İkrar Özürlü Toplum: ‘Lütfen’ Okuyanlar Lütfen Okumasın! — Işık Barış Fidaner

Birkaç kez başıma gelen bir olayı özetleyeyim:
1) Bir okur Görce Yazıları üzerine çalıştığını çekinerek de olsa açığa vurur.
2) Gösterdiği çabadan duyduğum sevinci belli ederim.
3) Bu sevinç karşısında korkuya kapılan okur derhal Ego savunmasına çekilir: “Yanlış anlaşılmasın, aslında yazılarınız çaba gösterilmeyi hak etmiyor (içi boş, retorik, safsata, akıldışı, vb.) ama ben üstün zekalı ve yüce gönüllü olduğum için lütfederek onları okuyorum, o da size saygımdan.”

Kendini bu okur profiline yakın hissedenlerden rica ediyorum, “lütfen” okuyorsanız lütfen okumayın. Yanında hakaret hediyesiyle gelen sözde “saygı” gösterilerine kimsenin ihtiyacı yok; benim de yok, sizin de yok, başkalarının da yok.

Bu yazılarda kurulan kavramsal zincirler aynı matematikteki gibi sadece kendi formüllerine dayanarak ayakta durur ve ilerlerler. Bunlar alkış veya onay bekleyen Ego inşaları değildir, itibar ticaretine girişmeye elverişli bir ortam da sunmazlar.

Eğer bu elverişsizliğe rağmen Görce Yazılarını okuyup anlamak için çabalıyorsanız, bir zahmet gösterdiğiniz çabanın sorumluluğunu da üstleniniz, yani çabanıza sahip çıkınız. “Yok ben aslında pek çabalamıyorum, yazılar da zaten çabayı hak etmiyor, çabalasam bile sonuçsuz kalacağı belli, vb.” mazeretler öne sürerek kaçak dövüşmek daha en baştan yenilgiyi kabul etmektir. Ortada bir çaba varsa bunun bir de sebebi olmalı.

Yazılar üzerine çalışmak anlatılanları onaylamayı veya kabul etmeyi gerektirmez, aksine yazılarla çelişmek ve çatışmak serbest ve kaçınılmazdır. Ama bunun için önce yazılarla asgari kesişim noktanızı bulmalısınız, yazının derdini nispeten ve az da olsa paylaştığınızı anlamalısınız.

İngilizcede buna “acknowledge” deniyor. Bu kavramın Türkçesi “ikrar” ne yazık ki dolaşımda değil. Dilimizdeki bu eksiklik belki de çabalara sahip çıkmakta çekilen zorluğu açıklar. Diğer hiçbirşeyi kabul etmeseniz de en azından bu gerçeği kabul edebilirsiniz.

Bir şeyi doğru bulmasanız da en azından onun sahi olduğunu veya bir miktar sahilik barındırdığını teslim edebilirsiniz. İkrar tam olarak budur. İngilizceden Türkçeye yapılan çevirilerde Sahi (true) ile Doğru (right) arasında ayrım yapılmaması, Türkçe konuşanların “ikrar özürlü” kalmasına yol açan (ve bu durumdan beslenen) etmenlerden birisidir.

“İkrar özürlü” birisi, onaylamadığı şeyleri inkar etmeye mecbur hisseder. Ona göre bir şey ya aktır (yani iyidir) ya da karadır (yani kötüdür veya aslında yoktur) [1].

“İkrar özürlü” bir toplumun mensupları, onaylanmadığı halde inkar da edilemeyen bir gri bölgenin varlığını tanımaktan korkarlar. Çünkü gri bölge bilinmezlik alanıdır. İkrar etmek “Ne olduğunu tam bilemesem de evet öyle bir şey var” diyebilme cesaretidir.

Eğer sizde bu asgari cesaret yoksa, çabanıza sahip çıkmayacaksanız, ikrar gereğini üstlenmeyecekseniz, bilinmez gri bölgelere (veya farklı renklerle işaretlenmiş bilinmez bölgelere) tahammülünüz yoksa, bu yazılar size hitap etmiyor demektir, o halde Görce Yazılarını okumayınız.

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Siyasi sağda AK Parti ve onu taklit eden İYİ Parti bu toplumsal koşullara uyumlanmış yapılardır.

7 Yorum

Filed under Şey