Sanalı Gerçek Kılan Ebe: Motorları Maviliklere Sürmek — Işık Barış Fidaner

Üç sözle başlayalım [1]:

1) Yolu yürüyen bilmez, açan bilir.
2) Yolu bilen açmaz, yürüyen açar.
3) Yürüyen yolda, yol yürüyendedir.

Dil bağlamında bunlar şöyle yorumlanır:

1) Dilde anlam mecazlarla kurulur: Derdinizi dile getirmek için açtığınız her yol bir mecazdır (geçit), mecaz hakikatin köprüsüdür (“açan bilir”) ama süperego ona bekçilik eder (“bilmeyen konuşmasın!”) [2].

2) Mecaz-ı mürsel olmadan mecaz da olmaz: Bir anlam geçidi (mecaz) açabilmek için önce hazırlık safhası ve keşif çalışması yapmak gerekir, anlam bütünlüğü aramadan (bekçiye yakalanmadan) yola saçılmış anlam kırıntıları tek tek toplanmalıdır (“yürüyen açar”). Hakikate kavuşmak için acele etmeyip önce sahiliğe elçilik edilmelidir, mecaz-ı mürsel budur [3].

3) Mecaz ve mecaz-ı mürsel diyalektik bağ içindedir: Mecazın hakikatin köprüsü olması, yürürken dengeyi korumak için bir ayağın mutlaka yere basması demektir (“yürüyen yoldadır”). Mecaz-ı mürselin sahiliğin elçisi olması ise öbür ayağı ileri doğru savurmaktır, ağırlık merkezini kaydırmaktır, yürürken dengenin statik değil dinamik olmasıdır (“yol yürüyendedir”) [4].

Yürüyen kişi kendi bedeninin yanısıra başka şeyler de taşıyabilir. Yürümenin amacı insanın kendini ve yükünü yekpare ve “aslına uygun” olarak istikamete ulaştırmasıdır (spor veya oyalanmada bile bu amaç vardır). Bu temel yürüme dinamiği bütün teknolojik motorların modelidir (örnek: dört fazlı motor). Bir metni okumak da cümle ve paragraflar boyunca yürümektir.

Yetki kavramı “ayağımı nereye basabilirim?” sorusuna verilmiş bir yanıttır (mesela metinler “anlaşılan” yerlere ayak basarak okunur). Bir yetkinin meşruiyeti yürü(t)meyi başarmasına yani bedeni ve yükü istikamete ulaştırmasına bağlıdır. “Ayağımı buraya basmam haktır ve doğrudur” diyen birisi yaptığı yürüyüşün sahiden hakkını vereceğini iddia etmiş olur [5]; biraz ileride kayıp düşerse veya elindeki yükü düşürürse baştaki iddiasının geriye dönük olarak sorgulanacağını bilir.

Bu da bizi gündemdeki kurye/kargocu eylemlerine getiriyor. Dünyanın ekranlarda şekillendiği bir çağda kurye/kargocu kilit bir rol üstlenmiştir çünkü sanalı gerçek kılan odur, insanın ekranda gördüğü ürünü onun dünyasına getiren ebedir. Günümüz insanı bir ayağını ekrana basmışken (interneti hakikatin köprüsü kılmışken) öbür ayağını savurabilmesini kurye/kargocuya borçlu olduğunu hisseder. Sistem karmaşık olsa da kurye/kargocu bizzat kapıya gelip vatandaşa yüzünü gösterdiği için “aslına uygun” kılmanın temsilcisi, sahiliğin elçisi olur.

Kurye/kargocu eylemlerinde iş aracı olan motosikletlerin simgeleşmesine Nazım Hikmet Ran’ın Nikbinlik şiirindeki şu dizeler eşlik etti:

image_2022-02-06_093051

1930’da denizde ilerleyen tekneleri betimleyen bu dizeler bugün yeniden yorumlanmayı hak eder:
1) Motor, yürüme modeline göre işleyen herhangi bir iş aracıdır.
2) Mavilik, ulaşılacak istikamettir.
Ama ulaşma ve istikamet bilindik anlamda okunmamalı. Ulaşma işi uzak bir geleceğe ertelendikçe istikamet engellerden arınmış olacağı varsayılan tertemiz bir ufuk, kavuşulacak bir Yuva gibi görünmeye başlar. Bu görüntü aldatıcıdır, ideolojiktir, nostaljiktir.

Mavilik masmavi tertemiz gökler değildir, hele iklim krizi yaşanırken böyle hayaller kurulamaz [6]. Maviliği “blues” gibi düşünmek daha isabetlidir: Motorların sürüldüğü istikamet çoğu zaman hüzünlü bir müziktir ama bazen de hüznü dağıtan bir sevinç vesilesi olur. Maviliğin açtığı ufuk bir yara (semptom) olduğuna göre “maviliğe motor sürmek” yaraya ilaç sürmeye benzer. Bu ikinci yorum sağaltıcı ve nostaljeziktir [7].

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Sözlerden birincisi Oruç Aruoba’ya ait, ikincisi bana ait, üçüncüsü Cemal Dindar’a ait.

[2] Bkz “Mecaz Hakikatin Köprüsüdür, Mecaz-ı Mürsel Sahiliğin Elçisidir”

[3] Bkz “Anlam-tanesi ile anlam-adımı”

[4] Bkz “Sütur ve Südur: Basit ve Diyalektik”, “Sütur-Südur ve Yürümenin Evreleri”

[5] Bkz “Doğru Haklı Olandır, Sahi Hakkını Verendir”

[6] Žižek’in deyişiyle artık Mao’nun dediği gibi “göklerin altında kargaşa” (disorder under heaven) değil “göklerde kargaşa” (heaven in disorder) yaşanmaktadır.

[7] Bkz “Adım ve Atım: Adım atımın atımıdır, Atım imletimdir”, “Düşmüş Meleği Yeniden Ayağa Kaldırmak”, Yuva vs. Semptom (özel sayı)

kurye

5 Yorum

Filed under Şey