Bilgisayar biliminin ünlü konularından Seyyar Satıcı Problemi şöyle tanımlanır (travelling salesman problem):
Bir seyyar satıcı:
— dolaşmak istediği bütün şehirler arasındaki mesafeleri gösteren bir haritaya bakarak
— her şehirden tam bir kez geçerek ilk başladığı şehre geri dönen en kısa rotayı nasıl bulacaktır?
Güzel. Peki bu mekansal/uzamsal problemin metinsel/bileşimsel versiyonu nasıl olurdu? Yani temel dolaşma işlemi bir harita üzerinde “A noktasından B noktasına ulaşmak” yerine bir öğeler kümesi üzerinde “A ve B öğelerini AB öğesinde bileştirmek” olsaydı bu problem neye benzerdi? [1]
İnsanların bulup yararlandığı ilk teknolojilerden biri ateştir. Taş devrinde yaşayan atalarımız (ve/ya analarımız) taşları birbirine sürterek kıvılcım çıkarmayı buldular ve ateşi ürettiler. Diyelim ki A ve B taşını sürtünce çakan kıvılcım AB bileşimi olsun. İsterseniz A-B arasında çakan kıvılcımı mecazi bir cinsel münasebet gibi de okuyabilirsiniz.
Seyyar Satıcı Probleminin bileşimsel versiyonuna Seyyar Çakıcı Problemi diyelim. Gerçi bu yeni versiyon öncekinden çok da farklı değildir, seyyar satıcı da zaten elindeki ürünü ballandıra ballandıra anlatarak kapısını çaldığı her vatandaşın ruhunda bir kıvılcım çakmaya çalışıyordu. Seyyar çakıcının ondan temel farkı şehirlerarası yolları ikinci plana atarak bu işi bir anlamda e-ticarete dökmüş olmasıdır.
Daha dramatik veya psikolojik bir yerden bakıyorsanız seyyar çakıcıyı kadın kadın dolaşan bir Don Juan veya erkek erkek dolaşan bir hiperseksüel kadın (veya x x dolaşan bir x) gibi düşünebilirsiniz. Slavoj Žižek son yazısında Tinder Swindler‘da anlatılan erkek seyyar çakıcının Inventing Anna‘da anlatılan kadın seyyar çakıcının eline su dökemediğini anlatmıştır [2].
Polisiye bir yerden bakarsak seyyar çakıcı gizemleri tek tek çözerek suçluları tek tek yakalayan bir polis (Fringe) veya kurbanlarını tek tek öldüren bir seri katil de olabilir (Şahsiyet). Daha soyut bir yerden bakarsak (1) sayfadaki cümleleri tek tek aklından geçiren her okur, (2) masaya açtığı kartları tek tek öyküleyen her yorumcu, (3) algıladığı sinyalleri tek tek gözden geçiren her ruh bir seyyar çakıcıdır.
Her halükarda bazı seyyar çakıcılar daha banal bir düzeyde kalırken bazıları daha sofistike bir düzeyde çalışırlar. İşte bu farklı düzeyler bir tayf (spektrum) oluşturur. “Ben yalnız çalışırım” diyenler bu tayfta bir renk olurken, rüzgarı dinleyip beraberce rota çizenler tayfa olurlar. Aşağıdaki tabloda çakmanın farklı anlamlarını dolaşarak bu tayfın üç aşamalı şemasını çıkarıyoruz: Hayallerden başlayıp simgelerden geçip gerçeklere varıyoruz:
1) Hayaller:
— “Bir hayalim var!” (kırılgan, savunmasız, çakma)
— “Baksana amma havalıyız, çak bir beşlik!” (modalarla sürüklenen)
2) Simgeler:
— Elinde çekiç olup her yerde çakılacak çivi görmek (bilen ve öğreten adam).
— Çakı veya alet çantasıyla gezip tamir edilecek arıza aramak (ruh teknisyeni).
— Çakmakla gezip gördüğü hoş bireyin “sigarasını yakmak” (arzu yinelendirici).
3) Gerçekler:
— Şimşek çakması, çarpıcı, aydınlatıcı bir şey (anımsama veya yorumsama [3]).
— Düşme rüyası görüp çakılacak gibi hissetmek (düşüş düşü düşünce [4]).
— Çivinin çiviyi sökmesiyle dünyanın çivisinin çıkması (Hiperego [5]).
— Çakışmada üç anlam çakışır: örtüşme, çelişme, kıvılcım çıkarma (Aufhebung: muhafaza, iptal, güncelleme [6]).
Malèna (2000) filmine ait bu sahnede gördükleri hoş bayanın (Monica Bellucci) arzusunu yinelendiren erkekleri görüyoruz:
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz “Uzamsal ile Bileşimsel”, A noktasından B noktasına yürütmek konusunda: “Antichrist ve Hiperego: Bacağın Mıhlandığı Torna”, Ağa noktasından Bey noktasına taşımak konusunda: “Dişleri Sökülmüş Yazar: İçerik Üreticisi”, ayrıca: “Görce (ç)Evreni”
[2] Bkz “Anna özgürdür” Slavoj Žižek, geçen yıl yayılan “bide çakarsın bana” furyası bu bağlamda okunabilir.
[3] Bkz “Yorumlama ve Yorumsama: Anlama ve Anımsama”
[4] Bkz “Düşlemi katetmek düşüş düşünü düşürmektir”, “Yerçekçi Olalım: Uçmak Düştüğünü Unutmaktır”, “Kut, Aykut, Aykent: Bengi Dönüş Bengi Düşüş’tür”
[5] Bkz “Aklın Dolandırıcılığı Hiperegoyu Ortaya Çıkardı”, “Hiperego: Yenilemeyen Yineleme Boştur, Yinelemeyen Yenileme Kördür”































Geri bildirim: Doğa ve Fikir: Üçgen ve Daire — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Seyyar Çakıcı — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Aslan aslamdır — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Kral Yolu: Rüyalar ve Tarot — Julie Gillentine | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Dürtü: İtim, Amaç, Nesne, Kaynak — Sigmund Freud | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Rodos Çıtası: Alay Mı İroni Mi? — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER