Eckhart İsa’yı almak isteyen her kişinin “henüz yokmuş gibi” (dünyaya doğmadan önceki gibi) bütün temsillerden arınmış olması gerektiğini yazarken elbette Platon’a atıf yapar, Platon’un canın bedende barınmadan önceki hali mefhumuna atıf yapar; fakat Platon’un aksine Eckhart’ta önvarolan can, duyusal şey imgeleri ona bulaşmadığı zaman ebedi fikirlerle karşılaşmaz; bu can kendini bütün “şeylerden” arındırmıştır, fikirler de buna dahildir (bizzat Tanrının Şey olması fikri de dahildir) – o bir boş levhadır (tabula rasa), boş bir alıcıdır (receptacle). Ancak böylesine saf bir alımlama (receptivity) halinde, kendi başına bir hiç olduğu ölçüde herşey(e yer) olabilecek bu halde, sahiden özgür olurum, ledic, yani bütün imgeler karşısında “bakir” olurum. Eckhart Meryem’in bakireliğini böyle yorumlar: Ancak bir bakire (bütün fani şeylerden arınmış bir can) İsa-Sözü almaya/kavramaya ve sonra onu doğurmaya açık olur. Sonraki bir ayrımı tanıtırsak, Eckhart’a göre özgürlük hem “bir şeyden arınmış” (freedom from) hem de “bir şeye yönelmiş” (freedom for) olmadır: Özgürlük bütün fani imgelerden arınmıştır ve böylece Tanrı’yı kavramaya ve onu doğurmaya yönelmiştir: “… gebe bir kadın gibi hiçlikle büyümüştü. Bu hiçlikte Tanrı doğdu. O hiçliğin meyvesiydi. Tanrı hiçlikte doğdu.”
İsa’nın Canavarlığı’ndan
Türkçesi: Işık Barış Fidaner
Not: “okumlamak” ve “çekemeyen anten taksın” sözlerindeki espriler işte bu alımlama ile ilgilidir.






























Geri bildirim: Amayurt — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Umman ummamdır — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER