Bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir.
(George Orwell, Hayvan Çiftliği)
Bu ünlü slogandaki iki eşitliği ayırt edelim:
1) Bütün hayvanlar eşittir (alelade kum tanesidir): dışarılan eşitlik.
2) Bazıları daha eşittir (biricik kar tanesidir): içerilen eşitlik.
Kar tanelerini içeren yüksek eşitlik gemisini su yüzünde tutmak için kum tanelerinin alçak eşitliğini dışlamak ve aşağı itmek gerekir. Aradaki diyalektik bağı şöyle vurgularız: Kar taneleri kum tanelerini dışarır (dışlayarak içerir).
Her eşitlik talebi bir içerilme talebidir çünkü şu mesajı verir:
Yeterince eşit değilim, daha eşit olmak istiyorum.
O halde eşitlik talebinin asıl gayesi dışardığı alelade eşitlikten kaçabilmektir. Eşitlik talebi eşitlikten kaçıştır. Şu hümanist cümleyi ele alalım:
İnsanım öyleyse hak ediyorum.
Burada insan olumlu anlamdadır, medenileşerek kazanılan azami müşterekleri belirtir. Ama hak etmek (layık olmak) ikircikli bir kavramdır: İyiliği hak edebildiğiniz gibi kötülüğü de hak edebilirsiniz. Böylece aynı cümle insan olmanın olumsuz anlamını da ima etmiş olur, yani kusurlu olmanın (daha ağır ifadeyle barbarlaşma olasılığının) asgari müşterekleri de aynı beyanda duyurulur.
Demek ki hümanizmin asıl kusuru sanki insanlar mükemmelmiş ve sadece iyilikleri hak edermiş gibi davranması yani insanmerkezci (anthropocentrist) olması değil, insanın aslında aşağılık olduğu ve başına gelen kötülükleri hak ettiği düşüncesini ahlakçı mesajında örtük halde muhafaza etmesidir; hayali bir insan figürü piyasaya sürerken gerçek insanla ilgili asıl mesajını odaktan kaçırmasıdır. İnsana düzülen her methiye aslında laf arasında onu aşağılamış olur [1]. Bu yüzden:
Medeniyetin hiçbir belgesi yoktur ki aynı zamanda bir barbarlık belgesi olmasın. (Walter Benjamin, Tarih Kavramı Üzerine)
Hümanizmin kusuruna verilen iki karşılığı ayırt edebiliriz:
1) Hümanizmin dışlayıcı ahlakını dışlayan antihümanizm ona şöyle der: “Hayır kaçamayacaksın!”
2) Hümanizmle barışarak dışlamayı dışarmaya çeviren posthümanizm ise ona şöyle der: “Kaçtığının farkında mısın?”
İnsanın “protezli Tanrı” (Freud) kılığına bürünerek “medeniyetin” ilerleyişine muazzam bir hız katması ne onu insanlıktan çıkarır (posthuman) ne de medeniyeti medenilikten çıkarır (postmodern), aksine insan medeni davasında ne kadar fütursuzlaşırsa o kadar “insanca, pek insanca” (Nietzsche) olur [2]; oysa ömrü boyunca sürekli bir şeylerden (hayali eşitlik peşinde gerçek eşitlikten) kaçıyor olduğunun sahiden farkına varabilirse insan olağan insaniyetin dışına adım atmış olacaktır (insani-yetin: insanlıkla yetinesin).
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Aynı şekilde kadını idealleştirmek de onu aşağılamakla aynı kapıya çıkar, bkz “Fallik Kadın Dini: Penis Olmazsa Çocuk Olmazsa Başarı Olmazsa Kimlik Verelim”
[2] Bkz “Fütursuz Çağa Karşı Sütur”
hümanyaklaşma






























Geri bildirim: Tanrılar Kurban İstiyor: İmkansız, Yetersiz, Fazla — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Öbürikim — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Yadsımanın Yadsınmasında Karşıllık ve (A)simetri — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: The Demand for Equality is an Escape from Equality — Işık Barış Fidaner – Žižekian Analysis
Geri bildirim: Velev ki Anten Kurtarır Selviyi Protezden | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Berber / Barbar Perdesinde Pirler, Periler, Pireler — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Perhizyen: Eşitlikçi Adalet Haset Üzerine Kuruludur — Slavoj Žižek | YERSİZ ŞEYLER