‘Feyiz’ ile aynı kökü paylaşan ‘faiz’ paranın fazlalaşması (südur) anlamına gelir [1]. Faizin kaynağı ‘yatırıma yatırım’ yapılmasıdır:
1) A B’ye kredi vererek yatırım yapar, ama bu yatırım karşılıksız değildir.
2) B A’nın ona yaptığı ‘yatırıma yatırım’ yaparak A’ya faiz öder [2].
‘Faiz’ dinde günah sayılır çünkü ‘yatırıma yatırım’ kapısı bir kez açılırsa, bu iş ‘yatırıma yatırıma yatırım’, ‘yatırıma yatırıma yatırıma …’ diye uzar gider ve bilgisayar biliminde ‘özyineleme’ denen mekanizma nedeniyle sonsuz döngü problemine yol açar: Paranın hareketi otonomlaşır, sermaye olur, kendi mantığıyla ilerler, kimse onu durduramaz ve “katı olan herşey buharlaşır” (Marx & Engels) [3]
Yatırımlar aracılığıyla kendini tekrar ederek sonsuz kere yayılan para ‘sanallaşır’ yani ölümsüz olduğu zannına kapılır ve diğer kutsallarla rekabete girerek ‘şirk’ oluşturur [4]. ‘Tanrı’ kavramının mantıksal işlevi ‘yatırıma yatırım’ işlemindeki özyinelemeyi tecrit etmek (Tanrı Tanrı’dır, Tanrı’yı ancak Tanrı bilebilir, vb.) ve yol açabileceği sonsuz döngüyü engellemektir. Buna sütur (dikişleme, çıpalama) denir.
Fakat ‘Tanrı’ da dahil bütün süturlar geçicidir ve özyinelemenin temel kaynağı asla etkisiz hale getirilemez; çünkü her halükarda ‘yatırıma yatırım’ insanın evrenden beklediği bir şeydir:
1) İnsan çeşitli tercihlerde bulunur, mesela meslek seçer, partner seçer, okul seçer, hatta ürün seçer (ki ürün seçmek diğer bütün tercihlerin modelidir), vb.
2) Eğer bu tercihler boşa düşerse, karşılıksız kalırsa, onu zarara uğratırsa, insan bunu şöyle yorumlar: “Evren benim yatırımıma yatırım yapmamış.”
Tecrübeli insan kendine hep bu soruyu sorar: “Evren benim hangi yatırımlarıma yatırım yapacak?” Burada Evren yerine Kader, Yazgı, Sistem, Doğa, Tarih, Toplum, vb. herhangi bir şey koyabilirsiniz. Temel sorun insanın ‘yatırıma yatırım’ beklentisidir.
Bu beklenti özünde ‘onay beklentisi’dir [5]. Vereceği karar konusunda başkasından ‘onay bekleyen’ birisi, aslında kendi ‘onayına onay’ bekliyordur: Gelecekte kendi vereceği onayın geriye dönük olarak şimdiden onaylanmasını bekliyordur. Simgesel düzenin kendine atıf yaptığı nokta burasıdır.
‘Onaya onay vermek’ imkansız olmasına rağmen beklentinin şiddeti nedeniyle cebren de olsa alınır, gerekirse ‘onaya onay verenler’ kendi canlarını ortaya koymaya mecbur bırakılır. Böylece insanlar ‘onaya onay bekleyenler’ ve ‘onaya onay verenler’ olarak iki sınıfa ayrılmış olur. David Graeber bunlardan ikincisine ‘ilgilenenler sınıfı’ (caring class) demişti. Gelin biz de birincisine ‘garantiye sınıfı’ (garanti bekleyen rantiye) adını verelim. Garantiye eril sınıftır, ilgilenenler dişil sınıftır.
Onay vermek teslim olmaktır. Ama teslim olmak her zaman köleleşmek anlamına gelmez. Aynı anda hem kısır döngüyü kıracak onayı vermek hem de onay bekleyen garantiye sınıfına köle olmamak mümkün müdür? Şili’nin yeni yönetimi bu soruyu cevapladı: Haysiyeti onaylıyorum.
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz Sütur-Südur (derleme)
[2] ‘Yatırıma yatırım’ Ötekinin Ötekisinin aldığı biçimlerden birisidir, bkz: “Dinler ve Ötekinin Ötekisi”
[3] Bkz “Cinsel fark ve özyineleme”
[4] Bkz “Sahiplik Sahiliğin Sanallığa Fedasıdır”, Sanal Ağa (özel sayı)






























Geri bildirim: Ötekinin Ötekisi yoktur — Jacques Lacan | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Nah-ı Pir — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Kırk katır mı kırk satır mı? | YERSİZ ŞEYLER