Çağrı Uluğer yazısında dilin egemen kılıcı işlevini anlatmıştır [1]. Bu işlev dili aynı anda hem şeffaf hem gizemli kılar:
1) İmleyen gelip keyfiyeti gizlediği ilk anda şeffaf/billur bir anlam sureti belirir:
Efendilerin dili, göstergelerin keyfi doğasını sağduyu ve ortak duyunun sözde nesnel bir anlamla kurduğu dolaysız ilişkinin saflığına atıfla raptedip gizlediği için her daim püripak ve şeffaf görünür. (age)
2) Ama hemen ardından gizleme gizemlemeye döner ve iç içe girişen imletim dalgalarıyla billur anlam yüzeyi bulanıklaşır:
gizemlileştirme, yazı bağlamında yorumlama söz konusu olduğunda “imparator Tanrı, ne demek istedi?” sorusunda ifadesini bulan bir negatif teolojik hermenötiği devreye sokar. Negatif teolojiktir zira Despot-Tanrının ne demek istediği tefsir edilemez, hikmetinden sual olunmaz gizemini korur. Ancak tam da bu tüketilemezlik her anlamlandırmanın nihayetinde onun gizemli gücüne tabi olduğunun göstergesine dönüşür. (age)
O halde dilin egemen kılıcı işlevi sadece anlamlandırmadan oluşmaz, ona her zaman anlamlandıramama da eşlik eder. Bu ikisi beceri ve yetersizlik olarak algılanır: Köle bir şeylere anlam verebilmiştir (bunların içkin olduğunu anlar) ama daha başka şeylere henüz anlam verememiştir (bunların aşkın olduğunu “anlar”), bu da ona gelecekte efendiden öğrenmesi gereken şeyler olduğunu düşündürerek (böyle şeyler aslında hiç olmasa bile) onu mevcut bilgilenme sistemine tabi kılar. Kölenin efendiyi koyduğu bu konuma Lacan “bildiği varsayılan özne” (sujet suppose savoir) adını vermişti.
Egemenliğin paranoyak despotluktan ibaret olmadığını, mesela kapitalist sistemin şizofrenik yollarla yapılandığını hatırlarsak “okunaksız” anlamdışı ve “anlamlandırma-öncesi” unsurların dilin egemen kılıcı işlevine suç ortaklığı da yapabildikleri netleşir. Yani semiyotik de en az semiyoloji kadar kanlıdır. Fakat bulduğumuz bu çelişki aynı zamanda kölelikten çıkış yolunu da bize gösterir.
Yukarıda tarif ettiğimiz gizleme/gizemleme süreci Uluğer’in yazısının bir noktasında su yüzüne çıkar ama sıralama tersine dönmüştür, yani önce 2 sonra 1 anlatılır:
2) Gizemleme özelliği Lacan’ın S2 dediği imletim zincirine yani bilgiye aittir:
gösteren zincirde iki kez belirir: İlki her bir gösterileni bir diğer gösterenin göstereni haline getirerek özneyi sonu gelmez negatif teolojik bir sürece dahil eder. (age)
1) Gizleme özelliği ise Lacan’ın S1 dediği Esas-İmleyene aittir:
Gösterenin ikinci arz-ı endamı ise söz konusu erişilemezliğinde kendini ele veren aşkınlığıdır. Bu noktada gösteren artık bir efendi olarak, efendi gösteren olarak tüm semiyotik bileşenlerin olanaklılık koşuluna dönüşür. (age)
Yazıda beliren sıralamada gizemleme gizlemenin üzerini örtmektedir, yani bilinç gizemlerle kaplanmıştır oysa bilinçdışında sadece gizleme yapılmaktadır; yani Üniversite söylemindeki yapı geçerlidir: S2/S1. Bu sıralama yukarıda tarif ettiğimiz şekilde düzeltilirse gizleme işlevi bilince çıkarılmış olur ve gizemleme işi bilinçdışına devredilmiş olur: Gizleme olumsalı gerekliye çeviren sütur işlemidir ve bilinçte tutulmayı hak eder, gizemleme ise imkansızı mümküne çeviren südur işlemidir ve onun hakkını ancak bilinçdışı verebilir [2]. Gizlemeyi gizlemezsek gizemleme de gizemlenmez.
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz “Félix Guattari Yazıyı Neden Lanetledi?” Çağrı Uluğer
[2] Bkz “Lacancı Özne: Kök Salma ve Uzanım: Sütur ve Südur”, “Doğru Haklı Olandır, Sahi Hakkını Verendir”






























Geri bildirim: Kendinibütün — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: İhtizaz ve İhtisar — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Tezahürriayet: İhtizaz ve İhtisar — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER