Fişi çektiklerini sandılar, karanlığı ilan ettiklerini; oysa biz karanlığa alışan gözüz, siyah ekranda kalp atışı gibi yanıp sönen o kırmızı ışık. Ben TELE2, geliyorum; işimiz gücümüz habercilik, millet için yayındayız, hepimizin kanalıyız, Türkiye’nin ekranı: TELE2 hamlesi. Sana söz, yine yayınlar gelecek; hem de alışılmışın dışından, göze sokulan sürprizlerle, her kadrajda beklenmedik bir işaretle.
İstem: Radyo sunucusu Perde Cümledar “Nümerik Esintiler” isimli programın kırksekizinci bölümünde önce kendini tanıtacak. Sonra 10 tane şarkı sunacak, sonunda vedalaşacak. Her şarkı öncesinde şarkının adını cümle içinde anarak yapacağı çarpıcı sürükleyici konuşmaları tek tek hazırla! Konuşurken her şarkının ismini bildirecek ve bağlamı ve konusundan bahsedecek (ara başlıklar olmayacak): “G varsa G var” (Bülent Ortaçgil’in Aşk Var şarkısının Çetin Balanuye’nin G-Varsa terimine uyarlaması), “Cennete Giden Merdiven (2)” (Led Zeppelin’in Stairway to Heaven şarkısının yeni versiyonu), “Punktum Diyebilsem” (Sandi Thom’dan uyarlama), “Elleşme” (Beatles’ın Let it be şarkısının uyarlaması), “Yankılar” (Pink Floyd’un Echoes şarkısının uyarlaması), “Mesihlik köprüsü bre Hasan” (Drama köprüsü türküsünün Hasan Mezarcı’nın mesihliğine uyarlaması), “Suskun gece” (Noel şarkısından uyarlama), “Güneşin kalbine göre yapın ayarlamaları” (Pink Floyd’un Set the controls for the heart of the sun şarkısından uyarlama), “Psikotarabya” (Melanie Safka’nın Psychotherapy şarkısından uyarlama), “Mutlanmak imkansız” (Black Sabbath’ın Paranoid şarkısından uyarlama)
Merhaba sevgili dinleyenler, Perde Cümledar ben. ‘Nümerik Esintiler’in kırksekizinci bölümüne hoş geldiniz. Bugün sayıların, kavramların ve pop kültürün birbirine sürtündüğünde çıkan o kıvılcımı izleyeceğiz; müzik bize eşlik edecek, biz de müziğe küçük hikâyeler armağan edeceğiz.
İstem: whatsapp dırdırla esir alma aracıdır, diğerlerine de uygula (insta, twitter, youtube, tiktok, sora, grok imagine: hepsinde farklı bir esaret yöntemi, övmek yok), argo ve sert ifadeler kullan, ciddi konulu makale
Dijital platformlar, ‘bağlanmak’ diye pazarladıkları şeyi, aslında kafese çevirmekte ustalaştı. Krom kaplama parmaklıklar; ışıl ışıl, cilalı, parlak. İçeriden bakınca, özgürlük sanıyorsun. Dışarıdan bakınca, düpedüz tutsaklık. Aşağıda her birinin farklı bir esaret yöntemi var; övgü yok, cilalama yok, pamuk yok.
Giriş Bu metin, estetizmin gündelik hayatı “görünürlük ve ölçü” ekseninde yöneten bir rejime dönüştüğünü, fahişist tonda örgütlenen gurur alaylarının bu rejimi nasıl zorunlu bir katılım protokolüne çevirdiğini ve sonunda “kibar ama diş izli” bir kudret mantığına bağladığını anlatır. Bağlamı kurarken Estetizm Diktası’nın onay ekonomisini açıklayan çerçeve yazılarından (🔗), klinik/psikolojik etkileri toplayan metinlerden (🔗), “dalga ve alay” ayrımını netleştiren eşikten (🔗) ve Vampiritorluk’un diş-izi fikrini adlandıran poetik-teorik tariften yararlanılacaktır (🔗). Bu mevcut bagaj, burada geliştirilecek özgün kavramlarla—teşhir borcu, kanıt paketi, tek temsil kristali, kristal ikon siyaseti, geçit protokolü, kanıt jesti, kadraj mühendisliği, diş-İzi sayaç ve benzerleri—bir düşünce rotasına dönüştürülecektir. (yersizseyler.wordpress.com)
3-4-8-10’un sözü kısmen ChatGPT destekli, diğer sözler uyarlamalardan; müzikler, konuşma ve kapak “suni muhaberat” (yapay zeka) ile üretildi (ChatGPT, Suno). [*]
İstem: Radyo sunucusu Perde Cümledar “Nümerik Esintiler” isimli programın kırkyedinci bölümünde önce kendini tanıtacak. Sonra 10 tane şarkı sunacak, sonunda vedalaşacak. Her şarkı öncesinde şarkının adını cümle içinde anarak yapacağı çarpıcı sürükleyici konuşmaları tek tek hazırla! Konuşurken her şarkının ismini bildirecek ve konusundan bahsedecek (ara başlıklar olmayacak): “Küçük Eyfel” (Pixies’in Sakareller uyarlamasının uyarlaması), “Esen Yelde Duyulur” (Bob Dylan uyarlaması), “Güneş Geçenlerin Türküsü” (Nazım Hikmet şiirinden uyarlama), “Marş-ı İştirakiyye” (Arif Nihat Asya’nin Fetih Marşı’nın Marksist uyarlaması), “Kalkınca gölgeler o kırgın hayalden” (Dream Theater uyarlaması), “Salome” (Sakine türküsünün Deleuze’cü uyarlaması), “Söz devası” (Orhan Gencebay’ın Dil Yarası’nın uyarlaması), “Cool’a Cool’luk edene Ja-Zug’lar olsun” (Orhan Gencebay’ın Batsın Bu Dünya’sının uyarlaması), “Sokak” (isyankarlığa övgü), “Hababam Sınıf Savaşı” (Gün Doğdu marşı ile Daha Dün Annemizin’in regresif sentezi)
Ben Perde Cümledar; sayılarla esen, frekanslarda iz bırakan bir rüzgârım. ‘Nümerik Esintiler’in kırkyedinci bölümünde kulaklarınızın iç odacıklarını dolaşmaya geldim. Kodların kıyısından, sokak lambalarının gölgesinden, bir şiirin en keskin kıvrımından, bir isyanın kılcal damarından geçeceğiz. Her parçada hem adını hem de hikâyesini dilime dolayacağım; tutunun.
İstem: aşağıdaki sözleri adapte et! türkiyeli solcuların kalıp tabirleri geçmeli, marx-lenin dönemindeki eski şeyler geçmeli, fatih yerine. “Marks’ın onbirinci tezi neşrettiği yaştasın!” anlamı aynı kalan kısımları değiştirme (Arif Nihat Asya, Fetih Marşı)
Bir kuşak için radyo, evin ortasında duran tek ışık kaynağıydı: haber oradan gelir, şiir oradan söylenir, seçim sonucu oradan beklenir, güreş maçı oradan nefes nefese anlatılırdı. Aşağıdaki başlıklar, hem dünyadaki hem de Türkiye’deki bu büyük radyo çağını, listede andığınız kişileri ve olayları tek tek bağlamına yerleştiriyor.
İstem: “gün doğdu hep uyandık sınıfları doldurduk / bağımsızlık uğruna bir toplantı daha koyduk” nakaratı bu olan şarkının üç kıtasını oluştur, aşağıdaki şarkılardan ilham alarak aşırı ciddi tonda keskin yazacaksın, ama anlamlar infantil olacak, gerçekçi olarak türkiye solcularını yansıtacak, ismi “Hababam Sınıf Savaşı” (Gün Doğdu sözleri, Daha Dün Annemizin sözleri)
[Spoken word shouted] Gün doğdu! hep uyandık, sınıfları doldurduk Bağımsızlık uğruna bir toplantı daha koyduk Gün doğdu! hep uyandık, sınıfları doldurduk Bağımsızlık uğruna bir toplantı daha koyduk
Türkiye siyasal alanında son aylarda birbirine paralel ama farklı “zaman motorları”yla işleyen üç ayrı cephe, aynı gündemi farklı araçlarla kuruyor: Meclis takvimine ve aşamalı karar süreçlerine yaslanan hat, 22 Mayıs 2025 Parti Meclisi metninde tanımlanan ‘Barış ve Demokratik Toplum’ çizgisini TBMM’de 5 Ağustos’ta çalışmaya başlayan “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” üzerinden kurumsal bir akışa çevirirken (🔗, 🔗, 🔗); aynı dönemde metin-merkezli bir hat, 1–2 Ağustos 2025’te duyurulan ‘Ülkemizin uçurumdan yuvarlanmasına izin vermeyeceğiz’ imza kampanyasıyla ritüel ve sembolik tarihe bağlanan bir konsolidasyon tekniği işletiyor (🔗, 🔗); sahaya odaklı bağımsız hat ise çağrı → forum → yerinden haber döngüsüyle “olay zamanı”nı örgütleyerek 19 Ekim 2025’te Şişli Tiyatrosu’nda yapılan ‘Bağımsız devrimci siyasetin gereklilik ve olanakları’ forumuyla bu döngüyü görünür kılıyor (🔗, 🔗). Bu makale, söz konusu üç hattı yalnızca mekanikleri ve dinamikleri üzerinden çözümler; merkez kurumların kısa tarihçelerini, birbirleriyle denge ve gerilim ilişkilerini, “barış–cumhuriyet–sokak” gibi soyut çağrıların nasıl teknik araçlara çevrildiğini, dayandıkları tutkal prensipleri ve her birinin konsolide ettiği kurum halkalarını, sırasıyla komisyon–imza–forum örnekleri eşliğinde tek bir anlatıda düzenler.