Güzel Can: Saflığın, Zevkin, Şikâyetin ve Yargının Kendi Karşıtına Bağımlı Düzeni

(playlist)

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

Güzel Can, dünyadaki kötülük karşısında temiz kalan insan görüntüsüyle ortaya çıkar. Hegel’in die schöne Seele dediği bu bilinç, kendi vicdanının saflığını gerçek eylemin getirdiği belirlenimlerden üstün tutar. Gerçek eylem karar ister, taraf yaratır, sonuç doğurur, sürtüşmeye girer ve özneyi kendi başlangıç niyetinin ötesine taşır. Güzel Can bu kirlenme ihtimalinin karşısına içsel doğruluğunu koyar. Lacan aynı figürü şikâyet ettiği düzensizlikten yaşayan özne olarak yeniden kurar. Žižek bu ilişkiye artı-keyfi ekler: özne acısından, fedakârlığından, düşmanından, memnuniyetsizliğinden ve ahlaki üstünlüğünden bir kimlik getirisi sağlayabilir. Estetizm bu düzeni görünüş alanına taşır. Rafine zevk öznenin kendisini bayağı dünyadan ayırmasını sağlar. Gurmelik dünyayı sürekli tadılacak ve değerlendirilecek bir nesneye çevirir. Sahicilik içsel hissi hakikat yetkisine yükseltebilir. Üstben bu saflık arayışını sonsuz bir kendini geliştirme görevine dönüştürür. Dijital platformlar şikâyeti ölçülebilir sinyale çevirir. Yapay zekâ estetik kıtlığı azaltırken rafineliği yeni ayrımlara göç ettirir. Fedakârlık sembolik borç yaratabilir. Mağduriyet kişinin bugünkü konumunu düzenleyen bir kimlik merkezine dönüşebilir. Kurtarıcılık, dünyanın bozukluğunu kişinin hayatına anlam veren misyona bağlayabilir. Bağışlama ise yargıcın kendi konumundan da vazgeçmesini gerektirir.

Bütün bu biçimleri aynı düzen birbirine bağlar: Güzel Can kendi pozitif değerini karşısındaki negatif nesne üzerinden üretir ve bu karşılıklı bağımlılığı tek taraflı bir masumiyet hikâyesi olarak yaşar. İyi kimliği için kötü insan gerekir. Rafine zevk için bayağı zevk gerekir. Eleştirel zekâ için kandırılmış kitle gerekir. Hassasiyet için duyarsız insan gerekir. Fedakârlık için borçlu çevre gerekir. Yargıçlık için sürekli suç gerekir. Kurtarıcı kimliği için kurtarılacak dünya gerekir. Şikâyetin sürekliliği için şikâyet nesnesinin de bir biçimde sürmesi gerekir. Karşıt ortadan kalktığında yalnız sorun azalmaz; öznenin kendisini nasıl tanıdığı da sarsılır.

Buradaki gerzeklik bilgi azlığından kaynaklanmaz. Gerzeklik, öznenin dış dünyaya uyguladığı nedensel açıklamayı kendi konumuna geri döndürememesinde belirir. Güzel Can çok okuyabilir, çok iyi konuşabilir, ideolojiyi çözümleyebilir, başkalarının çıkarlarını fark edebilir ve son derece incelikli ahlaki ayrımlar yapabilir. Aynı özne kendi müdahalesinin, kendi seçiciliğinin, kendi düşman tercihinin ve kendi şikâyetinin sonuçlarını açıklama modelinin kenarında bırakabilir. Böylece bilgi büyürken öz-göndergeli körlük de büyür.

Sapıklık ise bu körlüğün getirisinde belirir. Şikâyet yalnız acıyı anlatmaz; özneye söz hakkı, dikkat, topluluk, üstünlük, suçlu bir karşı taraf ve sürekli yenilenen bir merkezî konum sağlayabilir. Fedakârlık yalnız kayıp yaratmaz; başkalarını borçlandırabilir. Mağduriyet yalnız yaralanma taşımaz; ilişkilerin gelecekte nasıl düzenleneceği üzerinde simgesel ağırlık sağlayabilir. Eleştiri yalnız kusur göstermez; eleştirmenin kendisini kusuru görebilen seçkin kişi olarak kurmasına yardım edebilir. Böylece dışarıdaki sorun ile öznenin sorundan aldığı artı-keyif aynı ilişkinin içinde birlikte çalışır.

Bu yüzden Güzel Can’ın en açıklayıcı anı şikâyet ettiği sırada ortaya çıkmaz. En açıklayıcı an, şikâyet ettiği şey çözülmeye başladığında gelir. Suçlu değişir. Öğrenci öğrenir. Mağdur güçlenir. Düşman makul hale gelir. Politik hedef gerçekleşir. İnsanlar eleştirmenin yıllardır anlattığı şeyi öğrenir. Eski bayağılık yaygın olarak aşılır. Tam bu anda öznenin rolü küçülmeye başlar. Gerçek başarı, öznenin kendi ayrıcalıklı konumunun değer kaybını da beraberinde getirir. Güzel Can’ın bütün yapısını delen soru burada belirir: İstenen dönüşüm gerçekleştiğinde özne kendi öneminin azalmasına ne ölçüde razı olur?

Eylemin kiri ve saf kalma arzusu

Hegel’in Güzel Can çözümlemesinin merkezi gerçeklikle temas problemidir. Bir düşünce yalnız içsel niyet halinde kaldığında özne onun bütünlüğünü koruyabilir. Düşünce dünyaya girdiğinde başkalarının eylemleriyle karşılaşır ve kendi kaynağından bağımsız sonuçlar üretmeye başlar. Hegel’in dışlaşma dediği hareket tam olarak budur. İçsel kesinlik nesnel varoluşa geçer ve bu geçiş sırasında kendi saflığını kaybeder. Güzel Can bu hareketi taşıyamadığı ölçüde kendi vicdanına çekilir. Sonunda içsel saflık korunur, toplumsal etkisi ise giderek zayıflar. Hegel’in ilgili pasajındaki tükenme imgesi bu kapanmayı son derece sert biçimde verir. (🔗)

Bu nedenle Güzel Can’ın temel sorunu tembellikten daha ince bir yapıya sahiptir. Böyle bir insan son derece faal görünebilir. Sürekli konuşabilir, yazabilir, teşhir edebilir, tartışabilir ve yeni kavramlar öğrenebilir. Faaliyetin büyük bölümü kendi doğru konumunu yeniden üretmeye hizmet ettiğinde gerçek yer değiştirme sınırlı kalır. Düşünce genişler; öznenin sahnedeki rolü aynı kalır.

İdeolojik dönüşümler de bu sabitliği gizleyebilir. Bir insan hayatının bir döneminde belirli bir dünya görüşüne bağlanır. Sonraki dönemde o dünya görüşünü sert biçimde eleştirir. Daha sonra ikinci dönemini de naif bulur ve üçüncü bir üst-konuma geçer. İçerikler değişirken temel dramatik tavır korunabilir: önce inanmak, ardından hayal kırıklığı yaşamak, sonra geçmişi teşhir ederek daha yüksek bir özdeşlik kurmak. Böylece kişi birçok fikir değiştirdiği halde aynı arzu düzenini taşıyabilir. Bu tekrar biçimi “hayat sahnesindeki senaryolardan yakınan Güzel Can” örneğinde berraklaşır. (🔗)

Söz de aynı dışlaşma riskini taşır. Belirsiz iç duygu her yönde genişleyebilir. Belirli cümle ise sınanabilir. Bir cümle yanlış anlaşılabilir, eksik kalabilir ve sahibini belirli bir iddiaya bağlayabilir. Bu yüzden “kelimeler kifayetsiz” tutumu bazen içsel deneyimi belirlenmiş ifadeden koruyan bir sığınak işlevi kazanır. Duygunun büyüklüğü korunur; cümlenin sorumluluğu ertelenir. Böylece özne hissin estetik yüceliğini taşırken dünya ile bağ kuracak belirli ifadeyi sürekli geleceğe bırakabilir. (🔗)

Ahlaki mükemmeliyetçilik aynı yapıyı politik eylemde yeniden üretir. Somut eylemin kusursuz koşulları aranır. Düşmanın bütünüyle kötü görünmesi beklenir. Mağdurun tam masumiyet taşıması istenir. İttifakın hiçbir kirli unsur taşımaması arzulanır. Müdahalenin bütün yan etkileri önceden hesaplanmak istenir. Böyle bir saflık standardı yükseldikçe eylem eşiği de yükselir. Sonunda kusursuz zafer ile kusursuz muhalefet arasında seçim belirir. Kusursuz muhalefet özneye çok güvenli bir konum sağlar, çünkü sonuçların sorumluluğu başkasında kalır.

Lacan’ın Hamlet okuması bu sorunu ayrı bir yönden aydınlatır. Hamlet dünyayı yerinden çıkmış yaşar ve onu yeniden düzeltme görevini kendi kaderi olarak üstlenir. Bozuk dünya böylece yalnız sorun üretmez; özneye misyon da verir. Misyon önem sağlar, önem kimlik sağlar. Dünyanın düzelmesi bu yüzden aynı zamanda öznenin kader anlatısının çözülmesi anlamına gelebilir. (🔗)

Buradan misyon narsisizmi doğar. Kişi kendisini aynadaki güzelliği üzerinden sevmek yerine dünyanın kendisine duyduğu ihtiyaç üzerinden sevebilir. “Ben önemliyim” cümlesi daha asil bir biçime geçer: “Mesele çok önemli ve onu ben taşıyorum.” Dava öznenin kişisel önemini üstlenir, ardından bu önemi özneye geri verir. Böyle bir durumda başarısızlık politik bir sorun olmanın ötesine geçip kişisel yaralanma yaratır. İnsanların ikna olmaması “beni anlamıyorlar” duygusuna bağlanır. Başkalarının yorulması “umursamıyorlar” anlamı kazanır. Dava ile narsisistik yara birbirini beslemeye başlar.

Gerçek eylemin bedeli bu yüzden yalnız dışsal risk değildir. Gerçek eylem, kişinin kendisi hakkında sevdiği görüntüyü de riske atar. Kişi yanlış karar verebilir. Eksik bir ittifak kurabilir. Kusurlu bir sonuç üretebilir. Sonradan kendi payını görüp “Bunu ben yaptım” diyebilir. Hegelci olgunluk tam burada başlar. İçsel iyilik görüntüsü yerini sonuçlarla hesaplaşan tarihsel özneye bırakır.

Şikâyet, katılım ve artı-keyif

Lacan’ın Güzel Can formülündeki esas sertlik, öznenin şikâyet ettiği düzensizlikten yaşaması fikridir. “Yaşamak” sözcüğü burada geniş bir anlam taşır. Düzensizlik özneye konuşacak konu verebilir. Dinleyici verebilir. Ahlaki statü verebilir. Karşı tarafın suçluluğu üzerinde etkili olma imkânı verebilir. Bir topluluğun merkezinde yer sağlayabilir. Meslekî ve kültürel prestij de üretebilir. Lacan’ın The Freudian Thing hattındaki formül bu ilişkiyi özellikle görünür hale getirir. (🔗)

“Üst-dil” problemi tam buradan çıkar. Özne, dünyadaki düzensizliği o düzensizliğe katılmadan tarif edebileceği steril bir konuşma noktası arar. Oysa konuşma da toplumsal eylemdir. Bir şeyi adlandırmak dikkati değiştirir. Bir skandalı sürekli teşhir etmek dolaşımı büyütebilir. Bir topluluğu belirli sıfatlarla tanımlamak o topluluğun karşıt kimliğini sertleştirebilir. Bir mağduriyet anlatısı anlatıcının toplumsal konumunu değiştirebilir. Bir düşmana sürekli cevap vermek düşmanın merkeziliğini artırabilir. Güzel Can kendi konuşmasını yalnız hakikatin taşıyıcısı gibi yaşadığında bu etkiler görünmezleşir. (🔗)

Gönderilen mesajın tersyüz edilmiş biçimde geri dönmesi bu yüzden güçlü bir modeldir. Özne bir niyetle konuşur. Söz dolaşıma girer. Başkalarının tepkileriyle birleşir. Sonuç öznenin kastından daha geniş bir gerçeklik üretir. Mesaj özneye kendi niyetinin aynası olarak değil, toplumsal sonucunun kaydı olarak geri gelir. Güzel Can’ın bütün trajedisi niyet ile gerçekleşmiş sonuç arasındaki mesafeyi ahlaki masumiyet lehine kapatmasında yoğunlaşır.

Artı-keyif bu noktada şikâyetin neden bu kadar dayanıklı hale gelebildiğini açıklar. Bir sorundan mustarip olmak kişiye o sorun hakkında ayrıcalıklı konuşma konumu verebilir. Bu konuşma dinleyicinin ilgisini, suçluluğunu veya savunmasını üretir. Bu tepkiler şikâyetin dünyadaki önemini artırır. Şikâyet tekrar edilir. Böylece acı ile acının çevresindeki toplumsal kazanç aynı döngü içinde birlikte çalışır.

Gerçek zarar kendi maddi ağırlığını taşır. Öznenin zarar çevresinde kurduğu tekrar düzeni ikinci bir katman oluşturur. Bir saldırının faili ayrı bir nedensel düzeyde yer alır. Öznenin olaydan sonra geliştirdiği semptomatik yatırım başka bir düzeyde yer alır. Analistin veya dinleyicinin yorumu ise ilişkiye üçüncü bir müdahale ekler. Bu ayrımlar korunduğunda “yakındığın düzensizlikte kendi payın nedir?” sorusu suçlama yerine öznel konumu açan bir soru haline gelir. (🔗)

Histeri ile Güzel Can arasındaki fark da burada belirginleşir. Histerik soru kendisine verilen rolün yetkisini sorgular. “Beni böyle adlandırıyorsun; bu adın kaynağı nedir?” diye sorar. Güzel Can ise belirli bir mağdur veya yargıç konumunu koruyup bütün düzensizliği “onlar” üzerinden açıklayabilir. Histerik soru kimliğin sabitliğini bozar; Güzel Can şikâyeti sabit kimliği tahkim edebilir.

Fedakârlık, mağduriyet ve sembolik borç

Fedakâr anne örneği Güzel Can ekonomisinin en çıplak biçimlerinden birini gösterir. Kişi gerçekten zamanını, emeğini ve fırsatlarını başkaları için harcar. Bu kayıp zamanla “her şeyi başkaları için yapan kişi” kimliğine dönüşür. Kimlik ise ilişkide ağırlık kazanır. Fedakârlığın kendisi simgesel alacağa dönüşebilir. “Senin için bunca şeyi yaptım” cümlesi geçmişin kaydını tutarken gelecekteki davranış üzerinde de hak iddia eder. (🔗)

Bu yüzden fedakârlıktan çıkış yalnız yükün azalmasıyla tamamlanmaz. Kişinin fedakâr kimliği sayesinde sahip olduğu merkezî konum da dönüşür. “Fedakârlığın kendisini feda etmek” formülü bu bedeli anlatır. Kişi daha az vazgeçilmez hale gelir. Başkalarının suçluluk duygusu azalır. Ahlaki alacak küçülür. İlişki daha sıradan ve daha karşılıklı hale gelir.

Mağduriyet kimliği aynı sembolik muhasebeyi başka yoldan kurabilir. Yaşanmış zarar kişinin bugünkü hayatında haklı bir ağırlık taşır. Zarar çevresinde zamanla güven ölçütleri, arkadaşlıklar, düşmanlıklar ve toplumsal roller örgütlenebilir. İyileşme ilerlediğinde yaşanan olayın hakikati korunurken olayın bugünkü hayatın bütün koordinatlarını yönetme gücü azalır. Tam bu azalma bazı öznel yatırımları da sarsar.

Lacan’ın “Ben”i hukuki ve muhasebesel statü içinde düşünmesi bu yapıyı daha açık hale getirir. İnsan toplumsal yaşamda hak sahibi, borçlu, alacaklı, fail veya mağdur gibi simgesel konumlarla yaşar. Bir haksızlık yaşandığında duyguyla beraber hesap da açılır. Özür, tanıma, tazmin ve davranış değişikliği bu hesabın olası kapanma biçimleridir. Hesap hiçbir koşulda kapanmıyorsa alacaklı kimliği bağımsız bir değer kazanmaya başlamıştır.

Böylece ahlaki borç bir tür sürekli emanete dönüşür. Karşı taraf özür diler; samimiyet sorgulanır. Davranışını değiştirir; motivasyon sorgulanır. Zaman geçer; geçmiş yeniden çağrılır. Her ödeme girişimi yeni bir eksik üretir. Borcun tahsilinden çok borcun sürmesi yargıcın konumunu beslemeye başlar.

Bu yapı sosyal medya arşivciliğiyle olağanüstü güç kazanır. Eski sözler aranabilir. Ekran görüntüleri saklanabilir. Bir insanın yıllar önceki davranışı bugünkü bütün eylemlerinin yanına getirilebilir. Böylece kişi yaşayan tarihsel özne olmaktan çıkıp sürekli güncellenen bir sicile dönüşebilir. Katı kalbin dijital gücü burada belirir: geçmiş kaydı kişinin bugünkü dönüşümünü sürekli yargılayan ontolojik delil gibi kullanılabilir.

Katı kalp, bağışlama ve yargıcın kendi kaybı

Hegel’in en sert dönüşlerinden biri eyleyen kişi ile yargılayan kişi arasındaki sahnede gerçekleşir. Eyleyen özne kendi payını kabul eder. “Ben yaptım” diyebilir. Bu itiraf öznenin kendi eylemini sahiplenmesini sağlar. Yargılayan bilinç bu karşılıklı tanımayı reddettiğinde katı kalbe dönüşür. Başlangıçtaki saflık burada yeni bir kusur üretir: yargıç karşısındaki insanı eski eylemine sabitleyerek kendi yargıçlık konumunu kalıcı hale getirir.

Bağışlama bu yüzden duygusal yumuşaklık anlamından daha ağır bir iş görür. Bağışlayan kişi de bir şey kaybeder. Karşı tarafı tanımlama tekelini bırakır. Eski suçun geleceği sonsuza kadar yönetme gücünü azaltır. Kendi ahlaki alacağının bir kısmını kapatır. Böylece ötekinin değişebilmesine yer açarken kendi yargıç kimliğini de dönüştürür.

Bu hareket projeksiyon açısından daha da ağırdır. Güzel Can kendi saldırganlığını, intikam arzusunu, bayağılığını ve narsisizmini karşıdaki kötü figür üzerinde yoğunlaştırabilir. Öteki sabit kötü rolünü oynadığı sürece öznenin kendi karanlık tarafları dışarıda düzenlenmiş görünür. Öteki değiştiğinde bu bölüşüm bozulur. Kişi kendi saldırganlığıyla yeniden karşılaşır. Bağışlama tam bu nedenle öznenin kendi karanlığını geri almasını da gerektirir.

Bu yapının ekonomik dili “negatif sermaye” fikriyle berraklaşır. Kişi kendi değerini sahip olduğu pozitif üretimden çok başkasında gösterdiği eksiklik üzerinden biriktirebilir. “Ben onun kadar cahil değilim” zekâ getirisi sağlar. “Ben onlar kadar bayağı değilim” rafinelik getirisi sağlar. “Ben onun yaptığı şeyi yapmam” ahlaki getiri sağlar. Karşı tarafın kusuru öznenin bilançosunda aktif kaleme dönüşür. Öteki iyileştikçe bu negatif sermaye değer kaybeder.

Düşmana bağımlılık ve karanlık işlevlerin dışarıya taşınması

Güzel Can’ın düşmanıyla ilişkisi yalnız karşıtlık değildir; özdeşliğin kurulmasında düşman aktif rol oynar. “Ben onun gibi değilim” cümlesi kişinin kendisini doğrudan tanımlama yükünü azaltır. Düşman kimliğin negatif sınırını sağlar. Bu nedenle düşman ortadan kalktığında kişinin kendi kimliği hakkında yeni bir soru ortaya çıkar.

Aynı yapı Efendi’ye karşı sürekli muhalefette görülür. Bir kişi bütün gündemini karşı çıktığı figürün sözlerine göre düzenlediğinde düşman düşünce takvimini belirlemeye devam eder. Efendi konuşur, muhalif cevap verir. Efendi susar, sessizlik yorumlanır. Efendi geri adım atar, geri adımın yetersizliği tartışılır. Kimlik böylece negatif bağımlılık içinde yaşar.

Eleştirel özne ile “eleştirel olmayan kitle” arasındaki ilişki de aynı işlevi görür. Aydınlatıcı kişinin seçkinliği için aydınlatılacak insanlar gerekir. İnsanlar gerçekten öğrenip öğreticiye ihtiyaç bırakmadığında bilgi aktarımının başarısı aynı zamanda statü farkının azalması anlamına gelir. Bu yüzden bazı eleştiri kültürlerinde cehaletin teşhiri eğitimin yerini alabilir. Karşıdaki insanın öğrenmesi yerine onun cahilliğinin sürekli sergilenmesi daha fazla statü getirisi üretebilir. (🔗)

Bu mekanizma daha genel bir dışarıya taşıma düzenidir. Özne kendi aptallığını “aptal kitle”ye yükler. Kendi bayağılığını “zevksiz insan”a yükler. Kendi saldırganlığını “nefret dolu düşman”a yükler. Kendi ideolojik bağımlılığını “manipüle edilmiş kalabalık”a yükler. Karşı taraf öznenin reddettiği özellikleri taşıyan bir depo haline gelir. Kendi bilançosu temiz görünür, çünkü karanlık işlevler Öteki’nin karakterine yazılmıştır.

Bu yüzden Güzel Can’ın gerçek düşmanı bazen kötü insanın kendisinden çok kötü insan rolünü bırakmaya başlayan kişidir. Öteki değiştikçe taşeronlaştırılmış karanlık geri döner. Suçlu dönüşürse yargıcın öfkesi yeniden konumlanmak zorunda kalır. Zevksiz sayılan kişi rafineleşirse seçkinliğin ölçüsü değişir. Öğrenci öğrenirse öğretmenin vazgeçilmezliği azalır. Başarı tam da öznenin kendi rolünü sarsar.

Estetizm: görünüşün süsten nedene dönüşmesi

Güzel Can’daki “güzel” sözcüğü estetizm hattı açıldığında çok daha literal bir anlam kazanır. Estetizm yalnız güzel nesnelerle ilgilenme tavrı değildir. Görünüşün, duygulanımın ve tanınabilir işaretlerin toplumsal değer dağıtımını yönettiği bir rejimdir. Bir insanın nasıl göründüğü, nasıl konuştuğu ve hangi üslubu taşıdığı ona gösterilen dikkati etkiler. Dikkat fırsat yaratır. Fırsat yeni başarılar üretir. Böylece başlangıçtaki estetik hüküm kendi maddi kanıtlarını yaratabilir.

“Estetik neden” fikri tam bu geri beslemeyi yakalar. Görüntü yalnız sonucu temsil etmez; insanların görüntüye verdiği tepkiler aracılığıyla yeni nedenler üretir. Temiz, minimal, sakin ve yüksek kaliteli hayat görüntüsü daha fazla prestij kazanabilir. Bu görüntünün arkasındaki geniş mekân, boş zaman, güvenli çevre ve ekonomik kaynaklar geri planda kalabilir. Sonuçta maddi koşullar kişisel incelik gibi okunur. (🔗)

Bu noktada sınıf kendisini zevk olarak gizleyebilir. Belirli sanatları tanımak zaman ister. Belirli restoranlara erişmek para ister. Bir üslubun küçük farklarını ayırabilmek uzun maruziyet ister. Bu tarihsel koşullar biriktiğinde kişi kendi edinilmiş seçiciliğini doğal kalite sensörü gibi yaşayabilir. “Bu alanda daha fazla ayrım yapabiliyorum” cümlesi kolayca “Ben daha incelikli bir insanım” sonucuna geçer. Bilgi farkı karakter hiyerarşisine dönüşür.

Rafine zevk kendi karşıtını da üretir. Rafine insanın görünür olması için bayağı insan gerekir. Seçkin kültür kendi sınırını kitsch üzerinden belirginleştirir. Derin düşünce yüzeysel düşünceye karşı değer kazanır. Bu nedenle rafinelik bazen nesnenin kendisinden çok kitleyle aradaki mesafeyi koruma pratiğine dönüşür. Kitle belirli bir zevki öğrendiğinde yeni mikro-ayrımlar önem kazanır. Niş olan yaygınlaşınca daha niş alan aranır. Seçkinlik kıtlığın bulunduğu yeni noktaya göç eder.

Gurmelik: üretmek yerine sürekli tadıp puanlamak

Tat duyusunun temel işlevi yenebilir olanı ayırmaktır. Kültürel gurmelik bu ayrımı genişletip değerlendirme yetkisine dönüştürür. Dünya artık yalnız anlaşılacak veya dönüştürülecek bir alan değildir; sürekli tadılan bir menüye dönüşür. İnsan fikirleri, sanat eserlerini, politik hareketleri ve başka insanları “iyi”, “kaba”, “fazla”, “yetersiz” veya “mide bulandırıcı” gibi duyusal hükümlerle sınıflandırabilir.

Bu durumda üretici ile gurme arasında önemli bir asimetri oluşur. Eyleyen kişi kaynak, zaman, hata ve tavizle uğraşır. Gurme sonucu tadar. Politik aktör kararın bedelini taşır. Mücadele gurmesi hareketin yeterince temiz veya yeterince radikal görünüp görünmediğini değerlendirir. Sanatçı yıllarca üretir. Eleştirmen tadım yapar. Kurum prosedür kurar. Jüri ortaya çıkan şeyin yeterince incelikli olup olmadığını söyler. “Mücadele gurmesi” fikrinin gücü bu ayrımda yatar. (🔗)

Güzel Can ile gurme tam burada birleşir. Eyleyen kişi kirlenir, gurme temiz kalır. Eyleyen yanlış karar verebilir, gurme kararları sonradan puanlar. Eyleyen taviz verir, gurme tavizin tadını beğenmez. Politik saflık böylece bazı durumlarda siyasi güçsüzlüğün estetik ödülüne dönüşebilir.

Başarısız mücadele bu gurmelik için özellikle verimli malzeme sağlar. Başarı çoğu zaman prosedür, bütçe ve sıkıcı idare üretir. Başarısızlık ise ihanet, hayal kırıklığı, suçlu figürler ve dramatik anlatı üretir. Eleştiri ekolojisi ikinci durumda daha fazla içerik bulabilir. Böylece eyleyen için kayıp olan şey eleştirmen için kültürel bolluğa dönüşür.

“Analiz yasağı” problemi tam burada ortaya çıkar. Karmaşık nedensellik, temiz ahlaki ve estetik hükmü bozabilir. Bir düşmanın motivasyonunu açıklamak onun karikatürünü dağıtabilir. Kendi grubunun payını görmek saf öz-portreyi lekeleyebilir. Bir sorunun gerçekten sıkıcı bir mekanizma üzerinden çözülebileceğini kabul etmek radikal söylemin estetik üstünlüğünü azaltabilir. Böylece eleştiri serbestçe dolaşırken analiz pratik sonucuyla birlikte tehdit gibi yaşanabilir. (🔗)

Pasif alay, cringe ve zevkin polisliği

Estetik iktidarın en temiz biçimi açık yasaktan çok ortamın tonunda ortaya çıkar. Pasif alay belirli bir kişinin doğrudan hakaretinden daha yaygın bir disiplin üretebilir. Birisi ciddi bir şey söyler. Ortamda hafif bir gülüş belirir. Başka biri belirli bir heves gösterir ve çevre bunu “cringe” sayar. İnsanlar zamanla hangi davranışların odada kabul göreceğini sezerek kendi ifadelerini daha konuşmadan düzenler. (🔗)

Bu iktidarın önemli özelliği failin görünürlüğünü azaltmasıdır. Kimse açık emir vermeden konuşulabilir olan daralır. İnsan kendi kendisini sansürler. Dış yargıç zamanla iç jürinin parçası olur. Kişi yalnız başkalarının ne düşüneceğini hesaplamaz; kendi davranışına da dışarıdan bakmaya başlar.

Cringe kültürü arzuyu özellikle etkiler. Açık heyecan savunmasız görünür. Çok ciddi olmak risklidir. Bir şeyi tutkuyla sevmek statü kaybı yaratabilir. Bu nedenle rafine kişi arzusuna ironik mesafe ekler. Sevdiği şeyi yarı şaka biçiminde söyler. Gerekirse geri çekilebilecek ton kullanır. Böylece estetizm yalnız zevki düzenlemez; insanların ne kadar açık arzulayabileceğini de düzenler.

Bu durum kitsch ile rafinelik arasındaki karşıtlığı da değiştirir. Kitsch seven insan bazen nesneyi doğrudan sever. Rafine özne ise “bu şeyi seven kişi olmak benim hakkımda ne söyler?” sorusunu zevkin içine ekler. İkinci katman büyüdükçe kişi nesneden aldığı hazzın yanında kendi beğeni profilini de tüketmeye başlar.

Kusurluluğu sahiplenme hareketleri bu düzeni geçici olarak bozabilir. Dağınıklık, acemilik veya cringe gururla taşınabilir. Estetizm bu karşı-hareketi de zamanla stil kategorisine çevirebilir. Kasıtlı kötü fotoğraf yeni estetik olur. Filtresiz görünmek yeni prestij kazanır. “Doğallık” ayrıcalıklı imgeye dönüşür. Böylece sistem belirli ideali bırakıp ideal üretme mekanizmasını korur.

Beden, özbakım ve sonsuz optimizasyon

Estetik standardın içselleştirilmesi bedende en sert biçimini bulur. İnsan kendi yüzünü dış bakışla değerlendirir. Bedeni yaşanan organizmadan sürekli düzenlenen projeye dönüşür. Yaşlanma, asimetri, kilo değişimi ve cilt dokusu müdahale edilebilir verilere çevrilir. Piyasa yalnız çözüm satmaz; hangi özelliğin sorun olarak okunacağını da öğretir.

Böylece eksiklik algısı ekonomik ürün haline gelir. Belirli bir kozmetik işlem yaygınlaştıkça işlemle düzeltilebilir yüz kategorisi de yaygınlaşır. Filtre yalnız görüntüyü düzeltmez; filtresiz görüntüyü önceki sürüm gibi hissettirebilir. Kusur sürekli yeniden tanımlandığı için optimizasyon da sürekli devam eder.

Aynı mantık ahlaki öz-yönetimde çalışır. Kişi kendisini yalnız “iyi miyim?” diye değerlendirmez. Doğru biçimde dinlenip dinlenmediğini, doğru beslenip beslenmediğini, yeterince derin ilişkiler kurup kurmadığını ve hayatını yeterince anlamlı yaşayıp yaşamadığını sürekli ölçebilir. Özbakım özgürleştirici bir pratikten kişisel yönetim rejimine doğru kaydığında kişi kendi hayatının sürekli performans değerlendirmesini yapar.

Çağdaş Üstben bu düzenin motorudur. Eski buyruğun yanına “kendin ol”, “haz al”, “kendini gerçekleştir” ve “sahici yaşa” emirleri gelir. Haz görev haline gelince mutsuzluk çift katmanlı suçluluk üretir. İnsan önce mutsuzluk yaşar, ardından iyi hayatı başaramadığı için kendisini yargılar. Böylece özgürlük için üretilmiş pratikler yeni zorunluluklar haline gelebilir. (🔗)

Bu noktada estetik detrans fikri özel önem kazanır. Çıkış yeni ve daha doğal bir görüntüye ulaşmak yerine optimizasyon yönünün kendisini gevşetmekte belirir. Filtresiz görünmek yeni statü işaretine dönüştüğünde estetizm yalnız biçim değiştirmiş olur. Daha köklü dönüşüm, görüntünün kişinin ahlaki ve insani değerini belirleyen merkezi ölçü olma gücünün azalmasıyla gerçekleşir.

Calhoun’un Universe 25 deneyindeki “beautiful ones” adı verilen bakımlı ve sosyal ilişkiden çekilmiş erkek fareler bu nedenle biçimsel bir yankı taşır. Kusursuz görünüş ile toplumsal sonuç üretmekten geri çekilme aynı sahnede buluşur. Bu örnek insan toplumu için biyolojik yasa kurmaktan çok steril bütünlüğün toplumsal dışlaşma pahasına korunabileceği fikrine grotesk bir ayna sunar. (🔗)

Sahicilik: saflığın modern kostümü

Kusursuz görünüşün itibarı düştüğünde sahicilik yeni ideal haline gelebilir. İnsan kırılganlığını paylaşır. Kusurlarından söz eder. Geçmişteki hatalarını anlatır. Travmasını tanır. Bu hareketler öznenin kendisine dair daha açık bir ilişki kurmasını sağlayabilir. Aynı hareketler yeni bir performans standardı haline geldiğinde saflık yalnız kostüm değiştirir.

Eski özdeşlik “Ben hata yapmam” biçiminde kuruluyordu. Yeni özdeşlik “Ben hatalarıyla yüzleşebilecek kadar gelişmiş bir insanım” şeklini alabilir. Öz-eleştiri böylece dönüşüm aracından statü işaretine kayabilir. Kişi kendisi hakkındaki eleştirileri önceden söyleyerek eleştirinin etkisini azaltabilir. “Biliyorum, kontrolcü yanım var” cümlesi davranış değişikliğine bağlanmadığında öz-farkındalık bir bağışıklık kartı haline gelir.

Aynı yapı “Benim de payım var” cümlesinde görülür. Hegelci itiraf gerçek bir sorumluluk hareketidir; özne eylemi sahiplenir ve bunun sonucuna girer. Öz-eleştiri sosyal prestij üreten ritüele dönüştüğünde kişi kendi suç ortaklığını kabul ederek daha gelişmiş kişi görüntüsü kazanabilir. Böylece masumiyet iddiasının yerine “masumiyet iddia etmeyen kişi” olmanın prestiji geçer.

Sahicilik sınıfsal sınırları da yeniden kurabilir. Maddi işaretler demokratikleştikçe seçkinlik içsel zevke taşınır. Yeni zengin doğru restorana gider; “gerçek zevki taşımıyor” hükmü gelir. Kitle teoriyi öğrenir; “gerçekten kavramadı” denir. İnsan doğru politik dili benimser; “performative” hükmü çıkar. Böylece eski maddi bariyerler aşıldıkça “sahici zevk” yeni sınır haline gelir. Bu sınırın ölçülmesi güç olduğu için jüri kendi yetkisini uzun süre koruyabilir.

Yüreğin Yasası da burada çağdaş biçimine kavuşur. Kişi kendi iç hissini dolaysız hakikat gibi yaşar. “Bende böyle bir duygu oluştu” cümlesi ilişkinin tamamı hakkındaki hükme dönüşür. Duygunun gerçekliği ile duygudan çıkarılan yorum birbirine yapışır. Güzel Can kendi iç dünyasını saf kaynak, dışarıdaki insanları ise açıklanması gereken nesneler gibi yaşayabilir. Sevgi ve hassasiyet dili içinde bastırılan saldırganlık daha sonra alaycı Üstben biçiminde geri dönebilir. (🔗)

Acının estetize edilmesi ve tiksinti gurmeliği

Estetizm yalnız güzel nesneleri parlatmaz. Çirkinlik, şiddet ve acı da doğru kadraj içinde yüksek kültür malzemesine dönüşebilir. Gerçek hayatta tahammül edilmesi güç görünen sefalet, sanat eserinde etkileyici bir görüntüye dönüşebilir. Şiddet estetik ritim içinde izlenebilir hale gelir. Kurbanın acısı seyircinin kendi hassasiyetini deneyimlediği kültürel nesneye çevrilebilir.

Burada tuhaf bir dönüşüm meydana gelir. Başkasının yarası seyircinin inceliğini kanıtlayan malzeme olur. Seyirci rahatsız olur ve bu rahatsızlık kendi duyarlılığının kanıtını üretir. Acının maddi nedenleriyle kurulan ilişki daha zayıf kalırken acının temsili son derece yoğun biçimde tüketilebilir.

Tiksinti gurmeliği bu yapının dijital biçimidir. İnsan yalnız sevdiği şeyleri takip etmez; nefret ettiği şeylerin de uzmanı haline gelebilir. En bayağı bulduğu figürün bütün içeriklerini bilir. Tiksindiği politikacının her açıklamasını izler. Kötü bulduğu sanatçının yeni işlerini takip eder. Kendi dikkat yatırımını “eleştiri için takip” biçiminde yaşar.

Burada sevgi ile nefretin ahlaki işareti farklıdır; dikkat ekonomisi açısından ikisi de süre, tıklama ve dolaşım üretir. Bu yüzden kişi nefret ettiği nesneyle son derece yoğun bir bağ kurabilir. Düşman onun gündelik içerik kaynağı haline gelir.

Kültürel kurumlar da radikalliği güvenli biçimde kürate edebilir. Tehlikeli düşünce sergilenir. Sert politik sanat gösterilir. Şok edici teori tartışılır. Kurum bu açıklıktan prestij kazanır. Kendi içindeki kaynak dağılımı ve yetki düzeni aynı biçimde sürebilir. Radikalliğin estetik olarak ağırlanması, radikalliğin kurumsal sonuç üretmesinin yerine geçebilir. Bu durumda tehlike sergilenir ve aynı anda etkisizleştirilir.

Benzer biçimde teorik kavramlar işlevden kopup aura taşıyan parolalara dönüşebilir. Radikal düşüncenin kelimeleri kullanılır. Radikal düşüncenin tınısı taklit edilir. Fakat bu dilin karar, yükümlülük ve somut değişim üreten kısmı geride kalır. Böylece teori gerçekliği kesen araç yerine kimlik sağlayan estetik stile dönüşür.

Entelektüel gurmelik, namedrop ve sonsuz derinlik

Entelektüel Güzel Can için bilgi aynı zamanda zevk ve statü alanıdır. Bir kavramın işlevinden önce çağrışım gücü önem kazanabilir. Doğru isimleri bilmek, doğru esprileri yapmak ve doğru teorik tınıyı taşımak sosyal aidiyet üretir. Bir düşünce topluluğuna katılmak giderek yalnız kavramı anlamak yerine grubun dilini öğrenmek anlamına gelebilir.

Namedrop bu nedenle basit gösterişten daha işlevsel bir araçtır. Bir isim odadaki bilgi hiyerarşisini hızlı biçimde kurabilir. Kavram açılmadan bırakılır ve “bilen bilir” etkisi üretir. Böylece açıklamanın yükü azalırken konuşmacının statüsü artar. Aynı mekanizma görüntü ve beden üzerinden de çalışabilir; doğru çevreyle yan yana görünmek argümanın taşıması gereken bazı prestij işlevlerini üstlenebilir.

Rafine entelektüelin asıl korkusu bazen yanlış çıkmaktan çok bayağı görünmektir. Basit bir açıklama doğru olsa bile “fazla indirgemeci” diye reddedilebilir. Karmaşık açıklama daha fazla ayrım ve daha fazla statü ürettiği için tercih edilebilir. “Asıl mesele daha derinde” cümlesi sürekli yeni katmanlar açabilir. Derinlik somut açıklamayı geliştirdiği sürece değerlidir. Derinlik sürekli kapanmayı erteleyen estetik rejime dönüştüğünde sonsuz şikâyetin epistemik karşılığı haline gelir.

Bu yapı öğretmen ile öğrenci ilişkisine de geçebilir. İdeal takipçi yeterince anlar ve hayran olur; aynı zamanda öğretmene ihtiyaç duymaya devam eder. Öğrencinin gerçekten mezun olması epistemik hiyerarşiyi azaltır. Böylece bilgi aktarımı farkında olmadan süreklilik arayan bir franchise yapısına dönüşebilir. “Bazı Güzel Canlar eğitimi severken mezuniyetten hoşlanmaz” formülünün sertliği buradan gelir.

Platformlar: şikâyetin sinyale dönüşmesi

Dijital platformlar Güzel Can’ın niyet ile sonuç arasındaki farkını ölçülebilir hale getirir. Kullanıcı bir içeriği iğrenç bulduğu için izler. Yorum yapar. Ekran görüntüsü alır. Paylaşır. Uzun bir cevap hazırlar. Ertesi gün yeniden bakar. Kişinin öznel anlamı kınamadır. Sistemin kaydettiği olaylar izleme süresi, yorum, paylaşım ve geri dönüş davranışıdır.

Bu nedenle platform için “Bunu mahkûm ediyorum” cümlesi aynı anda etkileşim verisi olabilir. Şikâyet visibility machine’in dışında konuşmaz; makinenin içine davranış izi bırakır. Žižekian Analysis’in internet fenomenolojisi tam bu noktayı Güzel Can’la ilişkilendirir. (🔗)

Burada estetik gurmelik algoritmik hale gelir. Kullanıcı sürekli tadım yapar. Bir içerikte durur. Bir başkasını hızla geçer. Bir üçüncüsüne öfkeyle yorum yapar. Sistem bu davranışlardan gelecekteki menüyü üretir. Kullanıcı daha sonra karşısındaki menüyü internetin doğal hali gibi yaşar.

Nefret edilen içeriğe yoğun dikkat verilmesi özel bir kapalı döngü yaratır. Kullanıcı kötü bulduğu şeylere uzun süre bakar. Sistem bu ilgiyi kaydeder. Daha fazla benzer içerik sunar. Kullanıcı kültürün giderek bayağılaştığını düşünür. Kendi rafine zevki daha da doğrulanır. Böylece kullanıcının seçiciliği kendi dünya görüşünün kanıtlarını üretmeye başlar.

Platform ayrıca saflığı arayüz ayarına çevirebilir. Metrik çalışmaya devam ederken sayı gizlenebilir. Sıralama devam ederken yüzey daha nazik hale getirilebilir. Güç ilişkileri korunurken kullanılan kelimeler iyileştirilebilir. Kullanıcı yapının dönüşümüyle görüntünün temizlenmesini birbirine karıştırabilir. “Absolute Knowing Machines” hattındaki arayüz saflığı fikri bu nedenle Güzel Can için son derece verimlidir. (🔗)

Bu ayrım kurumsal ahlaka da uygulanır. Arkadaki kaynak dağılımı, yetki ve teşvik sistemi gerçek işleyişi belirler. Ön yüz dil, görünüş ve etik marka üretir. Güzel Can ön yüzü cilalarken arka taraftaki maliyetli düzenlemeler aynı hızda değişmeyebilir. Böylece doğru kelimeler operasyonel sonucun vekili haline gelir.

Yapay zekâ ve rafineliğin göçü

Yapay zekâ estetik üretimin maliyetini düşürdükçe eski seçkinlik işaretlerinin bazıları kitleselleşir. Profesyonel görünen tasarım daha geniş çevrelerce üretilebilir. Akıcı metin üretmek kolaylaşır. Belirli stillerin taklidi ucuzlar. Estetik kıtlık azaldıkça eski rafine sınıfın ayrım ölçütleri de değer kaybeder.

Bu durum rafineliği sona erdirmek yerine başka bir alana taşıyabilir. Yeni üstünlük “AI gibi görünmeyen şeyi ayırt edebilmek” olabilir. Sahicilik, insan dokunuşu ve bilinçli kusur yeni seçkinlik işaretlerine dönüşebilir. Böylece rafinelik belirli bir nesneye bağlı kalmak yerine çoğunluğun henüz sahip olmadığı ayrımı sahiplenme pratiği olarak hareket eder. Yapay zekâ ile estetizm arasındaki ilişkiyi tartışan Yersiz Şeyler metni bu kıtlık dönüşümünü özellikle görünür kılar. (🔗)

Yapay zekâ ayrıca insanın yeni bir kirli Öteki üretmesine de elverişlidir. İnsan kendisini sahicilik ve anlam tarafında kurar. Makineyi mekaniklik ve taklit tarafına yerleştirir. Aynı insan sistemi eğitir, kullanır, çıktısını seçer ve dolaşıma sokar. Sonra ortaya çıkan kültürel değişimi bütünüyle “makine bize yaptı” şeklinde yaşayabilir. Böylece eski Güzel Can altyapısı teknolojik nesneyle yeniden kurulur.

Makinenin ilginç yanı niyet yerine çıktıyı daha görünür kılmasıdır. Bir sistemin iç saflığına başvurmak yerine hangi örüntüyü ürettiği, hangi veriyi kullandığı ve hangi davranışı teşvik ettiği incelenir. Bu ölçü insana geri uygulandığında Güzel Can’ın sevdiği “kastım iyiydi” sığınağı zayıflar. Niyet öznenin tarihinin parçası olarak kalır; operasyonel profil eylemin dünyadaki izini gösterir.

Hiper-hassasiyetten anesteziye

Estetizm ve Üstben birleştiğinde sürekli uyarılma meydana gelir. Her gün yeni skandal vardır. Yeni ahlaki alarm vardır. Yeni estetik kusur vardır. Yeni iyileştirme hedefi vardır. Her olay maksimum yoğunlukla etiketlendiğinde yoğunluk farkları giderek aşınır.

Bu nedenle aşırı hassasiyet kendi karşıtı olan duygusal hissizliğe varabilir. Her şey “travmatik”, “ikonik”, “rezalet” veya “çok önemli” olduğunda sözcüklerin ayırıcı gücü düşer. Gerçekten büyük felaket ile küçük sosyal uygunsuzluk aynı bildirim mimarisinde dolaşır. İnsan sürekli tepki verir ve hiçbir tepki uzun süre işlenmeden sonraki uyaran gelir.

Feed bu eşitlemeyi çok açık yapar. Savaş görüntüsünden kahve videosuna geçilir. Ölüm haberi makyaj içeriğinin yanında görünür. Politik skandal komedi klibinin ardından gelir. Bütün olayların ontolojik ağırlığı aynı kaydırma hareketi içinde taşınır. Güzel Can çok yoğun ahlaki reaksiyonlar yaşayabilir; reaksiyonun kendisi birkaç saniyelik içerik birimine dönüşebilir.

Bu durum şikâyeti daha da sapık bir konuma getirir. Dünyadaki acı, öznenin duyarlılığını sürekli yeniden aktive eden uyaran stoğu haline gelebilir. Duyarlılık arttıkça dikkat ekonomisi beslenir. Dikkat ekonomisi daha fazla şok edici içerik seçer. Yeni içerik yeni duyarlılık performansı üretir.

Misyon, kurtarıcılık ve başarı korkusu

Güzel Can’ın en gelişmiş biçimlerinden biri kurtarıcı kimliğidir. Bu figür kendisini mağdur konumuyla sınırlamaz. Dünyayı düzeltme görevi üstlenir. Dava hayatına anlam verir. İnsanların bilinçlenmesi, mağdurların güçlenmesi ve kurumların dönüşmesi onun temel hedefleri olur.

Bu rolün sapık düğümü başarıda ortaya çıkar. Öğretmen için gerçek başarı öğrencinin öğretmene daha az ihtiyaç duymasıdır. Aktivist için başarı sorunun aktivist rolünü küçültecek ölçüde çözülmesidir. Terapist için başarı kişinin kendi hayatını terapistin sürekli merkezî yorumuna bağlamadan sürdürebilmesidir. Ebeveyn için başarı çocuğun fedakârlık borcundan bağımsızlaşabilmesidir. Eleştirmen için başarı eleştirilen nesnenin gelişebilmesidir.

Bütün bu rollerde başarı rol kaybı yaratır. Kişinin kimliği görevin sürekliliğine bağlandığında başarısızlığın devamı ikincil kazanç üretmeye başlar. Öğrenci anlamadığı sürece öğretmen gereklidir. Hasta iyileşme yolunu bulamadığı sürece terapistin merkezi rolü sürer. Toplum bilinçlenmediği sürece aydınlatıcının ayrıcalığı korunur. Düşman değişmediği sürece yargıcın görevi devam eder.

Bu yüzden Güzel Can’ın gerçek özgürleşmesi görevi başarmaktan daha ağır bir hareket gerektirir: görev tamamlandığında kendisini geri çekebilecek bir özne olmak. Dünyanın kendisine daha az ihtiyaç duyacağı hale gelmesini istemek kurtarıcılık narsisizminin kırıldığı yerdir.

Sahicilik polisliği ve kalbin denetlenmesi

Ahlaki sistem davranıştan içsel niyete geçtiğinde çok güçlü bir denetim alanı açılır. İnsan doğru şeyi yapar. Ardından “gerçekten içinden geldi mi?” sorusu gelir. Özür diler. Samimiyet değerlendirilir. Davranış değiştirir. Motivasyon sorgulanır. Böylece gözlenebilir eylemin arkasındaki erişilmesi güç iç dünya kamusal mahkemenin konusu haline gelir.

Bu ölçüt sınıfsal zevkte de çalışır. Kişi doğru ürünü alabilir; “gerçek zevki taşımıyor” hükmü verilir. Sanat öğrenebilir; “ezberlemiş” denir. Doğru dili kullanabilir; “performative” sayılır. Maddi bariyer aşılır ve içsel sahicilik yeni bariyer olur.

Böylece sahicilik aristokrasinin son savunma hattı haline gelebilir. Yargıç her zaman “sen gerçekten bizden değilsin” deme imkânını korur. Doğru davranış yetmez; doğru his gerekir. Doğru his yetmez; doğru geçmiş gerekir. Doğru geçmiş yetmez; doğru biçimde öğrenmek gerekir. Öznenin iç dünyası sürekli denetim alanına dönüşür.

Üstbenin alaycı yüzü burada görünür. Açık eğitim yerine küçümseyici “bunu hâlâ bilmiyor musun?” tonu gelir. Bilgisizlik öğrenme fırsatı olmaktan çıkar ve bilen kişinin üstünlüğünün sahnesine dönüşür. Böylece kapsayıcılık söylemi bile estetik kodu bilmeyen insanların utandırıldığı bir zevk polisliğine dönüşebilir.

Teşhis gurmeliği ve teorinin kendi Güzel Canlığı

Güzel Can kavramının en ciddi sınavı kavramı kullanan kişide başlar. “Üst-dil” ilkesi gerçekten ciddiye alındığında analist ve eleştirmen de ilişkinin içinde kalır. Birini Güzel Can diye adlandırmak yalnız nötr tanımlama değildir. Utanç, savunma, öfke veya itaat üretebilir. Analist daha sonra bu üretilmiş tepkileri kendi teşhisinin bağımsız kanıtları gibi okuyabilir.

Burada kapalı bir doğrulama sistemi doğar. Kişi itiraz eder; “savunmaya geçti” denir. Kabul eder; “itiraf etti” denir. Susar; “yüzleşemiyor” yorumu gelir. Davranışını değiştirir; “performans” etiketi verilir. Böyle bir sistemde bütün cevaplar aynı sonuca bağlanırsa teşhis dünyadan yeni bilgi alma kapasitesini kaybeder.

Gerçek analitik sınama bu nedenle basittir: Hangi somut gelişme bu teşhisin geri çekilmesini gerektirir? Böyle bir koşul tanımlanabildiğinde teori gerçekliğe temas eder. Bütün olası davranışların aynı etiketi güçlendirdiği durumda teori kendi saflığını koruyan ikinci-derece Güzel Can haline gelir.

Estetizm burada teorinin içine kadar girer. Karmaşık insan, zarif bir kavramsal tipe dönüştürülür. “Güzel Can”, “Üstben”, “ressentiment” veya başka bir parlak etiket kişiyi hızla anlaşılır hale getirir. Teşhisin güzelliği gerçek insanın düzensizliğinin önüne geçtiğinde kavram gurmelik aracına dönüşür. Eleştirmen insanı dinlemek yerine tadıp sınıflandırır.

Bu noktada histerik soru teorinin sağlığı için değerlidir: “Beni böyle adlandırıyorsun; bu adlandırma sana ne sağlıyor?” Analistin otorite arzusu, öğretmenin vazgeçilmezlik arzusu ve teorisyenin “gerçek yorumu bilen kişi” statüsü de aynı değerlendirmeye girmelidir. Analist başkalarının Güzel Canlığı sayesinde kendi analitik üstünlüğünü kuruyorsa teori kendi nesnesine bağımlı hale gelir.

Gerçek ikinci-derece gözlem tam burada başlar. Birinci soru “özne neden hep aynı düşmanı görüyor?” şeklindedir. İkinci soru “analist neden sürekli Güzel Can görüyor?” olur. Birinci soru “şikâyet eden kişi bundan ne kazanıyor?” der. İkinci soru “şikâyetteki kazancı teşhis eden kişi bu teşhisten ne kazanıyor?” diye devam eder.

Böylece “üst-dil” gerçekten çöker. Analiz dünyaya dışarıdan bakan steril göz olmaktan çıkar ve kendi müdahalesini de hesaba katan ilişki biçimine dönüşür.

Güzel Can’ın tam yapısı

Güzel Can önce dünyadaki bir kusuru görür. Kusur gerçek olabilir ve ciddi maddi sonuçlar taşıyabilir. Özne bu kusura karşı konum alır. Konum ona ahlaki veya estetik bir değer sağlar. Değer zamanla kimliğe dönüşür. Kimlik kendi karşıtının sürmesine bağımlı hale gelir. Şikâyet o karşıtı sürekli görünür tutar. Görünürlük yeni toplumsal tepkiler üretir. Tepkiler ilk hükmü güçlendirebilir. Platform bu dolaşımı veri olarak işler. Kültürel piyasa aynı tiksinti nesnelerini yeniden üretir. Rafine eleştiri bu nesneler üzerinden kendi seçkinliğini yeniler. Üstben sürekli yeni saflık kriterleri üretir. Sahicilik bu kriterleri kişinin kalbine taşır. Fedakârlık ve mağduriyet simgesel borç düzenine eklenir. Misyon dünyanın bozukluğunu kişinin varlık anlamına bağlar. Katı kalp suçlunun dönüşümünü kabul ettiğinde kendi yargıçlığının da dönüşeceğini sezdiği için geçmiş kaydı canlı tutar. Teori bile bu düzeni teşhis ederken kendisini aynı döngünün dışında tutarsa bir üst katta aynı yapıyı tekrarlar.

Bu yüzden Güzel Can’ı gerçekten gerzekçe yapan şey cehaleti değildir. Gerzekliği, çok güçlü açıklama araçlarını kendi konumuna uygulama noktasında sistematik bir körlük üretebilmesidir. Kendi karşıtına bağımlılığını bağımsızlık gibi yaşar. Kendi seçiciliğinin ürettiği dünyayı seçicilikten bağımsız gerçeklik gibi okur. Kendi estetik standardının tarihsel ve sınıfsal koşullarını doğal kalite duyusu gibi yaşar. Kendi müdahalesinin ürettiği tepkileri karşı tarafın özü hakkında kanıt sayabilir.

Onu sapıkça yapan şey de acının kendisi değildir. Sapıklık, acı ve şikâyet çevresinde oluşan artı-keyif ekonomisinde belirir. Düşman kimlik sağlar. Suçlu yargıçlık sağlar. Bayağı kitle rafinelik sağlar. Cehalet öğretmenlik sağlar. Fedakârlık alacak sağlar. Mağduriyet merkezî söz hakkı sağlayabilir. Skandal seyirci sağlar. Platform bütün bunları görünürlük ve veri üretimine bağlar.

Onun narsisizmi yalnız kendisini güzel bulmasında ortaya çıkmaz. Daha derin narsisizm, dünyanın kötülüğünü kendi öneminin koşulu haline getirmesinde belirir. “Dünya bozuk” cümlesi giderek “Bu yüzden benim görevim var” anlamı kazanır. Görev kişiye kader sağlar. Kader sürdükçe bozuk dünya kişinin yaşam anlatısında vazgeçilmez yer tutar.

Onun estetizmi yalnız güzellik sevgisi değildir. Estetizm, hangi acının asil, hangi sözün cringe, hangi insanın rafine, hangi bedenin görünür, hangi teorinin derin ve hangi politik hareketin “doğru tını” taşıdığı üzerine çalışan bir değerlendirme rejimidir. Bu rejim kendi hükümleri aracılığıyla utanç, prestij ve görünürlük dağıtır. Sonra ürettiği sonuçları kendi başlangıç hükmünün kanıtı olarak okuyabilir.

Onun Üstbeni yalnız suçluluk üretmez. İyi olmayı, sahici olmayı, doğru biçimde haz almayı, kendini sürekli geliştirmeyi ve kendi hayatını sonsuz bir optimizasyon projesi halinde yaşamayı emreder. Hedef her başarıyla yeniden uzaklaşır. Böylece kişi saflığa ulaşmak yerine saflık için sürekli çalışmaya bağlanır.

Onun katı kalbi yalnız affetme güçlüğü değildir. Karşıdaki insanı geçmişteki eylemine sabitleyerek kendi yargıç kimliğini koruyan bir ilişki biçimidir. Suçlunun dönüşümü yargıcın da dönüşmesini gerektirir. Bağışlama bu yüzden karşı tarafın serbestleşmesi kadar yargıcın kendi negatif sermayesini bırakmasıdır.

Onun en büyük korkusu başarısızlık olmayabilir. En büyük korku gerçek başarının kendi rolünü değersizleştirmesidir. Dünya düzelirse kurtarıcılık küçülür. İnsanlar öğrenirse öğretmenin ayrıcalığı azalır. Düşman değişirse yargıcın işi biter. Bayağılık kitlesel olarak aşılırsa rafine fark daralır. Estetik üretim demokratikleşirse eski seçkinlik işaretleri ucuzlar. Sorun çözülürse şikâyet topluluğu çözülür.

Bu yüzden Güzel Can’ın gerçek etik sınavı kötülüğü ne kadar güçlü teşhir ettiği anda yaşanmaz. Gerçek sınav, kötülüğün gerçekten gerilemeye başladığı anda yaşanır. Özne o anda kendi ahlaki yüksekliğinin, rafine zevkinin, kurtarıcı kimliğinin, fedakârlık alacağının ve yargıçlık ayrıcalığının da küçülmesine razı olduğunda eylemin dünyasına girer.

Hegelci dışlaşmanın gerçek bedeli budur: kişinin kendi güzel görüntüsünün garantisini bırakması.

Lacancı öznel sorumluluğun gerçek bedeli budur: kişinin şikâyet ettiği ilişkinin içinde kendi konumunu da hesaba katması.

Artı-keyif analizinin gerçek bedeli budur: kişinin acının çevresinde kurduğu kazancı görüp o kazancın kaybını da taşıması.

Estetik eleştirinin gerçek bedeli budur: kişinin kendi zevk ölçüsünün tarihini ve ürettiği sonuçları görmesi.

Bağışlamanın gerçek bedeli budur: yargıcın kendi alacağını sonsuza kadar taşımaktan vazgeçmesi.

Kurtarıcılığın gerçek bedeli budur: kurtarılan kişinin kurtarıcıdan bağımsızlaşmasını başarı sayması.

Analizin gerçek bedeli budur: yorumcunun kendi yorumunu da yanlışlanabilir ve sonuç doğuran bir müdahale olarak kabul etmesi.

Bütün yapı sonunda tek bir noktada birleşir:

Güzel Can dünyanın çirkinliğini yalnız kınayan özne değildir; kendi güzelliğini, bilgisini, hassasiyetini, rafineliğini, fedakârlığını ve önemini o çirkinlikle kurduğu karşıtlık üzerinden üretmeye yatkın öznel düzendir. Bu karşıtlık çözüldüğünde dünyanın problemi kadar Güzel Can’ın kendisini tanıdığı ayna da çözülür. Gerçek dönüşüm, öznenin aynayı korumak yerine dünyanın değişmesini seçtiği anda başlar.

4 Yorum

Filed under Suni muhaberat

4 responses to “Güzel Can: Saflığın, Zevkin, Şikâyetin ve Yargının Kendi Karşıtına Bağımlı Düzeni”

  1. Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  2. Geri bildirim: Alevilik: Güzel Can | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  3. Geri bildirim: İnsan Sarrafı: Güzel Can Nasıl Kast Mafyası Örgütler? | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  4. Geri bildirim: Why Brilliant Suckers Are Being Left Behind – Žižekian Analysis