
(öncesi: Sinyal gürültünün kendi yankısıdır: Yankıbilim ve Yankıkırım)
Şimdi gelin Yankıbilim’in konusunu oluşturan gürültü çeşitlerini inceleyelim:
(S)övgürültü
Anlam şemsiyesi ile kapsanan gürültü övgü ile sövgü arasında dalgalanır. Övmek, sövmek, övermiş gibi sövmek, sarkastik yorumlar, vb. hepsi (s)övgürültü kapsamına girer. Ego anlam şemsiyesinin dışına çıkamadığı için bu tip gürültüye bol bol maruz kalır ve neredeyse bütün vaktini maruz kaldığı (s)övgürültüleri yorumlamaya harcar.
Ego, diğer gürültü çeşitlerini hiç çekinmeden yankıkırıma uğratmasına rağmen, anlamlandırma zaafı nedeniyle (s)övgürültüye dokunmaya kıyamaz, onu hep üzerine alınır ve bu alınganlığından dolayı (s)övgürültü müptelası olur. Ego’nun anlamsız gürültüleri bertaraf ederek elde ettiğini zannettiği “anlamlı ve işe yarar sinyal” (s)övgürültüden ibarettir. Bu özelleşmiş gürültü çeşidi Ego’nun tepesine çıkarak Süperego’yu teşkil eder. Ego’nun bastırmaya çalıştığı geri kalan gürültü çeşitleri ise İd’i oluşturur.
Sürgürültü
Gürültü anlam şemsiyesinin dışına taştığı zaman (1) hem kovulmak hem filizlenmek anlamında “sürgün” olur, (2) anlamın kapısını hem kilitleyen hem de ona gizem veren bir “sürgü” olur [1], (3) kendi kendini yankılayarak sürdüren bir “sürek” (hatta “süreç”) olur. Bunların hepsini birden çağrıştıran bir yoğuşturma olarak buna sürgürültü diyelim.
(S)övgürültü sevgi/nefretin kısır bir etkisi olmanın ötesine geçemez, ama sürgürültü hem sevgiye hem nefrete zemin olabilir. Gerçi sürgürültü sevgi zemini olarak epey kırılgandır, çünkü Ego sürgürültünün anlam şemsiyesinden kaçtığını tespit ettiği anda sevgiyi nefrete çevirecektir.
Anlamı sürgüleyen sürgürültünün özü bilmezliktir. Sevgi/nefret ise sürgürüldeyen bilmezlik karşısında alınan tavırlardır:
1) Sevgi her zaman bilmezlik sevgisidir: Neden sevdiğini açıklayamaz, açıklarsa sevgi olmaz; çünkü kendi bilmezliğine ihanet ettiği anda sevgi nefrete dönüşecektir.
2) Nefret ise her zaman bilmezlik nefretidir. “Cahil” kelimesine yüklenen tiksinti işte bu bilmezlik nefretidir. Bilmezlik nefreti, kendi bilmezliğini gizlemek için onu bir başkasına yansıtmaktır, “sen bilmiyorsun (yanlış yapıyorsun) ben sana (doğru yolu) öğreteyim” tavrıdır.
Dolayısıyla nefret doğru/yanlış (right/wrong) olabilir ama sevgi ancak sahi/fol (true/false) olabilir, “doğru/yanlış sevgi” diye bir şey yoktur [2].
Özgürültü
Sürgürültüdeki bilmezlik, (s)övgürültüdeki anlam kadar kutuplaşmasa bile, sevgi ile nefret arasında dalgalanmaya devam eder. Eğer özne (anlamı sürgüleyerek benliği dalgalandıran) sevgi/nefret katmanlarını aşarak doğrudan doğruya bilmezliğin özünü oluşturan eksikliğe ulaşırsa, sürgürültü özgürültüye dönüşür. Bu eksiklik öznede arzu uyandıran sebeptir.
Sürgürültü dramatik arzudur, çünkü eksikliği hayallerle dolgulamaya devam eder. Özgürültü ise drama ötesi arzudur, çünkü eksikliği yalın halde bırakır. Özgürültü arzunun “öz”ünü oluşturan eksikliğe sahip çıktığı için özneye “özgü”dür ve dramadan muaf olmak anlamında “özgür”dür [3].
Sürgürültü nostaljiktir ve melankolisini “sürdürür”, özgürültü ise yasını tutar ve artık nostaljiye kapılmaz. Sürgürültü kayıp nesneye tutunarak kaybı tekrar tekrar sahneler, özgürültü ise kaybın kaybını sahneleyerek kayıp nesneyi serbest bırakır; (ç)özgürültüdür.
Sürgürültüyü özgürültüye çeviren serbest bırakma jesti, İsa’nın ölüp canlandıktan sonra onu gören Mecdelli Meryem’e “bana dokunma / beni tutma” (noli me tangere) demesine benzer [4].
Döngürültü
Yası tutup melankoliyi bitirmenin belli bir özgürleşme sağladığı kesindir. Ama bu özgürleşme kimseye ait değildir, Ego’nun kendini özgür zannetmesine hiç benzemez. Özne, anlamı ele geçirip yönetmeye çalışan Ego’dan farklı olarak, özgürlüğe/özgürültüye sahip çıkamayacağı gerçeğini fark eder.
Özne bir muammadır, “öz ne?” sorusunun tekrarlanması ile sürekli silinip yeniden yazılan, sürekli silimlenen (silinen-imlenen) bir noktadır [5]. İmleyiş öznenin silinişi ile örtüştüğü zaman arzudan dürtüye geçilir. Döngürültü budur.
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz “Letter and Latcher”
[2] Bkz “Doğru Haklı Olandır, Sahi Hakkını Verendir”, “Ignorance’a Cehalet Değil Bilmezlik Denmelidir”
[3] Bkz “Lack-own and Ideoanalysis”, “Dramatic Desire and Desire Beyond Drama” (early access)
[4] Bkz “El Sıkışmadan Yumruk Tokuşturmaya”, ayrıca bkz Simgesel Yas ile Gerçek Yas (derleme)
[5] Bkz “Ego inşası ne zaman tehlikeli olur?”, “Hakikatetme, Hakikatlanma, Hakikatkı”
İmge kaynağı.






























Geri bildirim: Sinyal gürültünün kendi yankısıdır: Yankıbilim ve Yankıkırım — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Yankıbilim — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: İmlendiren ve İmleten: Kısır Sonsuz ve Nostaljezik — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Adım ve Atım: Atım imletimdir — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Küçük Prens’in Fanustaki Gülü, Sanal Ağa’nın Terraryum’u, Zuckerberg’in Meta’sı — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Gürültülü ummanda — Arcade Fire, Calexico | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Umman Makinesi — Devin Townsend | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Yankı — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Şirreti Evcilleştirmek: Ela gözlü Şekspirim geldi, duyan gelsin işte Şekspir! Açılın kapılar Şekspire gidelim, siyaset günleri gelip yetmeden… — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Şirreti Evcilleştirmek: Ela gözlü Şekspirim geldi, duyan gelsin işte Şekspir! Açılın kapılar Şekspire gidelim, siyaset günleri gelip yetmeden… — Işık Barış Fidaner | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER