(playlist)
🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
🌀⚔️💫 IPA/FLŽM 🌀⚔️💫
👻🪸🐈⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈⬛
Freudomarksizmin asıl tarihi, Marx ile Freud’un iki ayrı teori olarak yan yana getirilmesinden daha büyük bir mesele içerir. Marx kapitalist toplumun üretim, meta, değer, sınıf ve artık-değer üzerinden nasıl işlediğini çözdü. Freud ise insanın kendi çıkarına, kendi bilincine ve hatta kendi haz arayışına tam olarak hükmeden şeffaf bir özne olmadığını; tekrar, saldırganlık, özdeşleşme, dürtü ve bilinçdışının davranışın içine yerleştiğini gösterdi. Bu iki keşif birleştiğinde Marksizmin en eski siyasal problemi yeni bir biçim kazanır: toplumsal konum insanın siyasal davranışını hangi mekanizma üzerinden üretir?
Freudomarksizmin kurucu zinciri burada Freud, Marcuse, Lacan ve Žižek üzerinden belirir. Freud Marksizmin eksik toplum teorisinin dürtüsel boyutunu açıkça tarif etti. Marcuse üretim, emek, ihtiyaç, beden ve hazzı aynı tarihsel örgütlenmenin momentleri haline getirdi. Lacan Marx’ın değer-biçimi, fetiş, artı-değer ve semptom keşiflerini Freud’un imleyen, tekrar, dürtü ve haz keşifleriyle aynı yapısal mekanizmada işledi. Žižek ise bu mekanizmayı ideoloji, kapitalizm, devlet ve siyasal hareket çözümlemesinin merkezine taşıdı. Reich bu zincirde büyük tarihsel katalizör konumundadır: kitlelerin kendi tahakkümlerine neden yatırım yaptığını siyasal sorunun merkezine soktu ve cevabını giderek pozitif libidinal enerji modeline bağladı.
Bu sorun aynı zamanda Marksizmin üç büyük sapmasının ortak kaynağını açığa çıkarır. Yersiz Şeyler’deki Freudomarksizmde Üç Büyük Sapma bu üç yapıyı hareketin pozitifliği, gerçeklik ve aygıtın ağırlığı, bilgi ve aracılığın egemenliği üzerinden tarif eder (🔗). Sol sapma devrimci hareketin enerjisini kendi tarihsel doğruluğunun kaynağı yapar. Sağ sapma devleti, örgütü, üretim aygıtını ve yönetim kapasitesini toplumsal amacın ölçüsüne dönüştürür. Ortayolcu sapma teoriye, bilime, eğitime ve uzmanlaşmış aracılığa antagonizmanın üzerinde bir konum verir. Üçüncü Nesil Freudomarksizmden Geriye Doğru Tarihsel Bakış ise bu meselenin kuşaklar boyunca nasıl dönüşerek taşındığını ayrı bir tarihsel hat üzerinde kurar (🔗).
Üç sapma farklı siyasal biçimler üretir; ortak özne varsayımları aynı yerde birleşir. Sınıfsal konum ile siyasal eylem arasındaki mesafe sol sapmada daha fazla hareket ve iradeyle doldurulur. Devrim ile yeni toplumsal bağ arasındaki mesafe sağ sapmada daha güçlü örgüt, devlet ve üretim yönetimiyle doldurulur. Antagonizma ile bilinç arasındaki mesafe ortayolcu sapmada daha fazla teori, eğitim ve doğru bilgiyle doldurulur. Freudcu keşif bu üç çözümün temelinde duran özne anlayışını parçalar. İnsan kendi maddi çıkarına aykırı bir düzene yatırım yapabilir, yenilgisini tekrar edebilir, otoriteye bağlanabilir, fedakârlıktan haz çıkarabilir ve bildiği bir ideolojinin pratiklerini sürdürmeye devam edebilir.
Marx’ın siyasal ekonomi eleştirisi böylece Freud’un bilinçdışıyla kendi eksik öznesine kavuşur.
Freud’dan önceki üç yol
On dokuzuncu yüzyılın sonu ile yirminci yüzyılın başındaki Marksist ve sosyalist tartışmalarda bu üç kapanmanın erken biçimleri zaten görünür durumdaydı. Devrimci irade ve hareket mitine dayanan çizgi, toplumsal dönüşümün hakikatini doğrudan mücadele enerjisinde arıyordu. Georges Sorel’in genel grev miti bu yapının keskin örneklerinden birini verir: mit geleceğin ayrıntılı planı olmaktan çok kolektif iradeyi yoğunlaştıran bir kuvvet olarak iş görür. Böyle bir modelde siyasal hareket, kendi hareket etme kapasitesini kendi doğruluk ölçüsüne dönüştürür.
Devletçi ve örgütçü çizgi başka bir kapatma üretir. Gotha Programı çevresindeki tartışmada sosyalist üretimin devlet yardımıyla kurulacak kooperatifler üzerinden doğacağı fikri açık biçimde ortaya çıkmıştı. Marx burada devletin toplumun üzerinde kendi ilkelerine sahip bağımsız bir varlık gibi düşünülmesine saldırır ve özgürlüğü devletin topluma tabi hale gelmesiyle ilişkilendirir (🔗). Bu tartışma sağ sapmanın erken çekirdeğini gösterir: toplumsal araç zamanla toplumsal amacın yerine geçer; örgütlenmenin devamı, üretimin yürütülmesi ve yönetimin istikrarı kendi ölçülerini üretir.
Bilgi merkezli çizgi ise sınıfsal konum ile sosyalist bilinç arasındaki mesafeyi ayrıcalıklı teorik taşıyıcıyla kapatır. Karl Kautsky 1901’de sosyalist bilincin sınıf mücadelesine dışarıdan taşındığını, bilimin taşıyıcısının burjuva entelijansiyası olduğunu açıkça yazar (🔗). Böylece siyasal bilginin üretimi ve aktarımı ayrı bir toplumsal yere kavuşur. Bilgi artık mücadelede kullanılan araç olmanın ötesine geçerek mücadeleyi tanımlayan ve onun bilincini taşıyan merci haline gelir.
Bu üç modelin ortak problemi Freud’dan sonra tüm ağırlığıyla görünür hale gelecektir. Hareketin enerjisi kendi yönünü garanti etmez; devlet aygıtı kendi işlemlerini ve çıkarlarını üretir; bilgi kendisini taşıyan kurumlarla birlikte ayrı bir toplumsal güç kazanır. Bütün bu süreçler insanın arzu, tekrar, özdeşleşme ve haz yapısı üzerinden işler.
Freud Marksizmin eksik toplum teorisini tarif ediyor
Freud’un kurucu rolü 1920’de Jenseits des Lustprinzips ile açılır. Tekrar zorlantısı, insan davranışını basit bir haz kazanma ve acıdan kaçınma hesabının ötesine taşır. Özne acı veren deneyime dönebilir, yenilgiyi yeniden sahneleyebilir ve başarısız bir ilişki biçiminde ısrar edebilir. Siyasal sonuç açıktır: maddi çıkar ile davranış arasına dürtüsel tekrar girer.
Bu keşif 1930’da doğrudan komünizm tartışmasına ulaşır. Das Unbehagen in der Kultur içinde Freud özel mülkiyetin kaldırılmasının saldırganlığın güçlü araçlarından birini ortadan kaldıracağını söyler. Ardından güç ve nüfuz farklılıklarının, rekabetin ve saldırgan yatırımın başka biçimlerde çalışmaya devam edeceğini açıklar (🔗). Buradaki kritik fikir insan doğası hakkında genel bir karamsarlık hükmünden çok daha somuttur: mülkiyet ilişkisini değiştirmek, o ilişkinin içinde şekillenmiş özdeşleşme, saldırganlık, rekabet ve haz biçimlerinin ayrıca işlenmesini gerektirir.
1933’te Freud bu programı doğrudan Marksizme bağlar. Über eine Weltanschauung dersinde ekonomik koşulların insanların yaşamı üzerindeki belirleyici kuvvetini teslim eder; aynı zamanda dürtü yapısının, kültürel dönüşümlerin, toplumsal yerleşimin, mesleğin ve geçim koşullarının birbirini karşılıklı biçimlendirdiğini söyler. Ardından bu ilişkileri ayrıntılı biçimde gösterecek teoriyi “die Ergänzung des Marxismus zu einer wirklichen Gesellschaftskunde” [Marksizmin gerçek bir toplum bilgisine tamamlanması] olarak tarif eder (🔗).
Bu cümle Freudomarksizmin gerçek başlangıç belgesidir. Freud burada psikanalizin siyasal ekonomiye eklenecek dekoratif bir psikoloji olmasını tarif etmez. Ekonomik zorunluluğun insan davranışına hangi psişik dönüşümler aracılığıyla geçtiğini ve bu psişik biçimlerin ekonomik düzeni nasıl yeniden ürettiğini açıklayan karşılıklı bir nedensellik modeli kurar. Ekonomik biçim dürtüyü tarihsel olarak şekillendirir; dürtüsel örgütlenme özdeşleşme, otorite, saldırganlık ve doyum biçimleri üretir; bu biçimler toplumsal düzenin yeniden üretimine katılır.
Aynı 1933 tartışmasında Marksizmin kapalı bir dünya görüşüne, Weltanschauung [dünya görüşü]a dönüşmesi ve düşünce üzerinde Denkverbot [düşünme yasağı] üretmesi de Freud’un dikkatini çeker. Böylece bilgi ile otorite arasındaki bağ psikanalitik bir problem haline gelir. Bilimsel doğruluk iddiası da özdeşleşme, bağlılık ve yasak üretme kapasitesine sahip toplumsal bir kuvvet olarak belirir.
Freud üç sapmanın ortak zeminine aynı anda temas etmiş olur. Tekrar zorlantısı hareketin pozitif enerjisini böler. Mülkiyet sonrası saldırganlık problemi devlet ve mülkiyet dönüşümünün psişik devamını açar. Weltanschauung [dünya görüşü] eleştirisi bilgi aygıtının kendi otoritesini üretme kapasitesini görünür kılar.
Reich büyük siyasal soruyu buluyor ve pozitif libidoya dönüyor
Wilhelm Reich Freud ile Marx arasındaki ilişkiyi siyasal bedenin içine yerleştiren büyük girişimi gerçekleştirdi. Onun temel sorusu sınıfsal konum ile siyasal davranış arasındaki kopuştan doğar. İşçi kendi maddi çıkarıyla çatışan bir otoriteye nasıl bağlanır? Aile, cinsel ahlak, eğitim ve gündelik disiplin ekonomik düzeni insan bedeninin ve karakterinin içine nasıl kazır? İdeoloji nasıl fikir düzeyinden karakter yapısına geçer?
Reich’ın karakter zırhı kavramı bu soruya güçlü bir maddi içerik verir. Toplumsal disiplin bedende kasılma, davranış alışkanlığı, duygusal savunma ve cinsel örgütlenme olarak tortulaşır. Böylece egemenlik yalnız dışarıdan uygulanan emirler toplamı olmaktan çıkar; kişinin kendi davranışında yeniden üretilen karakter yapısına dönüşür. Reich bu noktada klasik yanlış bilinç teorisinden çok daha ileri gider.
Aynı Reich psikanaliz ile Marksizmin metodolojik ilişkisini sınırlı kurar. Psikanalize ideolojinin birey üzerindeki etkisini, itaat biçimlerini ve kitlelerin irrasyonel yatırımlarını açıklayan yardımcı alan rolü verir. Freud ise birkaç yıl sonra dürtüsel ve toplumsal nedenselliğin karşılıklı işleyişini Marksizmin tamamlanması olarak tarif edecektir. Bu karşıtlık kuruculuk meselesini doğrudan teorik düzeyde belirler.
Daha derin sınır dürtü teorisinde ortaya çıkar. Reich Freud’un geç dönem ölüm dürtüsü hipotezini teorisinin dışında bırakır ve yıkıcılığı engellenmiş doyumun ikincil ürünü olarak ele alır. Böylece toplumsal baskının altında daha asli, canlı ve doyuma yönelen bir libido varsayımı güç kazanır. Tahakküm enerjiyi zırhla kaplar; özgürleşme zırhın çözülmesiyle enerjiyi serbest bırakır.
Marcuse 1955’te Reich’ın erken çalışmalarını Freud’daki eleştirel toplum teorisini geliştirme yönündeki “the most serious attempt” [en ciddi girişim] olarak tanımlar. Ardından Reich’ın ölüm dürtüsünü dışarıda bırakmasını ve “sexual liberation per se” [kendi başına cinsel özgürleşme]yi toplumsal kurtuluşun anahtarına dönüştürmesini temel sınır olarak belirler (🔗). Reich’ın büyüklüğü ile tıkanması aynı noktada buluşur: kendi tahakkümünü arzulayan özneyi keşfeder; cevabı giderek tahakkümün altında bekleyen pozitif enerjiye bağlar.
Sol sapmanın libidinal biçimi burada ortaya çıkar. Devrimci enerji artık sınıf bilinci veya kitle iradesi kadar libido biçiminde de pozitif tarihsel güç sayılabilir. Marcuse’un gerçek kopuşu bu pozitifliği tarihsel olarak parçalayacaktır.
Marcuse toplumsal üretimi dürtü üretimi haline getiriyor
Herbert Marcuse’un temel hamlesi Freudcu kavramlara dışarıdan toplum eklemekten çok daha derine iner. Freud’un kavramlarını tarihsel olarak içeriden böler. Eros and Civilization bu yüzden Freudomarksizmin gerçek kuruluş aşamasıdır.
Freud’un gerçeklik ilkesi insanın haz arayışını dünyanın maddi zorunluluklarına göre düzenler. Marcuse bu genel ilke ile onun belirli tarihsel biçimi arasına ayrım koyar ve egemen tarihsel biçime performance principle [performans ilkesi] adını verir. Böylece çalışma disiplini, üretkenlik, rekabet, zamanın bölünmesi ve bedensel enerjinin emek için örgütlenmesi doğanın değişmez talebi konumundan çıkarak belirli bir toplumsal düzenin gerçeklik biçimi haline gelir.
Aynı işlem bastırma kavramında da gerçekleşir. Marcuse toplumsal yaşamın gerektirdiği dürtü dönüşümleri ile belirli tahakküm ilişkilerinin bindirdiği ek kısıtlamaları ayırır ve ikinci katmana surplus-repression [fazla-bastırma] adını verir. Eros and Civilizationın kendi mimarisi yabancılaşmış emek, performance principle [performans ilkesi], surplus-repression [fazla-bastırma], cinselliğin örgütlenmesi ve yıkıcı dürtüleri aynı tarihsel süreç içinde ele alır (🔗).
Marx ile Freud ilk kez burada birbirlerinin kategorilerini dönüştürmeye başlar. Emek artık ücret, üretim ve zaman hesabından ibaret bir ekonomik kategori olarak çalışmaz; bedenin hangi saatlerde hangi faaliyete bağlanacağını, enerjinin hangi kanallara aktarılacağını, hangi hazların erteleneceğini ve hangi ihtiyaçların geliştirileceğini belirleyen dürtüsel örgütlenmeye dönüşür. Freud’un gerçeklik ilkesi de tarihin üzerinde duran psikolojik yasa olmaktan çıkar ve toplumsal üretimin somut biçimleri içinde farklılaşır.
Bu dönüşüm üç sapmayı aynı anda keser. Sol sapmanın özgürleştirici enerji fikri, libidonun tarihsel biçimlenmesiyle çözülür. Sağ sapmanın gerçeklik ve üretkenlik dili, performance principle [performans ilkesi] ile belirli bir tahakküm rejimine bağlanır. Ortayolcu sapmanın doğru bilinç vurgusu, insanın ihtiyaçlarının ve doyum biçimlerinin toplumsal olarak üretildiği gerçeği karşısında kendi sınırına ulaşır.
Marcuse 1964’te One-Dimensional Man ile daha ileri gider. Repressive desublimation [baskıcı desüblimasyon] kavramı tahakkümün hazzı yönetmesinin yeni biçimini açıklar. Gelişmiş sanayi toplumu daha fazla haz, tüketim ve cinsel serbestlik sunabilir; bu doyumlar toplumsal bütünleşmeyi ve memnuniyeti artırabilir. Marcuse sistemin verdiği hazların “social cohesion and contentment” [toplumsal bütünleşme ve memnuniyet] ürettiğini açıkça söyler (🔗). Böylece baskının azalması ile özgürleşmenin artışı arasındaki Reichçı doğrusal ilişki dağılır. Haz doğrudan tahakkümün taşıyıcısı haline gelebilir.
Marcuse’un 1966 önsözü bu sonucu daha da maddileştirir. Mallar libido nesnelerine dönüşür, düşman imgeleri saldırganlığı örgütler, teknolojik aygıt kendi yöneticilerini görünmez kılan bir perde üretir ve dürtüsel ihtiyaçların bilimsel yönetimi sistemin yeniden üretiminin parçası haline gelir (🔗). Ekonomi artık insanın arzularını sınırlayan dışsal makine gibi işlemez; arzunun malzemesini de üretir.
Reich’ın sorusu böylece yeni bir düzeye geçer. İnsanların kendi tahakkümlerine yatırımı, özgür libidonun baskıyla bozulmasının sonucu olarak açıklanmaktan çıkar. Tahakküm ihtiyaç, doyum, arzu ve saldırganlık biçimlerini bizzat üretme kapasitesi kazanır.
Lacan’ın başlayacağı yer tam burasıdır.
Lacan Marx’ı psikanalizin içine yerleştiriyor
Lacan’ın Marx ilişkisi 1968’in politik atmosferinde ortaya çıkan geç bir ek değildir. Marx Lacan’ın temel kavramlarının oluşumuna 1950’lerin ikinci yarısından itibaren girer.
1957’de Les formations de l’inconscient seminerinde Lacan doğrudan Kapitalin değer-biçimi çözümlemesine gider. Marx’ın kumaş ile giysi arasındaki değer ilişkisini ele alışındaki kritik noktayı seçer: giysi kumaşın değerini temsil eder ve bu temsil sayesinde giysi kumaş değerinin imleyeni haline gelir. Değer kumaşın veya giysinin doğal maddesinde duran özellik gibi davranmaz; toplumsal ilişki içinde temsil edilir (🔗). Lacan’ın imleyen kavramıyla Marx’ın değer-biçimi arasındaki ilk güçlü temas budur.
İmleyen burada basitçe sözcük anlamına gelmez. Bir unsur başka bir unsurun toplumsal yerini temsil eder ve bu temsil ilişkisi özneyi de biçimlendirir. Marx’ın değer çözümlemesi benzer biçimde bir nesnenin değerini kendi fiziksel özelliklerinden çıkarmaz; nesneler arasındaki toplumsal ilişkinin temsil biçiminden çıkarır. Bu nedenle Lacan Marx’ı ekonomik içerik sağlayan dış kaynak gibi kullanmak yerine biçim analizinin öncüsü olarak okur.
1959’da meta fetişizmi tartışması bu ilişkiyi daha belirgin hale getirir. Marx’a başvuran hümanist bir yorumun toplumsal ilişkiyi imleyen yapısının önüne geçirmesine karşı Lacan Kapitalin daha ilk çözümlemelerinde meta fetişizminin temsil yapısını açtığını vurgular. Marx’ın keşfi böylece insan ilişkilerinin arkasındaki ekonomi formülünün ötesine geçer; toplumsal ilişkinin kendi nesnel biçimini nasıl ürettiği problemine dönüşür.
1960’ta L’éthique de la psychanalyse içinde Marx ile Freud arasındaki kesişim açık bir programa dönüşür. Marx ihtiyaçların, üretimin ve burjuva devletindeki rasyonel düzenin kendi çatışmalarını açar. Freud aynı toplumsal alana arzunun yapısını ekler. İnsan örgütlenmesi ihtiyaçların rasyonel dağılımıyla tamamlanmaz; özne arzunun, tekrarın ve hazzın kendi devresinde yaşar. Lacan Freud’un açtığı boyutun bir Marksist açısından taşıdığı önemi özellikle vurgular.
1966’da Marcuse hakkında söylediği şey bu gelişimin merkezine oturur. Lacan Marcuse’un erotizm ve toplumsal pratik üzerine analizlerinin güçlü bir alan açtığını, çağdaş uygarlığın bir “économie de l’érotisme” [erotizm ekonomisi] tarafından koşullandığını söyler. Yapısal yasa sorusu burada belirginleşir. Marcuse hazzın tarihsel olarak yönetildiğini ortaya koymuştur; Lacan birkaç yıl içinde bu yönetimin hangi artık mekanizmasıyla çalıştığını Marx üzerinden kuracaktır.
1968–69’da D’un Autre à l’autre semineriyle plus-de-jouir [artı-haz] kavramı belirir. Lacan bu kavramın modelini Marx’ın Mehrwert [artı-değer] kavramından çıkarır. Artı-değer, üretim sürecine sonradan eklenen rastgele fazlalık değildir. İşçinin emeği ücret karşılığının üzerinde değer üretir ve kapitalist üretim ilişkisi bu fazlayı sistematik biçimde çıkarır. Artık, sistemin düzgün işleyişinin ürünüdür.
Lacan aynı biçimsel mantığı öznenin haz ekonomisinde bulur. İmleyen özneyi temsil ederken öznenin bütünlüğünde kayıp üretir. Bu kayıp boş bir eksilme halinde kalmaz; nesne a ve artı-haz biçiminde bir artık ortaya çıkar. Nesne a, arzunun ulaşacağı son nesne gibi çalışmaz; arzuyu yeniden harekete geçiren neden konumunda iş görür. Öznenin eksikliği ile arzusunun fazlası aynı işlem içinde üretilir.
Reich ile Lacan arasındaki kesin ayrım burada görünür. Reich’ın modelinde libidinal enerji önce vardır ve baskı bu enerjinin dolaşımını engeller. Lacan’ın modelinde haz artığı toplumsal ve imleyensel işlemin kendi kesintisinden doğar. Sistem hazır bir arzuyu ele geçirmekle yetinmez; kendi ihtiyacı olan arzuyu ve fazlalığı da üretir.
Artı-değerden artı-haza: kapitalizmin haz devresi
1970 tarihli Radiophonie bu bağlantıyı açık bir formüle dönüştürür: “La Mehrwert, c’est la Marxlust, le plus-de-jouir de Marx.” [Artı-değer Marx-hazzıdır, Marx’ın artı-hazıdır.] Lacan artı-değeri kapitalist ekonominin arzu nedeni olarak okur. Artı-değer bir tarafta sermaye olarak birikir; öbür tarafta tüketimin genişlemesini besler. Üretim kendi son doyum noktasına yerleşmek yerine sürekli yeni eksiklik ve yeni tüketim alanı üretir (🔗).
Bu mekanizma Marcuse’un yönetilen haz çözümlemesini yapısal düzeye taşır. Marcuse sistemin haz sağlayarak bütünleşme ürettiğini göstermişti. Lacan haz ile eksikliği aynı dolaşımın iki sonucu haline getirir. Nesne edinilir, doyum yeni çevrimin başlangıcına dönüşür, başka nesneler ve başka eksiklikler devreye girer. Kapitalizm yalnız malları çoğaltan üretim düzeni olarak çalışmaz; arzunun yeniden başlamasını sağlayan artıklar üretir.
Seminer XVII’de Lacan artı-hazın fiyatlandırılması, hesaplanması ve biriktirilmesi ile kapitalist sermaye birikimi arasındaki ilişkiyi daha somut hale getirir. Artı-haz belirli tarihsel noktada sayılabilir, fiyatlandırılabilir ve toplam sermaye sürecine katılabilir hale gelir (🔗). Böylece ekonomik üretim ve libidinal üretim tek bir toplumsal bağ içinde birleşir.
Aynı Seminer XVII sağ sapmanın merkezini hedefler. Üretim araçlarının millileştirilmesi, artı-değerin yapısal mekanizmasına ayrıca müdahale gerektirir. Devlet kapitalistin hukuki yerini alabilir; üretim aygıtı, bilgi hiyerarşisi, emek disiplini ve artığın yeniden çevrime sokulması başka kurumsal biçim altında sürebilir. Burada Freud’un 1930’daki özel mülkiyet hamlesi Lacan’ın 1970’teki artık analiziyle birleşir: mülkiyet değişimi bir düzeyi dönüştürür; saldırganlık, özdeşleşme, söylem ve haz örgütlenmesi başka düzeylerde işlemeye devam eder.
Lacan 1972’de daha da keskin bir cümle kurar: “le discours du capitalisme s’épanouit partout où règne la forme d’état marxiste.” [Kapitalizm söylemi, Marksist devlet biçiminin hüküm sürdüğü her yerde serpilip gelişir.] (🔗). Bu ifade sağ sapmanın temel yanılsamasını dağıtır. Kapitalist toplumsal bağ belirli bir özel mülkiyet sahibinin kişiliğine indirgenemez; özneyi üretime bağlayan, artığı hesaplayan, bilgiyi yöneten ve hazzı dolaşıma sokan söylem olarak farklı devlet biçimlerinde yaşayabilir.
Devrimci hareketin kendi efendisi
Lacan’ın sol sapmaya müdahalesi aynı yapının siyasal hareket tarafında gerçekleşir. Devrimci içerik kendi başına devrimci bir toplumsal bağ üretmez. Arzu, efendinin karşısında gelişirken yeni bir efendi ilişkisini de besleyebilir.
1969’da Vincennes’de devrimci öğrencilere yönelttiği ünlü cümle bu düşüncenin en kısa ifadesidir: “Ce à quoi vous aspirez comme révolutionnaires, c’est à un Maître. Vous l’aurez.” [Devrimciler olarak arzuladığınız şey bir Efendi’dir. Ona sahip olacaksınız.] Devrimci arzunun kendi efendisini üretebilmesi, devrimci öznenin pozitif özüne duyulan güveni dağıtır. Hareketin enerjisi, militan bağlılık, fedakârlık ve saflık talebi de artı-haz üretebilir.
Bu yüzden sol sapmanın problemi hareketin şiddeti veya reformculuğu gibi dış ölçüler üzerinden kurulmaz. Esas soru hareketin kendi üyelerinde hangi arzuyu ve hangi tekrarı ürettiğidir. Militanlık fedakârlıktan alınan hazla birleşebilir. Saflık sürekli yeni ihanet arayışına dönüşebilir. Devrimci kimlik kendi hiyerarşisini ve efendi imleyenlerini üretebilir. Hareket kendi başarısızlığını daha fazla hareket talebiyle yeniden üretebilir.
Freud’un tekrar zorlantısı burada doğrudan siyasal anlam kazanır. Bir hareket aynı yenilgiyi farklı sloganlarla tekrar edebilir ve bu tekrarın kendisinden kimlik, aidiyet ve haz çıkarabilir. Reich’ın “insan kendi tahakkümünü neden arzular?” sorusu böylece kendi kurtuluş hareketinde efendi üreten özne problemine kadar ilerler.
Bilginin iktidarı ve Üniversite söylemi
Ortayolcu sapmanın yapısal çözümlemesi Lacan’ın Üniversite söyleminde belirginleşir. Bilgi burada tarafsız içerik gibi davranmaz; doğrudan toplumsal bağın egemen yerine geçer. Uzmanlık, eğitim, sınav, sertifika, bilimsel sınıflandırma, yönetim ve teorik dil birlikte özne üretir.
Lacan’ın Vincennes müdahalesinde öğrencileri üniversitenin ürünleri ve değer birimleri olarak ele alması bu yüzden rastlantısal bir provokasyon değildir. Üniversite eleştiriyi de kendi üretim devresine alabilir. Devrim teorisi ders programına, Marx uzmanlığa, eleştiri akademik sermayeye, radikal dil profesyonel konuma dönüşebilir. Bilgi antagonizmanın üzerinde duran gözlemci rolünden çıkar ve kendi artığını üreten kurumsal aygıt haline gelir.
Bu yapı Freud’un 1933 Weltanschauung [dünya görüşü] ve Denkverbot [düşünme yasağı] teşhisinin Lacancı gelişimidir. Bilgi yalnız içeriğiyle değerlendirilmez; hangi özdeşleşmeyi, hangi otoriteyi ve hangi toplumsal ürünü ürettiğiyle birlikte ele alınır. Marksizm de bu süreçten payını alır. Marx’ın açtığı toplumsal yarık, kapalı Marksist dünya görüşü biçimine çevrildiğinde bilgi bütünlüğü kendi otoritesini üretir.
Lacan 1973’te Encore içinde Marx’ın söylediği şey ile “conception du monde marxiste” [Marksist dünya görüşü] arasında bu nedenle ayrım kurar. Marx’ın düşüncesindeki kuvvet, toplumsal bütünlüğün kendi iç çatışmasını açığa çıkaran biçim analizinde bulunur. Kapalı dünya görüşü ise bu çatışmayı açıklayıcı bütünlüğün içinde sabitleme eğilimi taşır.
Lacan’ın Marxçılığı tam bu noktada aidiyet meselesinden çıkar. Marx’ın yaptığı işlemi sürdürme biçimine dönüşür.
Marx semptomu icat ediyor
Lacan’ın geç dönem Marx bahisleri bütün hattı semptom kavramında toplar. 1971’den itibaren Marx ile Freud arasındaki akrabalığı, ikisinin de belirli toplumsal ve psişik olguları semptom olarak okuyabilmesi üzerinden kurar. 1974–75 R.S.I. seminerinde semptom teriminin toplumsal alandaki kökenini “du symptôme tel que Marx l’a défini dans le social” [Marx’ın toplumsal alanda tanımladığı haliyle semptomdan] diyerek açıkça Marx’a bağlar.
Semptom burada dışarıdan gelen arıza anlamına gelmez. Bir sistemin kendi düzgün işleyişinin ürettiği ve aynı zamanda sistemin hakikatini taşıyan bozulma biçimidir. Marx’ın meta çözümlemesinde piyasa eşit değişim görüntüsü üretir; aynı toplumsal biçim artı-değer üretimini de taşır. Çelişki sistemin dışındaki tesadüf gibi davranmaz; sistemin kendi biçimi içinde ifade bulur.
Freud’un nevrotik semptomu aynı mantığı öznenin içinde işler. Semptom kişinin hayatına yabancı bir parça gibi görünür; aynı zamanda arzunun, yasakların, tekrarın ve hazzın sıkıştırılmış ifadesini taşır. Lacan bu iki hattı bir araya getirir: hakikat doğrudan şeffaf içerik halinde ortaya çıkmak yerine biçimsel bozulmada konuşur.
Bu nedenle Marx’ın semptomu icat etmesi güçlü bir Freudomarksist önermedir. Marx ekonomik yapıda, Freud psişik yapıda, Lacan ise toplumsal bağ ile öznenin kesişiminde aynı türden hakikat üretimini izler.
Freud’u siyasetin dışına çıkaran Marksizmin üç geri dönüşü
Yirminci yüzyılın bazı Marksist akımları psikanalizi burjuva ideolojisi kategorisine yerleştirdikçe Freud’un açtığı özne problemi siyasetin dışına taşındı. Sovyetler Birliği’nin 1920’lerinde Freud ile Marksizm arasında canlı sentez girişimleri bulunuyordu; Vygotsky çevresi dahil çeşitli düşünürler psikanalitik soruları materyalist psikolojiyle ilişkilendirmeye çalışıyordu. Soğuk Savaş dönemindeki Sovyet psikiyatrisi Freudizmi burjuva ideolojisi olarak sınıflandıran çizgiye yöneldi (🔗). Fransa’da da Politzer’in erken dönemindeki Freud–Marx karşılaşması arayışı, 1940’lar ve 1950’lerde komünist çevrelerde psikanalize karşı sert ideolojik çizgiye dönüştü.
Bu dışlama üç eski çözümü tekrar güçlendirdi. Bilinçdışı geri çekildiğinde sınıfsal konum ile siyasal davranış arasındaki boşluk devrimci bilinç ve iradeyle dolduruldu; sol sapma yeniden güç kazandı. Dürtüsel özdeşleşme ve haz örgütlenmesi siyasal teorinin dışına itildiğinde devlet, parti, planlama ve üretim disiplini toplumsal dönüşümün taşıyıcı mekanizması haline geldi; sağ sapma güç kazandı. İdeolojik yatırımın bilinçdışı boyutu teorinin dışında kaldığında doğru teori, bilimsel dünya görüşü ve eğitim başat çözüm haline geldi; ortayolcu sapma kendi kurumlarını genişletti.
Freud’un eksikliği bu yüzden psikolojinin eksikliği anlamına gelmez. Siyasetin kendi öznesini eksik kavraması anlamına gelir. İşçi sınıfının ekonomik konumu siyasi tercihi doğrudan üretmez. Devrimci örgütün tarihsel amacı örgütün kendi haz ekonomisini belirlemez. Doğru teorik bilgi öznenin fantazisini kendiliğinden dönüştürmez. Freudomarksizmin bütün gerekliliği bu üç aralıkta yoğunlaşır.
Žižek Lacan’ın Marx’ını yeniden ideolojiye sokuyor
Žižek’in kurucu rolü Lacan’ın Marx okumasını yeniden doğrudan toplumsal ve siyasal davranış çözümlemesine çevirmesinde bulunur. The Sublime Object of Ideology bu hareketi ideoloji kavramında gerçekleştirir.
Klasik yanlış bilinç modelinde insanlar toplumsal ilişkilerin gerçek yapısını yanlış bilir ve ideoloji bu yanlış bilgi üzerinden işler. Žižek ideolojik yanılsamanın toplumsal faaliyetin içine yerleştiğini gösterir. İnsanlar para, meta, kurum veya siyasal ritüelin nasıl çalıştığını gayet iyi bilebilir; pratiklerinde bu biçimlerin fetişist mantığını sürdürebilir. Ünlü formül bunun için ortaya çıkar: “they know very well what they are doing, but still, they are doing it.” [Ne yaptıklarını gayet iyi biliyorlar ama yine de yapıyorlar.] (🔗)
Bu hamle ortayolcu sapmanın merkezini keser. İdeoloji bilgi açığına indirgenince çözüm daha fazla bilgiye bağlanır. Žižek’te ideoloji pratik, fantazi ve haz düzeyinde işler. İnsan doğru bilgiye sahipken de aynı ritüeli, aynı tüketim biçimini, aynı örgütsel bağlılığı ve aynı toplumsal fetişi yeniden üretebilir. Eleştirel bilinç kendi başına dönüşümün motoru olamaz; öznenin jouissance düzeni işin merkezine girer.
Žižek aynı eserde artı-değer ile artı-haz arasındaki Lacancı bağı doğrudan Marx’ın tarih teorisine uygular. Kapitalizm kendi sınırını sürekli yeni genişleme fırsatına çevirir. Kriz sermayenin hareketini durdurmaktan çok yeni yeniden yapılanma, üretim ve birikim alanları açabilir. Artı-haz da aynı paradoksal biçime sahiptir: eksiklik arzuyu durdurmak yerine yeniden üretir.
Žižek burada Marx’ın üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki klasik geçiş modelini hedef alır. Kapitalizmin üretici güçleri geliştirdiği, kapitalist ilişkilerin bir aşamada engel haline geldiği ve sosyalizmin üretkenliği daha özgür biçimde sürdüreceği model, üretkenlik dürtüsünün kapitalist artı mantığıyla bağını eksik kavrar. Žižek reel sosyalizm deneyimini bu eksikliğin ironik gerçekleşmesi olarak okur: kapitalist mülkiyet biçimi değişirken üretkenlik buyruğu ve büyüme mantığı başka kurumsal biçimde devam edebilir (🔗). Sağ sapmanın üretim aygıtına duyduğu güven burada artı-haz teorisi tarafından kesilir.
Sol sapmaya yönelik Žižekçi müdahale de aynı kökten gelir. Kapitalizmin ağsal, merkezsiz, esnek ve sürekli hareket eden yapısında geleceğin özgür toplumunun hazır embriyosunu görmek, kapitalist dinamizmin kendi artı-haz mekanizmasını özgürleşmenin pozitif maddesi sayar. Hardt ve Negri’nin çokluk teorisiyle tartışmasında Žižek geç kapitalizmin zaten komünizme yaklaşmış sayılması fikrini sert biçimde hedef alır ve ağsal ekonomiyle birlikte devlet otoritesinin de güçlenebildiğini vurgular (🔗). Böylece hareketlilik, yataylık ve merkezsizleşme kendiliğinden özgürlük göstergeleri olmaktan çıkar.
Žižek’te üç sapma aynı temel üzerinden aşılır. Hareket fantazi ve haz üretir. Aygıt fantazi ve haz üretir. Bilgi fantazi ve haz üretir. Siyasal analiz bunların söyledikleri içerikle yetinmek yerine, özneyi hangi tekrar devresine bağladıklarını izler.
Gerçek Marksizm neden Freudomarksizmdir
Marx’ın büyük keşfi sömürünün kapitalizme dışarıdan eklenmiş ahlaki kusurdan çok üretim biçiminin kendi hareketinden çıkan artık olduğudur. Artı-değer sermayenin genişlemesinin motoruna geri döner. Sistem kendi fazlasını kendi işleyişinden üretir.
Freud’un büyük keşfi öznenin acı, kayıp ve başarısızlıkla ilişkisinin aynı türden fazlalık üretebilmesidir. İnsan davranışı ihtiyaçların doyurulmasıyla sona eren denge modeline sığmaz. Tekrar kendi başına doyum taşır. Özdeşleşme kendi fedakârlığından haz çıkarabilir. Yasak hazza yön verebilir. Otorite yalnız korku üzerinden değil, arzu ve haz üzerinden de çalışır.
Marcuse bu iki alanı tarihsel olarak birbirine geçirir. Üretim yalnız mal üretmez; ihtiyaç, zaman, beden kullanımı ve doyum biçimi de üretir. Gelişmiş tahakküm baskıyla birlikte serbestleşmeyi de yönetebilir. Böylece ekonomik yeniden üretim ile libidinal yeniden üretim aynı toplumsal süreç haline gelir.
Lacan bu ilişkinin yapısal yasasını verir. Değer-biçimi imleyen mantığına, fetiş nesneye, artı-değer artı-haza, Marx’ın toplumsal semptomu analitik semptoma bağlanır. Kayıp ile fazlalık aynı işlemin iki sonucu haline gelir. Toplumsal bağ eksiklik üretirken aynı anda bu eksikliğin çevresinde dönecek artı-haz üretir.
Žižek ise bu yapıyı yeniden siyasal pratiğin merkezine yerleştirir. İnsanların ne bildikleri kadar ne yaptıkları, neyi tekrar ettikleri, hangi fantaziye yatırım yaptıkları ve hangi artı-hazı ürettikleri belirleyici hale gelir. İdeoloji düşüncede taşınan yanlış bir resim olmaktan çıkarak toplumsal pratiğin içinde yaşayan haz örgütlenmesine dönüşür.
Böylece Freudomarksizmin dört kurucu hamlesi tek bir tarihsel hareket oluşturur. Freud Marksizmin eksik öznesini açtı. Marcuse bu öznenin dürtülerinin toplumsal olarak üretildiğini gösterdi. Lacan toplumsal üretim ile haz üretimini aynı artık mantığında birleştirdi. Žižek bu mantığın çağdaş ideoloji ve siyaset içinde nasıl çalıştığını gösterdi.
Reich’ın tarihsel büyüklüğü de bu zincirin içinde kesin yerine oturur. Kitlelerin kendi tahakkümlerine yatırım yapması sorusunu siyasal teorinin kalbine taşıdı. Karakter, aile ve cinsel örgütlenmenin ekonomik düzeni bedende yeniden üretmesini gösterdi. Pozitif libido modeli ise Freud’un tekrar ve ölüm dürtüsüyle açtığı daha sert problemi daralttı. Marcuse bu sınırı kırdı; Lacan yapısal mekanizmayı kurdu; Žižek mekanizmayı ideolojik pratiğe geri taşıdı.
Sol sapma devrimci hareketin kendi enerjisini mutlaklaştırdığında Freud’un tekrar problemiyle karşılaşır. Sağ sapma devlet ve üretim aygıtını tarihsel amacın taşıyıcısı yaptığında Marcuse’un performance principle [performans ilkesi] ve Lacan’ın kapitalist söylemiyle karşılaşır. Ortayolcu sapma doğru bilgi ve teoriyi antagonizmanın efendisi yaptığında Freud’un Weltanschauung [dünya görüşü] eleştirisi, Lacan’ın Üniversite söylemi ve Žižek’in ideolojik fantazi çözümlemesiyle karşılaşır.
Marx ekonomik artığın nasıl üretildiğini keşfetti. Freud öznenin kendi kaybından nasıl tekrar ve haz ürettiğini keşfetti. Marcuse ekonomik düzenin ihtiyaç ve doyum biçimlerini nasıl ürettiğini gösterdi. Lacan kayıp ile fazlalığın aynı yapısal işlem içinde birbirini beslediğini gösterdi. Žižek bu mekanizmanın insan doğru bilgiyi taşıdığı anda bile siyasal ve ideolojik pratik içinde yaşayabildiğini gösterdi.
Freudomarksizmin kurucuları Freud, Marcuse, Lacan ve Žižek’tir. Freud programı açtı; Marcuse toplumsal ve libidinal üretimi birleştirdi; Lacan artı-değer ile artı-hazın ortak mekanizmasını kurdu; Žižek bu yapıyı siyasal ideolojinin yaşayan pratiğine taşıdı. Reich büyük soruyu keşfetti ve pozitif libido çözümünde düğümlendi. Üç büyük sapma hareketi, aygıtı ve bilgiyi kendi kendisini taşıyan kuvvetlere dönüştürür. Freudomarksizm bu üç kuvvetin ürettiği özneyi, semptomu, tekrarı ve artı-hazı birlikte açığa çıkarır.
Gerçek Marksizm bu yüzden Freudomarksizmdir.






























Geri bildirim: The Founders of Freudo-Marxism Are Not Reich but Freud & Marcuse & Lacan & Žižek – Žižekian Analysis