Leon Troçki, 25 Haziran 1935 gecesi, rahmetli Lenin’le ilgili gördüğü rüyayı günlüğüne yazmıştı:
“Etrafa bakılırsa, bir gemide, üçüncü sınıf bir güvertedeydik. Lenin bir ranzada uzanmış, ben de yanında ya ayaktayım ya oturuyorum, bilmem hangisi. Hastalığımla ilgili endişeli sorular soruyor bana. ‘Sinirlerin iyice yıpranmış, dinlenmen lazım…’ Cevaben, her zamanki doğal Schwungkraft’ım (momentum) sayesinde çabucak toparlanırım diyorum, ama bu sefer sıkıntının kaynağı daha derin bazı süreçlermiş… ‘o zaman sen cidden (bu sözcüğü vurguladı) doktorlara danışmalısın (bir sürü isim)…’ Cevaben, çoktan bir sürü doktora danıştığımı söyleyip ona Berlin seyahatimi anlatmaya başlıyorum; ama Lenin’e bakarken ölmüş olduğunu hatırladım. Konuşmayı sürdürebilmek için hemen bu fikri uzaklaştırmaya çalıştım. 1926’da Berlin’e yaptığım sağlık amaçlı seyahati ona anlattıktan sonra ‘Bu sen öldükten sonraydı’ demek istedim; ama bir an düşündüm ve ‘Sen hasta olduktan sonraydı…’ dedim.”
Lenin’in ölmüş olduğunu bilmemesi ne demektir? Troçki’nin rüyasını okumanın iki karşıt yolu var. İlk okumaya göre, yaşayan ölü Lenin figürünün korkunç saçmalığı, tek başına gerçekleştirdiği muazzam toplumsal deneyinin Stalinci felaketle, terör ve duyulmamış kitlesel ıstırapla sonuçlandığının farkında olmamasını işaret eder. Ölmüş olduğunu bilmeyen Lenin, görkemli ütopyacı projelerimizden vazgeçerek içinde bulunduğumuz kısıtlamaları kabul etmeyi inatla reddediyoruz demektir: Lenin herkes gibi ölümlüydü ve hatalar yapmıştı, yani artık onun ölmesine izin vermeli, siyasal imgelemimizi saran müstehçen hayaletini rahat bırakmalıyız ve sorunlarımıza ideoloji dışı pragmatik bir yolla yaklaşmalıyız.
Okumaya devam et →