Lacancı yapıçarpım ve geri çekilme arzusu — Işık Barış Fidaner

Lacan’ın yapısalcı olmadığı kabul edilir ama yapısalcıların eserlerinden yararlanmıştır. O postyapısalcı da değildi, Slavoj Žižek En Yüce Histerik kitabında bunu açıkladı.

Lacan’ın bu karşıtlığın iki tarafına da konamamasının ana nedeni, gerçek mefhumu ile simgesel yapıları yadsımasıdır, gerçi bu kısmi bir yadsımadır. Gerçek simgesele çarpar ama onu indiremez. Lacancı yapılar gerçekle çarpılmıştır. O halde gelin Lacan’a yapıçarpımcı (struck-turalist) diyelim. Lacan’ın ürettikleri çarpıcı inşalardır (con-struck-tions) [1].

Bir yandan: Düşlem gerçeği simgesele çarpar (strike). Simgesel gerçekliğimiz düşlemlerimizin gerçeği ile yapıçarpılmıştır. Bu nedenle keyif fazlasının kuvveti karşısında dünya bu kadar kırılgandır. Dünyaya dair “hakikat” her an ufalanabilir (ve ufalanır), yeter ki keyif fazlasının gradyanı (artış vektörü) yön değiştirsin. Bu kırılganlığa “hakikat sonrası” adı verilmiştir.

Öte yandan: Arzu gerçeği simgesele karşı grevdedir (on strike). Kostko ve Žižek’in (post)modern histerik saydığı sınırhattı (borderline) öznenin formülü budur:

kadınların hem mesleki hayatta uzmanlaşması hem de hâlâ geleneksel annelik gereklerini yerine getirmesi bekleniyor… Bu yüzden histerinin çağdaş tezahürü bedenin toplumsal düzene yaptığı psikosomatik müdahale değildir – “herşeye sahip olma” talebinin imkansızlığı ile yüzleşen histerik bilfiil greve çıkar, arzuyu tamamen reddeder. (Kostko, Ürkütücülük, alıntılayan: Žižek, İhtilaflar)

Buna göre sınırhattı özne Efendisiz bir histeriktir, onu ezen bir Efendi yoktur, potansiyelini tamamen gerçekleştirip “herşeye sahip olarak” dolu dolu yaşaması için onu kışkırtan bir uzman-danışman figürü vardır. Böyle bir kışkırtma elbette derhal süperego boyutundan gelen fütursuz bir baskıya yol açar, özne de ancak arzudan geri çekilerek bu baskıya karşılık verebilir. “Arzunun greve çıkması” histerinin çağdaş biçimi olan sınırhattının kusursuz formülü değil midir? (Žižek, İhtilaflar)

Arzudan geri çekilme, sınırhattı öznede olduğu gibi, kayıp nesnesine tutunan melankolik öznede de temel bir özelliktir. Fakat, keyfiyetten feragat edilince özgül bir feragat keyfiyetinin körüklenmesi gibi, arzudan geri çekilince de özgül bir geri çekilme arzusu körüklenebilir [2].

Arzudan geri çekilme (veya arzunun geri çekilmesi) “hep varolduğu” düşünülen kayıp nesneye tutunmaktadır hâlâ, bu mesela kaybedilen kişinin bireyselliğidir: ne gibi olmuş olduğu varsayımıdır. Bu bağ, anıtlar dikerek fallik fetiş nesnelerine tutunan “simgesel yas”ın nostaljik özüdür. Ama kayıp nesnenin bu varsayılan bireyselliği foldur, aslında o tutarsız ve tamamsızdır.

Asıl kaybedilen şey “hiç olmamış”tır: Kaybedilen kişi kaybedilmemiş olsaydı ne gibi farklı yönleri ortaya çıkacaktı, neye benzeyecekti? Bu ek farkındalık “gerçek yas”ın incelikli özünü oluşturur, “gerçek yaslı” kişi geri çekilme arzusu ile nesnenin “kaybını kaybeder” ve kaybın kendisini kendi nesnesi kılar. Bu yüzden o aynı zamanda geri çekilme dürtüsüdür [3].

(İngilizcesi)

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Deconstruction‘a yapısöküm denmesine benzeterek. Ayrıca bkz “Filozof ve Sefeci, Feleğin Silsillesi: Yerindelik → Yerin Delik”

[2] Bkz “Melankoli arzunun hüsranıdır”

[3] Bkz “Hep Vardı ile Hiç Olmadı”

7 Yorum

Filed under Şey