Melankoli arzunun hüsranıdır. Bu sözdeki muğlaklık onu iki defa yorumlayarak çözümlenir.
1) Birinci yorumlama: “Melankoli arzunun hüsranıdır” şu anlamda: Dünyadaki nesneleri arzulayamamak anlamında hüsrandır. Bu olağan Žižekçi tanımdır: “[melankolik,] nesneye sahip olan ama ona yönelik arzusunu yitirmiş özne[dir], çünkü ona nesneyi arzulatan sebep geri çekilmiş, etkisini yitirmiştir.” (Mutlak Geritepme) Žižek’e göre, “tam bu anlamda, melankoli (hiçbiri arzumuzu tatmin etmeyen tüm olumlu, ampirik nesnelerden hayal kırıklığına uğramak) aslında felsefenin başlangıcıdır.” (Biri Totalitarizm Mi Dedi?) Yani (müstakbel) filozofa göre tüm dünyevi nesneler onun arzu yitimini belirten melankolinin rengine boyanmıştır. Ama filozofun bu melankolik dünyası eril olarak çerçevelenmiştir çünkü istisnai bir öğeye dayanır: “Herşey melankolinin rengine boyanmıştır, o hariç!” Düşlemin imkansız nesnesi olan “o”, melankolinin esas nesnesidir, arzulanmayan dünyevi nesneler ise sadece bu melankolinin rengine boyanmıştır, onun sürecine ait değillerdir. Bu da bizi Agamben’in imkansız bir nesnenin sahnelenen/simüle edilen kaybı olarak melankoli tanımına getirir (Žižek bu tanıma dayanır):
[Melankolide,] gerçekte hiçbir şey kaybedilmediği halde libido sanki bir kayıp yaşanmış gibi davranır; çünkü libido, asla sahip olunmadığı için kaybedilemeyecek olan şeyin kaybedilmiş gibi göründüğü bir simülasyon sahneler, böylece belki de asla varolmadığı için asla sahip olunamayacak şey, kaybedildiği ölçüde ele geçirilebilir. (Stanzas)
Buna göre sahnelenmiş kayıp olarak melankoli imkansız nesne için büyük bir arzu üretir. Dünyevi nesnelere yönelik arzunun kaybı aslında imkansız nesne etrafında yoğun bir arzu üretiminin görünüş biçimidir. Yani “arzunun hüsranı”nın “arzu yitimi” olarak bu birinci yorumu, aslında kişinin arzusunu körükleyen istisnai imkansız bir nesneye ayrıcalık tanıyan eril bir yorumlamadır.
2) İkinci (ve esas) yorumlama: “Melankoli arzunun hüsranıdır” şu anlamda: Kişinin arzusunu körüklemek için sahnelediği bir hüsrandır. Bu ikinci yorumlama dişildir çünkü imkansız nesne artık ayrıcalıklı istisnai bir konuma sahip değildir. Hiçbirşey melankoliden muaf değildir. Bu dişilliğin yan etkisi olarak, onun dünyası imkansızlıklar etrafında şekillenen düşlemlerden netlikle ayırt edilemez (“gerçek dünya”nın düşlemlerden ayırt edilmesi Esas-İmleyen’in işlevidir, o da yapısal olarak erildir). Bu dişil anlamda “Her arzu melankolik arzudur” [1].
Bu iki melankoli yorumunun ufkunda, iki tür yas şekillenir: Anıtların ve anmaların simgesel yası, ayrıcalıklı-istisnai imkansız nesnenin çöküşüne karşı “gerçek dünya”yı savunur; “kaybın kaybı”nın gerçek yası ise arzunun metonimisi adına (gerçekliğin kurgusal hakikatini oluşturan) düşlemleri işler [1, 2, 3].
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz “Her arzu melankolik arzudur”
[2] Bkz “Sahici Sadakat Yas Tutma Dürtüsüdür”
[3] Bkz “Simgesel Yas ile Gerçek Yas, Paranoya ile Alaycılık”






























Geri bildirim: Melancholy is a failure to desire — Işık Barış Fidaner – Žižekian Analysis
Geri bildirim: Üst Dildışı — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Sütur ve Südur: Basit ve Diyalektik — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Yas, Depresyon ve Tekrar – BATUHAN DEMİR
Geri bildirim: Lacancı yapıçarpım ve geri çekilme arzusu — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Quentin Meillassoux: Dört Dünya ve Komünizm — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER