Terrabayt ve Kum Tanesi Olmak — Işık Barış Fidaner

(bağlam)

Terrabayt ismi aklıma hemen uzamsal-bileşimsel (spatial-combinatorial) ikilisini getiriyor [1]. Dünya uzamsal bir yerdir, bayt bileşimsel bir veridir ve bunlar birbirinden ayrılamaz; çünkü veri bir yere yazılmalı-işlenmelidir ve yer bir veride simgelenmelidir.

Terrabayt’ın ikinci çağrışımı, biricik olmanın iki şeklidir: Dünya gibi biricik olabilirsiniz, yani uzamsal anlamda gidilecek başka hiçbir yer yoktur; ya da kar tanesi gibi biricik olabilirsiniz, yani bileşimsel anlamda eşsiz bir varlıksınızdır, yeriniz doldurulamaz. Tabi bu ikisi eşit değildir, kar tanesi dünyanın gözünde değerlenir. Kar tanesi aynada gördüğüm bedenim olan “ideal ben” iken, dünya, bedenim ile özdeşim kurmama onay ve yetki veren “ben ideali”dir [2].

Okumaya devam et →

10 Yorum

Filed under Şey

Fetişçi Gizemi Bozmak ve Üçüncü Cinsiyet — Işık Barış Fidaner

Lacan’ın 20’nci seminerinin “Bilgi ve sahilik” başlıklı bölümündeki şema:

sema

Hem Esas-İmleyen (S1) hem de fallus (Φ) “imleneni olmayan imleyen” olarak tanımlanır ama bu ikisi aynı şey değildir. Esas-İmleyen, fallusun yazılmasıdır. Fallusun Esas-İmleyen şeklinde yazılması, eril kimlik taslamayı (masculine imposture) oluşturur [1]: Esas-İmleyen, herkesi iğdiş eden istisnai Erbaba’yı (Urvater: İlksel Baba) temsil eder. Esas-İmleyen, Simgesel’i kuran unsur olsa da; onun yazdığı fallus, Gerçek’in İmgelenmesidir, Simgesel’in ulaşamadığı kör noktadır (üçgen şemada bu görülüyor, ayrıca bkz [2]).

Okumaya devam et →

5 Yorum

Filed under Şey

İrade, Semptomun Gerçekliğine Tahammül Etme Gücüdür — Işık Barış Fidaner

Lacan’ın 20’nci seminerinin “Bilgi ve sahilik” başlıklı bölümü aşağıdaki şema ile açılır:

sema

Slavoj Žižek, Düşlemler Salgını kitabında bu şemayı aşağıdaki gibi açıklar:

Üçgenin üç köşesi Lacan’a göre insan evrenini yapılandıran üç temel boyutu temsil eder: Gerçek (simgeleşmeye direnen ‘sert’, travmatik gerçeklik), Simgesel (dil alanı, simgesel yapı ve iletişim alanı) ve İmgesel (dikkatimizi çeken ve özdeşim kurduğumuz imgelerin alanı). Üçgenin ortasındaki ‘J’ jouissance‘ı belirtir, yani bizi yutmakla tehdit eden travmatik/aşırı keyfiyeti belirtir, özne bu keyfiyete uygun bir mesafe koymak için umutsuzca çabalar (Poe’nun ‘Girdaba İniş’indeki kahramanın girdaba düşmekten zar zor kurtulması gibi). Üçgenin kenarlarındaki üç nesne ortadaki bu korkunç Şey’i ‘evcilleştirerek’, ‘normalleştirerek’ artık tehdit etmeyen bir şekilde algılamanın üç yolunu belirtir: S(Ⱥ) üstü çizili Öteki’nin (Autre) imleyenidir, simgesel düzenin bünyevi tutarsızlığına işaret eder, simgeleşmeye direnerek simgesel düzende ayırılara/çatlaklara ve kopuşlara sebep olan bir şey (jouissance) bulunduğuna işaret eder; a, Lacancı objet petit a, arzunun metonimik hareketini başlatan bileşen nesnedir (sapkınlıkta burun, ayak, saç); Φ ise imkansız Şey’i temsil eden afallatıcı imgedir (mesela noir evrenindeki femme fatale).

Bu şemayı yetkilenme ile bedenlenme açısından inceleyelim.

Okumaya devam et →

6 Yorum

Filed under Şey

Sahilik Arayışı İmleyen İşçilerine Emanettir — Işık Barış Fidaner

İngilizce’de bilim ve felsefenin oturduğu “true-false” ekseni, faydacılık ve ahlakçılığın oturduğu “right-wrong” ekseninden ayrıdır. Türkçede ise bu eksenlerin ikisine birden “doğru-yanlış” adı verilerek bilim ve felsefe faydacılık ve ahlakçılığa tabi kılınmıştır. Türkiye’de bilim ve felsefenin tarihte hiçbir zaman evrensel bir eksene oturduğu söylenemez, çünkü Türkiye’de bu disiplinleri benimseyen insanlar ister istemez konuştukları dil gereği “yanlışa karşı doğrunun yanında” duruş sergilemekle faydacılığın ve ahlakçılığın eksenine katılırlar.

Okumaya devam et →

11 Yorum

Filed under Şey

Fallus’un Ötesi — derleme

resim_2021-05-28_204613Yazılar tek tek linklerden ya da kitabın etiket sayfasından (Fallus’un Ötesi) okunabilir.

Işık Barış Fidaner

İçindekiler

— Fallus’un Katedilmesi

— En Distopik Romanımız Böyle Olsun!

— Fütursuz Çağa Karşı Sütur

— Yersiz Şeyler Neden Yersiz Şeyler?

— Simgesel Ayrılma ile Gerçek Ayrılma

— Soul Ruh Değil Candır

— Virtue, Erdem, Görce

— Merak ve Bilmezlik Tutkusu

— Arzu-Arıza Kompleksi Olarak Cıvıltı (Tweet)

— Signifier Neden Gösteren Değil İmleyen Olarak Çevrilmeli

— Çevirmenler, True’ya Doğru demeyelim, Sahi diyelim

— Çevirmenler, False’a Yanlış demeyelim, Fol diyelim

Diğer derlemeler

超 : aşmak

Yorum bırakın

Filed under Kitap, Makale

Simgesel Ayrılma ile Gerçek Ayrılma — Işık Barış Fidaner

Bağımsızlık ve koşullanma, siyasette iki temel kavramdır. Bunlar simgesel ilişkilerle, yani tasdiklenme ile ilgilidir. Bir kişi, kurum veya ülkenin bağımsız olduğu veya koşullanmış olduğu simgesel yolla tasdiklenebilir. Aslında aralarındaki fark tasdiğin yapılış şekliyle ilgilidir: Koşullanma, başkasının tasdiğine bağlı kalmaktır; bağımsızlık ise kendi kendini tasdik ettirmektir. Bu iki kavramın simgesel ilişkisi imleyenlerce (signifier) yönetildiği için, Lacan siyasal bağımsızlığı S1 simgesiyle, siyasal koşullanmayı ise S2 simgesiyle ifade eder. S1, bağımsız iktidarı ile kendisini tasdiklettiren Esas-İmleyen’dir. S2 ise S1 tarafından koşullandırılmış ve onun tasdiğine tabi olan bilgidir.

Okumaya devam et →

11 Yorum

Filed under Şey

Fallus’un Katedilmesi — Işık Barış Fidaner

🪞⚔️👁️ Post-Feminizm 🪞⚔️👁️

Mevcut toplumsal cinsiyet rejiminde geleneksel olarak erkek ile kadına tayin edilen rolleri iki kavram ile özetleyebiliriz: yetkilenme ile bedenlenme [1]. Psikanaliz, Ödipal gelişim sürecinde annenin çocuğun bedenlenmesine yardım ettiğini, babanın ise çocuğun yetkilenmesine yardım ettiğini anlatır [2]. Kadın ile erkeğe tayin edilen rolleri bu iki basit terimle birbirinden ayırt etmemiz, mevcut toplumsal cinsiyet rejimini gerekçelendirmek veya doğallaştırmak anlamına gelmez; aksine bu rejimin inkar edilen olumsal temelini açığa çıkarmak ve analiz edilmesini sağlamak anlamına gelir, zira dili oluşturan kelimeler de aynı ayırt ettikleri cinsiyet rolleri gibi olumsaldır. Kullandığımız kelimeler, aynı psikanalizin rüya yorumlarında olduğu gibi, analiz edilen toplumsal cinsiyet rejimini yorumlanacak bir semptom şekline sokmamızı sağlar.

Okumaya devam et →

21 Yorum

Filed under Şey

Arzu-Arıza Kompleksi Olarak Cıvıltı (Tweet) — Işık Barış Fidaner

Lacan’a göre sadece yolunda gitmeyen şeylere “sebep” aranır (11’inci seminer). Sebep, sebepselliğin (sebep-sonuç ilişkilerinin) “doğal” akışını bozan bir şeydir. Yani sistemi bozan arızalara sebep aranır. Ama bu işin nesnel yanıdır; bunun bir de öznel yanı vardır, o da psikanalizin açığa çıkardığı gibi, iradeyi bozan arzulardır. Arzu ile arıza birlikte psikanalitik semptomu (parapraksis) oluşturur [1].

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Şey

Merak ve Bilmezlik Tutkusu — Işık Barış Fidaner

Merak, bilme arzusu demektir. Peki merak ne içindir? Merak hep bir yarar mı gözetir, yani edineceği bilgiden faydalanmayı mı öngörür, yoksa saf bir merak, “merak için merak” (mesela “bilimsel merak”) diye bir şey var mıdır? Freud’a göre merak saf halde ortaya çıkmaz, “hayati bir lüzum” merakı tahrik etmiştir:

[Doğan kardeşinin ebeveynlerin bakım ve ilgisini ondan uzaklaştıracağına dair] his ve endişelerin tahriki ile, çocuk artık hayatın ilk büyük sorunu ile meşgul olur ve kendine şu soruyu sorar: “Bebekler nereden gelir?” – kuşkusuz bu sorunun ilk hali şöyledir: “Bu tikel, işgalci bebek nereden geldi?” Mit ve efsanelerin sayısız bilmecelerinde bu ilk bilmecenin yankılarını duyar gibi oluruz. Sorunun kendisi, her araştırma gibi, hayati bir lüzumun ürünüdür, adeta düşünüşe bu gibi korkulan olayların yinelenmesini önleme görevi verilmiş gibidir. Gelin biz yine de çocuğun düşünüşünün kısa süre sonra bu tahrikten bağımsızlaştığını ve o andan itibaren kendi kendisini sürdüren bir araştırma dürtüsü olarak işlemeye devam ettiğini varsayalım. (Sigmund Freud, 1908, Çocukların Cinsel Kuramları Üzerine)

Okumaya devam et →

9 Yorum

Filed under Şey

Soul Ruh Değil Candır — Işık Barış Fidaner

İngilizcede “(insan olmayan) hayvanların canı var mı yok mu?” sorusu ciddi ciddi sorulur ve uzun uzun tartışılır. Bu dinsel bir tartışma konusudur, çünkü can’ın İngilizcesi olan “soul”, bizdeki “ruh” gibi dini bir anlamla yüklenmiştir; Hristiyanlara göre insan canı ölüme direnebilen bir şeydir, insanlara özgü “ölümsüz can”dan (immortal soul) söz edilir, İncil’de böyle bir kavram bulunmadığı halde. İncil’e göre insanların canı ile diğer hayvanların canı birbiriyle aynıdır (“nephesh”) ama insanlar Tanrı’nın suretinde yaratılmışlardır ve “denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen”dirler, yani Tanrı onları yetkilendirmiştir (Tekvin 1:26). İncil’de “can”dan ayrı olarak “ruh”tan (“ruah”) da söz edilir ama bugünkü anlamından farklıdır.

Okumaya devam et →

5 Yorum

Filed under Şey