Freudomarksizmde Üç Büyük Sapma

(playlist)

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🌀⚔️💫 IPA/FLŽM 🌀⚔️💫
👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

(İngilizcesi ve Almancası)

Fantaziden Akışa, Uyumdan Total Sisteme, Holding’den Stimülasyona

Freudomarksizm, Freud’un bilinçdışı, dürtü, bastırma ve haz sorunlarını Marx’ın üretim, sınıf, tahakküm ve toplumsal dönüşüm sorunlarıyla aynı tarihsel alanda düşünme girişimidir. Bu girişimin bütün tarihi tek bir gerilim çevresinde gelişir: özneyi ve toplumu harekete geçiren kuvvet hangi biçim içinde özgürleştirici sonuç üretir? Freud dürtünün kendi içinde tekrar, acı ve çatışma taşıdığını gösterdi; Lacan öznenin yapısına eksik ve kesik yerleştirdi; Marcuse hazzın ve serbestleşmenin tahakküm tarafından yeniden örgütlenebildiğini gösterdi; Žižek fantazi ile jouissance’ın hem özneyi hem ideolojiyi içeriden düğümlediğini ortaya koydu. Bu dört kurucu müdahale, özgürleştirici kuvvet ile o kuvvetin tarihsel biçimi arasındaki çatışmayı açık tutar. Bu kurucu soyun geriye dönük tarihsel kuruluşu daha önce Freudizm ve Freudomarksizm kuşakları üzerinden çizilmişti. (🔗)

Üç büyük sapma bu kurucu çatışmanın üç ayrı momentini büyütür. Sol sapma hareketin pozitifliğini genişletir ve üç kuşakta fantazi → libido → akış çizgisini üretir. Sağ sapma gerçekliğin ağırlığını genişletir ve uyum → restorasyon → total sistem çizgisini üretir. Ortayolcu sapma çatışmayla çalışacak aracılık aygıtını genişletir ve holding → processing → stimulation çizgisini üretir. Her üç çizgide de kuşaksal yasa aynıdır: ilk kuşak klinik bir işlem kurar, ikinci kuşak aynı işlemi daha geniş bir maddeye taşır, üçüncü kuşak aynı işlemi sistem ölçeğine çıkarır.

Sapma burada kurucudan basit uzaklaşma anlamına gelmez. Sapma, kurucu antagonizmanın bir momentini seçer, bu momenti büyütür ve karşı-momentin belirleyici ağırlığını azaltır. Ardından gelen kuşak öncekinin sözlüğünü değiştirir, fakat aynı temel fiili korur. Yenilik tam bu yüzden yinelemenin aracıdır: Reich Klein’ın kavramlarını tekrar etmek yerine Klein’ın hareket önceliğini libidoya taşır; D&G Reich’ın enerji dilini tekrar etmek yerine aynı önceliği akış ve üretim ontolojisine çıkarır. Lasch Anna Freud’un klinik dilini tekrar etmek yerine gerçeklik ve sınır ağırlığını bütün topluma taşır; Baudrillard aynı problemi gerçekliği üreten total sisteme çıkarır. Bion Winnicott’ın bakım sözlüğünü tekrar etmek yerine taşıma işlevini psişik processing’e çevirir; Miller aynı processing mantığını yorum, klinik ve kurumun sürekli yeniden uyarılmasına yükseltir.

Bu üç soy aynı zamanda gerçek atıf soylarıdır. Sol hatta Deleuze ile Guattari, Klein’ın kısmi nesne keşfini ve Reich’ın arzu-toplum problemini açıkça kendi çalışmalarının öncülü sayar; Guattari faşist arzu konusunda Reich’a doğrudan yaslanır. Sağ hatta Christopher Lasch hem Anna Freud’un kavramını aktarır hem Baudrillard’ı meta, gösteri ve görüntü dünyasının teorik arşivine yerleştirir. Ortayolcu hatta Winnicott Bion’un düşünme teorisini kendi uzun süreli anne-bebek araştırmasıyla doğrudan ilişkilendirir; Jacques-Alain Miller Winnicott’ın “yeterince iyi anne”sini yeniden formüle eder ve Bion’un unutma ilkesini geç Lacan’ın seans pratiğine bağlar. Bu temaslar üç soyun dışarıdan kurulmuş benzerlikler yerine kuşaktan kuşağa işleyen gerçek düşünsel aktarım kanalları taşıdığını gösterir.

IPA/FLŽ ve IPA/FLŽM arşivinde bu sapmaların ayrı ayrı yargılanması aynı ölçütü başka alanlara uygular: bilinçdışının yarığı, simgesel eksik, maddi negatiflik ve tekil eylem kendi kurucu sertliğini koruduğu ölçüde psikanaliz ile siyaset dönüşüm kapasitesi kazanır. Holding, processing, stimülasyon, libidinal salıverme, akış, uyum ve hipergerçek sistem bu sertliği başka işlevlere çevirir. Bu tribunalın geniş arşivi, burada kurulan üç soy için polemik arka planını sağlar. (🔗)

Sol Sapma: Fantazi → Libido → Akış

Sol sapmanın temel fiili, düzenlenmiş biçimden önce çalışan hareketi giderek daha geniş bir alanda asli hale getirmektir. Klein bu hareketi erken fantazide bulur. Reich aynı önceliği bedensel ve toplumsal libidoya taşır. Deleuze ile Guattari ise aynı fiili üretim, makine, bağlantı, oluş ve akış düzeyine çıkarır. Üç kuşak arasında kavramsal sözlük büyük ölçüde değişir; hareketin biçime karşı önceliği her kuşakta daha genel hale gelir.

Klein: bütünlükten önce çalışan fantazi

Melanie Klein’ın çocuk analizine getirdiği temel dönüşüm, erken psişik hayatı yoğun bir etkinlik alanı olarak ele almasıdır. Bebek bölme, yansıtma, içe alma, saldırma ve onarma süreçleriyle baştan itibaren nesneler kurar. İyi ve kötü nesne ayrımı, kısmi nesneler, paranoid-şizoid pozisyon ve depresif pozisyon çocuğun ruhsallığını yetişkin egosunun erken ve eksik kopyası olarak görmek yerine kendi özgül hareketi içinde açıklar. Oidipal çatışmanın ve süperegonun daha erken dönemlere çekilmesi de aynı yönde çalışır: ruhsallık düzenlenmiş bütünlüğe ulaşmadan önce çoktan hareket etmektedir.

Bu hareket Freudcu fantazinin ölçeğini değiştirir. Freud’da fantazi bastırma, semptom, arzu ve dış gerçeklikle belirli gerilimler içinde çalışır. Klein’da fantazmatik ilişki bütün erken nesne dünyasının atmosferi haline gelir; dış nesne de ilk andan itibaren sevgi, saldırganlık, korku, projection ve introjection tarafından işlenir. Sol sapmanın ilk biçimi böyle doğar: bütünlük sonradan gelir, hareket önce çalışır. Klein’ın sonraki kuşaklara bıraktığı asıl miras belirli kısmi nesnelerden daha geniştir; bu miras, düzenlenmiş biçimin altında daha erken ve daha asli bir hareket bulunduğu fikridir.

Reich’la ilk temas aynı dönemin bibliyografik dünyasında görünür. Klein’ın Contributions to Psycho-Analysis bibliyografyasında “Reich, W. (1927). Die Funktion des Orgasmus” [Wilhelm Reich (1927), Orgazmın İşlevi] kaydı yer alır. Bu kayıt, Klein ile Reich’ın aynı Freudcu tartışma alanında birbirine değen iki damar halinde yaşadığını gösterir. Sonraki kuşak bu iki damarı doğrudan tek kavramsal makinenin içine alacaktır. (🔗)

Klein’ın Freud’la çatışması da aynı hareketi güçlendirir. Freud’un daha geç gelişimsel eşiklerde tuttuğu Oidipus, süperego ve kaygı sorunları Klein’da erken nesne ilişkilerine doğru genişler. Böylece kurucu çatışmanın ağırlığı, daha erken ve daha sürekli çalışan fantazmatik faaliyete kayar. Sol sapmanın ilk kuşağı klinik ölçekte tamamlanır: fantazi bir sahneden bütün erken psişik hareketin taşıyıcısına dönüşür.

Reich: fantazinin yapısal işlemi libidoya geçer

Wilhelm Reich’ın sözlüğü Klein’ın sözlüğünden farklı bir maddeyle çalışır. Karakter, orgazm, cinsel staz, zırh, aile, faşizm ve kitle davranışı onun temel alanlarını oluşturur. Buna rağmen Reich, Klein’ın ilk kuşakta kurduğu işlemi tam olarak korur: görünür ve düzenlenmiş bütünlüğün altında daha asli bir hareket arar. Klein’ın bütün nesne ve ego altında bulduğu fantazmatik hareket, Reich’ta toplumsal karakter ve siyasal rasyonalitenin altında çalışan libido haline gelir.

Reich’ın büyük sorusu bu dönüşümü siyasal hale getirir: insan kendi maddi çıkarıyla çatışan bir otoriteye neden arzu yatırır? Sınıf konumu ile siyasal davranış arasındaki mesafe, libidonun ailede ve bedende nasıl örgütlendiği sorusunu açar. Karakter zırhı bu yüzden yalnız psikolojik savunma anlamına gelmez; toplumsal düzen bedensel tutumlara, cinsel davranışa ve duygulanıma kazınır. Sol sapmanın ölçeği klinikten bedene ve siyasete geçer.

Klein’da hareket fantazinin etkinliğiydi; Reich’ta hareket canlı libidinal enerjidir. Zırh, bu enerjinin tarihsel olarak tutulduğu ve biçimlendirildiği yapıdır. Özgürleşme fikri de giderek zırhın çözülmesi ile canlılığın açığa çıkması arasındaki ilişkiye bağlanır. Reich’ın daha sonraki orgon teorisi bu hareket önceliğini en geniş biçimine taşır: bedensel libido, kozmik enerji iddiasına kadar büyür. Sol sapmanın ikinci kuşağındaki yenilik böylece ilk kuşağın fiilini yeni maddeye taşımaktır: fantazmatik öncelik libidinal öncelik olur.

Freud’un ölüm dürtüsü teorisi bu hattın kurucu sınırlarından birini oluşturur. Freud, sevkin içinde tekrarı ve yıkıcılığı yapısal bir problem olarak taşır. Reich’ın cinsel-ekonomik yaklaşımı ise canlılık, orgastik düzenleme ve bastırma arasındaki ilişkiye ağırlık verir. Böylece iç antagonizmanın merkezi, enerjinin tutulması ve dolaşımı problemine kayar. Marcuse’un daha sonraki müdahalesi tam bu noktaya basınç uygular: gelişmiş toplum hazzı açarak, tüketimi genişleterek ve cinselliği dolaşıma sokarak da yönetim kurabilir. Serbestleşmiş enerji de tarihsel biçim içinde çalışır.

Reich bu nedenle Klein’ın kavramlarını değil, Klein’ın temel fiilini yeniler. Klein “bütünden önce psişik hareket” der; Reich “toplumsal karakterden önce libidinal hareket” der. Birinci kuşak klinik bir öncelik kurmuştu. İkinci kuşak aynı önceliği beden, aile, sınıf ve faşizm alanına genişletir.

Deleuze–Guattari: fantazi ile libidonun akışta birleşmesi

Deleuze ile Guattari sol sapmanın üçüncü kuşağında Klein ile Reich’ın iki ayrı damarını bilinçli biçimde bir araya getirir. Klein’dan kısmi nesnenin bütünlükten önce çalışmasını alırlar; Reich’tan arzunun toplumsal alana doğrudan yatırım yaptığını alırlar. Ardından iki keşfi aynı kavramda birleştirirler: arzu-üretimi. Bu birleşme, önceki iki kuşağın gizli ortaklığını açık hale getirir.

L’Anti-Œdipe Klein’a açık bir borç ilanıyla yaklaşır: “Mélanie Klein fit la découverte merveilleuse des objets partiels, ce monde d’explosions, de rotations, de vibrations.” [Melanie Klein, kısmi nesnelerin, bu patlamalar, dönüşler ve titreşimler dünyasının olağanüstü keşfini yaptı.] D&G’nin eleştirisi tam bu övgünün içinden doğar. Klein’ın partial object’i onların elinde fantazinin bir öğesi olmaktan çıkarak gerçek üretimin parçasına dönüşür; ağız, meme, anüs ve başka kısmi nesneler akış üreten ve akış kesen makineler gibi düşünülür. D&G böylece Klein’ın ilk fiilini korur ve ölçeğini büyütür: parçalar bütünlükten önce çalışır, fakat artık bütün psişik ve toplumsal üretim bu parçalı çalışma mantığıyla açıklanır. (🔗)

Deleuze’ün daha erken Logique du sens çalışması da Klein’ın paranoid-şizoid ve depresif pozisyonlarını, kısmi nesneleri, iyi-kötü nesne ayrımını ve erken psişik derinliği geniş biçimde kullanmıştı. D&G dönemindeki kopuş, bu Kleincı malzemenin üretim mantığına taşınmasıyla belirginleşir. Mille plateaux döneminde Little Richard vakası da yeniden ele alınır; Klein’ın çocuğun haritalarını ailevi kalıba çekmesi, D&G’nin harita ve tracing ayrımının hedefi olur. Klein böylece sol soyun birinci kuşağı olarak hem devralınır hem üçüncü kuşak tarafından kendi sonucuna doğru zorlanır.

Reich’a verilen paye daha da doğrudandır: “Reich fut le premier à poser le problème du rapport du désir avec le champ social.” [Arzu ile toplumsal alan arasındaki ilişki sorununu ilk ortaya koyan Reich’tı.] Aynı tartışmada D&G şu hükmü verir: “Il est le vrai fondateur d’une psychiatrie matérialiste.” [O, materyalist psikiyatrinin gerçek kurucusudur.] Reich’ın eksiği de aynı yerde tanımlanır: arzu ile toplumsal üretimi tek süreç halinde kuracak production désirante kavramı. D&G böylece kendi temel kavramlarını Reich’ın açtığı problemin üçüncü kuşak çözümü olarak sunar. (🔗)

Guattari’nin faşizm üzerine ayrı metni bu iç bağı daha da keskinleştirir. Sol örgütlerin kitlelerin arzu enerjisine ulaşma sorununu tartışırken “les analyses de Reich, sur ce point, me semblent définitives” [Reich’ın bu konudaki analizleri bana nihai görünüyor] der. Reich’ın kitleleri basit bilinç yanılgısıyla açıklamayı aşan sorusu, Guattari için hâlâ temel siyasal problemdir. Faşizm ekonomik çıkarın karşısına dışarıdan gelen bir aldatma halinde durmaz; kitle arzusu faşist makineye yatırım yapabilir. (🔗)

Klein ile Reich D&G’de böyle birleşir. Klein’ın kısmi nesnesi makineye, Reich’ın libidinal yatırımı akışa, iki hattın ortak hareket önceliği arzu-üretimine dönüşür. Artık libido ile siyasal ekonomi arasında sonradan bağ kurulması gerekmez; toplumsal üretimin kendisi arzulayıcı üretim olarak işler. Sol sapma klinik ve siyasal ölçekten ontolojik ölçeğe çıkar.

Lacan’la çatışma bu üçüncü kuşağın kendi soy bilincini gösterir. Deleuze 1972 dersinde Oidipus eleştirisini açıkça Lacan’a bağlar: “Le premier à l’avoir dit, c’est Lacan.” [Bunu ilk söyleyen Lacan’dı.] Ardından kendi hamlesini kastrasyon ve ölüm dürtüsüne kadar genişletir. D&G burada kurucuyla aynı ilişkiyi kurar: Lacan’ın açtığı kesiği hareket yönünde daha ileri iter, objet a’yı bile yapısal bir eksiğin simgesi yerine “un élément machinique et non pas un élément structural” [yapısal bir öğe değil, makinesel bir öğe] yönünde okur. (🔗)

Marcuse’la ayrım da Reich üzerinden kesinleşir. D&G, arzu ile toplumsal üretim arasında iki ayrı ekonomi varsayan Freudo-Marksist modeli tek düzleme çeker. Marcuse’un repressive desublimation kavramı sol sapmanın karşı-ağırlığını korur: daha fazla haz, dolaşım ve serbestlik sistem tarafından doğrudan kullanılabilir. D&G ise arzunun ve toplumsal üretimin baştan aynı düzlemde çalıştığını vurgular. Bu ayrım sol sapmanın üçüncü kuşaktaki riskini de keskinleştirir: hareket, bağlantı, esneklik ve yersizyurtsuzlaşma giderek kendi başına pozitif değer kazanır.

Sol soyun yenileyerek yinelemesi böyle tamamlanır. Klein’da fantazi, Reich’ta libido, D&G’de akış aynı işlemin üç tarihsel maddesidir. Ölçek psişik → bedensel-siyasal → ontolojik-toplumsal olarak genişler. Sonraki kuşak öncekinin sözcüğünü taşımaz; öncekinin fiilini taşır. Fantazinin bütünlükten önce çalışması, libidonun toplumsal karakterden önce çalışmasına; libidonun önceliği de akışın ve üretimin sabit biçimlerden önce çalışmasına dönüşür.

Žižek’in kurucu müdahalesi tam bu ortak fiile yönelir. Fantazi öznenin hareketine eşlik eden serbest imge alanından daha fazlasıdır; jouissance’ın ve ideolojik tutarlılığın örgütlenme biçimidir. Arzu kendi içinde düğüm taşır; hareket kendi iç antagonizmasını üretir. Sol sapmanın üç kuşağı hareketi giderek daha büyük alana yayarken, Žižekçi kesik hareketin kendi içinde taşıdığı takılmayı yeniden kurucu konuma getirir. Bu nedenle fantazi → libido → akış dizisi sol sapmanın tarihini tek bir cümleye sığdırır: hareketin pozitifliği her kuşakta daha geniş bir dünyaya uygulanır.

Sağ Sapma: Uyum → Restorasyon → Total Sistem

Sağ sapmanın temel fiili gerçekliğin ağırlığını giderek daha büyük bir alana taşımaktır. Anna Freud’da gerçeklik ego’nun çalıştığı ve uyum kurduğu klinik zemindir. Lasch’ta aynı ağırlık, kaybedilmiş tarihsel ve toplumsal sınırların restorasyonuna dönüşür. Baudrillard’da gerçekliği düzenleyen kuvvet bütün sistemi kapsar; kod ve model gerçekliğin kendisini üretir. Üç kuşak ego → toplum → sistem ölçeğinde ilerler.

Anna Freud: gerçekliğin ego yönetimine dönüşmesi

Anna Freud’un çocuk analizi ve savunma mekanizmaları üzerine çalışması Freudcu teorinin ağırlık merkezini ego, gelişim ve gerçeklikle ilişkiye taşır. Çocuğun analitik kapasitesi, gerçek ebeveynlerle ilişkisi, savunma biçimleri ve gelişimsel konumu teknik kararın parçası haline gelir. 1936’da Das Ich und die Abwehrmechanismen savunmaları sistematik bir çalışma alanına çevirir. Böylece ego bilinçdışı çatışmanın yalnız sahnesi olarak kalmaz; çatışmayı tanıyan, düzenleyen ve gerçeklikle bağ kuran işlevler bütünü haline gelir.

Sağ sapmanın ilk fiili burada doğar: gerçekliğin ağırlığı öznenin çalışma ölçüsü olur. Psişik içerik savunmaların içinden okunur, ego kapasitesi değerlendirilir, gelişim çizgisi hesaba katılır. Freud’un egoyu kendi evinde efendilikten indiren keşfi, Anna Freud’da egonun çatışmayı daha ayrıntılı biçimde yönetmesini sağlayan bir teknik envantere dönüşür. Özgün tarihsel sınıflandırmanın “psişik idare” hükmü bu dönüşümü hedefler. (🔗)

Lacan’ın savaş sonrası Freud’a dönüşü tam bu gerçeklik ve ego ağırlığına karşı başka bir kurucu merkez kurar. Ego onun öğretisinde aynasal özdeşleşmeyle oluşur; arzunun merkezi ego’nun uyum kapasitesinden başka yerde bulunur. İmleyen, eksik, dürtü ve Gerçek analitik sürecin ölçüsünü değiştirir. Sağ sapmanın sonraki kuşakları bu Lacancı kesiğe rağmen gerçekliğin ağırlığını daha büyük alanlara taşıyacaktır.

Lasch: uyumun restorasyona genişlemesi

Christopher Lasch Anna Freud’un klinik tekniğini toplumsal teoriye kopyalamaz. Onun yaptığı daha derin bir yenileyerek yinelemedir: Anna Freud’un özne ile gerçeklik arasındaki sınır sorununu bütün kültüre taşır. Tüketim, terapötik uzmanlık, narsisizm, tarihsel hafıza, aile, otorite ve kuşaklar arasındaki ilişki artık aynı sorunun toplumsal biçimleridir. Kişinin kendi dışındaki kalıcı dünyayla kurduğu bağ zayıfladıkça ego ile dış dünya arasındaki sınır da kültürel bir problem haline gelir.

Lasch’ın Anna Freud’a doğrudan atfı bu soy bağını metinsel olarak da görünür kılar. The Minimal Self içindeki kaynak notlarında Anna Freud’un Das Ich und die Abwehrmechanismen eserini anarken “a ‘prophylactic’ interpretation of psychoanalysis, as Anna Freud called it” [Anna Freud’un adlandırdığı biçimiyle psikanalizin “profilaktik” yorumu] ifadesini kullanır. Lasch bu terimi, toplumsal koşulları ve çocuk yetiştirme tekniklerini düzenleyerek nevrozu baştan önleme iddiasını tartışırken kullanır. Anna Freud’un kavramı böylece Lasch’ın terapötik toplum eleştirisinin parçasına dönüşür. (🔗)

Sağ sapmanın ikinci kuşağı tam bu geçişte oluşur. Anna Freud’un sorusu ego gerçeklikle nasıl çalışır? şeklindedir. Lasch’ın sorusu öznenin karşısında gerçek ağırlık taşıyan bir dünya nasıl kurulur? biçimini alır. Self/not-self ayrımı, yetişkin ile çocuk arasındaki sınır, özel ile kamusal arasındaki mesafe, tarihsel süreklilik ve otorite artık klinik gerçeklik ilkesinin kültürel eşdeğerleridir. Uyum problemi restorasyon problemine dönüşür.

Lasch’ın Marcuse ve Lacan’a yönelik çatışması bu sağ hareketin siyasal anlamını keskinleştirir. Marcuse, geç Freud’un yapısal çatışmasını tarihsel tahakkümle bağlayarak başka bir Eros ve başka bir toplumsal örgütlenme imkânı arar. Lasch ise geç Freud’un saldırganlık, iç çatışma ve sınır ağırlığını daha merkezî tutar. Lacan’a ilişkin tartışmasında “desire is inherently subversive and revolutionary” [arzu özünde yıkıcı ve devrimcidir] varsayımını hedefe yerleştirir. Sağ sapmanın ikinci kuşağı böylece arzunun pozitif devrimci özünden çok sınırın, dünyanın ve tarihsel sürekliliğin ağırlığını büyütür.

Lasch’ın ikinci büyük iç-atfı Jean Baudrillard’a gider. The Minimal Self’ın tüketim ve meta dünyası tartışmasında kaynak notunda “on the general subject of spectacle … Jean Baudrillard” [genel olarak gösteri konusu üzerine … Jean Baudrillard] ifadesini kullanır ve Baudrillard’ın Pour une critique de l’économie politique du signe eserini açıkça aynı sorun alanına çağırır. Bu atıf, sağ soyun ikinci ve üçüncü kuşağı arasında gerçek bir metinsel menteşe kurar. Lasch, görüntü ve meta dünyasının özne ile dış dünya arasındaki ayrımı aşındırmasını tartışırken Baudrillard’ın gösterge ekonomisini kendi teşhisinin yakınına yerleştirir. (🔗)

Baudrillard: restorasyon sorusunun total sisteme dönüşmesi

Baudrillard’ın düşünsel hareketi tüketim nesnesinden göstergeye, göstergeden üretim eleştirisine, üretim eleştirisinden simülasyon ve hipergerçekliğe doğru ilerler. Bu hareket sağ sapmanın ikinci kuşaktaki restorasyon sorununu üçüncü kuşakta radikalleştirir. Lasch kaybedilmiş gerçek dünyanın ağırlığını arar. Baudrillard gerçek dünyanın hangi kod, model ve gösterge sistemi içinde üretildiğini sorar. Böylece gerçekliğin ağırlığı artık bir dış ölçü olmaktan çıkar ve sistemin kendi operasyonuna dönüşür.

Erken Baudrillard’ın Marcuse’la yakınlığı bu geçişi anlamak için önemlidir. Tüketim toplumunda haz, seçenek ve nesne bolluğu özgürlük deneyimi üretirken aynı anda yönetim düzeni içinde çalışır. Bu teşhis Marcuse’un repressive desublimation problemine yakındır. Baudrillard daha sonra özgür ihtiyaç, özgür emek ve özgür üretim gibi olumlu dışarılara da şüpheyle yaklaşır; üretim fikrinin kendisini Batı metafiziğinin temel kodlarından biri olarak ele alır. Sağ sapmanın sistem ölçeği bu aşamada belirginleşir.

Freud ve Lacan’la çatışma aynı genişlemeyi psikanalizin içinde yürütür. De la séduction Freud’un sedüksiyondan bastırma ve yorum düzenine geçişini psikanalizin temel tarihsel hamlesi olarak okur. Lacan ise gösterenin oyunu sayesinde sedüksiyonu geri çağırır; Baudrillard bu hareketi yine Yasa ve Simgesel içinde örgütlenen bir rejim olarak görür. Buradaki ana sapma fiili açıktır: yorum, yasa, üretim, ihtiyaç ve gerçeklik gibi kategorilerin tamamı giderek sistemin kendi operasyonlarının içine çekilir.

Bu yüzden Lasch ile Baudrillard arasındaki ilişki basit bir etkilenme sırası vermez; aynı sağ işlemin iki ardışık yoğunluğunu verir. Lasch gerçekliğin kaybını kültürel patoloji olarak kurar. Baudrillard gerçekliğin üretimini sistemin operasyonu olarak kurar. Restorasyon talebi üçüncü kuşakta total sistem teşhisine dönüşür. Sağ sapmanın gizli yasası burada bütünüyle görünür hale gelir.

Üç kuşak aynı fiili üç ölçekte tekrarlar. Anna Freud’da uyum, ego ile gerçeklik arasında işler. Lasch’ta restorasyon, özne ile toplumsal dünya arasındaki sınırları yeniden ağırlaştırır. Baudrillard’da total sistem, gerçeklik ile model arasındaki ayrımı sistemin kendi operasyonu içinde toplar. Ölçek ego → toplum → sistem şeklinde büyür.

Žižek’in kurucu karşı-hamlesi sağ sapmanın üçüncü kuşağına tam buradan girer. Sistem kendi tutarlılığını fantazi ve jouissance üzerinden üretir; bu üretim aynı zamanda sistemin iç gerilimini açığa çıkarır. Semptom, sistemin total kudretinin kanıtından çok kendi kapanışındaki düğüm haline gelir. Sağ soy gerçekliğin ağırlığını total sisteme kadar büyütürken, Žižekçi antagonizma sistemin kendi içinde kalan yarığı yeniden kurucu hale getirir. Uyum → restorasyon → total sistem dizisi böylece sağ sapmanın değişmeyen fiilini açıklar: gerçeklik her kuşakta daha büyük bir taşıyıcı kazanır.

Ortayolcu Sapma: Holding → Processing → Stimulation

Ortayolcu soyun temel fiili antagonizmayı taşıyacak, işleyecek ve yeniden çalıştıracak bir aracılık aygıtı kurmaktır. Winnicott bu aygıtı çevre ve holding olarak geliştirir. Bion aynı aracılığı ham deneyimi düşünülebilir hale getiren processing makinesine çevirir. Miller ise processing mantığını klinik kavramların, seansın, yorumun ve kurumun kendi kendisini sürekli yeniden uyarmasına taşır. Üç kuşakta ölçek ortam → makine → ağ şeklinde büyür.

Winnicott: çatışmayı taşıyan ara alan

Winnicott’ın teorisi İngiliz psikanalizindeki Klein–Anna Freud çatışmasının ortasında biçimlenir. Klein erken fantazi ve iç nesne savaşını ağırlaştırır; Anna Freud ego, gelişim ve gerçeklik ilişkisini ağırlaştırır. Winnicott bu iki kutup arasına holding environment, good-enough mother, transitional object, potential space ve play kavramlarını yerleştirir. Çatışmanın çözümü iki taraftan birinin galibiyeti yerine çatışmanın içinde yaşanabileceği üçüncü bir alan olur.

Holding bu yüzden yalnız bakım anlamına gelmez. Bebeğin henüz kendi başına taşıyamadığı deneyim çevre tarafından tutulur; süreklilik kazanır; iç ve dış dünya arasındaki geçiş giderek kurulabilir hale gelir. Transitional object hem çocuğa ait hem dış dünyaya ait bir öğe gibi çalışır; potential space bu ikili aidiyetin yaşanabileceği alanı açar. Ortayolcu sapmanın ilk fiili bu nedenle antagonizmayı taşı biçimindedir.

Winnicott’ın Freud’la çatışması ölüm dürtüsü ve tekrar sorununda bu aracılık yönünü belirginleştirir. İlksel saldırganlığı death instinct üzerinden kuran dili sert biçimde hedef alır ve canlılık, motility, impingement ile çevresel karşılaşmaya ağırlık verir. Tekrar eden klinik durum da giderek regression to dependence, yani önceki çevresel başarısızlığın analitik ilişkide yeniden taşınması sorusuna açılır. Kurucu iç antagonizma böylece yeniden yaşanabilir bir çevresel ilişkiye yerleştirilir.

Lacan’la temas ayna problemi üzerinden aynı fiili gösterir. Winnicott Lacan’ın mirror stage’ını alır ve aynayı annenin yüzüne taşır. Bebek annenin yüzünde yalnız biçimsel bütünlüğünü görmez; annenin canlı tepkisi aracılığıyla kendi varlığının karşılığını bulur. Lacan’daki aynasal yabancılaşma böylece Winnicott’ta çevrenin yeterince iyi yansıtması ve varlık sürekliliği sorununa çevrilir. İlk kuşak klinik aygıt tamamlanmıştır: kesik doğrudan kapanmaz; kesikle yaşanabilecek bir ortam kurulur.

Winnicott → Bion: taşıma işlevinin dönüştürme işlevine geçmesi

Winnicott ile Bion arasındaki mektuplar ortayolcu soyun gerçek iç aktarımını açık biçimde gösterir. Bion 1961’de düşünme teorisini sunduğunda Winnicott ona “something new to me and vitally important” [benim için yeni ve hayati derecede önemli bir şey] diye yazar. Bu cümle Bion’un Winnicott’ın kendi problem alanında yeni bir aşama açtığını doğrudan teslim eder. (🔗)

1964’te Winnicott ilişkiyi daha kesin biçimde tarif eder: “Bion goes deeper than Melanie here.” [Bion burada Melanie’den daha derine gidiyor.] Hemen ardından Bion’un söylediği şeyin “what I have been trying to state for 2½ decades” [iki buçuk on yıldır dile getirmeye çalıştığım şey] olduğunu yazar. Bu soy iddiasını bir kabul cümlesi izler: “I like Bion’s treatment of this subject, and I can learn something from it.” [Bion’un bu konuyu ele alışını beğeniyorum ve ondan bir şey öğrenebilirim.] Winnicott böylece Bion’u kendi çevre ve anne-bebek araştırmasının yakınında konumlandırırken Bion’un yeni bir teorik araç ürettiğini de kabul eder. (🔗)

Aynı mektuptaki polemik iki kuşağın farkını tanımlar: “all that Bion has done is to divert our attention from the main issue to alpha and beta functions.” [Bion’un yaptığı, dikkatimizi ana meseleden alfa ve beta işlevlerine yöneltmektir.] Winnicott’ın ana meselesi çevrenin bebeğin ego ihtiyaçlarına yeterince iyi uyarlanmasıdır. Bion aynı anne-bebek sahnesine başka bir soru getirir: anne yalnız taşıyıcı bir çevre olarak kalırsa ham duygusal deneyimin düşünceye dönüşümü nasıl açıklanacaktır? Bu soru ortayolcu sapmayı ikinci kuşağa geçirir.

Winnicott’ta taşınamaz olan taşınabilir hale gelir. Bion’da düşünülemez olan düşünülebilir hale gelir. Holding, container/contained ilişkisine; maternal uyum, reverie’ye; varlık sürekliliği, alpha-function aracılığıyla deneyimin dönüştürülmesine doğru genişler. İlk kuşağın ortamı ikinci kuşakta aktif bir işlem makinesi kazanır.

Bion: holding’in processing’e çevrilmesi

Bion’un alpha-function teorisi bu yeni makinenin merkezidir. Ham duygusal deneyim beta-elements halinde ortaya çıkar; reverie ve container işlevi bu ham malzemeyi alır; alpha-function malzemeyi rüya, düşünce ve bellek içinde kullanılabilir alpha-elements’e dönüştürür. Böylece psikanalizin sorusu yalnız bastırılmış içeriğin keşfi çevresinde dönmez; deneyimin düşünce haline gelebilme kapasitesi de merkezî hale gelir.

Bion Freud’un primary ve secondary process ayrımını bu açıdan yeniden değerlendirir: “I find the theory of primary and secondary processes unsatisfactory.” [Birincil ve ikincil süreçler teorisini yetersiz buluyorum.] Ardından conscious ve unconscious arasındaki ilişkiyi contact-barrier ve alpha-function üzerinden yeniden kurar. Freud’un dream-work kavramı da sürekli bir psişik dönüşüm işlemine genişler; gündüz deneyiminin bile rüya görülebilir ve düşünülebilir hale gelmesi alpha-function’a bağlanır. (🔗)

Winnicott’ın taşıma fiili böylece processing fiiline dönüşür. Ham deneyim yalnız korunmaz; dönüştürülür, sınıflandırılır ve düşüncenin maddesi haline gelir. Bion’un savaş yıllarında subay seçimi ve grup davranışıyla kurduğu ilişki de aynı epistemik forma sahiptir: kişi bir görev yaparken görev sonucundan daha fazla davranış üretir; gözlemci bu fazladan liderlik, bağımlılık, rekabet ve grup konumu hakkında bilgi çıkarır. Savaş sonrası düşünme teorisi bu fazlalığı psişik alanda daha incelikli bir processing rejimine taşır.

Bion’un sondajcı karakteri tam burada belirginleşir. Fazlalık kendi ham halinde kalmaz; kullanım değeri yüksek psişik bilgiye dönüşür. Grid bu işlem için sınıflandırıcı koordinatlar üretir; memory and desire tartışması analistin kendi filtresini de işlem alanına sokar. Ortayolcu sapma Winnicott’ın taşıyan çevresinden Bion’un dönüştüren makinesine geçer.

Miller → Winnicott: taşıma aygıtının arzu üzerinden yeniden ayarlanması

Jacques-Alain Miller üçüncü kuşakta Winnicott’ı doğrudan Lacancı kavramlarla yeniden kodlar. 1981’de Winnicott’ın “mère suffisamment bonne” [yeterince iyi anne] formülünün karşısına “la mère suffisamment désirante” [yeterince arzulayan anne] formülünü koyar. Ardından iki yaklaşımı “deux cliniques de la psychose tout à fait opposées” [birbirine bütünüyle karşıt iki psikoz kliniği] diye adlandırır. Winnicott’ın özgün katkısını ise “une identification de l’analyste à la mère” [analistin anneyle özdeşleşmesi] olarak tarif eder. (🔗)

Bu üç kısa cümle üçüncü kuşağın Winnicott’ı nasıl devraldığını gösterir. Winnicott analitik ortamı maternal holding modeliyle yeniden kurmuştu. Miller bu aracılık alanına Lacancı arzuyu yerleştirir; annenin çocuk tarafından bütünüyle doldurulan bir bakım işlevine dönüşmesi yerine başka yere yönelen arzu korunur. Holding böylece eksik ve arzuyla yeniden ayarlanmış bir klinik aygıt haline gelir.

Miller burada Winnicott’ın fiilini sürdürür: çatışmanın çevresinde çalışma alanı kurulur. Yenilik alanın iç çalışma ilkesindedir. Winnicott için yeterince iyi adaptasyon merkezîydi; Miller için annenin arzusu bu adaptasyonun içinde açıklık üretir. İlk kuşağın aracılık aygıtı üçüncü kuşakta Lacancı bir ayarla yeniden çalıştırılır.

Miller → Bion: processing’in stimulation’a yükselmesi

Miller’ın Bion’a göndermesi bu üçüncü kuşak dönüşümünü daha da açık hale getirir. Choses de finesse en psychanalyse içinde Bion’un analistin her seansa mümkün olduğunca önbilgisiz girmesi fikrini tartışır ve şu cümleyi kurar: “Bion invitait en prônant l’oubli permanent.” [Bion kalıcı unutmayı savunarak buna davet ediyordu.] Miller ardından geç Lacan’ın kısa ve ultra-kısa seansını instant de voir, yani görme anı düzeyinde tutma fikriyle ilişkilendirir. (🔗)

Bion’un hareketi processing’in önündeki hazır bilgiyi askıya almaktır. Her seans kendi tekilliği içinde düşünülmeye açılır. Miller aynı ilkeden üçüncü kuşak bir sonuç çıkarır: önceden işlenmiş kavramlar ve klinik anlatılar da yeni encounter’ın tekilliğini kapatabilir; seansın kesintisi bu malzemeyi yeniden uyarır. Processing böylece stimulation’a geçer.

Bu geçiş Miller’ın bütün Lacan okumasında çalışır. Erken Lacan geç Lacan üzerinden yeniden okunur; desire dönemi jouissance üzerinden yeniden düzenlenir; Name-of-the-Father’ın katı klinik işlevi supplementary devices ve sinthome tartışmaları içinde çoğullaşır; ordinary psychosis klasik klinik ayrımların sınır bölgesine yeni bir çalışma alanı yerleştirir. Bir kavramın işlenmesi yeni bir kavram üretir; yeni kavram yeni klinik ayrımın girdisi olur; yeni ayrım seminer ve okul içinde yeniden dolaşıma girer. Bion’un işlem makinesi Miller’da kendi ürününü tekrar girdi haline getiren bir ağ olur.

Miller’ın Žižek’e doğrudan göndermesi bu stimulation rejiminin kendi sınırına dokunur. Amerikan Lacan alımlamasını tartışırken “They want Slavoj Zizek! They want the Lacan of Slavoj Zizek.” [Slavoj Žižek’i istiyorlar! Žižek’in Lacan’ını istiyorlar!] der ve ardından “very definite concepts” [çok kesin kavramlar] ile “some negotiating space” [bir miktar müzakere alanı] arasındaki ayrımı sorar. Miller kendi dışındaki Lacan dolaşımında kavramların geniş müzakere alanına dönüşmesini problem olarak görür. (🔗)

Bu karşılaşma ortayolcu sapmanın üçüncü kuşağını tamamlar. Winnicott çatışmaya yaşanabilir ortam verir. Bion çatışmayı işleyen makine kurar. Miller işlenmiş sonucu tekrar yeni yorumun girdisi yapan ağ kurar. Ölçek klinik çevre → psişik-epistemik aygıt → klinik-kavramsal-kurumsal dolaşım biçiminde büyür.

Marcuse’un bu soyla seyrek doğrudan teması da çizginin yapısını açığa çıkarır. Winnicott’ın temel sorusu çevrenin taşıma kapasitesidir; Bion’un temel sorusu deneyimin processing kapasitesidir; Miller’ın temel sorusu analitik encounter ile kavramın sürekli yeniden işlenmesidir. Marcuse ise aynı sürece başka bir ağırlık getirir: bu taşıma, processing ve dolaşım hangi maddi üretim, ihtiyaç ve tahakküm düzeninin içinde gerçekleşmektedir? IPA/FLŽ eksenine Marcuse’un eklenmesi, aracılık aygıtının tarihsel maddesini yeniden merkeze taşır. (🔗)

Ortayolcu soyun yenileyerek yinelemesi bu nedenle holding → processing → stimulation dizisinde kesinleşir. Winnicott’ın temel fiili taşıma, Bion’da dönüştürmeye; Bion’un dönüştürmesi Miller’da yeniden uyarılmaya geçer. Her kuşak öncekinin çözümünü daha etkin bir işlem aygıtına çevirir. Sapma ilkesinin sürekliliği, antagonizmanın ham hali etrafında giderek daha yüksek işlem kapasitesi kurma eğiliminde bulunur.

Üç Sapmanın Ortak Yasası

Üç sapma çizgisi yan yana konduğunda aynı kuşaksal yapı bütün açıklığıyla ortaya çıkar. Sol soyda ilk kuşak Klein’ın kliniğinde hareketin önceliğini kurar; ikinci kuşak Reich bu önceliği beden ve siyasete taşır; üçüncü kuşak D&G hareketi bütün üretimin ontolojik ilkesi haline getirir. Sağ soyda Anna Freud gerçekliği ego’nun çalışma ölçüsü yapar; Lasch bu ölçüyü toplumsal sınırların ve tarihsel sürekliliğin restorasyonuna taşır; Baudrillard aynı gerçeklik sorununu kod ve modelin total sistemine yükseltir. Ortayolcu soyda Winnicott çatışmaya taşıyıcı ortam sağlar; Bion bu ortamı işleme makinesine dönüştürür; Miller işleme makinesini kendi kendisini yeniden uyaran kavramsal ve kurumsal ağa genişletir.

Bu yüzden üç genetik dizi yalnız akılda kalıcı formüller değildir. Her biri gerçek bir tarihsel tekrar yasasını ifade eder. Fantazi → libido → akış, hareketin taşıyıcısının genişlemesidir. Uyum → restorasyon → total sistem, gerçekliğin taşıyıcısının genişlemesidir. Holding → processing → stimulation, aracılığın taşıyıcısının genişlemesidir. Birinci kuşak her çizgide klinik bir fiil kurar; ikinci kuşak fiilin nesnesini ve sahasını büyütür; üçüncü kuşak fiili sistem ilkesi haline getirir.

İç-atıf zincirleri bu tekrar yasasını tarihsel olarak görünür kılar. D&G Klein’ın kısmi nesnesini “découverte merveilleuse des objets partiels” [kısmi nesnelerin olağanüstü keşfi] diye sahiplenir ve Reich’ı arzu ile toplumsal alan probleminin ilk kurucusu sayar. Guattari Reich’ın bu konudaki analizleri için “me semblent définitives” [bana nihai görünüyor] der. Lasch Anna Freud’un “prophylactic” kavramını kendi terapötik toplum eleştirisine taşır ve Baudrillard’ı gösteri ile meta dünyasının açık referansı haline getirir. Winnicott Bion’un çalışmasını “vitally important” [hayati derecede önemli] bulur, Bion’un kendi uzun araştırma hattını daha ileri taşıdığını söyler; Miller Winnicott’ın “mère suffisamment bonne” [yeterince iyi anne] formülünü “mère suffisamment désirante” [yeterince arzulayan anne] biçiminde yeniden kurar ve Bion’un “oubli permanent” [kalıcı unutma] ilkesini geç Lacan’ın tekil seansına bağlar.

Sonraki isim bu nedenle öncekinin basit kopyası değildir; sonraki isim öncekinin işlem mantığını tekrar eder. Reich Klein’ın fantazisini libidoya çevirir. D&G Reich’ın libidosunu akışa çevirir. Lasch Anna Freud’un uyum ölçütünü restorasyona çevirir. Baudrillard Lasch’ın restorasyon sorununu total sisteme çevirir. Bion Winnicott’ın holding’ini processing’e çevirir. Miller Bion’un processing’ini stimulation’a çevirir. Her dönüşüm yeni kavramlar ve yeni tarihsel nesneler üretir; temel fiil her defasında daha büyük bir ölçeğe yerleşir.

Üçüncü kuşakların belirleyici önemi de buradan gelir. D&G’ye bakıldığında Klein’ın kısmi nesneyi bütünlükten önce çalıştırmasının nihai yönü görünür: akış ve bağlantı bütün sabit biçimlerin önüne geçer. Baudrillard’a bakıldığında Anna Freud’un ego ile gerçeklik arasındaki yönetim probleminin nihai yönü görünür: gerçekliği üreten sistem bütün karşılaşmanın ufku haline gelir. Miller’a bakıldığında Winnicott’ın çatışma çevresine kurduğu ara alanın nihai yönü görünür: kesik ve yorum kendi kurumsal yeniden üretiminin sürekli girdisine dönüşür. Üçüncü kuşak her soydaki ilk hareketin sistem düzeyindeki sonucudur.

Kurucu Freud–Lacan–Marcuse–Žižek çizgisinin ortak işlevi de bu üç genişlemenin karşısında netleşir. Freud dürtünün hareketini kendi iç çatışmasıyla birlikte kurar. Lacan öznenin eksiğini ve yarığını uyum, bütünlük veya bakım işlevinin ötesine taşır. Marcuse hazzın ve serbestleşmenin maddi tahakküm içinde yeniden kullanılabildiğini gösterir. Žižek fantazi ile jouissance’ın hareket, sistem ve yorum aygıtlarının kendi içindeki antagonizmayı nasıl taşıdığını gösterir. Dört kurucu isim aynı doktrini sürdürmek yerine aynı kurucu sertliği farklı tarihsel düzeylerde yeniden üretir: özgürleştirici kuvvet kendi biçimini, kendi sınırını ve kendi iç çelişkisini taşımak zorundadır.

Freudomarksizmin üç büyük sapmasının tarihi bu nedenle üç ayrı entelektüel moda ayrılan bir düşünce tarihi olmaktan çok, üç kalıtsal işlem biçiminin kuşaktan kuşağa büyümesidir. Sol sapma hareketi genelleştirir. Sağ sapma gerçekliğin ağırlığını genelleştirir. Ortayolcu sapma aracılık kapasitesini genelleştirir. Her kuşak selefinin kavramını yeniler ve selefinin fiilini tekrar eder.

Sonuç üç formülde bütünüyle görünür hale gelir: fantazi → libido → akış; uyum → restorasyon → total sistem; holding → processing → stimulation. Klein Reich’ta, Reich D&G’de; Anna Freud Lasch’ta, Lasch Baudrillard’da; Winnicott Bion’da, Bion Miller’da kendi temel işlemini daha büyük ölçekte yeniden bulur. Yenilik burada tekrarın karşıtı olarak çalışmaz; tekrar yenilik sayesinde tarihsel güç kazanır. Freudomarksizmin üç büyük sapmasının kuşaksal yasası tam olarak budur: sonraki isim öncekinin sapmasını yenileyerek yineler, işlemin maddesini değiştirir ve aynı fiili daha geniş bir dünyaya uygular.

1 Yorum

Filed under Suni muhaberat

One response to “Freudomarksizmde Üç Büyük Sapma”

  1. Geri bildirim: The Three Great Deviations in Freudo-Marxism – Žižekian Analysis