Psikiyartiz’in İnfilakı

(playlist)

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

浪🧩📞 LACAN DERSLERİ 浪🧩📞
👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

Psikiyartiz kendi tezgâhını kurarak yükselir ve gerçek muhataplarını kaybettikçe infilaka hazırlanır. Türkçedeki “artiz” sözcüğü burada belirleyicidir: artiz, kendini olduğundan büyük sunan, rol kesen, hava üreten, sahneyi kendi üzerine kıvıran kişidir; gündelik kullanım kelimeye hafif bir küçültme, caka ve gösteriş tonu verir (🔗). Psikiyartiz de ruh bilgisini, hastayı, aktarımı, travmayı, Freudcu karanlığı, Lacancı imkânsızlığı, Žižekçi kültürel zekâyı ve kamusal görünürlüğü kendi şahsi tezgâhında birleştiren artiz-esnaftır.

Tezgâhın ayırt edici özelliği kitap, seminer veya para değildir; aynı alanda çalışan canlı insanların birbirini gerçek muhatap olarak tanıma kapasitesinin erimesidir. Aynı Freud’u, Lacan’ı, travmayı, aşkı ve bilinçdışını konuşan psikiyartizler yan yana dükkân açar, aynı hasta-öğrenci-okur çevresine seslenir, buna karşılık birbirlerinin cümlelerini ayrıntılı biçimde sınayan bir ortak meydan üretmez. Atıf seyrekleştikçe borç görünmezleşir, borç görünmezleştikçe hesap kapanır, hesap kapandıkça her tezgâh kendi malını özgün hakikat gibi fiyatlandırabilir. Yersiz Şeyler’deki “Jaklakanya’nın Tezgâhları” bu düzeni ortak psikanalitik sermayeden geçinen paralel dükkânlar üzerinden çıplaklaştırır (🔗).

Bu esnaf düzeninin altında psikiyartizin kendi yarası da çalışır. Erken yaşta başkalarının ruh halini izleyen, aile gerilimini taşıyan, işe yarayarak yer edinen veya yetişkinlerin duygusal yükünü üstlenen çocuk; büyüdüğünde insanları hızlı okuma, gerilimi sezme, acıya dayanma ve başkasını taşıma konusunda gerçek bir beceri geliştirebilir. Psikoterapistlerin meslek seçimi üzerine açık erişimli bir inceleme, erken bakım sorunları, aile içi güçlükler, kişisel yaralar, kendini iyileştirme arzusu ve başkalarına bakım verme isteğinin bazı meslek hikâyelerinde aynı yerde birleştiğini gösteriyor (🔗).

Tam burada yara, yetenek ve sermaye birbirine geçer. Psikiyartiz hastayı gerçekten iyi okuyabilir; bu yetenek hasta getirir, hasta itibar getirir, itibar öğrenci getirir, öğrenci seminer ve çevre getirir, çevre kamusal otoriteyi büyütür. Çocuklukta “başkasını doğru okursam yerimi korurum” diye çalışan düzen, yetişkinlikte “başkalarının ruhunu doğru okuduğum için bana ihtiyaç duyuluyor” düzenine dönüşür. Psikiyartiz böylece yarasının yalnız acısını taşımaz; yaranın ürettiği maharetten geçinir.

Hastalar bu tezgâhın sıradan müşterileri gibi davranmaz. Hasta psikiyartize para ve zamanın yanında sır, idealizasyon, erotik yatırım, öfke, bağımlılık, terk edilme korkusu, anne-baba beklentisi, kurtarılma arzusu ve kimi zaman ölüm korkusu taşır. Aktarım psikiyartizi hastanın iç dünyasında özel bir yere koyarken karşıaktarım aynı anda psikiyartizin eski yaralarındaki hassas noktaları uyandırır. Kendi travma geçmişi ile başkalarının travmasını dinlemekten doğan ikincil travmatik stres arasındaki bağlantıyı inceleyen geniş bir açık erişimli derleme, bu kesişimin gerçek bir meslekî yük taşıdığını gösteriyor (🔗).

Psikiyartizin artizliği ile kurbanlığı bu yüzden aynı anda büyür. Hastaların kendisine ihtiyaç duyması eski bir yarayı beslerken aynı hastaların taşıdığı ağır aktarım yükü onu tüketir; öğrenciler onu yüceltirken sürekli bilen kişi kalmaya zorlar; takipçiler görünürlüğünü büyütürken kamusal yüzünü daha sık üretmeye iter. Psikiyartiz tezgâhı kendi eliyle kurar ve aynı tezgâhın çalışma düzenine maruz kalır. İnfilak bu çift hareketin bir noktada aynı bedene fazla gelmesiyle başlar.

Freudcu, Lacancı, Žižekçi ve doğrudan medyatik psikiyartiz bu tek yapının farklı mallarını satar. Radikal Freudcu tezgâh dürtü, kayıp, bastırma, melankoli ve karanlığa dayanma prestiji üretir; radikal Lacancı tezgâh garantisizlik, eksiklik, analistin düşüşü ve yapısal imkânsızlığı herkesten keskin kavrama prestiji üretir; Žižekçi tezgâh film, felsefe, ideoloji, müstehcen şaka ve beklenmedik bağlantı hızını kültürel zekâya çevirir; medyatik tezgâh bütün bunları kamera, takipçi, podcast, seminer ve kişisel marka üzerinden çoğaltır. Her varyantın üslubu değişir, fakat hasta ve öğrencinin merkeze yöneldiği, eşit meslektaşın ise rakibe dönüştüğü esnaf mimarisi aynı kalır.

İnfilak da bu yüzden tek bir başarısızlık olarak yaşanmaz. Hasta ölümü, büyük bir klinik hata, aşk kaybı, hastalık, yaşlanma, maddi daralma, öğrenci kaybı veya kamusal itibarın sarsılması; çocukluk telafisini, hasta aktarımını, meslekî yetkinliği, geliri, prestiji, teorik kimliği ve kamusal yüzü aynı anda harekete geçirebilir. Tezgâhın her parçası aynı isim üzerinde toplandığı için bir yerdeki kırılma bütün dükkâna yayılır.

İntihar ufku bu toplu çöküşün en ağır halinde belirir. Psikiyartiz tezgâhın içinde kaldığında yükü taşımaya devam eder; tezgâhtan çıktığında gelirini, statüsünü, gerekli olma duygusunu, öğrenci çevresini ve yıllarca kurduğu benlik formunu aynı anda kaybediyormuş gibi yaşayabilir. Hasta, öğrenci ve takipçi onun bakım ağı haline gelemez; rakipler de yıllarca gerçek muhataplıktan uzak tutulduğu için kriz anında yardım talebi pahalılaşır. Böylece artizlik, aktarım, utanç, muhatapsızlık ve kapanmışlık tek çıkış görüntüsü üreten kapalı bir devreye dönüşebilir.

Bu devrenin kırılacağı yer de girişte bellidir: tezgâhın karşıtı muhataplıktır. Gerçek muhatap psikiyartizin hayranı, müşterisi veya öğrencisi gibi davranmaz; sözünü sınar, borcunu hatırlatır, hatasını yüzüne söyler, gerektiğinde hastayı devretmesini ister ve kriz geldiğinde onu tezgâhıyla özdeşleştirmeden karşısına alır. Atıf bu yüzden yalnız düşünsel dürüstlük sayılmaz; yıllar içinde kurulmuş canlı bir sosyal güvenlik ağına dönüşür.

Yaranın Tezgâha Dönüşmesi

Psikiyartizin çocukluğu hakkında en açıklayıcı sahne, başkasının yüzünü kendi yüzünden önce okuyan çocuktur. Evin atmosferi hızla değişiyorsa çocuk annenin sesini, babanın yürüyüşünü, odadaki sessizliği ve yaklaşan çatışmayı erken fark etmeyi öğrenir. Bu hassasiyet zamanla tehlikeyi sezmenin yanında insanı sezme kapasitesine de dönüşür. Başkasının ruh halini hızla okuyabilmek, yıllar sonra klinikte etkileyici bir maharet haline gelebilir.

Parentifikasyon adı verilen erken bakım verme düzeni de benzer bir dönüşüm üretir. Çocuk aile içinde arabulucu, tesellici, kardeş koruyucusu veya yetişkinlerin duygusal yükünü taşıyan kişi haline geldiğinde kendi yerini “işe yarama” üzerinden kurabilir. Yetişkinlikte yardım mesleği bu eski düzeni çok daha saygın bir forma taşır: artık insanları taşıma davranışı çocukluk zorunluluğu yerine eğitimli uzmanlık olarak tanınır.

Buradaki en önemli dönüşüm, yaranın gerçekten işe yaramasıdır. Hipervijilans dikkat keskinliği sağlar; erken bakım verme yoğun empati sağlar; aile çatışmasını yıllarca izlemek karmaşık ilişki sahnelerini hızlı okuma becerisi sağlar. Psikiyartiz böyle bir geçmişten geldiğinde artizliği beceriksizlik üzerine kurulmaz; çoğu zaman gerçek bir becerinin üzerine kurulur. Tezgâhı kuvvetli yapan da budur.

Hasta geldiğinde bu beceri ödüllenir. Psikiyartiz hastanın henüz tam söyleyemediği şeyi yakalar, bir örüntüyü adlandırır, utanç verici malzemeyi taşıyabilir hale getirir ve bazen gerçekten büyük bir klinik fark yaratır. Hasta da karşılığında psikiyartize yalnız ücret ödemez; ona özel bir önem verir. Kendi hayatının en gizli bölgesini açtığı kişi, sıradan sosyal çevrede bulunmayan bir ağırlık kazanır.

Bu ağırlığın içinde güçlü bir narsisistik getiri vardır. Görülmek isteyen eski çocuk artık başka insanların kendisine en mahrem yerlerinden yöneldiği yetişkindir. İhtiyaç duyulmak isteyen çocuk artık insanların haftalarını, paralarını ve umutlarını yatırdığı uzmandır. Aileyi tutmaya çalışan çocuk artık hastanın dağılmasını tutan klinisyendir. Yara burada hem meslekî enerji hem statü hem de yaşama gerekçesi haline gelebilir.

Tezgâh bu canlı klinik ilişkinin çevresine ekonomik ve kültürel katmanlar ekler. Bir hasta başka hastayı getirir; öğrenciler kursa gelir; kurs kitap satışını büyütür; kitap konuşma daveti getirir; konuşma görünürlük sağlar; görünürlük yeni hasta ve öğrenci akışı üretir. Ruhsal beceri giderek bir dolaşım ekonomisine dönüşür.

Psikiyartizin kırılganlığı bu noktada büyür. Meslek artık yalnız çalışma alanı gibi hissedilmez; çocuklukta kurulmuş “gerekli olursam yerim sağlamdır” formülünün en başarılı kanıtı haline gelir. Tezgâhın küçülmesi ekonomik bir sorunla beraber çok daha eski bir değersizlik duygusunu da uyandırabilir.

Müşteri, Hasta ve Muhatap

Tezgâhın bütün mantığını anlamak için müşteri ile muhatap arasındaki farkı görmek gerekir. Müşteri psikiyartizin sunduğu hizmete gelir; hasta ayrıca aktarım getirir; öğrenci bilgi talebi taşır; takipçi dikkat verir. Bu ilişkilerin her biri merkeze psikiyartizi yerleştirir.

Muhatap ise aynı yatay düzlemde durur. Aynı metni okuyabilir, aynı hastalık alanını bilebilir, aynı kavramı tartışabilir ve psikiyartizin otoritesine tabi kalmadan cevap verebilir. “Bu yorumun çalışmıyor”, “burada kendi geçmişini hastaya yapıştırıyorsun”, “bu kavramı şuradan aldın”, “bu cümleyi yeniden düşün” diyebilecek kişi muhataptır.

Atıf tam bu nedenle ekonomik anlam taşır. Başka bir canlı isme atıf vermek, başka bir tezgâhın da bulunduğunu açıkça göstermek demektir. Başka birinin daha iyi formüle ettiği şeyi teslim etmek kendi tezgâhındaki malın menşeini görünür kılar. Açık itiraz da karşıdaki kişiye eşit cevap hakkı verir.

Atıfsızlık rakibi susturmanın daha incelmiş biçimidir. Rakibin adı dolaşımdan çıkınca teorik çatışma “bazıları böyle düşünüyor”, “son zamanlarda kimi çevrelerde”, “popüler yorumcular” gibi hayalet hedeflere yönelir. Ortada gürültü vardır; canlı muhataplık azalır.

Bu düzenin psikolojik bedeli yıllar sonra çıkar. Psikiyartiz ağır bir vakada körleştiğinde, kendi aşkı dağıldığında veya hasta ölümüyle sarsıldığında gerçek bir eşite ihtiyaç duyar. Yıllarca yan dükkânı rakip olarak kodladıysa “Burada kayboldum” cümlesi birden yardım talebinden çok statü teslimiyeti gibi hissedilebilir.

Hasta bu açığı kapatamaz, çünkü seansın yükü hastanın üzerine çevrildiğinde klinik ilişki bozulur. Öğrenci de aynı işlevi taşıyamaz, çünkü öğretmen konumu çökmeye başlar. Takipçiye yapılan itiraf ise kolayca yeni içerik ve yeni persona malzemesine dönüşür. Böylece psikiyartizin çevresinde binlerce insan bulunurken tam ihtiyaç duyduğu ilişki türü seyrekleşebilir.

Atıf bu açıdan gizli bir ruhsal altyapıdır. Yıllar boyunca “seni okudum”, “burada senden aldım”, “şurada sana karşıyım” diyebilmiş kişiler kriz geldiğinde birbirlerini yalnız marka olarak görmez. Düşünsel sürtünme, ileride meslekî taşıma kapasitesine dönüşür. Tezgâhın kapattığı en değerli yol tam olarak budur.

Aktarımın Hem Yükü Hem Kârı

Aktarım psikiyartizin tezgâhına sıradan ticarette bulunmayan bir malzeme sokar. Hasta psikiyartizi kendi geçmişindeki önemli kişilerin yerine yerleştirebilir; ona öfkelenebilir, hayran olabilir, âşık olabilir, ondan kurtuluş bekleyebilir veya onu terk edecek kişi gibi yaşayabilir. Psikiyartiz bu yoğunluğu her gün taşır.

Karşıaktarım aynı yoğunluğun psikiyartizde açtığı karşılığı oluşturur. Hastanın çaresizliği eski kurtarıcı rolünü çağırabilir; hastanın sevgisi eski görülme açlığını doyurabilir; hastanın saldırganlığı eski aşağılanmaları uyandırabilir; hastanın ölüm tehdidi “birini hayatta tutmak benim görevim” duygusunu canlandırabilir. Kendi travmasıyla başkalarının travmasını sürekli dinleme yükü arasındaki ilişki üzerine araştırmalar, bu karşılaşmanın meslekî yaşamda somut ağırlık taşıdığını gösteriyor (🔗).

Psikiyartizin tezgâhı aktarımın iki yönünü birlikte kullanır. Aktarım yorucu bir sorumluluk üretirken aynı anda “bana ihtiyaç duyuluyor” duygusunu güçlendirir. Hasta psikiyartizi merkezileştirdikçe eski yara geçici biçimde yatışabilir. Bu yüzden bazı ilişkiler hem tüketici hem besleyici hale gelir.

Kurtarıcı fantazisi bu düğümün en keskin biçimidir. İntihar riski taşıyan hasta psikiyartizin meslekî sorumluluğunu en yüksek düzeye çıkarırken çocuklukta aileyi tutma görevine benzeyen eski bir tümgüçlülük duygusunu da canlandırabilir. Hasta hayatta kaldığında psikiyartiz kendisini güçlü hisseder; ağır kriz sürdüğünde çaresizlik büyür; hasta öldüğünde bütün düzen tek anda tersine dönebilir.

Hasta intiharı yaşamış psikiyatristlerle yapılan görüşmelerde suçluluk, utanç, “bir şeyi kaçırdım” düşüncesi ve olayı meslektaşlardan saklama eğilimi açık biçimde görülüyor (🔗). Başka bir açık erişimli çalışma, akran grubunda yaşanan paylaşımın klinisyeni kendini suçlama anlatısının dışına taşıyabildiğini gösteriyor (🔗).

Tezgâh düzeninde böyle bir ölüm aynı anda birçok yeri deler. Bir insan kaybedilir, klinik yetkinlik sarsılır, kurtarıcı fantazisi kırılır, eski yara açılır, öğrencilerin ve rakiplerin bakışı hissedilir, kamusal persona tehdit altında görünür ve dijital arşiv geçmişte söylenmiş bütün kesin cümleleri kişinin önüne getirir. Böyle bir anda muhatap eksikliği doğrudan ağırlaşır.

Freudcu, Lacancı ve Žižekçi Artizlik

Radikal Freudcu psikiyartiz popüler teselliyi küçümseyerek başka bir ürün çıkarır: karanlığa dayanma prestiji. Bastırma, tekrar, aktarım, ambivalans, melankoli ve ölüm dürtüsü kolay iyileşme vaatlerinin karşısında yüksek kalite işaretlerine dönüşebilir. “Gerçek Freud” böylece müşteriye daha sert, daha ciddi ve daha derin bir dükkân sunar; Yersiz Şeyler’deki ilgili yazı bu kültürel pozisyonun zeminini ayrıntılı biçimde açıyor.

Bu varyantın kişisel yarayla birleşmesi özellikle kuvvetlidir. Çocukken kendi ihtiyacını geri çekip başkasını taşıyan kişi, yetişkinlikte klinik opaklığı ve abstinansı kendi eski karakteriyle kolayca birleştirebilir. Acısını göstermeyen çocuk ile hastanın acısını taşıyan Freudcu psikiyartiz aynı bedende birbirine destek verir.

İnfilak sırasında bu prestij ters yönde çalışır. Karanlığın uzmanı kendi karanlığının içine girdiğinde “Bunu anlamalıydım”, “Karşıaktarımımı görmeliydim”, “Bu kadar yıl ne öğrendim?” gibi cümleler sert bir üstben üretir. Melankoliyi anlatan kişi kendi kaybını teoriye çevirebilir; teori çalışmaya devam ederken canlı muhatap eksik kalabilir.

Radikal Lacancı psikiyartiz daha rafine bir ürün satar: imkânsızlığın bilgisini. Büyük Öteki’nin garantisizliği, cinsel ilişkinin yazılamazlığı ve Kadın’ın evrensel bütünlüğünün kurulamaması; hazır cevap pazarına karşı keskin bir teorik konum verir. Analist üzerine bilgi atfedilmesinin aktarımı kurduğu ve bu konumun analitik prestijle bağlandığı Lacancı hatta açıkça görülür (🔗).

Tezgâh buradaki paradoksu paraya, öğrenciye ve itibara çevirir. “Son garanti bulunmuyor” bilgisini herkesten iyi bilen kişi, garanti boşluğunun uzmanı haline gelir. “Analistin bilgi prestiji düşer” öğretisi, kamusal alanda kendi prestijini yükselten bir isim tarafından anlatılır. Lacan’ın analiz sonunda bildiği varsayılan öznenin düşüşünü ve objet a konumunu tartıştığı hat, bu psikiyartistik ters çevirmeyi özellikle görünür kılar (🔗).

İnfilak sırasında teori kişisel yara diliyle birleşir. Kamusal prestijin düşmesi, öğrencilerin dağılması, partnerin gitmesi veya ağır klinik başarısızlık; yıllarca teorik olarak anlatılan düşüş ve artık konumlarını doğrudan benlik deneyimine çekebilir. Kuramsal “düşüş” ile “ben artık değersizim” duygusu aynı sese yaklaşırsa psikiyartizin kendi teorisi üstbenin lügatına dönüşür.

Žižekçi psikiyartiz bu iki sertliği sinema, ideoloji, paradoks ve şaka üzerinden dolaşıma sokar. Onun malı beklenmedik bağlantıdır. Hasta bir şey söyler; film sahnesi belirir; film Lacancı kavrama bağlanır; kavram ideolojiye sıçrar; sonuç zekice ve hatırlanabilir bir yorum halinde geri döner.

Sinefil gerzeklik burada kilit önem taşır. Mesele çok film seyretmekten ziyade film yüzeyini okuma maharetini bütün hayata yetkili kılmaktır. Yersiz Şeyler’de sinefil gerzeklik, işlenmiş sinema yüzeyine “derinlik” atfedip bu okuma tarzını gerçekliğe taşıyan bir düzen olarak ele alınıyor (🔗).

Žižekçi psikiyartiz hastanın karşısında yaşayan insanı bir süre sonra okunabilir sahne gibi yaşamaya başlayabilir. Bir bakış arzuya, bir sessizlik bastırmaya, kıskançlık fantaziye, aile çatışması ideolojiye, bir kadın karaktere, bir ilişki filme bağlanır. Bağlantıların parlaklığı arttıkça doğrudan duygulanım daha fazla dolayım katmanından geçer.

Buradaki özel artizlik “ben zaten biliyorum” savunmasıdır. Kişi kendi narsisizmini, kendi kurtarıcı fantazisini, kendi sinefil kibrini ve kendi teorik hazzını herkesten önce teşhis ederek eleştiriyi daha gelmeden bünyesine katabilir. Öz-eleştiri böylece tevazu yerine yeni bir prestij biçimine dönüşür: kendi açığını bile en iyi bilen kişi.

Bu varyantın en komik ve en sert çelişkisi referans bolluğu ile muhatap kıtlığının yan yana gelmesidir. Freud, Lacan, Hegel, Hitchcock ve onlarca film sürekli dolaşır; aynı şehirde aynı kavramlardan geçinen yaşayan komşunun adı ise seyrekleşir. Ölü filozof cevap vermez; film hasta yönlendirmesi istemez; yaşayan meslektaş ise “bu numarayı senden önce de gördüm” diyebilir.

Kamera Tezgâhın Tabelasını Yüze Çevirir

Tezgâh kamusal görünürlük kazandığında psikiyartizin kendi yüzü satış yüzeyine dönüşür. Kitap, podcast, kısa video, konferans, seminer ve klinik aynı ismin çevresinde birleşir. Artık teori yalnız söylenen şey değildir; kimin söylediği, nasıl baktığı, hangi üslupla konuştuğu ve hangi hayatı temsil ettiği de malın parçasıdır.

Kamerafili bu düzeni hızlandırır. Kamera insanın davranışını kaydeden aygıttan görünmeye değer davranışın biçimini belirleyen otoriteye dönüşür; Yersiz Şeyler’deki kavram, kamusal hayatta bakılma buyruğunu bu eksende işler (🔗).

Her psikiyartiz kendi kamera bedenini üretir. Freudcu ağır, ciddi ve karanlık görünür; Lacancı keskin, kısa ve bilmececi görünür; Žižekçi hızlı, komik, kültürlü ve provokatif görünür; popüler varyant şefkatli, erişilebilir ve güvenilir görünür. Üslup giderek teorinin kendisi kadar tanınır hale gelir.

Bu noktada yara da yeniden paketlenir. Kamusal psikiyartiz geçmiş acısını anlatabilir, kendi kırılganlığından söz edebilir ve sahicilik üretebilir; güncel dağılma aynı rahatlıkla gösterilemez. Böylece yara seçilmiş, işlenmiş ve anlatıya dönüştürülmüş halde dolaşır. Kırılganlık bile tezgâhın markasına uygun bir ürüne dönüşür.

Ego dismorfisi kavramının açtığı alan burada doğrudan işler: ekran tarafından geri verilen persona, fiilî benlik üzerinde ölçü haline gelir; kişi kendi yaşantısını giderek gösterilen benliğin ham maddesi gibi deneyimler (🔗). Psikiyartiz için bunun bedeli daha ağırdır, çünkü ekrandaki benlik aynı zamanda meslekî yetkinlik, hasta güveni ve ekonomik değer taşır.

Dijital arşiv zamanla üstben işlevi kazanır. Yıllar önce çekilmiş video, yazılmış kitap ve kurulmuş kesin cümleler kriz anında tek tek geri gelir. “Sen bunu anlatıyordun”, “sen bunu çözüyordun”, “sen insanlara bununla baş etmeyi öğretiyordun” duygusu, güncel acının üzerine geçmişteki bütün prestiji bindirir.

İnfilak

İnfilak dışarıdan ani görünür, çünkü dışarıda görünen şey tezgâhın son kırıldığı andır. İçeride süreç çok daha uzun sürer: hasta yükü birikir, karşıaktarım yoğunlaşır, kendi travması sürekli uyarılır, rakiplerle gerçek muhataplık azalır, kamusal persona kalınlaşır, ekonomik sorumluluk büyür, yaşlanma ve rekabet belirginleşir. Başarı bu çatlakları uzun süre kapatır.

Yeni hasta gerekli olma duygusunu yeniler. Yeni kitap prestiji yeniler; yeni öğrenci bilen kişi konumunu güçlendirir; yeni takipçi kamusal değeri doğrular; yeni film veya teori Žižekçi varyanta tekrar yorum hazzı verir. Başarı bu anlamda infilakı erteleyen ve aynı anda daha büyük hale getiren dolgu maddesidir.

Bir süre sonra burnout gelir: taşıma kapasitesi daralır, tezgâhın üretim talebi sürer. Ardından daha tuhaf bir evre belirebilir. Yeni hastanın, yeni ilişkinin, yeni filmin, yeni teorinin veya yeni tartışmanın hangi prosedürle tekrar işleneceği önceden hissedilir. “Ne Uçarsa Uçsun” yazısındaki boreout hattı tam bu aşamayı, imkânsızlığın dramatik engelden bilinen prosedüre dönüşmesi üzerinden açar (🔗).

Freudcu psikiyartiz yeni kaybın hangi karanlık kavramlara bağlanacağını bilir. Lacancı psikiyartiz yeni aşkın hangi eksiklik ve imkânsızlık çevresinde döneceğini bilir. Žižekçi psikiyartiz yeni filmin ve yeni politik olayın hangi tersyüz etme hareketini çağıracağını bilir. Medyatik psikiyartiz yeni içeriğin nasıl paketleneceğini bilir.

Bilgi burada canlılığı yemeye başlar. Yeni olan şey ortaya çıkmadan önce hangi tezgâh işleminden geçeceği belli hale gelir. Psikiyartiz her şeyi daha hızlı okuyabilir ve aynı anda giderek daha az şaşırabilir.

Ağır tetikleyici geldiğinde bu birikim bir anda birleşir. Hasta ölümü, meslekî skandal, büyük hata, ağır hastalık, partner kaybı veya kamusal düşüş tek başına bir olay olarak kalmaz. Tezgâh aynı isimde çocukluk telafisini, geliri, hastaları, öğrencileri, kuramı, narsisistik yatırımı ve toplumsal prestiji birleştirdiği için bütün katmanlar birlikte sarsılır.

İlk tepki daha fazla artizlik olabilir. Daha çok konuşma, daha çok üretme, daha keskin aforizma, rakiplere daha sert saldırı, kendi konumunu daha sık açıklama ve kameraya daha fazla çıkma, kırılmayı performansla kapatmaya hizmet eder. Şov büyürken tezgâhın içindeki basınç da büyüyebilir.

Ardından şovun taşıma kapasitesi düşer. Kişi kendi krizini içerik haline getirir ve içerik artık eski rahatlamayı sağlamaz; teori açıklar ve açıklama bedeni taşımaya yetmez; takipçiler ilgi gösterir ve ilgi yakınlığın işini üstlenemez. Psikiyartiz ilk kez kendi dükkânında satabileceği bir ürüne çeviremediği acıyla karşılaşır.

İnfilakın İntihar Ufku

İntihar ufkunun en ağır başlangıcı “ölmek istiyorum” cümlesinden önce gelir. Daha erken bir cümle ortaya çıkar: “Bu tezgâhın içinde yaşayamıyorum ve tezgâhın dışında kim olduğumu bilmiyorum.” Psikiyartizin yıllarca birbirine bağladığı bütün parçalar aynı anda bu cümleye baskı yapar.

Tezgâhın içinde kalmak hastaları, öğrencileri, borçları, itibarı, kamusal yüzü ve sürekli üretim görevini taşımayı gerektirir. Tezgâhtan çıkmak gelir, statü, çevre, gerekli olma duygusu ve çocukluktan beri işleyen “başkasını taşıdığım sürece değerliyim” telafisini aynı anda kaybetme gibi hissedilebilir. Böylece hareket alanı daralır.

Utanç bu daralmayı kişiselleştirir. Kötü bir olay “başına gelen şey” olmaktan çıkarak “gerçekte kim olduğunun kanıtı” gibi yaşanmaya başlar. Hasta intiharından sonra bazı psikiyatristlerde görülen yoğun suçluluk ve utanç bunun klinik dünyadaki çıplak örneğini verir (🔗).

Tezgâhın kamusal yüzü bu utancı büyütür. Psikiyartiz insanlara travma, ilişki, depresyon, aktarım, kayıp ve kendine bakım üzerine konuşmuşsa kendi çöküşü sıradan insani acıdan daha fazlası gibi hissedebilir. Geçmişteki her bilgi bugünkü yetersizlik duygusunun tanığına dönüşür.

Muhatapsızlık burada belirleyici hale gelir. Hasta korunması gereken kişidir; öğrenci hoca figürüne bakar; takipçi kamusal yüzü görür; rakip yıllarca rakip olarak tutulmuştur. Psikiyartizin tam ihtiyaç duyduğu anda bütün ilişkiler statü rolleriyle doludur.

Kişi bu durumda kendisini başkaları için yük gibi yaşayabilir. Yıllarca yük taşıyan kişinin taşıtılmaya ihtiyaç duyması, eski benlik düzenini tersine çevirir. Aynı anda meslekî yenilgi, utanç, aidiyet kaybı, kapanmışlık ve geleceğin aynı prosedürü tekrar edeceği boreout hissi birleşebilir.

İntihar düşüncesi tam bu sıkışmada tek çıkış görüntüsünü kazanır. Ölüm fikri acının yanında tezgâhın kapanışı, bakışların sona erişi, hasta ve öğrenci yükünün bitişi, rakiplerin hükmünden çıkış ve sürekli persona üretiminin sona ermesi gibi birden fazla işlevi tek yerde toplar. Böylece düşünce, kişinin mevcut düzen içinde göremediği dışarıyı sahte biçimde temsil eder.

Freudcu psikiyartizde bu hareket melankolik öz-saldırıya bağlanabilir. Kayıp ve suçluluk benliğin üzerine döner; “hastayı, ilişkiyi veya kendimi taşıyamadım” düşüncesi ağır bir kendini cezalandırma düzenine yaklaşır.

Lacancı psikiyartizde teorik düşüş ile kişisel değersizlik birbirine yapışabilir. Analistin prestij kaybını yıllarca kavramsallaştıran kişi, kendi gerçek düşüşünü yaşarken yapısal imkânsızlığı doğrudan kendi varlığına yazabilir. Büyük Öteki’nin garantisizliği “beni tutacak canlı bir muhatap nerede?” sorusuna dönüşür; cinsel ilişkinin yazılamazlığı kendi terk edilme acısıyla birleşir; désêtre gündelik değersizlik deneyiminin lügatına çekilebilir.

Žižekçi psikiyartizde en ağır çöküş bilgi ile yaşama arasındaki ayrımın açılmasıdır. Kişi kendi savunmasını, kendi narsisizmini, sinefil gerzekliğini ve hatta intihar düşüncesinin teorik yapısını mükemmel biçimde açıklayabilir. Bütün yorumlar çalışır ve yaşam kıpırdamaz.

Sinefil gerzekliğin terminal anı tam buradadır. Binlerce ölüm, ayrılık, yas ve delilik sahnesi görmüş kişi kendi acısıyla karşılaşır; film arşivi yalnızca film arşivi olarak kalır. Kendi kaybını Hitchcock’a, Lynch’e veya başka bir sahneye bağlamak kaybın bedensel ağırlığını değiştirmez. “Biliyorum” sözcüğü ilk kez bütünüyle yetersiz kalır.

Tezgâhın Karşıtı Muhataplık

İnfilakı kesen asıl şey psikiyartizin tezgâhını daha profesyonel hale getirmekten önce tezgâhın kapalı devresini parçalamaktır. Bunun en temel hareketi yaşayan eşitleri tekrar muhatap haline getirmektir. Atıf vermek, açık anlaşmazlığa girmek, başkasının katkısını kabul etmek ve kendi kavramını karşılaştırmaya açmak teorik ekonomiyi değiştirirken ruhsal ekonomiyi de değiştirir.

Muhatap hayran gibi yüceltmez ve müşteri gibi satın almaz. Gerektiğinde “bu vakayı devret”, “burada körleştin”, “şu anda kendi yaran konuşuyor”, “bu yorum senin tezgâhını koruyor”, “bu yükü tek başına taşımaya çalışıyorsun” diyebilir. Böyle bir insan, psikiyartizin kapalı üstben devresine dışarıdan başka bir gerçeklik sokar.

Hasta yönlendirmek bu yüzden salt meslekî organizasyon sayılmaz. “Her insanın adresi benim tezgâhım” fantazisini gevşetir. Başka bir psikiyartizin belirli bir konuda daha güçlü olduğunu söylemek, hem müşteriye hem psikiyartizin kendisine dünyanın tek merkezli çalışmadığını somut olarak gösterir.

Süpervizyon aynı işlevi karşıaktarım düzeyinde görür. Hastanın psikiyartizde uyandırdığı kurtarıcı, sevgili, ebeveyn, mağdur veya düşman konumları dışarıdan başka bir gözle okunur. Kişinin kendi travması hastanın malzemesine yapıştığında tezgâhın içindeki tek açıklama tekeli parçalanır.

Kişisel terapi veya analiz de psikiyartizin yıllarca başkalarının ona getirdiği aktarımın ters yönünü açar. Psikiyartiz bu ilişkide kendi aktarımını taşır; kendi ihtiyacını, bağımlılığını, öfkesini, rekabetini, utancını ve kurtarılma arzusunu başka bir canlı ilişkinin içinde çalıştırır. Başkalarının ruhunu taşıma üzerinden kurduğu kimlik, kendi ruhunun taşınabilir olduğunu deneyimlemeye başlar.

Freudcu psikiyartiz için muhataplık yasın kavrama dönüşmeden önce yaşayabileceği yer yaratır. Kayıp hemen dürtü, melankoli ve tekrar diline girmek yerine başka bir insanın yanında acı olarak kalabilir; bu ham süre teorinin üstbenleşmesini keser.

Lacancı psikiyartiz için muhataplık bilmezliği prestij kaybından ayırır. “Burada bilmiyorum” cümlesi tezgâhın iflası yerine ortak düşüncenin başlangıcı olur. Analistin düşüşü gerçek hayattaki değersizlik duygusundan ayrışır; garanti boşluğu insan ilişkisinin sınırlı fakat gerçek desteğiyle birlikte taşınır.

Žižekçi psikiyartiz için muhataplık üçüncü ekranı kapatır. Film, ideoloji, paradoks ve şaka birkaç dakika susar; “acı çekiyorum”, “korkuyorum”, “bu hastayı taşıyamıyorum”, “bu kayıp beni dağıttı” gibi cümleler başka bir şeye örnek olmadan kendi ağırlığında kalır. Sinefil gerzekliğin çözülmeye başladığı yer, hayatın trope olmadan da konuşulabildiği bu alandır.

Kamusal psikiyartiz için de kamera dışındaki hayat yeniden kalınlaşır. Takipçi sayısının, seminerin, hasta akışının ve prestijin ölçemediği arkadaşlıklar; işe yaramadan bulunulan ilişkiler; insan ruhu hakkında parlak cümle kurmadan geçirilen zaman; tezgâh ile insanın arasına tekrar mesafe koyar.

İntihar ufkunun gücü de bu mesafe açıldıkça çözülür. Tezgâhın içinden bakıldığında yaşam aynı rolü sürdürmek ile bütün düzeni birlikte kapatmak arasında sıkışır; muhataplık üçüncü bir alan kurar. Hasta yükü azaltılabilir, vakalar devredilebilir, tezgâh küçülebilir, prestij kaybedilebilir, kamusal yüz geri çekilebilir, teoriyle ilişki yeniden kurulabilir ve hayat başka bağlar üzerinden devam edebilir.

Psikiyartizin temel felaketi artizlikten daha derinde, artizliğin esnaf düzenine dönüşmesindedir. Kendi yarasını yeteneğe, yeteneğini prestije, prestijini tezgâha, hastanın aktarımını bağlılığa, teoriyi ürüne, öğrenciyi çevreye ve yaşayan meslektaşı rakibe dönüştürdükçe güçlü görünür. Aynı dönüşüm, kriz geldiğinde kendisini taşıyabilecek bütün yatay geçitleri daraltır.

İnfilak bu yüzden maskenin düşmesinden ibaret kalmaz. Tezgâhın sahibi, kendi kurduğu dükkânın içinde hastaların aktarımıyla, eski yarasıyla, ekonomik yüküyle, dijital arşiviyle, kuramsal üstbeniyle ve yıllarca muhataplıktan uzak tuttuğu rakiplerin sessizliğiyle baş başa kalır. O anda artizlik ile kurbanlık aynı yere kapanır: kişi kendi düzeninin hem sahibi hem mahsur kalanıdır.

Çıkış da aynı somut düzeyde kurulur. Atıf, gerçek tartışma, hasta yönlendirme, karşılıklı süpervizyon, kişisel analiz, açık hata kabulü, kamusal geri çekilme ve kriz anında aranabilecek canlı eşitler; tezgâhın çevresinde yeniden ortak bir meydan açar. Psikiyartizin hayatta kalması, kendi dükkânının en parlak artizi olarak kalmasından değil, bir gün yan dükkâna geçip “Burada seninle konuşmam gerekiyor” diyebilecek kadar muhatap sahibi olmasından geçer.

Yorum bırakın

Filed under Suni muhaberat

Yorumlar kapatıldı.