Melankoli filminde geçen bir diyalogun Türkçe uyarlaması (2011, Lars Von Trier): Adile ve Duru kızkardeştir. Alper Duru’nun oğludur. Bir yıldıztaşı (asteroid) dünyaya yaklaşmaktadır.
Adile: Dünya kötücüldür, onun yasını tutmamız gerekmez.
Duru: Ne?
Adile: Kimse onu özlemez.
Duru: İyi de Alper nerede büyüyecek?
Melankolik Adile’nin dünyanın nihayete erişi karşısında umutsuzluğa kapılan kızkardeşi Duru’yu tersleyerek dünyayı kötülemesi, foyasını anlayıp içyüzündeki çürümüşlüğü gördüğü dünyayla bağını kopardığına işaret etmez. Tam aksine dünyayla bağını koparamadığına işaret eder. Freud’un Yadsıma makalesinde dediği gibi: “Hasta eğer rüyamdaki kadın annem değildi diyorsa demek ki annesidir.” Yani yadsımayı kaldırarak Adile’nin sözlerini yeniden okumalıyız: “Yas tutmaya gerek var çünkü dünyayı özleyeceğim.”
Eğer melankoli arzuyu yitirmekse, Adile yeterince melankolik değildir: O dünyaya duyduğu arzuyu yitirmemiştir, arzu sadece ters dönmüştür, olumlu aktarım olumsuz aktarım olmuştur. Ama olumsuz bile olsa o bir aktarımdır; başka bir deyişle, aşk nefretin komşusudur, reklamın iyisi kötüsü olmaz, taklitler aslını yaşatır.
Adile’nin dünyayla kurduğu olumsuz aktarımı en isabetle yansıtan sahne şudur: Adile’nin yeni kocası Mikail bir meyve bahçesi fotoğrafını Adile’nin eline tutuşturur, yeni tarlalarında yetişen kıpkırmızı ve çok tatlı sultan elmalarının aynı zamanda kusursuz bir ekşi tat barındırdığını gururla ona anlatır ve “Ben çocukken bunlardan yemiştim” diye ekler. Adile sanki sevinmiş gibi yapar ama çabucak fotoğrafı iade ederek oradan uzaklaşır.
Bu sahnede Adile’nin kapıldığı rahatsızlığın erkeğin annesi ile eşi arasında hayali bağlar kuran meme tahsisat sistemi ile ilgili olduğunu anlamak zor değildir. Adile’nin annesinin evliliklerden nefret etmesi belki de bu yüzdendir. Adile evlilik yoluyla bedeninin kocasına tahsis edilmesinin intikamını kendi gücünü tehdit etmeyen başka bir erkekle sevişerek alır.
Bu da bizi bir diğer sahneye getiriyor: Dünyaya yaklaşan yıldıztaşının karşısında Adile bir dere kenarında çırılçıplak soyunup sere serpe uzanmıştır.
Yıldıztaşı dünyanın aksidir, negatif bir nesnedir, Fallus’tur. Bu sahne şunu anlatır: Adile bedenini kocasından esirgemiştir çünkü bedenini soyut Fallus ideasına saklamıştır. Kocası, kutsal ve yüce Fallus’un ancak kusurlu bir tecellisi olabilir, Tanrı’nın ancak silik ve zavallı bir gölgesi olabilir, ölümün ve nihayete erdirmenin kesin ve sonsuz gücü karşısında kanlı canlı hiçbir erkek taslama ve yalan statüsünü aşamaz. Mikail ismi harfiyen “kim Tanrı gibi?” veya “Tanrı’nın hediyesi” demektir. Tanrı “gibi” bir koca veya onun “hediye” ettiği bir koca Adile için “adil” olamaz çünkü onun kusursuz bedeni ancak bizzat Tanrı’nın kendisine layık olabilir (ya da Tanrısal irade adına dünyayı bitirmeye gelen yıldıztaşına).
Dikkat: Adile’nin dünyadan nefret etmesi ve dünyevi meme tahsisat sisteminden kendi bedenini esirgemesi bir Ego inşası sayılamaz. Ölmeden önceki son anlarını hoşça geçirmeyi hayal ederek Tanrı’yla pazarlık yapmaya kalkışan kişi Adile değil Duru’dur. Adile’ye göreyse bu hayal “bok gibi”dir. Duru dünyanın yasını tutmak ister ama Adile direnç gösterir. Belki de Adile Duru’dan daha sıkı bağlarla dünyaya tutunmuştur, intikamını almadan dünyayı serbest bırakamaz.
Dolayısıyla Adile’nin dünyaya duyduğu nefreti bir kenara koyarak Alper’e “sihirli mağara kurmayı” teklif edebilmesi, yas tutma yolunda attığı önemli bir adımdır. Son sahnede üç kişinin sığındığı çadır iskeletinin asıl işlevi Alper’i üzmemek veya Duru’nun gönlünü hoş tutmak değildir. Bu sahnede asıl becerilen iş, Adile’nin dünyaya beslediği olumsuz aktarımı çözmek ve ona dünyanın yasını tutturabilmektir, çünkü melankoliden yas tutmaya geçildiği zaman “adalet”in de anlamı değişecektir.
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
“Atopik (Yersiz) Başka ve Heterotopik (Yerine Uymayan) Fark” Byung-Chul Han



































Geri bildirim: Atopik (Yersiz) Başka ve Heterotopik (Yerine Uymayan) Fark — Byung-Chul Han | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Oyar Beni — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Jesse and Celine Shall Bring Us the Horns of Wilmington’s Cow — Işık Barış Fidaner – Žižekian Analysis
Geri bildirim: Ekhona — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Sinem Atik — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Melankoli: Yaşam Üçgeni — Lars Von Trier | YERSİZ ŞEYLER