Monthly Archives: Temmuz 2015

Reich ile Einstein

Orgon enerjisi kabul görmediyse de W. Reich bugünkü akademinin işleyişinde vazgeçilemez hatta hayat kurtarıcı sayılabilecek bir ilkeyi bulmuştur. Laboratuvarda erkek ne yapacak kadın ne yapacak gibi soruların halen ulusötesi diplomatik kriz yarattığı günümüzde belki bu ilkeyi onun ismiyle anıp kredisini vermeliyiz.

Reich’ın Orgonomik İlkesi:
“İyi niyetli insanları seçerek kurulmuş bir araştırma grubu sık sık pozitif bulgulara ulaşır.”

Öte yandan, iyi niyetli gruplar çok çeşitli araştırmalar yürütebilmekle birlikte, birbirlerini anlamaları sorun olabilmektedir. Örneğin Reich Einstein’a Orgon Biriktirme Aygıtını getirip gösterdiğinde, masada duran Aygıt üzerine ölçümler yapan Einstein, “Bu bir bomba!” diye yüksek sesle beyan etmiştir, ki o günlerde kendisi Atom Bombası çalışmalarına katılmaktaydı. Reich ise bunu hayra yormuş, ve hayra yormuş olduğunu “Einstein’ın Orgon Biriktiricime bomba demesini hayra yormuştum” şeklinde birçok kereler dile getirmiş ve çoğu deftere not düşmüştür. Bu da Reich’ın Orgonomik ilkesi ile ortaya çıkan çeviri ihtiyacına işaret etmektedir.

‘İletişim’ kavramının eksikliği de Reich ve Einstein arasında yoğunca hissedilmiştir. Örneğin “Asistanınız bulgularımı gözardı etmiştir” diyerek iddiasını cesaretle savunan Reich’a Einstein en son şöyle yazmıştır: “Sayın Reich, Ben kani oldum. Söyleyecek söz bulamıyorum.” Oysa şöyle deseydi belki daha iyi anlaşılabilirdi: “Sanırım sizinle bir iletişim sorunu yaşıyoruz Wilhelm bey.”

Fakat bu gibi yanıtlarda Einstein’ın izafiyete olan zafiyetinin de payı bulunabilir. Mesela Reich’ın “Bana deli diyorlar” demesine karşılık Einstein “Anlayabiliyorum” demekle yetinmiş, Reich ise bilinen iyi niyetiyle bunu Einstein’ın yüksek anlayışının işareti saymıştır.

1 Yorum

Filed under Şey

Ey sen — Pink Floyd

Ey sen! Soğukta gezinen
Yapayalnız eskiyen, duyar mısın beni
Ey sen! Koridorda duran
Ayağı kaşınan, gülüşü solan, duyar mısın beni
Ey sen! Yardım etme ışığı defnetmelerine
Teslim olma savaş vermeden

Ey sen! Orda tek başına çıplak
Telefon başında oturan, dokunur musun bana
Ey sen! Kulağın duvarda
Çıkış çağrısı bekleyen, dokunur musun bana
Ey sen! Bir el ver de şu taşı taşıyalım
Aç kalbini, eve geliyorum

Ama bu salt bir fantaziydi
Duvar çok yüksekti gördüğün gibi
Ne kadar uğraşsa da özgürleşemedi
Ve solucanlar kemirdi beynini

Ey sen! Yolun ortasındaki
Ne denirse onu yapan, bana yardım eder misin
Ey sen! Duvarın ötesindeki
Şişeleri sağa sola fırlatan, bana yardım eder misin
Ey sen! Hiç umut yok deme bana
Berabersek dururuz, düşersek paramparça

Okumaya devam et →

7 Yorum

Filed under Çeviri, Robot şarkı, Şarkı

Tektolojiye Giriş: 2. Örgütlenimsel Yöntemlerin Birliği — Alexander Bogdanov

(Giriş: 1)

İşte örgütlenimsel bakış açısı budur. Mutlak basitliktedir ve basitliği içinde feshedilemezdir. Bu bize ne verir, ve hangi ihtimalleri gösterir?

Kendimizi “her şey örgütlenimdir” felsefi beyanıyla kısıtlamakla kalsaydık, bunun kuram ve pratiğe pek bir faydası olmazdı. Kuram ve pratik açısından gerekli ve önemli olan şey, yöntemlerdir. Onlar açısından bunun içerimi aşikardır: “Bütün yöntemler örgütlenimseldir“. Yani görev, bütün yöntemleri örgütlenimsel olarak anlamak ve incelemektir. Bu büyük bir ilerleme olabilir, ancak bir koşul sağlanırsa: örgütlenimsel yöntemler bilimsel genellemeye yatkın olmalıdırlar.

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Çeviri

Küresel Ekonomi — Ryan Harvey

Bir fincan kahve, bir buçuk dolar eder
Kahveyi toplayan adam üç dolar kazanmadı
Midesine saplanıp kaldığı endüstrinin
Umurunda değildir insanlar

Çalıntı arazide tepelerde çalışarak
Nasırlı çıplak eliyle toprağı eşerek
Kâr etsin diye ter döktüğü zengin adamın
Umurunda değildir insanlar

Süpermarketten satın alacağın meyveyi
Guatemala, Şili, El Salvador’da yetiştiren
Çocukları öksüz bırakan iç savaşı
Meyve şirketleri fonlamıştır

Küresel ticaret sistemini geçindiren
Duvarsız barakalara sıkışmış ailelere
Saldırı korkusu yaşatan ölüm mangalarını
Meyve şirketleri fonlamıştır

Bir deste tişört, dört buçuk dolar eder
Tişörtleri diken kız üç dolar kazanmadı
Onun tutunmaya çalıştığı endüstrinin
Umurunda değildir insanlar

Bangladeşte fabrika, 16 saat vardiya
Ne fazla mesai, ne mola, ne bir başka hak
Ve hamile kalsa onu işten kovacaklardır
Çünkü umurlarında değil insanlar

New York bankası Tayland bahtında artış gördü
Ve muazzam miktarda baht kredisi aldı
Eve dönerken bahtları dolara çevirdi
Ve milyonlar bu yüzden yoksullaştı

Borcunu ABD parasıyla ödedi
Kârını ABD bankasında cebe indirdi
Ve Güneydoğu Asya pazarları çöktü
Ve milyonlar bu yüzden yoksullaştı

Bir elmas yüzük, birkaç binlik eder
Elmas madenindeki çocuğun elini keserek
Mesaj veren arazi işletmecisi askerleri
Elmas şirketleri fonlamıştır

Köleliğin kanayan yaralarından
Yoksulluk yoluyla türeyen zenginliği
Bir ihracat ekonomisi halinde
Elmas şirketleri kontrol ederler

Emperyalizmin bu modern formudur
Borca sokan serbest pazar ekonomi reformudur
Küresel Güneyi tropik fırtına gibi kasıp kavurur
Kültürü dikiş yerlerinden sökerler

Parça tesirli bombadan tüfek dipçiğine
Altın madeninden ağaç kesimine
Kapitalizm dünyayı kilit altına almıştır
Ve kültürü dikiş yerlerinden sökerler

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri, Şarkı

İki ölüm arasında

İki ölüm arasında (Lacan): Lacan’a göre simgesel ölüm ile gerçel ölüm arasında bulunan, arzusuz saf ölüm dürtüsünün uzamıdır. Lacan bu uzamı koşulsuz, ısrarlı bir taleple alakalandırır (Hamlet’in babasının hayaletinin “öcüm alınsın” diye ısrar etmesi gibi). Pop kültürde bu konumda sıklıkla yaşayan ölüler (hayaletler, vampirler, zombiler, vb.) yer alır, Žižek’in deyişiyle “ölü kalmak istemeyip tekrar tekrar geri dönerek yaşayanlara tehdit doğurmak isteyen bir kişi fantazisi” yer alır. (Yan Bakmak 22).

Kaynak

1 Yorum

Filed under Çeviri

Neoliberalizmin son yılları: Yunanistan kanaatkârlığı reddediyor — James Meadway

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

JAMES MEADWAY | Yunanistanın söylediği şey her şeyden önce kavga etmenin -ve kazanmanın- imkanlı olduğudur. Geniş dersler daha bir süre tartışılacaktır. Hepimizin öğreneceği çok şeyler vardır. Ama solun artık kalıcı ve kaçınılmaz yenilgi tutumunu kabullenmesi gerekmiyor. Avrupa’da neoliberalizmin son birkaç yılındayız. Bu sefer kazanabiliriz.

OXI
*James Meadway, Çeviri: Işık Barış Fidaner
6 Temmuz 2015

Yunanistan’da Hayır kazandı. Kanaatkarlık kesinkes reddedildi, oy verenlerin %61’i Troyka karşısında Syriza hükümetine arka çıktı.

Bu zaferin büyüklüğünü abartmamız zordur. Kazanmak imkansız gözükmüştü; nitekim bahisçi Paddy Power hafta başında Evet zaferi ihtimaline para yatırmıştı. Avrupa’nın bütün politik liderliği Syriza’nın karşısında dizilmişti, Angela Merkel’den Matteo Renzi’ye, Jean-Claude Juncker’e kadar. Washington onlara karşıydı. Yunanistandaki bütün özel televizyon kanalları, ve Syriza’nınki hariç bütün gazeteler Evet diyordu. Zenginler, Yunanistan Gucci’leri, Evet diyordu. Egemen sınıf Evet diyordu.

ECB Yunanistandaki bankaları bir hafta boyunca kapattırarak yaşanan basıncı iyice yükseltti. Sıradan Yunanistanlılar yaşanacak çok daha büyük acılar üstüne kan donduran tehditlerle korkutuldular ve terörize edildiler.

Syriza ve destekçileri bütün bunları göğüsledi ve kazandı – şıklığın da ötesinde müthiş kazandılar. Yunanistandaki bütün bölgelerde çoğunluk açık farkla Hayır oyu verdi, en muhafazakar bölgede bile. Syriza kazanabildi çünkü sahada zorlu kampanyalar yürütmüşlerdi. Kimi tahminlere göre Atina’da 1 milyon kişinin katıldığı Cuma geceki muazzam referandum yürüyüşlerinde bu kampanya doruğa ulaştı.

AB, Avrupa Merkez Bankası ve IMF “Troyka”sının niyeti, Syriza’yı bölmekti. Avrupa Parlamentosunun orta-solcu başkanı Martin Schulz oylamadan hemen önce Syriza’ya istifa çağrısı yaparak bunu çok açık etti. Demek ki planladıkları, Syriza hükümetinin Ocak’ta kuruluşundan beri olduğu gibi, Syriza’yı sol-kanadından koparmaya yetecek bir basınç uygulayarak (Schulz’un sözüyle) “teknokratik” ulusal birlik hükümetini biçimlendirmekti.

Bu sabah Syriza ve destekçileri, bölünmekten çok öte, her zamankinden daha birliktelerdi. Bölünen ise Troykanın kendisi olmuştur. Eski başkan Dominique Strauss-Kahn altında 2010 Avrobölge fiyaskosuyla kendini bozan IMF, kirlenen ününü cilalama niyeti ile, Dışişleri Bakanlığının ve gelişmekli ülkelerden geniş olanlarının eleştirel basınçları altında şimdi bu işten kendisini kurtarmaya muhtaçtır. (Christine Lagarde’ın makamı için seneye seçim yapılacak. Şimdi buraya bir gelişmekli ülke adayı önerilerek Avro-Atlantik tekelinin kırılması muhtemeldir.) Fon [IMF kastediliyor], ECB basıncına rağmen, hafta ortasında Syriza liderliğinin savını tamamen onaylayan bir rapor neşretti: GDP’nin %180’leri civarında dolaşan hükümet borcu iyice kayıttan düşülmeden Yunanistan’ın devam edemeyeceğine dair bir rapordu bu.

Bugün Yunanistanlıların istisna olduğunu iddia edenler olacak: kibarlar kendi tarihlerini ilan edecek, önyargılılar ise Balkan mizaçlarının onları Avrupa’nın geri kalanından farklı kıldığını iddia edecek. Yunanistan’ın Troyka’nın elinde benzersiz acılar çektiği elbette gerçektir. Oradaki kanaatkarlık İngiltere’de henüz hayal etmekte zorlanacağımız ölçülerdedir. Ekonomi %25 düşmüştür, ortalama aylıklar %30 düşmüştür. Bugünkü Syriza uzun bir gebelik sürecinin ürünüdür, kökleri Yunanistan’ın kanlı iç savaşına, diktatörlük karşıtı mücadeleye bağlanır – ve Cunta düştükten sonraki sol-kanat politik argümanlara bağlanır.

Fakat sonuçta Avrupalı bir örüntüye uyar. Dalga kanaatkarlığa karşı dönmektedir, özellikle de çevre bölgenin borçlu ülkelerinde. Avrupalı kurumlardaki yapılar kıtanın her köşesinde sorgulanmaktadır. Fransa, neoliberal Avrupa Anayasasını 2005’te referandumla reddederek bütün süreci sekteye uğrattı. Bundan on sene sonra, büyük toplumsal kriz koşulları altında, Yunanistan bu tekere daha büyük bir çomak sokmuştur.

Şimdi üç mesele var. Birinci mesele Yunanistanda Syriza hükümetinin geri kaymasını önlemektir. IMF borç duyurusu yaparak açıkça Syriza sağ-kanadına yönelik bir yol teklif etmiştir, müzakereler başarıyla tekrar açılabilirse.

Kanaatkarlığın biraz zayıflatılması için mübadele karşılığında borcun biraz rahatlatılacağı görece zayıf bir sözleşmenin ortaya çıkışını gözlemlemek mümkündür. Syriza sağ-kanadı buna şevkle yapışacaktır. Halen, müzakereleri tekrar açma basıncı, Avrogrup ve “partnerlerinin” endişeleri gereği maliye bakanı olarak Yanis Varoufakis’in kaybına yol açmıştır. Bu değişikliğin mevcut durumda kavgacı sayılması pek muhtemel değildir. Syriza’nın sol-kanadı yoluyla alttan gelen basıncı şimdi bu hükümet üzerinde sürdürmek gerekir – verilen oyun gerçekte olduğu haliyle tanınması için, yani bir taviz çağrısından ziyade kanaatkarlığın açık ve kesin bir reddi olarak tanınması için.

Zorluklar küçümsenmemelidir. Yunanistan bankaları halen kapalıdır, ECB –avro bankacılık sistemi muhafızı rolüne aykırı bir duruşla– ek destek sağlamayı reddetmektedir. Bazı işverenler para noksanlığıyla baş etmek için “scrip” denilen özel paralar neşrediyor. Yunanistan’ın zaten bir ayağı avro kapısından çıkmıştır; eğer Troykanın kanaatkarlık şantajı devam ederse, dışarıya son adımın atılmasına bütün hareketin hazır olması gerekir.

İkinci mesele bütün Avrupa üzerinedir. Şimdi bu oylama kanaatkarlığın karşısına dizilmiş bütün o kuvvetlere verilmiş muazzam bir gazdır, özellikle de “çevre bölge” dediğimiz alanda bulunanlara. İspanya’da Podemos, geçen ayki istisnai yerel seçim sonuçlarının da sırtına binerek, Aralık seçiminde açık farkla zafer kazanmak için bunu kullanabilir. Kıta çapında birlik önemlidir, ama bu Avrupa kurumlarıyla değil, onlara karşı birliktir. Alttan gelen bir birliktir, işçiler ve müttefiklerinin birliğidir, altın yıldızlarla Brüksel harcama hesaplarının yalancı birliği değildir. Birleşik Krallık için bu, AB üyeliğinin kendi referandumumuzda kesinkes reddedilmesi demektir: geçen hafta dişlerini görmemizden sonra, soldaki hiçkimse şimdi bunların desteklenecek kurumlar olduğunu makulce tartışamaz. Varoluşlarının en köküne kadar neoliberaldirler ve buna yönelen her ciddi karşı duruşu ezmeye niyetlidirler (ve ezmektedirler). “Toplumsal Avrupa”ya giden yol şimdi kapanmıştır. Başka bir Avrupa mümkündür.

Üçüncüsü, kanaatkarlık karşıtı hareketi burada Birleşik Krallıkta inşa çabalarını katlamak demektir bu. Haziran gösterisi, yeni harcama kesintileri karşısında Halk Meclisinin birleşik, ulusal kampanya olarak kendisini tesis etmekte olduğunu göstermiştir. Haftaya yapılması planlanan gösteriler var, yaz sonunda Muhafazakar Parti konferansında da protesto günleri olacak. Hükümetin momentumu şu anki haliyle kırılabilir. Halk Meclisinin yanısıra, Jeremy Corbyn’in Emek lideri olmaya dönük kampanyası da hayatidir. Britanyanın en büyük sendikası Unite’ın da şimdi destek sunmasıyla birlikte, bu kazanım fazlasıyla mümkündür. En azından makul bir oy verilmesi, Emek’te kanaatkarlık ihtiyacı üzerine Blairci argümanın belini kıracaktır. Soldaki herkes bundan kazanım sağlayacaktır.

Yunanistanın söylediği şey her şeyden önce kavga etmenin -ve kazanmanın- imkanlı olduğudur. Geniş dersler daha bir süre tartışılacaktır. Hepimizin öğreneceği çok şeyler vardır. Ama solun artık kalıcı ve kaçınılmaz yenilgi tutumunu kabullenmesi gerekmiyor. Avrupa’da neoliberalizmin son birkaç yılındayız. Bu sefer kazanabiliriz.

Kaynak: http://www.counterfire.org/articles/opinion/17897-the-last-years-of-neoliberalism-greece-rejects-austerity

*James Meadway:
Radikal ekonomist James Meadway kanaatkarlık ekonomisinin önemli bir eleştirmeni olarak bir alternatif öne sürülmesi çabalarının ön cephesindedir. James, Avrobölgede Kriz (2012) ve Bugün İçin Marx’ta (2014) eş-yazarıdır.

1 Yorum

Filed under Çeviri

Korkudan Korkmak (1987) — Aziz Nesin

🔢🌟 UNUTUK MAKİNESİ 🔢🌟

Aziz Nesin’in Dieter Duhm’un Kapitalizmde Korku kitabının Türkçe çevirisine yazdığı önsözdür. Yazdığım kısa özeti de veriyorum (ayrıca bkz):

Beş yaşımdayım. Bana daha o yaşımda okuma-yazma, matematik, sarf ve nahiv (dilbilgisi ve sözdizimi) ve tecvit öğreten ve Kuran’ı ezberleten Galip Amcam şu gülütü anlatmıştı:

Köpeğe sormuşlar:
— Niçin havlayıp duruyorsun?
— Yürekliliğimden… demiş köpek..
— Öyleyse gerin niçin gelip gidiyor?
Köpek yanıtlamış soruyu:
— Korkumdan!

Altmışyedi yıldanberi unutamadığıma göre, ölene dek unutamayacağım bu gülütü duyduğumdan bu yana, yaşamımdaki deneyimlerimde gözlemledim ki, havlayıp hırlayarak, zart zurtla, zorbalıkla, dayak ve işkenceyle başkalarını korkutmak isteyen ve korkutanların kendileri daha çok korkmakta ve korkularından gerileri gidip gelmektedir. Başkalarını korkutmaya çalışan ve korkutanların kendileri daha çok korkarlar ve korktukça, korkularını yenmek için daha çok korkutmaya çalışırlar. Bu korku kısırdöngüsü böylece sürer. Gerçekten yürekli olanlar, ne başkalarını korkutmaya çalışır, ne kendileri korkarlar.

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Şey

Çinlileştirme — Slavoj Žižek

Slavoj Žižek — 16 Temmuz 2015 — LRB:37(14)

Alain Badiou demokrasinin fetişimiz olduğunu öne sürerken, bu beyan, tam olarak Freudcu anlamıyla anlaşılmalıdır; salt, demokrasiyi dokunulmaz bir Mutlak düzeyine yükseltiyoruz anlamında değil. ‘Demokrasi’, toplumsal alanın teşkil edici ‘eksiği’, yani ‘sınıf ilişkisinin olmaması’ olgusu ile, toplumsal antagonizma travması ile yüzleşmeden önce gördüğümüz son şeydir. Tahakküm ve sömürü gerçekliği ile, acımasız toplumsal mücadele gerçekliği ile yüzleşince ‘Evet ama demokrasimiz var!’ deriz; sanki bu, mücadeleyi çözüme kavuşturabilmemiz veya en azından patlamadan önce düzene koyabilmemiz için yeterliymiş gibi. Demokrasinin fetiş oluşu üzerine emsal bir vaka sunan Pelikan Dosyası ya da Başkanın Tüm Adamları gibi çok-satar ve çok-izlenirlerde, birkaç sıradan herif, ucu başkana kadar uzanacak bir skandalı açığa çıkarırlar ve nihayetinde başkanı istifa etmek zorunda bırakırlar. Bu öykülerde yolsuzluk her yerdedir, lakin bunların ideolojik tesiri paketledikleri iyimser mesajda yatar: O kadar büyük ve demokratik bir ülkedeyiz ki senin benim gibi birkaç sıradan herif bile dünyanın en kudretli adamını alaşağı edebiliyor!

Okumaya devam et →

5 Yorum

Filed under Çeviri

NO FÜTUR

no_futur

Bkz “Fütursuz Çağa Karşı Sütur”

1 Yorum

Filed under Şey