Bir Mayıs vesilesiyle bugün gelin Bir Mayış konusuna değinelim.
Bir karikatürde insanlık değerlerine tutunmak isteyen bir oğula babası şöyle der [1]:
Onu bunu bırak da mayıştan haber ver.
Toplumsal değerlenme olacaksa ortada “bir mayış” olmalıdır. Bu ifade şunları duyurur:
1) Al sana bir mayış! (hadi yine iyisin)
2) Ama hele bir mayış! (ben ne yapacağımı bilirim)
3) Bir mayış aldım! (ilk mayışla ne yapsam?)
İşverenin halkla ilişkiler (PR) biriminden gelen birinci sözde “bir mayış!” değer verici ve yerden yükselticidir, buna hoş gösteren diyelim. İşverenin insan kaynakları (HR) biriminden gelen ikinci sözde “bir mayış!” hoş göstereni devirip yere düşürebilecek bir tehdittir, buna boş gösteren diyelim.
Hoşluğun boşluğun üzerini örtmesinin işçide uyandırdığı (üçüncü sözdeki) “bir mayış!” ise şu iki kimerayı ona hayal ettirir [2]:
1) Halk kaynakları: kamusal müşterekler, herkesin erişebileceği yararlı şeyler.
2) İnsan ilişkileri: sevgi, dostluk, sohbet, gülümsemek ve mutlu olmak.
İşçide ilk mayışla canlanan bu kimerik hayale hoş ve boş gösteren diyelim.
İşçinin bu hayale dalması, tahmin edeceğiniz gibi, şu gerçekleri unutmasıyla ilgilidir:
1) İlişkiler son tahlilde halk algısının yönetilmesine dayanır.
2) Kaynaklar son tahlilde özel kişilerin cebinde tutulur.
Bu gerçeğe boşuna gösteren diyelim çünkü kimse onun gösterdiği yöne bakmak istemez.
Sonuçta işçi:
1) Boşuna gösterenden kaçarak hoş ve boş gösterene sıkı sıkıya sarılır.
2) Bu vuslat şerefine “ilk mayış” kutlaması yaparak kendini ve çevresini avutur.
Şimdi hoş ve boş diyalektiğine yakından bakalım. İlk akla gelen formül şöyledir (buna A diyelim):
Boş yapmak hoş değil.
Mayış varsa mayışmak olmaz. (A)
Buna göre şayet bir hoşluğa saygı duyuyorsak onun içini boşaltmaktan kaçınmamız gerekir. “Güzele bakmak sevaptır” atasözünde olduğu gibi eğer bir hoşluğa şahitsek onun hakkını vermeliyiz, boşa düşüp kaybolmasına göz yummamalıyız, yoksa yanlış yapmış ve haksızlık etmiş oluruz.
Buna göre adalet hoşu boştan korumaktır. Emek-sermaye ayrımı bu noktada belirir:
İnsan hoştur (canlı emek: çaba, mücadele, hak, gurur)
Mal boştur (ölü emek: ürün, makine, sermaye aracı, put)
“Ne ekersen onu biçersin” atasözünü bu öğelere uygulayarak şu formülleri elde ederiz:
Kapitalizm: Mal yatıran malı kaldırır (biriktirir)
Sosyalizm: İnsan yatıran insanı kaldırır (uyandırır) (X)
Daha yalın ifadeyle:
Kapitalizm: İnsanın insanı sömürmesine mal aracılık eder
Sosyalizm: İnsan Aufhebung yaşarken mal araç olur
Kapitalizmde mal özne, insan nesnedir. Sosyalizmde ise mal nesne, insan özne olmalıdır. Oysa uygulamada bu tablo tam tersine dönmüş gibidir [3]. Bu çerçeve aşırı muğlak olduğu için politik ve sendikal hareketler çeşitli “mayış” formülleri önermiştir:
Nasıl bir mayış?
1) Eşit işe eşit mayış
2) Hakkını veren işe hakkını veren mayış
3) Herkesten yettiğince iş, herkese yeterince mayış
4) Yüz çiçek açsın bin mayış verilsin
5) Mayış sistemi kaldırılsın
Fakat bu önerilerin hiçbiri halkla ilişkiler (hoş gösteren) ufkunu aşamadığı için insan kaynakları (boş gösteren) yani “mayışanları cezalandırma” konusu gölgede kalmış ve ihmal edilmiştir. Sonuçta sistem aksadıkça komünistler “mayışan” yoldaşlarını hain veya halk düşmanı ilan edip tasfiye etme noktasına gelmişlerdir.
Halk inançlarına dayanan bir başka yaklaşım o kadar acımasız olmasa da biraz naif kalmaktadır: “Maşallah!” sözüne göre nasıl ki mayışın hoşluğundan kendimize pay çıkarmak yanlışsa mayışmanın boşluğundan da utanmaya gerek yoktur, zira bunların hepsi Tanrıdan gelmektedir. Onun canı isterse olur, canı istemezse olmaz. “İnşallah!” sözü bu anlama gelir. Bu yaklaşımın yararı mevcut durumu asgari düzeyde ikrar etmesidir (acknowledge) yani sevfelek (amor fati) ilkesini uygulamasıdır: “Kaderini sev, yazgını benimse.”
Üçüncü yaklaşım ise libidinal ekonomiye dikkat çekerek hoş ve boş diyalektiğini daha yakından irdeleyecektir. Bu üç yaklaşımı özetleyelim:
1) Hoşu savunmalıyız ve boşla savaşmalıyız.
2) Hoş da boş da kısmettir, ikisine de karşı çıkılmaz.
3) Hoşluk boşluğun içtepisinden kaynaklanır.
Boşluğun içtepisiyle ne kastettiğimi bir alıntıyla size açıklayayım:
“Emek keyfiyet teorisi”nin temel mekanizması şöyledir: Düşünceleri düşlere çeviren bastırma bir keyif fazlası üretir. Daha yalın bir ifadeyle: Keyiften feragat etmek, feragattan keyif almaya (keyif fazlası almaya) dönüşür. Bu süreç üç adımdan oluşur: önce dolaysız bir keyif vardır; sonra bu dolaysız keyiften feragat etmeye mecbur kalırız; sonunda tam da bu bastırıcı feragatın sarfettiği emek kendine özgü bir keyif fazlası üretir. (Slavoj Žižek, Tekilliğin Libidinal Ekonomisi)
Žižek’in kurduğu formül şöyle uyarlanır (buna B diyelim):
Bir hoşluğu boşlamanın değişik bir hoşluğu var.
Mayışmaktan feragat edince bir mayış fazlası üretilir. (B)
B formülü hoşluğun boşlukla bağını kurduğu için maddecidir. A formülü ise hoşluğun boşlukla bağını kurmaz ve bu yüzden idealisttir.
A formülüne göre boşluk hoşluğu bozan bir işgalcidir, “dağdan gelip bağdakini kovan” bir yabancıdır; böyle bir zihniyet toplumsal politik ötekileştirme ve bireysel psikolojik damgalama taktiklerine zemin hazırlar.
Karl Marx’ın damadı Paul Lafargue’a kızı Laura’yla ilişkisine dair yazdığı mektubu hatırlayalım [4]. Marx “Mayışlı Emek ve Sermaye” analizleri yapan bir Prusyalı-Almandı (Lohnarbeit und Kapital), Lafargue ise “Mayışma Hakkı”nı savunan bir Kübalı-Fransızdı (Le Droit à la paresse). Dolayısıyla Marx müstakbel kayınpeder sıfatıyla Paul’a “boş yapman hoş değil, mayış olacaksa mayışmak olmaz” mesajı vermişti (A formülü).
Sonuçta Paul Lafargue “mayıştı” diye komünist bir mahkemede hain ilan edilmedi belki ama “yaş yetmiş” olunca Laura’yla birlikte intihar ettiler ve bıraktıkları mektupta şöyle dediler:
Bize nasip olmasa da eminiz ki komünizmin zaferi yakındır!
Belki de bu feragat eylemiyle B formülünü sahneleyerek Marksizme yanıt vermişlerdi. Tabi Marksizm bu yanıtı algılayamadığı için siren çalmaya devam etti: Mayday! Mayday! May day!
B formülünde yeni hoşluk bir boşaltma (feragat) işleminin sonucudur, bu yaklaşımda boşaltma artık yabancıları kovmak ve dışlamak anlamına gelmez. Hatta B formülündeki boşalma işlemini bir nevi cinsel boşalma gibi düşünebilirsiniz, zaten bu formül libidinal ekonominin analizinden çıkmıştı.
B formülündeki ilk hoşluk boşlandığı zaman dışlanmış olmaz, dışarılmış olur, yani parantez içine alınmış olur, hem yadsınmış hem muhafaza edilmiş olur, hem de yeni hoşlukta dirilmiş olur, böylece sömürü yerine Aufhebung yaşanabilir, yani yukarıdaki X formülüne göre “mal yatırıp malı kaldırmak (biriktirmek)” yerine “insan yatırıp insanı kaldırmak (uyandırmak)” mümkün olur. Bu yaklaşım hoş adına boşu dışlamayan diyalektik bir adalet anlayışı sağlar.
Böylece hoş ve boş göstereni boşuna gösterenle barıştırmak için bir yol açılır önünüze. Asıl amaç hoş göstereni boş gösterenle barıştırmak olsa da bu işin yolu boşuna göstermekten geçer; zira kullandığınız imleyenlerin boşunu iade ederseniz depozito olarak hakikati teslim alabilirsiniz; daha doğrusu sahiliğe teslim olabilirsiniz. Yok eğer “dibinde biraz kaldı” deyip elinizde avucunuzda kalan üç beş imleyene yapışırsanız onlar en fazla sizin şahsi görüşünüz olur, “kendi doğrularınız” olur (meşru-bat).
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bu sözün kaynağı Umut Sarıkaya’nın aşağıda yer verilen karikatürüdür.
[2] Bkz “PR and HR in Capitalist Discourse”
[3] “Amerika’da işler böyledir ama Sovyetler Birliği’nde tam tersidir” diyen şakalar bu kıyaslamaya dayanır. Bkz “In Soviet Russia” (Wikipedia)
[4] Bkz “Aşk Bir Dev, Ama Yaşatmak İçin Para Lazım” Karl Marx
1 mayıs emek veda yanışma günü































Geri bildirim: Seyyar Çakıcı — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Kutsal Süpürge: Fazla meta vazı olmayın gerçek sanırlar — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Doğa ve Fikir: Üçgen ve Daire — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Hazım İlkesinin Ötesi: Hazım Hazindir — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Platon’un sakalı (saçmantıklı savlama) | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Etiği senin kemi benim! Kim er ha? Maskeli balo ve onun sahte yüzleri — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Ney Zen? Bitle çiftleşen fil — Zen meseli | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Şifa dilerim: Lenin’den Gorki’ye, Stalin’den Stalin’e — Slavoj Žižek | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Şaka bitti / Şaka hiç biter mi? ~ Ezginin Günlüğü | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Suni Muhaberat üç buçuk: Hele bir mayış! | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Meşru bat! Meşru bat! Freudcu Talep Nesneleri (Meme, Dışkı), Lacancı Arzu Nesneleri (Sesbakış, Nazarseda) ve Žižekçi Yüce Nesne (İmleyen, Sinyalgürültü) — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER