Tikel fazlalık, Evrenseli karşıt biçim altında bedenlendirir, onun fazla gelmesinin nedeni tam da Tikelin Evrensel karşısındaki eksikliğini doldurmasıdır. Fazlalık o halde eksikliğin görünüş biçimidir; Bir (Lacancı ek-Bir: le plus-Un) Sıfırın görünüş biçimidir ve imleyenin formülünü tanıtmak ancak bu noktada meşru olur: fazlalık, eksikliği dolduran ek-Bir, özneyi (boşluğu, Sıfırı, yapıdaki boş kümeyi) temsil eden imleyendir…
İstisna (“saf” imleyen) aynı Janus gibi iki yüzlü bir varlıktır:
— bir yandan evrensel cinsle metonimik bir ilişki kurar: bir parça olarak Bütünün metonimik ikamesi işlevi görür, Marksizmde üretim-bölüşüm-mübadele-tüketim dörtlüsünde üretimin aynı zamanda Bütünü temsil etmesi gibi.
— öbür yandan tözlü Evrenselin eksikliği olan boşlukla metaforik bir ilişki kurar: İstisna Tözün ortasındaki boşluğu doldurur.
Lacan’ın imleyene “nesnenin metonimisi” ve “öznenin metaforu” derken kastettiği ikilik budur: İstisna tözlü Nesne ile metonimik ilişki kurarken tözsüz boşluk olan özne ile metaforik ilişki kurar. Metafor, en radikal anlamda, Birin Sıfırı ikame etmesidir, bu eylem aracılığıyla Bir (imleyenin özelliği) Sıfırın “yerinde durur”, özne “olan” boşluğun yerinde durur – kısacası bu eylem aracılığıyla Sıfırın Bir tane olduğu sayılmış olur.
Lacancı özne tanımının en temel hali böyledir: saf hiçlik olmayan, “Bir tane olduğu sayılmış” bir Hiç, İstisna ile yeniden işaretlenmiş bir Hiç.
İstisna işaretler arasında ek-Bir olanıdır – yani: kendi karşıtının (Birin) biçimine bürünen (onunla temsil edilen) bir Hiçtir.
“İlksel metafor” (temel mecaz) “bir şeyi başka bir şeyin yerine” geçirmek değildir, bir şeyi hiçliğin yerine geçirmektir: bu eylem aracılığıyla “hiçlik yerine bir şey vardır” – işte bu yüzden metonimi bir metafor türüdür [mecaz-ı mürsel bir mecaz türüdür]: bir (bileşen) nesneden diğerine metonimik kaydırma, özneyi teşkil eden metaforik ikame ile harekete geçirilmiştir: “biri yerine diğeri”nin önvarsayımı “hiç yerine biri”dir…
Lacancı ek-Bir (le plus-Un) tam da bu gerekli fazlalıktır: her imleyici küme “boş” bir öğe içerir, onun değeri güvene dayalıdır, ama diğer bütün öğeleri “tam” geçerleyen güvence bizzat odur. O sahiden fazladır, aşırıdır, ama onu çekip aldığınız anda diğer öğelerin tutarlı duruşu parçalanacaktır.
Her türlü “rezerv” (ihtiyat stoğu) bu mantığa dayanmıyor mu: finansal, askeri, gıda? Yığınla altın külçenin Fort Knox’ta boş boş yatması gerekiyor ki para dengesi denen şey korunabilsin; kullanılmayacak silahların biriktirilmesi gerekiyor ki “korku dengesi” emniyete alınabilsin; dağ kadar buğday ve mısır silolarda çürümeli ki gıda rezervlerimiz korunabilsin – burada işleyen mantığın “gerçeklik” açısından anlamsız olduğunu kavramadan edebilir miyiz; gerçekliğin fiiliyatta işlemesini açıklamak için salt simgesel bir işlemi hesaba katmak gerekmez mi?
Slavoj Žižek, Zira Onlar Ne Yaptıklarını Bilmiyorlar‘dan (1991)
Türkçesi: Işık Barış Fidaner
ç.n. eksikliği dolgulayan ek-Bir, fallik imleyen, ek-sik (ek-fallus) veya ek-siklik (ek-döngüsellik) veya ek-siklon (benden sonra tufan) diye de yazılabilir.
Ek-sik dev-am eder: “Sanata devam” Slavoj Žižek, “Amerikan Rüyasının altında yatan Avrupai eksiklik”






























Geri bildirim: Amayurt — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Amerikan Rüyasının altında yatan Avrupai eksiklik — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Er eren er: Erbaba — Jacques Lacan | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Sanata devam — Slavoj Žižek | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: o yarım! | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Akıl Altın: Yücelik Akıl Gücünün İkrarıdır — Slavoj Žižek | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: İçme İlkesi — Raymond Smullyan | YERSİZ ŞEYLER