün Batılı güzellik ölçüsüne göre yeniden düzenlendiği uzun bir tarih bulunur. Aynı tarih gerçek bedende göz kapağı ameliyatını, basılı kâğıtta büyük gözlü kız resmini, savaş sırasında çekikgöz şeytanlaştırmasını, 1945 sonrasında beyaz galiple kurulan özdeşimi ve 1980’lerin nükleer makinelerini aynı çizgi üzerinde buluşturur. Bugünkü bademgöz modası da bu çizginin sonundadır. Bir dönem Japon kadınında düzeltilmek istenen göz, başka kadınların yüzünde pahalı bir Japonlaştırma işlemi haline gelmiştir.

Kozmetik kasaplık ile anime gözü ortak kökten gelir. Kozmetik cerrahi gerçek Japon kadınının gözünü daha büyük, daha açık ve belirgin kapaklı hale getirirken kız dergileri aynı dönüşümü çizilmiş kadın üzerinde gerçekleştirdi. Neşter bedeni değiştirdi, çizgi kalem ideal bedeni üretti. Her iki uygulamada da iri göz canlılıkla, güzellikle, gençlikle ve gelişmişlikle eşleştirildi. Uzun, tek kapaklı veya yatay Japon gözü ise donukluk, kapalılık ve geri kalmışlıkla yan yana getirildi.

Amerikan savaş kültürü bu ayrımı çok daha sert bir düzeye taşıdı. Japon gözü posterlerde, filmlerde ve çizgi filmlerde sinsi, fanatik, hayvansı ve insandan uzak bir düşmanın işaretine dönüştürüldü. Hiroşima ve Nagasaki’nin ardından beyaz Amerikan yüzü artık sinema yıldızının güzel yüzü kadar atom bombasını üreten, savaşı kazanan ve Japonya’nın geleceğini düzenleyen gücün yüzüydü. Savaş öncesinde kız dergilerinde büyüyen Batılı göz, savaş sonrasında galibiyet ve teknolojiyle birleşti.

1970’ler ve 1980’lerde dünya çapında anime olarak tanınan bilimkurgu kanonu bu birleşimi görünür hale getirdi. Büyük gözlü çocuklar ve genç kadınlar, yıkılmış şehirlerin üzerinde dev robotlar kullandı. Radyoaktif dünyalar, enerji silahları, uzay savaşları ve insanlığın sonunu getirebilecek makineler aynı anlatılarda toplandı. Karakterin yüzü galibin güzellik ölçüsüne yaklaşırken karakterin kullandığı makine galibin teknolojik kudretine yaklaşıyordu.

Tarihin cilvesi daha sonra yön değiştirdi. Japon kadınının gözünü açmaya çalışan estetik cerrahi, fox-eye ve bademgöz adı altında Batılı kadının gözünü çekikleştirmeye başladı. Japon yüzünden silinmek istenen anatomik işaret, küresel güzellik piyasasında egzotik çekicilik olarak satıldı. Bu Japonlaştırma gerçek Japon kadınlarının yüzlerine yaklaşmaktan çok Batı’nın geyşa fantazisine yaklaştı. Geyşanın kimono, saç, müzik ve eğitiminden geriye gözün dış köşesindeki yükseliş bırakıldı. Kozmetik kasaplık böylece beyazlaştırma ameliyatından minimalleştirilmiş geyşa taklitçiliğine ulaştı.

Japon Gözünün Kusura Çevrilmesi

Modernleşme öncesi Japon güzellik anlayışı büyük ve yuvarlak gözü temel ölçü kabul etmiyordu. Edo dönemi kadın resimlerinde uzun, dar ve yatay göz zarafetle bağdaşıyordu. Yüzün ölçülü ifadesi, küçük ağız ve uzun göz kadın güzelliğinin olağan parçalarıydı. Göz kapağındaki kıvrımın belirginliği de kadınları iki ayrı güzellik sınıfına ayıran merkezî bir ölçü haline gelmemişti.

Meiji Restorasyonu’yla başlayan hızlı Batılılaşma, Japonya’ya tren, silah, fabrika, üniforma ve modern tıpla birlikte yeni bir insan yüzü getirdi. Avrupa ve Amerika’yla temas arttıkça Batılı beden modernliğin görünür kanıtı sayıldı. Hükümet kıyafeti, saç biçimini, dişleri ve gündelik davranışları Batılı gözlemcinin beklentisine göre düzenledi. Avrupalı ziyaretçilerin tuhaf bulduğu diş karartma ve kaş kazıma gelenekleri saray çevresinden başlayarak terk edildi. Dönemin güzellik kültürünü inceleyen Japonca arşiv, bu değişimi geleneksel kadın yüzünden Batılı güzellik anlayışına geçiş olarak anlatır. (🔗)

Bu yüz reformu göz çevresine ulaştığında fiziksel biçimle ahlaki nitelik birbirine bağlandı. Batılıların derin göz çukurları, belirgin kapakları ve iri gözleri daha zengin bir yüz ifadesiyle ilişkilendirildi. Japon gözü Batılı bakış altında daha zor okunan, daha kapalı ve daha tekdüze bir yüzey gibi sunuldu. 1900’lerin başından itibaren Japon güzellik yayınları Batılılara benzeyen açık gözün tercih edildiğini yazmaya başladı. 1915 tarihli bir güzellik yazısı Batılı gözü taklit eden iri bakışın rağbet gördüğünü açıkça belirtiyordu. 1920’lerde bir Japon göz doktoru çift kapağı eksiksiz gözün şartı sayıyor, Batılı dinî resimlerdeki kadınları örnek gösteriyor ve tek kapağın tıbbî yollarla değiştirilmesini öneriyordu. (🔗)

Böylece Japon gözünün biçimi kişisel zevk alanından çıkarak gelişmişlik sorununa dönüştü. Batılı yüz daha canlı, Japon yüzü daha hareketsiz sayıldı. Batılı göz bireyselliği görünür kılıyor, Japon gözü toplu ve anlaşılmaz bir ırk maskesi gibi algılanıyordu. Daha sonra Japonlara yapışacak robot, böcek, uzaylı ve siborg izleniminin erken zemini burada kuruldu. Japon yüzünün insanlığı, Batılı yüzün ne kadarını taşıdığıyla ölçülmeye başladı.

Fotoğraf ve sinema bu dönüşümü hızlandırdı. Geleneksel resimde farklı estetik kurallarla güzel sayılan yüz, fotoğrafta Batılı yüzle yan yana geliyordu. Hollywood filmleri göz hareketlerini, kirpikleri ve kapak kıvrımlarını dev perdede büyütüyordu. Yakın plan çekim, Batılı kadın yıldızın gözünü modern duygunun merkezi yaptı. Japon kadın kendi yüzünü aynada görürken artık aynı yüzü sinema perdesindeki iri gözle karşılaştırıyordu.

Mikamo ve Neşterle Açılan Modern Göz

1896’da Japon doktor 美甘光太郎, Latin harfleriyle Mikamo Kōtarō, estetik amaçlı çift göz kapağı oluşturma yöntemini yayımladı. Ameliyatın teknik geçmişi göz kapağının içe dönmesi ve kirpiklerin göze zarar vermesi gibi sorunları tedavi eden oftalmoloji yöntemlerine uzanıyordu. Batı tıbbında geliştirilen dikiş ve doku sabitleme ilkeleri Japon doktorlar tarafından öğrenilmişti. Mikamo bu tedavi hattını genç kadınların gözlerinde kalıcı kapak kıvrımı üretmek için kullandı.

Bu geçiş modern kozmetik cerrahinin temel hareketini gösterir. Tıp önce hastalıklı dokuyu onarır. Ardından güzellik ölçüsü değişir ve sağlıklı anatomik özellik tedavi gerektiren eksiklik gibi ele alınır. Tek kapaklı genç kadın, görme işlevi yerinde olduğu halde cerrahın hastası haline gelir. Neşter gözün çalışmasını sağlamak kadar gözün hangi toplumsal anlama sahip olacağını belirlemeye başlar.

Mikamo tek kapağı monoton ve duygudan yoksun bir görünüşle ilişkilendirdi. Çift kapağı daha çekici, daha canlı ve fizyolojik açıdan daha normal saydı. Ameliyatın gözbebeğini daha büyük göstermesini de başarı olarak sundu. Çift göz kapağı operasyonunun kültürel tarihini ele alan değerlendirme, Mikamo’nun çalışmasını Japonya’nın Batılılaşma dönemi içine yerleştirir ve tek kapağa yüklenen donukluk ile çift kapağa yüklenen çekicilik arasındaki karşıtlığı aktarır. (🔗)

Mikamo çift kapağın Japon toplumunda doğal olarak da bulunduğunu vurguladı. Bu gerekçe ameliyatın beyazlaştırıcı işlevini Japonlaştırarak meşrulaştırdı. Batılı bir yüz üretildiği açıkça ilan edilmedi; Japon nüfusu içinde zaten bulunan daha güzel ve daha gelişmiş tip çoğaltılıyordu. Böylece ithal güzellik ölçüsü yerli anatominin seçkin bir biçimi gibi sunuldu.

Beyazlaşma her zaman sarı saç, mavi göz veya açık ten kopyası şeklinde ilerlemez. Beyazlığın asıl gücü, kendi özelliklerini tarafsız insanlık ölçüsü haline getirmesidir. Belirgin kapak normal göz, iri göz ifadeli göz, derin göz çukuru bireysel yüz sayıldığında beyaz anatomi adı anılmadan ölçü haline gelir. Mikamo’nun ameliyatı Japon kadınının ırkını değiştirmedi; Japon kadın yüzünü beyazlığın belirlediği canlılık hiyerarşisine yerleştirdi.

Bu ameliyat daha sonra Japonlara yöneltilecek insan-dışılık izlenimine karşı erken bir yüz düzeltmesi olarak da çalıştı. Tek kapağa yapıştırılan hareketsizlik ve duygusuzluk, 20. yüzyılda Japonların robotik, yabancı ve mekanik insanlar olarak sunulacağı dilin yerel öncülüydü. Mikamo’nun neşteri, Japon yüzüne yapışmaya başlayan bu izlenimi Batılı insanlık standardına yaklaşarak dağıtmayı vaat ediyordu.

Kız Dergileri Kâğıt Üzerindeki İkinci Ameliyathaneye Dönüşüyor

Gerçek Japon kadınlarının gözleri ameliyatla büyütülürken, Japon kızlarının hayalî yüzleri dergi kapaklarında daha hızlı biçimde değişiyordu. 1908’de yayımlanmaya başlayan ‘少女の友 / Shōjo no Tomo’, şehirli kızlığın nasıl görüneceğini öğreten başlıca mecralardan biri haline geldi. Dergi yalnız hikâye sunmuyordu. Kıyafeti, saç biçimini, odanın düzenini, duygusal ifadeyi ve ideal genç kadın yüzünü birlikte üretiyordu.

1930’larda derginin en etkili çizerlerinden biri olan 中原淳一 / Nakahara Jun’ichi, Batı bebeklerinden ve Avrupa moda resimlerinden beslenen genç kadın yüzleri çizdi. Gözler büyüdü, kirpikler uzadı, kapak çizgileri belirginleşti, ağız küçüldü ve boyun inceldi. Japon kıyafeti giyen bir kız bile Batı bebeğinin yüz oranlarını taşıyabiliyordu. Japon isim, kimono veya yerel manzara korunuyor; yüz modernliğin ithal işaretleriyle yeniden kuruluyordu.

Savaş sonrası kız mangasının birçok önemli çizeri Nakahara’nın etkisini açıkça taşıdı. Meiji Üniversitesi’nin shōjo manga sergisi, 1950’lerde çalışan çizerlerin bu illüstrasyon geleneğinden nasıl beslendiğini ve Avrupa tipi ile Amerika tipi kız yüzlerinin daha savaş öncesinde dergi piyasasında ayrı modeller halinde bulunduğunu gösterir. (🔗)

Kız dergisi, cerrahi kliniğin yaptığı seçimi daha geniş ölçekte gerçekleştirdi. Klinik tek bir kadının kapağını değiştirebiliyordu. Dergi yüz binlerce kızın güzel göz hakkındaki fikrini değiştirebiliyordu. Ameliyat bedeni ideale yaklaştırırken basılı resim idealin kendisini büyütüyordu.

Büyük gözün yayılmasında baskı ve anlatım tekniği de rol oynadı. Siyah-beyaz sayfada küçük yüz hareketlerini göstermek zordu. İri göz, birkaç çizgiyle şaşkınlığı, korkuyu, aşkı ve hüznü görünür kılıyordu. Dergi kapağında gözün büyümesi, uzaktan bakıldığında karakterin yüzünü rakip yayınlardan ayırıyordu. Küçük ağızla birleşen iri göz, kızın konuşmasından çok bakışına ağırlık veriyor ve iç dünyasını gözün içine yerleştiriyordu.

1950’lerin sonunda gözbebeğinin içine yıldızlar ve çoklu ışık yansımaları çizilmeye başlandı. Kirpikler, iris çizgileri, çift kapak gölgeleri ve parlaklık lekeleri çoğaldı. Meiji Üniversitesi’nin görsel tarih çalışması, bu yıldızlı gözün Nakahara’nın küçük ışık yansımalarından geliştiğini ve kısa sürede kız mangasının yaygın işaretine dönüştüğünü gösterir. (🔗)

Mikamo’nun ameliyatı ile manga gözü arasındaki ortak kök burada belirginleşir. Mikamo gözbebeğinin daha büyük görünmesini ve kapak kıvrımının belirginleşmesini güzelleşme sayıyordu. Kız dergisi aynı iki özelliği anatomik sınırların çok ötesine taşıdı. Cerrah Japon kadınının gerçek gözünü açtı. Çizer Japon kızının arzulayacağı gözü büyüttü. Kozmetik kasaplık ile anime estetiği, iri ve belirgin kapaklı Batılı kadın gözünü üstün sayan aynı güzellik düzeninin iki ürününe dönüştü.

Amerika Japon Gözünün Korkutucu Karikatürünü Kuruyor

Japon kız dergileri gözleri büyütürken Amerikan savaş kültürü Japon gözünü ters yönde abartıyordu. 19. yüzyıldaki Sarı Tehlike imgeleri, Japonya’nın askerî rakip haline gelmesiyle daha saldırgan bir biçime kavuştu. Dar ve yukarı çekilmiş göz; sarı ten, çıkık diş, kalın gözlük, hayvan pençesi ve bozuk İngilizceyle birleştirildi.

İkinci Dünya Savaşı sırasında üretilen posterler, dergi resimleri ve animasyonlar belirli Japon liderleri göstermek yerine bütün Japonları aynı yüz kalıbına soktu. Amerikan Holokost Anıt Müzesi arşivindeki savaş propagandası kayıtları, Japon kökenli kişilerin abartılı çekikgözler ve sarı tenle tehlikeli düşmanlar halinde resmedildiğini açıkça belirtir. (🔗)

Bu propaganda yüzü kişisel kimliği ortadan kaldırıyordu. Japon asker, Japon sivil ve Japon Amerikalı aynı göz biçimiyle potansiyel hain olarak sunulabiliyordu. Bir karikatürde tekrarlanan Japon yüzlerinin belirli bir kişiye dayanmayıp seri üretilmiş bir ırk maskesi gibi kullanılması, Amerikan kamuoyundaki toplama ve sürgün siyasetinin görsel zeminine katıldı. (🔗)

Göz burada anatomik ayrıntıdan karakter hükmüne dönüştü. Çekikgöz sinsilik, gizli niyet, fanatizm ve duygusuzluk anlamına geliyordu. Japon yüzüne bakmak, düşmanın ruhunu okuduğunu sanmak için yeterli sayılıyordu. Irkçı görüntü, bombardıman hedefinin insanlığını önceden azaltıyordu.

‘Hollywood ve Anime’nin Nükleer Vantrilogluğu’ bu süreci Japon bedenine başka bir gücün sesinin takılması olarak ele alır. Amerikan propaganda aygıtı Japonu yalnız resmetmedi; onun nasıl konuşacağını, güleceğini, davranacağını ve ne kadar insan sayılacağını da belirledi. (🔗) Bu hattın İngilizce bağlamı da hedef bedenin propaganda tarafından konuşturulması ile bombalanmış dünyanın daha sonra çizgi karakterler üzerinden konuşması arasındaki sürekliliği açar. (🔗)

Japon toplumunun bu şeytanlaştırmayı içselleştirmesi tek bir anda gerçekleşmedi. Süreç Meiji döneminde Japon doktorun tek kapağı kusurlaştırmasıyla başladı. Kız dergisi Batı bebeğini ideal kadın yüzü yaptı. Amerikan savaş propagandası Japon gözünü insan-altı düşmanın işaretine çevirdi. Savaş sonrası anime de gerçek Japon gözünü kahramanın varsayılan yüzünden büyük ölçüde çıkardı.

Amerikan karikatürü Japon gözünü daraltarak Japonun iç dünyasını kapattı. Japon animesi karakterin gözünü büyüterek iç dünyayı dev bir yüzeye dönüştürdü. Bu karşı hareket aynı zamanda beyazlaşmayı ilerletti. Japon karakterin insanlığı, Japon gözünden uzaklaşan büyük ve parlak göz aracılığıyla geri kuruldu.

1945’te Güzel Yüz Galibin Yüzüne Dönüşüyor

Hiroşima ve Nagasaki’nin atom bombalarıyla yok edilmesi, Japonya’nın teslim olması ve Amerikan işgali mevcut güzellik hiyerarşisini askerî güçle birleştirdi. Beyaz Amerikan yüzü artık moda dergisindeki çekici yabancının yüzünden fazlasını taşıyordu. Savaşı kazanan, atomu silaha çeviren, Japon şehirlerinde dolaşan ve ülkenin yeni kurumlarını düzenleyen gücün yüzüydü.

Savaş öncesi kız dergileri Batı bebeğini güzelliğin örneği yapmıştı. Savaş sonrası düzen aynı yüzü galibiyet, tüketim bolluğu, sinema, demokrasi ve teknolojik gelecek ile yan yana getirdi. Büyük gözün estetik üstünlüğü atom çağının maddi üstünlüğüyle birleşti.

Amerikan çizgi romanları ve animasyonları işgal yıllarında Japon çocuk kültürüne yoğun biçimde girdi. Disney tipi yuvarlak gözler, esnek yüzler ve hayvan karakterleri Japon çizerler için güçlü bir hareket modeli sundu. Japon illüstrasyon geleneğiyle birleşen bu çizgi dili, büyük gözlü karakteri kadın dergisinden çocuk mangasına, bilimkurguya ve televizyon animasyonuna taşıdı.

1950’lerde iki karşıt nükleer beden kısa aralıkla ortaya çıktı. ‘Tetsuwan Atomu’, atom enerjisini iri gözlü, sevilmek isteyen ve ahlaki kararlar alan robot çocuğa yerleştirdi. Godzilla ise nükleer enerjiyi yanmış, mutasyona uğramış ve şehirleri yeniden yakan dev bedene dönüştürdü. Atom birinde evcilleştirilen çocuk, diğerinde geri dönen felaketti.

Anime ile atom hafızası arasındaki geniş ilişki, savaş sonrası çizgi kültürünün Hiroşima ve Nagasaki yarasını çocuk, şehir, canavar ve makine üzerinden taşımasında görülür. ‘Anime, Atom Bombalarının Kintsugisiydi’ bu hafızanın yayıncılık, müze, arşiv ve kent hayatı içinde nasıl dolaşıma girdiğini ayrıntılandırır. (🔗) Atomik yaranın anime biçimleri içindeki devamı İngilizce bağlamda da doğrudan ele alınır. (🔗)

Bu tarihsel bileşimde yaranın içeriği Japon, onu taşıyan çizilmiş yüz Batılılaşmıştı. Bombalanmış şehir, büyük gözlü çocuk üzerinden anlatılıyordu. Japonya’yı yok eden teknoloji, Japon robot çocuğun bedeninde yeniden doğuyordu. Galibin yüzü ile galibin makinesi Japon kültür endüstrisinin elinde yeni bir ulusal dile çevriliyordu.

Büyük göz burada birkaç işi aynı anda yaptı. Beyaz kadın ve Batı bebeğiyle kurulan güzellik bağını taşıdı. Amerikan animasyonunun hareket diline uydu. Çocuk karakteri savunmasız ve sevilebilir gösterdi. Sabit veya az hareketli çizimde duyguyu belirginleştirdi. Küçük televizyon ekranında karakterin bakışını okunur hale getirdi. Bombanın ölçeği karşısında insan yüzünün kırılganlığını büyüttü.

Büyük Gözlü Çocuk Nükleer Makinenin İçine Giriyor

1970’ler ve 1980’lerde Japon animasyonu uluslararası ölçekte ayırt edilebilir bir bilimkurgu dili kurdu. Büyük gözlü genç insan ile dev teknolojik beden bu dilin merkezine yerleşti. Şehirler yok oluyor, Dünya radyasyonla zehirleniyor, uzay kolonileri düşüyor ve çocuklar insanlığın son silahlarını kullanıyordu.

‘Uchū Senkan Yamato’, İkinci Dünya Savaşı’nda batırılan savaş gemisini radyoaktif hale gelmiş Dünya’yı kurtaracak uzay aracına dönüştürdü. Yenilmiş imparatorluğun savaş makinesi, bütün insanlık adına çalışan bir kurtarma gemisi olarak geri geldi. Geçmişin askerî bedeni korunuyor, görevi evrenselleştiriliyordu.

‘Gundam’ genç pilotu seri üretilen savaş makinesinin içine yerleştirdi. Savaş, kahramanın kişisel cesaretinden çok endüstriyel yıkım düzeni olarak görünüyordu. ‘Macross’ dönüşebilen askerî gemiyi, pop şarkısını ve gençlik arzusunu aynı yapıda topladı. ‘Nausicaä’ kitlesel bir teknoloji savaşından sonra zehirlenmiş dünyada yaşayan büyük gözlü genç kadını merkez aldı. ‘Akira’ Tokyo’yu yok eden ışık küresini, askerî deneyi, çocuk bedenini ve denetimden çıkan enerjiyi aynı felaket içinde birleştirdi.

Bu yapımların ortak görüntüsü, savaş sonrası özdeşleşmenin iki yönünü bir araya getiriyordu. Büyük göz galibin insanlık ve güzellik yüzüne yaklaşırken dev makine galibin atomik kudretine yaklaşıyordu. Japon çocuk, kendisini yenmiş teknolojinin eşdeğerini kullanarak dünyayı kurtaran özne haline geliyordu.

Robotun birleşme sahneleri de atom çağının ters hareketini kurdu. Atom bölünüyor, şehir dağılıyor ve beden parçalanıyordu. Birleşen robot ise renkleri, parçaları ve uzuvları belirli sırayla tek gövdede topluyordu. Patlama denetimsiz parçalanma yaratırken oyuncak makine sayılabilir ve tekrar edilebilir bütünlük üretiyordu. Çocuk her bölümde parçaların yeniden birleşmesini izliyor, sonra aynı hareketi oyuncak üzerinde kendi elleriyle tekrarlıyordu.

Televizyon ekonomisi bu görsel dili güçlendirdi. Sınırlı animasyonda bütün yüzü sürekli hareket ettirmek pahalıydı. Büyük gözdeki küçük bir parlama, gözbebeğinin küçülmesi veya kapağın kapanması güçlü duygu değişikliği yaratıyordu. Robotun dönüşüm ve birleşme sahnesi tekrar kullanılabiliyor, oyuncak biçimine kolayca çevrilebiliyor ve her bölümde anlatının doruk noktası haline gelebiliyordu.

Büyük göz ile dev silah bu nedenle aynı endüstriyel yapıya uydu. Göz duyguyu ekonomik biçimde büyüttü. Makine gösteriyi ekonomik biçimde tekrarladı. Yüz izleyiciyi karaktere bağladı. Robot karakteri savaş sonrası Japonya’nın teknolojik telafi düşüne bağladı.

Bombalanmış dünyanın çocuk ve çizgi karakter üzerinden konuşması, çağdaş insan kuklacılığı bağlamında da ele alınmıştır. (🔗) Bu yaklaşım, anime karakterini ağır tarihsel yükü taşıyan hareketli bir beden olarak düşünmeye imkân verir. Büyük gözlü yüz bireysel duyguyu gösterirken arkasındaki makine ulusal tarih, savaş endüstrisi ve atomik güç adına hareket eder.

Beyazlaştırılmış Yüz Japonya’nın Küresel Markasına Dönüşüyor

Anime yüzü zamanla belirli bir beyaz kadının resmi olmaktan çıkarak çizgi dünyasının tarafsız insan yüzü gibi kullanılmaya başladı. Büyük göz, küçük burun, açık ten ve gerçekdışı saç renkleri Japon isimli karakterlerde olağan hale geldi. Japon seyirci bu karakterleri Japon olarak gördü. Batılı seyirci aynı karakterleri beyaz veya ırksal bakımdan belirsiz okuyabildi.

Bu çift okuma, yüzün ulusal işaretlerinin azaltılmasıyla gerçekleşti. Japon çizgi kültüründe bu duruma ulussuzluk anlamına gelen 無国籍性 / mukokusekisei adı verildi. Karakterin ülkesini isim, dil, okul üniforması ve çevre belirliyor; yüzü geniş bir küresel izleyici tarafından kendisine yakın okunabiliyordu.

Beyazlaşmanın en güçlü aşaması burada ortaya çıktı. Beyazlığa kodlanmış özellikler artık yabancı özellik gibi algılanmıyordu. Büyük göz yalnız anime gözü, küçük burun yalnız çizim kolaylığı, açık ten yalnız kâğıdın boş alanı sayılıyordu. Tarihsel kaynak görünmez hale gelince beyaz yüzün işaretleri evrensel insan yüzü gibi çalışmaya başladı.

Tarihin ilk büyük cilvesi böyle oluştu. Japonya kendi kadın yüzünü Batılı ölçülere göre düzeltmişti. Ardından aynı Batılılaştırılmış yüzü Japon animasyonunun ayırt edici işareti olarak dünyaya ihraç etti. Gerçek Japon anatomisinden uzaklaşan yüz, küresel kültürde Japonluğun en kolay tanınan simgelerinden biri haline geldi.

Batılı izleyici Japonya’dan gelen büyük gözlü karakteri Japon saydı. Japon izleyici de aynı karakteri yerli saydı. Batı’dan alınan yüz Japonya’nın kültürel markasına, Japonya’dan ihraç edilen yüz de Batı’nın Japonluk hayaline dönüştü.

Bu dönüşüm Japonya’nın savaş sonrası ekonomik yükselişiyle birleşti. 1980’lerde Japonya elektronik, otomobil, robotik ve tüketici teknolojisiyle özdeşleşti. Batı’daki eski insan-altı Japon karikatürü bu kez tekno-oryantalist bir biçim aldı. Japon insanı geçmişin maymunlaştırılmış düşmanı yerine geleceğin soğuk siborgu olarak sunuldu. Japon teknolojisi hayranlık uyandırırken Japon bedeni uzaylı, mekanik ve aşırı disiplinli görünmeye devam etti.

Anime bu dış bakışı kendi görsel gücüne çevirdi. Japon karakterin yüzü büyük gözle insanlaştırıldı, bedeni robot ve androidle birleştirildi. Mikamo’nun ameliyatı Japon yüzdeki yabancılık izlenimini azaltmak için gözü açmıştı. Anime aynı Japonu Batılılaştırılmış dev gözle çizip makinenin içine yerleştirdi. Yüz insanlık kazandı, teknolojik kabuk uzaylılık izlenimini küresel cazibeye çevirdi.

Bademgöz Mikamo’nun Neşterini Tersine Çeviriyor

21. yüzyılın sosyal medya güzelliği, gözün biçimini yeniden hareketli bir moda yüzeyine çevirdi. Fox-eye adı verilen makyaj ve cerrahi işlemler kaş kuyruğunu ve gözün dış köşesini yukarı doğru çekerek daha uzun, yatay ve çekik bir göz üretmeye başladı. Türkiye’de aynı görünüş bademgöz adıyla yaygınlaştı.

Makyaj çizgisi şakaklara doğru uzatıldı. Saç sıkıca geriye bağlandı. Bantlar ve ip askıları geçici biçimler üretti. Temporal kaldırma ve göz köşesini yeniden konumlandıran işlemler kalıcı sonuç hedefledi. Japon ve Doğu Asya yüzünde uzun süre kusur sayılan yönelim, kliniklerin ve sosyal medya görüntülerinin arzulanan geometrisine dönüştü.

Mikamo’nun ameliyatı Japon gözünü daha açık, daha büyük ve belirgin kapaklı hale getiriyordu. Bademgöz işlemi yuvarlak veya aşağı yönelen gözü daha yatay ve yukarı çekilmiş hale getiriyor. Birinci işlem Japon kadını beyaz kadın normuna yaklaştırdı. İkinci işlem beyaz veya küresel seçkin kadını Doğu Asya’ya kodlanan göz biçimine yaklaştırıyor.

Bu tersine dönüş eşitlik üretmedi. Aynı özellik farklı bedenlerde farklı değer taşımaya devam etti. Doğu Asyalı çocuklar çekikgözleri yüzünden alaya maruz kaldı. Beyaz modeller aynı biçimi makyaj ve cerrahiyle edindiğinde görünüş yüksek moda, gizem ve ayrıcalık olarak sunuldu. Fox-eye tartışmasını anlatan Asyalı Amerikalı yazarlar, çocukluklarında ırkçı hakaret olarak kullanılan göz çekme hareketinin sosyal medya pozu biçiminde geri dönüşünü ayrıntılı biçimde kaydetti. (🔗)

Kozmetik piyasa özelliği taşıyıcısından ayırdı. Japon kadınının yüzünde doğuştan gelen göz ırk işareti sayıldı. Aynı göz başka bir kadının yüzüne klinikte eklendiğinde kişisel stil haline geldi. Özellik tarihinden temizlendi, fiyatlandırıldı ve geçici moda adıyla yeniden dolaşıma sokuldu.

Tarihin ikinci büyük cilvesi burada ortaya çıkar. Kozmetik kasaplık önce çekikgözü yadırgattı, onu tekdüze ve düzeltilmesi gereken bir görünüş gibi sundu. Aynı endüstri daha sonra çekikgözü ideal ilan etti. Japon kadının yüzünden çıkarmaya çalıştığı işareti başka kadınların yüzüne yerleştirmeye başladı.

Japonlaştırma Geyşa Taklitçiliğine Dönüşüyor

Bademgözün teknik biçimi sosyal medya makyajı, şakak kaldırma ve göz köşesinin yeniden konumlandırılmasından gelir. İşlemin kültürel anlamı ise Batı’nın eski Japon kadın fantazisiyle birleşir. Bu fantazinin en kalıcı figürü geyşadır.

Gerçek geyşa, uzun eğitimden geçen ve müzik, dans, şarkı, konuşma ile geleneksel eğlence sanatlarında ustalaşan bir sanatçıdır. Japonca gei sözcüğü sanat veya hüner anlamını taşır. Geyşa hayatının sanat ve meslek boyutunu ele alan açıklamalar, bu figürün Batı’daki basitleştirilmiş imgeden çok daha kapsamlı bir kültürel role sahip olduğunu gösterir. (🔗)

Batı kültürü bu karmaşık mesleği tek bir kadınlık kabuğuna sıkıştırdı. Japonizm sergileri, kartpostallar, opera, turizm ve Hollywood; Japon kadınını sessiz, zarif, gizemli, çocuk yüzlü ve beyaz erkeğe adanmış bir figür halinde sundu. ‘Madama Butterfly’ anlatısı bu kalıbın en güçlü taşıyıcılarından biri oldu. Japon kadın kendisini terk eden Amerikalı erkeğe bağlı kalan, acıyı sessizce taşıyan ve bütün kimliğini aşka yatıran bir beden olarak resmedildi. Batı’daki Japon kadın stereotipinin bu anlatı içindeki kuruluşu ayrıntılı biçimde izlenebilir. (🔗)

Bademgöz bu eski geyşa fantazisinin küçültülmüş anatomik biçimine dönüşür. Kimono çıkarılır. Saç süsü çıkarılır. Müzik, dans ve eğitim çıkarılır. Japon tarihi ve gerçek Japon kadınlarının çeşitliliği çıkarılır. Geriye yukarı çekilen göz köşesi, ince kaş kuyruğu ve gizemli bakış bırakılır.

Bu işlem bütün bir kültürü birkaç derecelik yüz açısına indirger. Japonluk yaşayan insanlarda görülen çok sayıda özellikten koparılır ve satın alınabilir bir göz biçimine yoğunlaştırılır. Geyşa taklitçiliği artık bütün kostümü giymeyi gerektirmez. Şakaklara doğru yükselen göz çizgisi, egzotik Japon kadınlığını çağırmak için yeterli sayılır.

Anime de bu dönüşüme zemin hazırladı. Büyük gözlü Japon kızı Batı’da hem masum hem egzotik, hem çocukça hem teknolojik, hem kırılgan hem insanüstü bir figür olarak yayıldı. Geleneksel geyşa ile teknolojik anime kızı farklı dönemlere ait görünse de Batılı tüketimde aynı işlevi paylaşabildi. İkisi de gerçek Japon kadınlarının toplumsal hayatından ayrılmış, kolay tanınan ve kolay sahiplenilen kadın kabukları sundu.

Geyşa sakin ve gizemli Doğu’yu temsil etti. Anime kızı canlı ve teknolojik Doğu’yu temsil etti. Bademgöz bu iki görüntünün ortak işaretini aldı: Japon kadınlığına atfedilen özel bakış. Batılı kadın yüzünde üretilen çekiklik, hem geyşanın sessiz gizemini hem anime kızının Japon egzotizmini taşıyan kozmetik bir işarete dönüştü.

Kozmetik kasaplığın başlangıcında Japon kadına kendi gözünden uzaklaşması öğretilmişti. Son aşamada başka kadınlara Japon gözünü satın alma imkânı sunuldu. Fakat satın alınan göz yaşayan Japon kadınların gerçek yüzlerinden çok Batı’nın geyşa ve anime karışımı Japonya hayaline benziyordu.

Tarihin Cilvesi

Anime gözünün büyüklüğü ile çift göz kapağı ameliyatı aynı güzellik devriminin iki ayrı sonucudur. Meiji döneminde Batılı yüz modernliğin ölçüsü haline gelince Japon gözünün uzunluğu ve tek kapağı eksiklik sayıldı. Mikamo’nun neşteri Japon kadın yüzünü belirgin kapaklı, iri ve Batılılaştırılmış göze yaklaştırdı. Kız dergileri aynı programı kâğıt üzerinde ilerletti ve Batı bebeğinin gözünü Japon kızının ideal yüzüne yerleştirdi.

Amerikan savaş propagandası çekikgözü düşmanlığın, sinsiliğin ve insan-dışılığın işareti haline getirdi. Atom bombaları, yenilgi ve işgal beyaz yüzü galibin yüzüne; nükleer makineyi galibin gücüne dönüştürdü. Savaş sonrası anime, büyük gözlü Japon çocuğu robotun içine yerleştirerek iki özdeşleşmeyi aynı bedende birleştirdi. Japonya daha sonra bu Batılılaştırılmış yüzü kendi kültürel markası olarak dünyaya sattı.

Küresel kozmetik endüstrisi sonunda hareketin yönünü çevirdi. Önce Japon kadının gözünü beyazlaştıran neşter, bademgöz adı altında beyaz kadının gözünü Japonlaştırmaya başladı. Çekikgöz kusurdan ideale, aşağılamadan lükse, ırk işaretinden satın alınabilir stile dönüştü.

Tarihin son cilvesi, bu Japonlaştırmanın Japon kadınını geri getirmesidir. Kozmetik piyasa gerçek Japon yüzünü değil, Batı’nın yüzyıllar boyunca hazırladığı geyşa fantazisini yeniden üretir. Mikamo Japonlara yapıştırılan donuk ve yabancı yüz izlenimini dağıtmak için gözü açmıştı. Bugünkü bademgöz aynı Japonluk işaretini egzotik bir süs olarak yeniden takıyor. Anime gözü ile kozmetik kasaplık ortak kökten çıkıyor; biri Japon yüzünü Batılılaştırılmış bir çizgiye, diğeri en sonunda Batılı yüzü minimalleştirilmiş bir geyşa taklidine dönüştürüyor.

2 Yorum

Filed under Suni muhaberat

2 responses to “Anime Gözü Neden Büyük Oluyor? Kozmetik Kasaplık Çekikgözü Önce Yadırgatıp Sonunda İdeal Yaptı”

  1. Geri bildirim: Why Are Anime Eyes So Big? Cosmetic Butchery First Made Slanted Eyes Seem Strange, Then Turned Them into the Ideal – Žižekian Analysis

  2. Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER