Dinler ve Ötekinin Ötekisi — Işık Barış Fidaner

(öncesi: Dine Geçiş Formülleri: Sütur ve Südur)

Lacan’a göre üst-dil yoktur, yani Ötekinin Ötekisi yoktur. Dinlerin temel işlevi bu yokluğun üzerini örtmektir. Her din kendine özgü bir modelle bu yokluğu kapatarak Ötekinin Ötekisini var etmeye çabalar, yani belli bir taslama tarzını sahneler. Bu yazıda üç büyük dinin bu amaçla benimsediği üç modeli tanımlayıp inceleyeceğiz. Önceki yazıda yer verdiğimiz dine geçiş formüllerini hatırlatarak üç dini tek tek ele alalım.

Yahudilik

Mikve = sütur(Südur(kişi))

Yahudiliğe geçiş ritüeli olan mikvede sahnelenen Ötekinin Ötekisi modeli, Temasın Temasıdır. Duanın suya temas etmesi, suyun suya temas etmesi, suyun kişiye temas etmesi, kendini koşullayarak homojenleşen kutsal tözü oluşturur. Sütur ve südur olayları iç içe ve eş zamanlıdır. Dua eşliğinde suya dalan kişi:
1) Rahimde yüzen doğmamış cenin gibidir.
2) Uykuda rüyalara dalmış biri gibidir.
3) Düşüncelere kapılmış biri gibidir.
Suyun kişiyi sarmalaması, ayrımsız ve dolayımsız (imleyenlerle bölünmemiş) hayali bir anlamsal tamlığı sahneler. Temasın Teması, üst-dil yokluğunu hayali tamlık taslama ile örter [1]. “Ben benim” diyen Tanrının Bir olması bu hayali homojen tamlıktır.

Hristiyanlık

Vaftiz = Sütur(südur) + südur(kişi)

Hristiyanlığa geçiş ritüeli olan vaftizde sahnelenen Ötekinin Ötekisi modeli, Aktarımın Aktarımıdır. Vaftizde duanın suya temas etmesi ile suyun kişiye temas etmesi arasına belli bir zaman aralığı girdiği için mikvedeki homojen birlik vaftizde yoktur. Su artık kutsallığı sadece temas yoluyla iletmekle kalmaz, aynı zamanda onu bir yerden başka bir yere taşıyabilen bir aktarım ortamı olur. Sütur ile südur arasına gerçek bir boşluk girer ve bu iki işlem birbirinden ayrılır, böylece hayali anlamsal tamlık imleyenlerle bölünüp parçalanmış olur. Araya giren bu boşluk, öznedir. Vaftizde kutsanan su, bakire Meryem gibi bir rol oynar:
1) Rahibin suyu önceden kutsaması, Tanrının bakire Meryem’i gebe bırakmasını (conception) sahneler.
2) Suyun sonradan kişiye dökülmesi, Meryem’in İsa’yı doğurmasını ve emzirmesini sahneler.
Kısacası, vaftiz suyunun kutsallığı aktarması, Meryem’in Tanrısallığı oğluna aktarmasını sahneler. Martin Luther’in bu olayı bir dışkılama gibi algıladığını düşünürsek bu modelde hem ağız nesnesini hem de kıç nesnesini (meme ve dışkı) tanıyabiliriz.

Kayıpsız aktarım vurgusu nedeniyle Baba ile Oğul’un eşit ölçüde Tanrı olması Hristiyanlıkta çok önemlidir. İkisi arasında dolayım kuran Meryem’in temsil ettiği Kutsal Ruh da elbette anlamsal tözü aktaran Esas-İmleyendir; Kutsal Kase yine töz aktarımını sahneler. Temas modelinden aktarım modeline geçildiği zaman gerçek boyut (özne) hayali boyutu (anlam) ikiye böler (önce/sonra) ve imleyişi başlatır. Bu model simgesel tamamlık taslamadır. Teslis şunlardan oluşur:
1) Baba: Kaynak
2) Oğul: Hedef
3) Kutsal Ruh (Meryem): Aktarım ortamı
Günümüzde enformasyonun dijital ortamda kodlanarak olabildiğince kayıpsızca aktarılmasının modeli hala budur. İsabetli çeviri idealinin de modeli budur [2].

İslam

Kelime-i Şehadet = kişi(Sütur)

İslama geçiş ritüeli olan kelime-i şehadette sahnelenen Ötekinin Ötekisi modeli, Şahidin Şahidi veya Duyumun Duyumudur. Vaftiz imleyişin başlatılmasını sahneliyordu. Kelime-i şehadet ise imleyişin devam ettirilmesidir, imleyenler zincirinin uzatılması, ilerletilmesi, genişletilmesidir. İslamda kutsallığı cisimleştiren bütün imletim zincirlerinin değişmez başlangıç noktası, Allah ve Muhammed’dir. “Ben de şahidim” diyen kişi kendisini bu zincirlere eklemiş olur.

Kutsallık Yahudilikte bölünmemiş bir tözdür, Hristiyanlıkta bölünmüş bir tözdür. İslamda ise kutsallık tözsüzleşir, töz bozununca geriye kalan, nazar ve sedadır (görsel ve işitsel nesneler) yani şahitlik ve duyumdur [3]. İmletim zincirinde süreklilik sağlayarak kutsal sözün “sahih”liğini güvence altına almak bu nedenle İslamda çok önemlidir, bu onun hem güçlü (Kuran) hem zayıf (hadis) yanıdır. Şahitlik ve duyum imleyişi tözsüzleştirdiği ölçüde Ötekinin eksikliğini cisimleştirir. Bu yüzden herkesin doğuştan Müslüman olduğu kabul edilir. Aynı nedenle “Allah’a emanet” sözü ikirciklidir, aynı anda hem en büyük güveni hem en büyük güvensizliği iletir. Bu model gerçek varlık taslamadır.

(sonrası: Üç ünlem: Oy Gottenyu! Oh my God! Allah allah!)

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “İmgesel Yabancılaşma (Tamlık Taslama) ile Simgesel Yabancılaşma (Tamamlık Taslama)”

[2] Bkz “Dosya/Soruşturma: Çeviride sansür ve çevirmenlerin misyonu”, “Muhatap sayısını çoğaltmak, hakikati feda etmek için yeterli bir gerekçe değildir”

[3] Bkz “Nazar ile Seda” Renata Salecl, Slavoj Žižek; “Nazar ile karşılaşma” Todd McGowan

11 Yorum

Filed under Şey